Hıfzı Topuz, Meyyale ve Taif te Ölüm'den sonra, bu yeni romanında da yakın Türk tarihinin önemli simalarına ve olaylarına ışık tutmayı sürdürüyor.
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak yirminci yüzyılın başına kadar gelen bir dönemde padişahlık rejimine karşı Türk aydınlarının verdiği mücadelelerin ve Batılılaşma çabalarının anlatıldığı Paris'te Son Osmanlılar'da, Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai, Ali Suavi gibi ünlü yazar ve gazetecilerin yaşamlarından, politik mücadelelerinden kesitler verilirken, Abdülmecit'in kızlarından Mediha Sultan'ın aşkları, evlilikleri ve çileli hayatı gözler önüne seriliyor.
Galatasaray Lisesi’ni 1942, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1948 yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
Sanki birden fazla kitap okumuş gibi hissediyorum. O kadar çok kişiye ve olaya değinilmişti ki, oldukça zengin bir içeriğe sahip, bana göre çok kolay okunmasa da akıcı bir kitaptı.
Bolca tarih dolu, özellikle tarihi çok sevmeyen kimselerin bile okuyabileceği kolaylıkta bir yazım, ayrıca kitabın daha yumuşak okunmasını sağlayan bolca diyalog vardı. İnsanın bu kadar çok hünkardan, valide sultandan, analıktan, cariyeden, paşadan, vezirden, hanımdan ve beyden başı dönebilir. Çeşitli politik manevraların yanı sıra, arada serpiştirilen yatak odası hikayeleri de biraz baharat katmış.
Bu eseri beğenmemek benim haddime değil, ama şunu söylemeden edemeyeceğim: sorun sende değil, bende, ben aslında Osmanlı tarihini sevmiyorum.
Klasik bir Hıfzı topuz kitabı olmuş. Her zamanki gibi kitabın adında geçen kişileri okuyacağız sanırken aslında o karakterlerle kitabın sadece başında ve sonunda karşılaşıyoruz. Döneme, dönemin siyasal olaylarına , yurtdışında sefaretlerde yaşananlara, iyi ve kötü devlet adamlarına değinmiş. Uzunca bir süre de padişahın yanlış kararlarını okuyoruz ki Abdülhamit’in bu kadar dolduruşa geldiğini adeta etrafındaki kişiler tarafından yönetildiğini bu sebeple de birçok insanı harcadığını bilmiyordum. Çöküşün kaçınılmaz olduğu burdan belliymiş zaten.
Kısaca tek kitapla koca bir döneme ve sayısız insan hayatına değinmiş yazarımız.
Aslında Damat Ferit'in Mediha Sultan ile olan hayatını konu alan bir kitaptır diye düşünmüştüm başlıktan yola çıkarak ama tamamen farklıydı. Söz konusu kişilere oldukça az yer verilmiş. Daha çok dönemin siyasi olayları, politik kişileri hatta bazen alakasız kişileri anlatılmış. Ama bundan rahatsız olmadım açıkçası. Bilmediğim şeyleri öğrendim. Bazen kişilerin hayat tarzları konusunda çok sinirlendim. Okurken "ahh ne büyük hata" dediğim o kadar çok şey oldu ki. Kitabın dili bazen -ozellikle diyaloglarda- çok çocuksu kalmış. Ama okuduğuma pişman değilim
Tarih sürekli kendini tekrar ediyor ve yaşadıklarımızdan akıllanmıyoruz bir türlü Hıfzı Topuz'un en dağınık kitap örüntüsü sanırım...hikayeler uçuşmuş bu kitabında...akılda tutulması gereken satır araları : "..padişahların Saray'ına en GÜÇ giren şey DOĞRUluktur...." Ve 1880 lerde Bismarck'ın Osmanlı heyetine söyledikleri "...siz, düşmanlarınızın düşmanlarınızı dostunuz sanıyorsunuz ancak onların arasındaki düşmanlık sizlere dost olduğunu göstermiyor bilakis size düşmanlıkları devam ediyor...."