What do you think?


Kitab-ül Hiyel
Puslu Kıtalar Atlası’yla birçok okuru şaşırtan ve sevindiren İhsan Oktay Anar’ın ikinci romanı Kitab-ül Hiyel, “eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatıyor. Yafes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey’den Angilidis Efendi’ye, Samur ve Yağmur Çelebiler’den Uzun İhsan Efendi’ye bir sürü mucit, hiyelkâr, aktarıcı, “rivayet edici”, mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci... Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel.
144 pages, Paperback
First published May 1, 1996
About the author
İhsan Oktay Anar
12 books1,847 followersTürk yazardır. Lisans, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yaptı. Aynı okulda öğretim üyeliğinden emekli olmuştur.
Her bir kitabının çok uzun araştırmalardan sonra yazıldığı içerdikleri ağır tarihi bilgi ile göze çarpar. Eserleri pek çok küçük hikâye etrafında örülmüş büyük bir roman biçimindedir.
Yazın biçim göndermeler içerir. Kabaca birkaç örnek vermek gerekirse Amat'taki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı islamiyette kıyamet haberi olan borazanı çalacak meleğe, alt ambar toprak altına ve mezara göndermeler ya da modellemelerdir. Bu üslup okuyucuyu hem yetiştirir, hem geliştirir. Umberto Eco bu biçimde gelişen okuru ampirik okurdan ayırmaktadır. Her gerçek yazar aslında bu tip incelikli ve becerikli okurlar isteyecektir. Anar ise kendi okurunu kendi yaratmaktadır.
Puslu Kıtalar Atlası 20'den fazla dile çevirilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılmıştır. Anar, 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.
Her bir kitabının çok uzun araştırmalardan sonra yazıldığı içerdikleri ağır tarihi bilgi ile göze çarpar. Eserleri pek çok küçük hikâye etrafında örülmüş büyük bir roman biçimindedir.
Yazın biçim göndermeler içerir. Kabaca birkaç örnek vermek gerekirse Amat'taki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı islamiyette kıyamet haberi olan borazanı çalacak meleğe, alt ambar toprak altına ve mezara göndermeler ya da modellemelerdir. Bu üslup okuyucuyu hem yetiştirir, hem geliştirir. Umberto Eco bu biçimde gelişen okuru ampirik okurdan ayırmaktadır. Her gerçek yazar aslında bu tip incelikli ve becerikli okurlar isteyecektir. Anar ise kendi okurunu kendi yaratmaktadır.
Puslu Kıtalar Atlası 20'den fazla dile çevirilmiş ve Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılmıştır. Anar, 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 30 of 123 reviews
November 16, 2012
İhsan Oktay Anar’dan Kitab-ül Hiyel’i okurken bu hikâyeyi birisine nasıl anlatırım diye düşünüyordum, derken kitabın arka kapağında "Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan” şeklindeki yazıyı görünce bunun normal olduğunu anladım.
Kitabın tam ismini Kitab-ül Hiyel - Eski Zaman Mucitlerinin İnanılmaz Hayat Öyküleri şeklinde görüyoruz kitabın ilk sayfasında. Sonrasında ise birbirine geçmiş üç neslin birbirine verdiği destekler ile bir bulmacayı çözme çabasını okuyoruz.
Kitaptaki tarzı kullanarak hikâyeyi özetlersek; ilk hikâyemizde Yâfes Çelebi’nin görülebilen menkıbelerini okuyoruz, sonrasında Yâfes Çelebi’nin köle pazarından aldığı öğrencisi Kara Calûd’un hiyel ve hiyleleri ile görülebilen diğer menkıbelerini okuyoruz en son kısımda ise devri daimin sırrını çözen Üzeyir Bey’in menkıbelerini okuyoruz.
Kitabın içinde, aslında İhsan Oktay Anar’ın genel tarzına uygun olarak seri bir şekilde bağlanmış birçok küçük hikâyeciğin birleşerek bir bütünlük oluşturduğunu görüyoruz. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu küçük hikâyecikler ise birleşerek bize 100 senelik bir dönemi anlatmakta. Bu tarzın benzerine Giritli Ali Aziz Efendi’nin Muhayyelat isimli eserinde de rastlamıştım. Orada da Binbir Gece Masallarına gönderme yapıyordu. Sanırım İhsan Oktay Anar bu tarzı benimsemiş, hikâye anlatırken içinde çıkan bir kahramanı da bize ayrı bir hikâye olarak anlatıyor ve aynı Inception filminde olduğu gibi her hikâyenin de içine girerek yeni bir karakter ve yeni bir hikâyede buluyoruz kendimizi.
Ana kahramanların yanında Angilidis Efendi, Samur ve Yağmur Çelebiler ve olmazsa olmaz bir karakter olan Uzun İhsan Efendi'yi de görmekteyiz kitabın içinde. Bu kitabı okurken dikkatimi çeken bir konu da hiç kadın karakterin olmaması oldu. Diğer kitaplarında da en azından önemli bir kadın karakter yoktu sanırım.
