Istanbul'un isgalinden sonra gazetelerde siyasi yazi yazma hakkindan yoksun kalan Yakup Kadri'nin Milli Mucadele'yi yansitan ve gercek olaylara dayanan Milli Savas Hikayeler'nde, savasin tum acilarini yasamis Bati Anadolu insanni yoksullugu, ugradigi felaketlerin yaratmis oldugu umutsuzlukular dile getirilir. Karaosmanoglu, bu hikayeleride bir yandan acimasiz savas carki icinde ezilen insanlarin ruh halini tasvir ederken, diger yandan da yani topraklarda ilerde gelisecek mutlu degisimlerinde haberciligini yapar.Sayfa 188Baski 2004 Iletisim Yayincilik
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, (d. 27 Mart 1889, Kahire, Mısır – ö. 3 Aralık 1974, Ankara). Türk romancı, gazeteci, şair, diplomat.
Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra ferdiyetçi düşüncelerden uzaklaşarak toplumcu edebiyatı kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir.
Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekiliği yapmıştır.
Kadro Dergisi’nin kurucularındandır. Derginin devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur.
Anadolu Ajansı’nın kurucularındandır; ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.
Yine okumayı bu zamana dek geciktirdiğim için hayıflandığım bir kitap.
Yakup Kadri'nin dili ve tarzı bir yerden sonra eskiyor ve okumaya ilk başlandığındaki çekiciliğini bir ölçüde yitiriyor. Yine de öykülerdeki dilini ve tekniğini örneğin Ankara'da benimsediği tarzdan üstün buldum. 1920'lerde, 1930'lara göre daha iyi yazdığı söylenebilir belki, oysa Yaban'ı da sevmiştim. Dolayısıyla şu söylenebilir: Yakup Kadri, ulusal kurtuluş savaşı dönemini büyük beceriyle, tutkuyla yazıyor.
Kitap yalnızca ilk bölümdeki savaş öykülerini içerseydi rahatlıkla beş yıldız verirdim. O öyküler benzer bir odaklanmışlığı, benzer bir tinsel eğilimi, ortak bir karanlık tonu paylaşıyor. Bunları okumak keyifli ve ufuk açıcıydı.
Döneminin en iyi veya en sevdiğim yazarı herhalde Yakup Kadri değil. Yine de taşıdığı tarihsel önemi bir yana bırakarak yalnız yazınsal bir bakışla usta bir yazar olduğunu ve bir dönemi, bir toprağı, bunlarla ilintili duygu durumlarını incelikle işlediğini söylemek olanaklı.
Tarzının benim zevkime göre biraz donuk, kozmopolit ve cansız olması bu kitap özelinde tümüyle önemsiz. Kitap bunu aşıyor çünkü.
Yakup Kadri ne yazsa okunur, ne yazsa güzel yazar argümanını kanıtlar nitelikte; Kurtuluş Savaşı esnasında bizzat tanık olduğu gerçeklerden oluşan bir kitap Milli Savaş Hikayeleri. Bugün unuttuğumuz, kendi kendimize bile küçümsediğimiz ülkemize dair, kuruluş ve kurtuluşumuza dair hatırlamamız gereken pek çok değeri kitabın içerisinde görebilirsiniz. Dahası bu mücadeleyi nasıl kanımızla, canımızla verdiğimizi de her hikaye suratımıza tokat gibi çarpıyor. Tüm sıfatlar bu kitap için yetersiz kalabilir. Öyle etkileyici, öyle tüyler ürpertici...
Yakup Kadri'nin Türkçe'ye hakimiyetine hayran olmamak elde değil. Kurtuluş Savaşı dönemini daha güzel anlatan bir yazar çok zor bulunur. Gerçekten hayranlık uyandırıcı. Gençlerimiz sosyal medya paylaşımlarından kafalarını kaldırabilseler de bu güzelliklerin farkına varsalar keşke. Yakup Kadri okumadan, yalnızca ders kitaplarından okunarak Kurtuluş Savaşı ile ilgili bilgilerin çok eksik kalacağı kanaatindeyim. Çocuğunuza, yeğeninize kısacası etrafınızdaki çocuklara vereceğiniz bir Yakup Kadri kitabından daha güzel bir hediye düşünemiyorum.
Ben kitaptaki hikayelerin yaşanmış olduğunu düşünerek okudum kitabı. Sonradan anladım ki Yakup Kadri duyduğu ve şahit olduğu olaylardan esinlenerek yazmış bu hikayeleri, ve biraz abartarak değiştirmiş olması muhtemel. Kurtuluş Savaşı zamanında çekilen acıları yadsımak mümkün değil. Lakin bu kitaptaki hikayeler savaş dönemi duygularıyla yazıldığı için nispeten taraflı hikayeler. Kitaba Yunan karşıtlığı hakim, Türk ve Yunan dost olamaz fikrini aktarıyor. Tarihsel anlamda önemli bir eser, fakat günümüz dünyasında karşılığı olmadığını düşünüyorum.
100 yıl (2021) öncesinde yazılmış hikayeler. Milli Savaş Hikayeleri ve Karışık Hikayeler şeklinde iki bölümden oluşuyor. Milli savaş hikayeleri bölümünü daha çok beğendim. Kurtuluş savaşı dönemi ile ilgili daha önceden okuduğum kitaplar milliyetçilik duygularını kabartırken, bu kitap dönemi ve ilgili dönemde yaşanmış ve etkilenmiş hayatları anlatıyor.Bu vesile ile vatan için canlarını veren kişileri minnetle anıyorum. Bu kitabı Yaban sonrası okudum. Yaban bir nebze daha güzel geldi.
İçi acıtan, tüyleri diken diken eden 28 Kurtuluş Savaşı öyküsü. Her karakteri farklı sınavlardan geçmiş ecdad. Halktan bizden...Bu toprakların nasıl kazanıldığını bir kez daha hatırlatıyor.
O günün koşullarına göre belki değerlendirmek gerekir ırkçılığa varan bir anlatım var, ama bugün okuduğumda çok da beğenemedim. Yabandaki tadı bulamadım
Her hikayenin içerisinde yaşananları okurken insanın boğazı bir yutkunuyor.
On dört yaşındaki çocuğun babasını savaşta kaybetmesinin ardından yüklendiği aile geçimi, bu yetmezmiş gibi birde sevdiği kıza yapılanları okurken içim daraldı. Milli savaş hikayeleri dışında anlatılan hikayelerde Mehmet Necip'in bir anda değişen hayat hikayesi de hayatın dengelerini çok güzel anlatmış.
This entire review has been hidden because of spoilers.
“Anadolu çocuklarında bu büyük adam bakışı ve bu olgun erkek tavrı seyrek görünen şeylerden biri değildir. Bunlar, bazı mahlukât gibi sanki doğdukları günden itibaren yürümeye, işlemeye ve hayatı anlamaya başlarlar. Hiç oyun devirleri yoktur; sekiz dokuz yaşlarına basar basmaz maişet kaygıları, vaktinden evvel kavrulan kabuk bağlayan fidan vücutlarını şiddetli bir rüzgar gibi sarsmaya başlar.”
“Zavallı yavrucuklar, bakımsız ve çökmüş mezarlıklarından başlarını kaldırıp da arkalarında bıraktıkları bu âdi ve gülünç âlemi bir görmüş olsalardı, kim bilir, bunun için can verdiklerine ne kadar nedamet ederlerdi.”