Kitap içindeki çizimlerde incelerseniz dikkatinizi çekecektir, özellikle ilk sayfalarda yer alan tankı anımsatan çizimin içinde yer alan insan figürlerine biraz dikkat etmenizi isterim.
Kitabın girişinden bir parçayı buraya yazmak istedim konunun nereye gideceğini ve neler olabileceğini öngörebilirsiniz.
Kitabın tam ismini Kitab-ül Hiyel - Eski Zaman Mucitlerinin İnanılmaz Hayat Öyküleri şeklinde görüyoruz kitabın ilk sayfasında. Sonrasında ise birbirine geçmiş üç neslin birbirine verdiği destekler ile bir bulmacayı çözme çabasını okuyoruz.
Kitaptaki tarzı kullanarak hikâyeyi özetlersek; ilk hikâyemizde Yâfes Çelebi’nin görülebilen menkıbelerini okuyoruz, sonrasında Yâfes Çelebi’nin köle pazarından aldığı öğrencisi Kara Calûd’un hiyel ve hiyleleri ile görülebilen diğer menkıbelerini okuyoruz en son kısımda ise devri daimin sırrını çözen Üzeyir Bey’in menkıbelerini okuyoruz.
Reviewed on October 14, 2014
Updated on October 16, 2014
Plot 7/10
Characterization 8/10
Style 9/10
Setting 9/10
Entertainment 9/10
Overall: 4.2/5.0
Kitabın içinde, aslında İhsan Oktay Anar’ın genel tarzına uygun olarak seri bir şekilde bağlanmış birçok küçük hikâyeciğin birleşerek bir bütünlük oluşturduğunu görüyoruz. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu küçük hikâyecikler ise birleşerek bize 100 senelik bir dönemi anlatmakta. Bu tarzın benzerine Giritli Ali Aziz Efendi’nin Muhayyelat isimli eserinde de rastlamıştım. Orada da Binbir Gece Masallarına gönderme yapıyordu. Sanırım İhsan Oktay Anar bu tarzı benimsemiş, hikâye anlatırken içinde çıkan bir kahramanı da bize ayrı bir hikâye olarak anlatıyor ve aynı Inception filminde olduğu gibi her hikâyenin de içine girerek yeni bir karakter ve yeni bir hikâyede buluyoruz kendimizi.
Ana kahramanların yanında Angilidis Efendi, Samur ve Yağmur Çelebiler ve olmazsa olmaz bir karakter olan Uzun İhsan Efendi'yi de görmekteyiz kitabın içinde. Bu kitabı okurken dikkatimi çeken bir konu da hiç kadın karakterin olmaması oldu. Diğer kitaplarında da en azından önemli bir kadın karakter yoktu sanırım.
Kitap içindeki çizimlerde incelerseniz dikkatinizi çekecektir, özellikle ilk sayfalarda yer alan tankı anımsatan çizimin içinde yer alan insan figürlerine biraz dikkat etmenizi isterim.
Kitabın girişinden bir parçayı buraya yazmak istedim konunun nereye gideceğini ve neler olabileceğini öngörebilirsiniz.
Kuledebi’ndeki Tamburlu kıraathanesinin, çoğunlukla ariflerden, güngörmüşlerden, sohbet ve kelâm ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yadedip onda baki kalan hoş ve nâhoş sedalardan dem vururken, laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yâfes Çelebi’sine gelirdi. Râviyân-ı ahbar ve nâkilan-ı âsâr kâh hayretü minnet, kâh nefretü ibretle şunları rivayet ve hikâyet ederlerdi.
October 22, 2020
Kitap beklediğim etkiyi yaratmadı bende. Karekterler iyi kurgunlanmış ama detaylar çok yorucu. Ben olaylar, kişiler hakkında daha çok okumak isterdim. hiyel ilmi ile uğraşan 3 kuşak? İnsandan bahsediyor. Herkes kendisinin yapmadığını halefinin boynuna borç bırakıyor, inanılmaz bir bencillik yani. Davud’u alıp göğsüme yatırmayı istedim valla. Ne çekti zavallı saf çocuk ya. Kendince zamanın ötesinde ama yel bir mantığı olmayan savaş aletleri keşfetmeye çalışıyorlar. Ve bu keşif detayları işte, beni boğdu.
September 3, 2019
Puslu Kıtalar Atlası kadar sevmedim.
Kitapta her biri birbirinin ustası olan üç hiyelcinin, yani mekanik ustasının başından geçenler anlatılıyor. Sırasıyla önce Yafes Çelebi, sonra çırağı Kara Calud, sonra da Üzeyir Bey'in başından geçenlere tanık oluyoruz. Arada Puslu Kıtalar Atlası'ndan aşina olduğumuz bir-iki karakter de sahne alıyor.
İhsan Oktay Anar her zamanki kendine has uslubuyla okuması hem keyifli hem de ilginç bir deneyim sunuyor. Yaşananları kulaktan dolma bilgilerle, dedikodulara dayandırarak anlatması kitabı bir parça daha ilginçleştiriyor ve neyin gerçek neyin abartı olduğunu merak ederken buluyorsunuz kendinizi. Ayrıca bu dedikoduların rivayet edildiği kişilere bulduğu birbirinden renkli isimler de işin keyfini arttırıyor.
Gelin görün ki kitapta çok çok çok çok fazla teknik açıklama var. Anar her karakterine enteresan icatlar yaptırıyor. Ancak tüm bu icatların çalışma prensiplerini en ince ayrıntısına kadar anlatmasını kendi adıma çok sıkıcı buldum. Çarkların, pistonların, kolların vs nasıl çalıştığını sayfalarca okumak ve bu makinelerin teknik resimlerini incelemek pek bana göre değildi.
Kitapta her biri birbirinin ustası olan üç hiyelcinin, yani mekanik ustasının başından geçenler anlatılıyor. Sırasıyla önce Yafes Çelebi, sonra çırağı Kara Calud, sonra da Üzeyir Bey'in başından geçenlere tanık oluyoruz. Arada Puslu Kıtalar Atlası'ndan aşina olduğumuz bir-iki karakter de sahne alıyor.
İhsan Oktay Anar her zamanki kendine has uslubuyla okuması hem keyifli hem de ilginç bir deneyim sunuyor. Yaşananları kulaktan dolma bilgilerle, dedikodulara dayandırarak anlatması kitabı bir parça daha ilginçleştiriyor ve neyin gerçek neyin abartı olduğunu merak ederken buluyorsunuz kendinizi. Ayrıca bu dedikoduların rivayet edildiği kişilere bulduğu birbirinden renkli isimler de işin keyfini arttırıyor.
Gelin görün ki kitapta çok çok çok çok fazla teknik açıklama var. Anar her karakterine enteresan icatlar yaptırıyor. Ancak tüm bu icatların çalışma prensiplerini en ince ayrıntısına kadar anlatmasını kendi adıma çok sıkıcı buldum. Çarkların, pistonların, kolların vs nasıl çalıştığını sayfalarca okumak ve bu makinelerin teknik resimlerini incelemek pek bana göre değildi.
April 3, 2021
Henüz kitabın başlarındayken mezunu olduğum okulum Mühendis Hane-i Bahr-i Hümayun’dan bahsetmesiyle zaten beni etkileyen kitap, sonrasında özetle “hiyel” “hiyle” “hayal” “tahayyül” kelimelerinin hepsinin birbiriyle ilişki içinde olmasını mekanikle, dinamikle, fizikle ve kısacası mühendislikle anlatması, bunları harika teknik çizimlerle ve açıklamalarıyla betimlemesiyle son sayfasına kadar aynı etkiyi artırarak devam ettirdi. 5 yıldızı sonuna kadar hak ediyor.
June 26, 2020
İhsan Oktay Anar bu sefer bizi hiyel(mekanik) ilminin derinliklerine götürüyor. Hiyeli hayatlarının merkezine koymuş insanların hikayelerini okuyoruz. Yazar bize bu insanlar üzerinden "insanı insan yapan şey nedir?" gibi sorular soruyor ve cevabını bizimle birlikte arıyor. İnsanın iktidar arayışının anlamı, insanın içindeki öfke ve nefretin dayanağını üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Bizi biz yapan şey nedir? Arzularımız, hırsımız, öfkemiz mi yoksa korkularımız ve zayıflıklarımız mı?
Eğlenceli ve masalsı üslubuyla birlikte aslında anlattığının insanın kendisi olması sebebiyle yazar bu kitabında da okurunu düşündürmeyi ve sorgulatmayı başarıyor..
Bizi biz yapan şey nedir? Arzularımız, hırsımız, öfkemiz mi yoksa korkularımız ve zayıflıklarımız mı?
Eğlenceli ve masalsı üslubuyla birlikte aslında anlattığının insanın kendisi olması sebebiyle yazar bu kitabında da okurunu düşündürmeyi ve sorgulatmayı başarıyor..
April 21, 2018
Hiyelkârlarımız bizi muhteşem bir yolculuğa çıkarırken çizimler de ufkumuzu genişletiyor. Emek emek işlenmiş bir kitap, aşırı sevdim. Bir de bizi III.Selim’den II.Abdülhamid’e kadar olan zamandan geçirdi yazar. Zaten kitaba başladım ve bitirene kadar bırakamadım. Yazarın anlatımına hayran olmamak elde değil. Yeni baskı kitabın tek sevmediğim yanı yazılar çok fazla dip dibe sayfa sayısını mı azaltmaya çalıştılar başka bir şey mi bilmiyorum ama biraz göz yorucu geldi. :/
January 22, 2016
üniversitenin 1. sınıfında okuduğum, ne okuduğumu da unuttuğum ihsan oktay anar romancığı. puslu kıtalar atlasını ikilemiştim, kitab-ül hiyel de ikilendi. sıra efrasiyabda. ne de olsa bir i.o.a. kitabı tek seferde okunup, iyice anlaşılıp, olay örgüsü hafızaya alınabilemez. olay örgüsüne odaklanılırsa detaylar kaçar, detay kaçarsa felsefe kaçar, mekanik kaçar, fizik kaçar, kimya kaçar, coğrafya kaçar..kaçar oğlu kaçar. velhasıl 10-15 senede bir geri dönüp tazelemek caizdir.
December 17, 2017
"Gözyaşı döke döke ustasının elini öpüp öpüp duruyor ve ondan, ya bu taşın gerçek ve dünyanın düş olduğunu, ya da taşın bir hayal ve dünyanın gerçek olduğunu itiraf etmesini istiyordu.
Yafes Çelebi ise onun başını okşayarak, mucizelere inanması gerektiğini, çünkü mucizelerin gerçeklik duygusunun değil, gerçeğin bir parçası olduğunu anlatıyordu:
Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi."
Yafes Çelebi ise onun başını okşayarak, mucizelere inanması gerektiğini, çünkü mucizelerin gerçeklik duygusunun değil, gerçeğin bir parçası olduğunu anlatıyordu:
Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi."
March 10, 2021
Yazarları veya kitapları birbirine benzetmek pek sağlıklı değildir ama İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında yine çok sevdiğim Borges'in havası sanki. Hatta bir artı olarak zekice serpiştirilmiş espiriler ve kurgular. Bu benzetme tamamen sübjektif ve sürekli analoji kurma dürtümden(pek de bayılmadığım bir durum) ve Borges sevgimden.
June 12, 2022
Anarın 3-cü kitabıdır bitirdim... "Dumanlı qitələr atlası" (qeyd edim ki, kitab dilimizə tərcümə olunub, türk dilində mütaliəsi hər nə qədər çətin olsa da, dilimizdə əla oxunur, İmanyar Quliyevə təşəkkür edirəm) və "Efrasiyabın Hikayeleri" romanlarından çox mən bu romanı bəyəndim... Bu kitab yazılma sırasına görə müəllifin ikinci romanıdır... Anara bir daha heyran qaldım...
Anar hər romanında qurduğu bir dünya var... Məxsusidir, onu yalnız Anar qura bilər... Hər romanında bu dünyanın qoxusunu alır, rənglərini görür, hadisələr hansı dövrdə cərəyan etsə də, eyni ləzzətli dadını duyursunuz... Anarın romanları deyəndə, önümdə bir xəritə açılır... xəritə çox sıx elementlərlə, müxtəlif çalarlı rənglərlə, rəngarəng obrazlarla bəzənib... İlk baxışda başınız qarışır... harda, kim, necə sualları sizi çulğalayır... Kələfin ucunu tutdunuzmu o yollardan keçir, xəritənin müəyyənləşdirdiyi mənzilə çatırsınız...
Burada bir məqam var, Anarın dünyasında sadəcə yollardan keçib tamaşaçı da ola bilərsiniz.... yolüstündə qarşılaşdığını hər nə varsa, onların dünyasına dalıb dərinlərə də qərq ola bilərsiniz... bu tamamilə oxucu seçimidir... daha doğrusu oxucu intellektindən asılıdır...
Bu romanda müəllif bir qədər öz dəstixəttindən kənara çıxıb... Kitabda öz əli ilə çəkdiyi ilüstrasiyalar da var... ilk dəfə vərəqləyəndə elə bilirsiniz, maşınqayırma dərsliyidir... amma əlbəttə yanılırsınız... Kitdabın adının mənası "Hiylələr kitabı"dır... Burada xəyalla hiylə arasında var-gəl edən, mexanika elmi ilə məşğul olan 3 insandan bəhs edilir...
Birincisi, Əfraz Çələbi (tarixi şəxsiyyət olaraq, Nuh peyğəmbərin 3 oğlundan biridir)... İkincisi, Əfrazın köləsi Calut (tarixi şəxsiyyət olaraq Qolyat kimi tanınır)... üçüncüsü, Calutun "övladlıq götürdüyü" Üzeyir (Üzereyir də yəhudi tarixində itmiş tövratı təkrar bir araya gətirən şəxsdir ki, bu kitabı da hadisələri toplayıb qələmə alan şəxsdir)...
Romanda Uzun İhsan Əfəndi də var... onsuz olmaz... Kitab haqqında çox danışmaq olar... qatları arasında gəzmək, hər personajdan mənalar çıxarmaq olar... Mən çox bəyəndim... əsl müzakirəlik romandır... Mənə elə gəlir Anar layiqli yerində deyil... qafası bir başqa cür işləyir... Digər roman məndə bir qədər sürüşkənlik hissi yaratmışdı... balığı tutanda yaranan sürüşkənlik hissi... burda asanlıqla, daha doğrusu əminliklə bəzi məsələləri yerinə otuzdurmaq olur... Hamıya tövsiyə edirəm...
Kitab haqqında bir müzakirə tapdım... istəyən buyurusun baxsın...
https://bit.ly/3zuk3Pp
Anar hər romanında qurduğu bir dünya var... Məxsusidir, onu yalnız Anar qura bilər... Hər romanında bu dünyanın qoxusunu alır, rənglərini görür, hadisələr hansı dövrdə cərəyan etsə də, eyni ləzzətli dadını duyursunuz... Anarın romanları deyəndə, önümdə bir xəritə açılır... xəritə çox sıx elementlərlə, müxtəlif çalarlı rənglərlə, rəngarəng obrazlarla bəzənib... İlk baxışda başınız qarışır... harda, kim, necə sualları sizi çulğalayır... Kələfin ucunu tutdunuzmu o yollardan keçir, xəritənin müəyyənləşdirdiyi mənzilə çatırsınız...
Burada bir məqam var, Anarın dünyasında sadəcə yollardan keçib tamaşaçı da ola bilərsiniz.... yolüstündə qarşılaşdığını hər nə varsa, onların dünyasına dalıb dərinlərə də qərq ola bilərsiniz... bu tamamilə oxucu seçimidir... daha doğrusu oxucu intellektindən asılıdır...
Bu romanda müəllif bir qədər öz dəstixəttindən kənara çıxıb... Kitabda öz əli ilə çəkdiyi ilüstrasiyalar da var... ilk dəfə vərəqləyəndə elə bilirsiniz, maşınqayırma dərsliyidir... amma əlbəttə yanılırsınız... Kitdabın adının mənası "Hiylələr kitabı"dır... Burada xəyalla hiylə arasında var-gəl edən, mexanika elmi ilə məşğul olan 3 insandan bəhs edilir...
Birincisi, Əfraz Çələbi (tarixi şəxsiyyət olaraq, Nuh peyğəmbərin 3 oğlundan biridir)... İkincisi, Əfrazın köləsi Calut (tarixi şəxsiyyət olaraq Qolyat kimi tanınır)... üçüncüsü, Calutun "övladlıq götürdüyü" Üzeyir (Üzereyir də yəhudi tarixində itmiş tövratı təkrar bir araya gətirən şəxsdir ki, bu kitabı da hadisələri toplayıb qələmə alan şəxsdir)...
Romanda Uzun İhsan Əfəndi də var... onsuz olmaz... Kitab haqqında çox danışmaq olar... qatları arasında gəzmək, hər personajdan mənalar çıxarmaq olar... Mən çox bəyəndim... əsl müzakirəlik romandır... Mənə elə gəlir Anar layiqli yerində deyil... qafası bir başqa cür işləyir... Digər roman məndə bir qədər sürüşkənlik hissi yaratmışdı... balığı tutanda yaranan sürüşkənlik hissi... burda asanlıqla, daha doğrusu əminliklə bəzi məsələləri yerinə otuzdurmaq olur... Hamıya tövsiyə edirəm...
Kitab haqqında bir müzakirə tapdım... istəyən buyurusun baxsın...
https://bit.ly/3zuk3Pp
January 12, 2014
Başarılı bir dil, ustalıklı bir anlatım. Hayran kaldım. Ayrıca her defasında yazmadığı zamanlarda neleri araştırıp neleri okuyor diye merak etmekten kendimi alamıyorum. İktidar ve kibir, hayal ve hile, gerçek ile kendi gerçeğini kendi yaratan insanların incelikli işlenmiş hikâyeleri...
May 24, 2017
Anlatılmaz yaşanır türden...
Kitab-ül Hiyel, "Eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri" alt başlığıyla yayımlanmış, yazarın ikinci kitabı. Yine Osmanlı döneminde yaşamış üç hiyelkarın hayat hikayelerini okuyoruz fakat konunun kulağa böyle sıradan geldiğine bakmayın. İcatların ayrıntılı çizimleriyle süslenmiş romanda birbirinden ilginç hikayeler yine bizleri hayran bırakıyor. Romanda okurun hoşuna gidebilecek birçok gönderme mevcut. Yazar yine etkileyici bir sonla insanı hayrete düşürüp dumura uğratıyor, demedi demeyin. Kitabın yorumu için; http://okuyanmuggle.blogspot.com.tr/2...
Kitab-ül Hiyel, "Eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri" alt başlığıyla yayımlanmış, yazarın ikinci kitabı. Yine Osmanlı döneminde yaşamış üç hiyelkarın hayat hikayelerini okuyoruz fakat konunun kulağa böyle sıradan geldiğine bakmayın. İcatların ayrıntılı çizimleriyle süslenmiş romanda birbirinden ilginç hikayeler yine bizleri hayran bırakıyor. Romanda okurun hoşuna gidebilecek birçok gönderme mevcut. Yazar yine etkileyici bir sonla insanı hayrete düşürüp dumura uğratıyor, demedi demeyin. Kitabın yorumu için; http://okuyanmuggle.blogspot.com.tr/2...
July 25, 2020
"işte realistler de gerçeği ve dünyayı kopya ediyorlar; ama masalcılar, aslında gerçekleşmiş bir hayal olan dünyayı örnek alıp, onu ve üslubunu taklit ederek yeni hayaller yaratıyorlardı. kopyalar ne kadar kuru ve tatsızsa, taklitler o kadar canlı ve sevimliydi. sonuç olarak realist romanlar, yazarlarının suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun ve aslında gerçekdışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. çünkü bir mucize olan gerçeğin kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realistin romanındaki hemen her şeyin bu kadar tek düze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması nasıl açıklanabilirdi?"
"ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? o, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. icad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. sen onların kollarını uzattın. oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?"
"ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? o, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. icad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. sen onların kollarını uzattın. oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?"
June 15, 2025
Henüz ilk paragrafında bu kitabın bir İ. O. Anar kitabından başka bir şey olamayacağı anlaşılıyor. Tüm külliyatında yaygın olarak kullandığı teknikler, dil kullanımındaki ustalığı, mizahi üslubu ve felsefi derinlik bu kitapta da ön planda. Bilimin, icatların, iktidar hırsının insan doğası üzerindeki etkileri ve hiyel kelimesinin hem "hileler" hem de "mekanik aletler" anlamına gelmesiyle oluşturduğu ironik zemin odak noktası konumunda. Olay örgüsünde yer yer tekrara düşmesi, küçük bir tekdüzelik hissi uyandırsa da eser, Anar'ın kendine özgü edebi evreninin değerli bir parçası.
January 11, 2016
Anar'dan şimdiye kadar okuduklarım arasındakilerden (3 tane) en iyisi. Kurgusu, dili, teması, mesajı ve bunun dozu çok iyi. Dışarıda ihtilaller, karşı ihtilaller, uçan kelleler gırla giderken yazının bunlara önemsiz çevresel faktörler gibi uğrayıp kendi dünyasına kaçması metinde geçenlerin haricinde hayalperestliğe bir başka övgü olsa gerek. Hayalperestlik övgüsüne eyvallah fakat gerçekçiliğin kitapta indirgendiği şeyi kabul etmesem de çok güzel hikaye. Çok sevdim
Read
April 26, 2020Here's a review of [this] English translation:
https://wanderlustpress.net/2020/04/2...
https://wanderlustpress.net/2020/04/2...
January 15, 2014
Daha önce okuduğum Anar romanlarına kıyasla daha zor içine girebildim Kitab-ül Hiyel'in. Belki de Uzun İhsan Efendi'yi epeydir ihmal ettiğim içindir. Fakat kendisinin neden en sevdiğim yazarlar arasında olduğunu ve Türk Edebiyatında neden eşsiz bir yere sahip olduğunu bana bir kez daha hatırlatan muhteşem bir son bölümü var kitabın (nokta).
March 30, 2021
Bu kitap ile ilgili fikirlerim biraz karışık. Puslu Kıtalar Atlası sonrasında benim için fazla yorucu ve detaylarla dolu zorlayıcı bir okuma oldu. Kendine has bir anlatım dili olduğunu kabul etmekle birlikte hiyel ilmine ve detaylarına dair kısımların fazla detay kaçtığını düşünmeden edemedim. Öte yandan da yine bir Anar etkisi ile kitabın sonlarında beklediğim felsefi boyut gelince kitaba yeniden tutundum. Git gelli bir okuma süreciydi yani benim için.
❌❌❌ SPOILER ALERT!!! ❌❌❌
Kitabın en sevdiğim kısmı 148-150. sayfalar arasındaki görmek ve görmemek, hiyel ve hayal ikiliklerinin açıklanması oldu. Hatta bu kısım olmasa kitabı sevemedim bir türlü bile diyeceğim neredeyse... Ancak bu kısım kesinlikle üzerine daha fazla düşünmeyi tetikliyor. Hatta keşke bu konuyla ilgili biraz daha fazla açılım sunarak konuyu genişletseymiş yazar bile dedim.
❌❌❌ SPOILER ALERT!!! ❌❌❌
Kitabın en sevdiğim kısmı 148-150. sayfalar arasındaki görmek ve görmemek, hiyel ve hayal ikiliklerinin açıklanması oldu. Hatta bu kısım olmasa kitabı sevemedim bir türlü bile diyeceğim neredeyse... Ancak bu kısım kesinlikle üzerine daha fazla düşünmeyi tetikliyor. Hatta keşke bu konuyla ilgili biraz daha fazla açılım sunarak konuyu genişletseymiş yazar bile dedim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
June 13, 2024
Çoğu okur gibi teknik bilgilerin çokluğundan ve kurguyu biraz kenara atmasından zaman zaman sıkıldım. Ancak İhsan Oktay Anar’ın kaleminin masalsı bi büyüleyiciliği var. Güzeldi.
March 4, 2025
4.5! Super unique and compact, I got more from it every time I reread a section. A hidden gem
January 5, 2020
Dünyadaki her şey bir mucizeyken insan nasıl hayret etmeden durabilirdi? Diğer kitapları kadar etkileyici olmasa da yine son bölümüyle tatmin eden bir Uzun İhsan Efendi romanı.
March 22, 2020
Dünyadaki her şey bir mucizeyken insan nasıl hayret etmeden durabilirdi?
June 26, 2015
Kitaplarda uzun tasvirleri hiç sevmedim. Bu yüzden uzun süre karakterler ne kadar çok konuşursa kitabın o kadar akıcı olacağını düşündüm. Kitap alırken şöyle bir karıştırır, konuşma paragraflarının çokluğuna bakardım.
İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında tek bir tane bile konuşma bölümü yok, neredeyse tüm paragraflar birer tasvir içeriyor ve yine de son derece akıcı, keyifle okunan bambaşka bir tarzı var. Bu kitabında da aynı başarıyı sürdürmüş.
Öte yandan, bu kitabı Puslu Kıtalar Atlası kadar beğenemedim. Anlatım yine aynı kalite, ancak hikaye bana göre zayıf kalmış.
İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında tek bir tane bile konuşma bölümü yok, neredeyse tüm paragraflar birer tasvir içeriyor ve yine de son derece akıcı, keyifle okunan bambaşka bir tarzı var. Bu kitabında da aynı başarıyı sürdürmüş.
Öte yandan, bu kitabı Puslu Kıtalar Atlası kadar beğenemedim. Anlatım yine aynı kalite, ancak hikaye bana göre zayıf kalmış.
January 1, 2013
Gerek karakter isimleriyle gerekse de İhsan Oktay Anar'ın çok ince mizah anlayışıyla yer yer güldüren, düşündüren ve özellikle de mühendislik okuyanların çok beğeneceğini düşündüğüm bir eser.
December 26, 2021
Mühendisliğin bir ilm-i havas ya da simya gibi icra edildiği bir dönemde 3 kuşak mühendis, hayatlarını hiyele adıyor, ancak tasarılarını gerçekleştiremiyorlar. Sonucunda, hayal-hakikat gibi kavramlarla birlikte varlıklarını bir tür anlamlandırdıkları bir kavrayış noktasına geliyorlar ya da tam anlamıyla bunu kavrayamıyorlar. Bu haliyle ilm-i hiyeli yani pratik bir alanı, metafizik bir alana dönüştürüyorlar.
“İşte, iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya’yı yıllardır bu görüşlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hakim olmak istemişti … İşin acı yanı, kendisinin de bir makine olduğunu sanmış, ona durmadan yeni parçalar … ekleyerek sakatlığını telafi etmeye kalkmış, fakat bu koltuk değneklerinin gideremediği sakatlığı arttıkça artmıştı.”
“«İktidar makinesi» dediği şey, yani onun öz varlığı, sonu gelmeyen isteklerle büyüdükçe tutkuları da devleşmiş, bu yüzden o, nefret ettiği zaaflarını ortadan kaldırarak benliğindeki son insanca kırıntıları da yok etmişti. Oysa zayıflık denen şey hayat, iktidar ise ölüm değil miydi?”
“Hayret ve hayranlık sözcükleri onların lügatında yoktu ve onlar mucizelere şaşmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Nitekim, dünyanın döndüğüne en sonunda kafaları basınca bu kez de buna hayret etmekten vazgeçmişlerdi. Aynı şekilde onlar, düşlerini anlatanlara da kızıyorlardı. Çünkü düşler onların gerçeklik duygularına aykırıydı.”
“İşte, iktidar susuzluğu çeken kendisi, Dünya’yı yıllardır bu görüşlerin, cebirlerin ve kuvvetlerin toplamı olarak görmüş ve ona hakim olmak istemişti … İşin acı yanı, kendisinin de bir makine olduğunu sanmış, ona durmadan yeni parçalar … ekleyerek sakatlığını telafi etmeye kalkmış, fakat bu koltuk değneklerinin gideremediği sakatlığı arttıkça artmıştı.”
“«İktidar makinesi» dediği şey, yani onun öz varlığı, sonu gelmeyen isteklerle büyüdükçe tutkuları da devleşmiş, bu yüzden o, nefret ettiği zaaflarını ortadan kaldırarak benliğindeki son insanca kırıntıları da yok etmişti. Oysa zayıflık denen şey hayat, iktidar ise ölüm değil miydi?”
“Hayret ve hayranlık sözcükleri onların lügatında yoktu ve onlar mucizelere şaşmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Nitekim, dünyanın döndüğüne en sonunda kafaları basınca bu kez de buna hayret etmekten vazgeçmişlerdi. Aynı şekilde onlar, düşlerini anlatanlara da kızıyorlardı. Çünkü düşler onların gerçeklik duygularına aykırıydı.”
May 31, 2022
“Yılanın kendi iktidarı yine kendini tüketiyordu. Canavar, içindeki, kötüye kullanılıp çoğaltılmış bütün ilimle ve irfanla, kuyruğunu yuta yuta küçüldü.”
“Hiyelkar sayısız hiyellerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken, hayalkar, bütün dünyayı gözündeki o noktayla görüyor, kainatın kendisinin gerçekleşmiş hayal olduğuna, bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine, çünkü onu mutlu eden şeyin sanayi yada teknoloji değil, hulkiyyat yada kreatoloji olduğuna inanıyordu.”
“Sonuç olarak realist romanlar, yazarların suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun ve aslında gerçekdışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. Çünkü bir mucize olan gerçeğin kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realistin romanındaki hemen herşeyin bu kadar tekdüze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması başka nasıl açıklanabilirdi.”
“Hiyelkar sayısız hiyellerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken, hayalkar, bütün dünyayı gözündeki o noktayla görüyor, kainatın kendisinin gerçekleşmiş hayal olduğuna, bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine, çünkü onu mutlu eden şeyin sanayi yada teknoloji değil, hulkiyyat yada kreatoloji olduğuna inanıyordu.”
“Sonuç olarak realist romanlar, yazarların suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun ve aslında gerçekdışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. Çünkü bir mucize olan gerçeğin kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realistin romanındaki hemen herşeyin bu kadar tekdüze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması başka nasıl açıklanabilirdi.”
May 12, 2025
Sanırım Puslu Kıtalar Atlasını okurken yakaladığım o ben nasıl bir şey okuyorumun tarifsiz tanıdık hissini bu kitapta bulamadım ve o biçim üslup her ne yapıyorsa bu kitapta aynı tesiri gösteremedi .
Teknik ayrıntılar ve çizimler olmasaydı bu hikayede elimde ne kalırdı ?
Birazda Osmanlı dönemi büyülü gerçekçiliği mi bu ?
Ben neler anlattiysa kısa kesme gayretini anlayamadım . Herşey sanki bazen gereksiz uzun bazen gereksiz kısa .Bazı yerlerde yazar neden kaçmış ?
Bakalım sonraki aşamada Suskunlar ile de deneyeceğim şansımı .Yoksa bu dil serüveni kolay kolay devam etmez .
Teknik ayrıntılar ve çizimler olmasaydı bu hikayede elimde ne kalırdı ?
Birazda Osmanlı dönemi büyülü gerçekçiliği mi bu ?
Ben neler anlattiysa kısa kesme gayretini anlayamadım . Herşey sanki bazen gereksiz uzun bazen gereksiz kısa .Bazı yerlerde yazar neden kaçmış ?
Bakalım sonraki aşamada Suskunlar ile de deneyeceğim şansımı .Yoksa bu dil serüveni kolay kolay devam etmez .
September 17, 2019
Yafes Celebi ile baslayan bir hiyel hikayesi... Teknik terimlerin bollugunun asina olmayanda yaratacagi sikintiyi gidermek icin cizimlerle desteklenen kitap, baskalarinin rivayetleri uzerine yazilmis. Yafes Celebi yaslaninca Calud'la ve daha onceki Anar kitaplarindan tanidigimiz Uzun Ihsan Efendi'yle karsilasiyoruz. Uzeyir,in hikayesiyle sona gelirken dudakta bir buruk tebessum...
Her seyden onemlisi Ihsan Oktay Anar'in o leziz anlatimi...
Her seyden onemlisi Ihsan Oktay Anar'in o leziz anlatimi...
February 15, 2020
Maymuncu Meddah Şeref Efendi'nin Gavur Berkan Çavuş'dan naklettiğine göre, bu kitap üzerine düşünülmesi gereken en önemli Türk Edebiyatı eserlerinden biridir.
İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünün sırlarına ve sınırlarına akıl-sır ermeyeceği bir kesindir. Üzerinden çokça zaman geçse de hayatın ve belleğin bir köşesinden bu kitabı silmenin zor olacağı, buluğ çağında bir oğlanın rüyasında hülyalanması kadar olağan ve şüphesizdir.
Kalbimin bir parçası daima bu kitapta kalacaktır, kalmalıdır.
İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünün sırlarına ve sınırlarına akıl-sır ermeyeceği bir kesindir. Üzerinden çokça zaman geçse de hayatın ve belleğin bir köşesinden bu kitabı silmenin zor olacağı, buluğ çağında bir oğlanın rüyasında hülyalanması kadar olağan ve şüphesizdir.
Kalbimin bir parçası daima bu kitapta kalacaktır, kalmalıdır.
December 19, 2020
Davud'a ve Üzeyir Bey'e içim gitti çok üzüldüm.
Displaying 1 - 30 of 123 reviews





























