Jump to ratings and reviews
Rate this book

Babam Aşkale'ye Gitmedi

Rate this book
Babam Aşkale'ye Gitmedi 'de bir ailenin ekseninde İstanbul Ermenilerinin 1940'lı ve 50'li yıllardaki yaşamından bir kesit sunuyor. Varlık Vergisi uygulaması altında ezilen, varını yoğunu kaybeden bir baba, bu güç koşulları onun yüzüne vuran aile bireyleri ve üç buçuk yıllık zorlu Nafıa askerliği günlerinden sonra geri döndüğünde hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamayan oğul Baret.

Yazar, Baret karakterinde, bir delikanlının hızla değişen toplumsal koşullara uyum mücadelesini ve bireysel çatışmalarını çarpıcı, yalın bir dille sunarken ülkedeki siyasi gelişmelerin azınlıkları nasıl etkilediğini farklı roman karakterlerinin ağzından bire bir ortaya koyuyor. Gazeteci-yazar S.K. Zanku Biberyan'ın bu önemli romanını şu sözlerle değerlendiriyor: "O günler hiç unutulmayacak. Hiçbir kalem bunları gerçek anlamda yazma cesaretini gösteremedi. Biberyan denedi ve başardı. Onun bu romanı İstanbul Ermenilerinin son dönem edebi dünyasında ilerici hareketin ürünü olarak benzersiz yerini koruyacaktır."

536 pages, Paperback

First published January 1, 1984

14 people are currently reading
677 people want to read

About the author

Zaven Biberyan

13 books20 followers
1921'de İstanbul Kadıköy'de doğdu. Kadıköy Aramyan-Uncuyan ve Dibar Gırtaran (Sultanyan) Ermeni ilkokulları, Saint Joseph Lisesi ve İstanbul Ticari İlimler Akademisi'nde öğrenim gördü.

1941'de Yirmi Sınıf (Kura) asker toplanırken, o da askere alındı ve Nafıa hizmetine verildi. Akhisar'da kendisi gibi Nafıa askeri olan Jamanak [Zaman] gazetesi yöneticilerinden Ara Koçunyan'la tanıştı. Üç buçuk yıl süren askerlik dönüşü Jamanak gazetesinde yayınlanan "Krisdoneutyan Vağhcanı" [Hıristiyanlığın Sonu] adlı yazı dizisi büyük gürültü kopardı, dizinin yayını durduruldu. Nor Lur [Yeni Haber] ve Nor Or [Yeni Gün] gazetelerinde, daha sonra da Jamanak gazetesi yayın kurulunda görev aldı. Sosyalist düşüncelerinden dolayı gelen baskılar sonucu gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. 1946'da Ermeni aleyhtarı bazı tutum ve yayınlara karşı Nor Lur gazetesindeki Al Gı Pave... [Artık Yeter] başlıklı yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayıp hapis yatan, daha sonra bulduğu işlerden de baskılar sonucu ayrılmak zorunda kalan Biberyan, sonunda ülkeyi terk etmeye karar verip 1949'da Beyrut'a gitti. Orada gazetecilik mesleğini, Ermenice yayınlanan Zartonk [Uyanış] ve Ararat'ın yazı işlerinde görev alarak sürdürdü Halep ve Paris'teki bazı dergi ve gazetelerde de makaleleri yayınlandı. Siyasi durumun iyileştiğini düşünerek, yaşamını güç koşullarda sürdürdüğü Beyrut'tan ayrılıp 1953'te İstanbul'a döndü. Seta Hıdıryan ile evlendi, bir kız çocukları oldu. Bir süre Osmanlı Bankası'nda çalıştı. 27 Mayıs 1960 darbesini izleyen günlerde Marmara gazetesinde politika yazarı olarak görev yaptı. 1964'te yayınlamaya başladığı Nor Tar [Yeni Yüzyıl] adlı siyasi ve edebi dergi maddi sıkıntılar nedeniyle kapandı. 1960'lı yılların sonunda Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi'nin redaksiyon kurulunda yer aldı.
Türkiye İşçi Partisi'nden 1965 genel seçimlerinde İstanbul milletvekili adayı oldu ancak milletvekili seçilemedi.1968 yerel seçimlerinde ise aynı partiden İstanbul Belediye Meclisi üyeliğine seçildi ve meclis başkan yardımcılığı yaptı.
Ülser hastalığına yakalanan Biberyan 4 Ekim 1984'te yaşama veda etti ve Şişli Ermeni Mezarlığı aydınlar bölümüne gömüldü.

1970'te Jamanak gazetesinde tefrika edilen ölümünden birkaç hafta önce ise kitap olarak yayınlanan romanı Mırçünneru Verçaluysı [Karıncaların Günbatımı] onun başyapıtı sayılır. Bu kitap Türkçe'ye Babam Aşkale'ye Gitmedi (1998) diğer bir romanı Yalnızlar (2000) adıyla kazandırılmıştır.

Ermenice Eserleri:
Lıgırdadzı [Arsız] (Doğu Basımevi - 1959),
Dzovı [Deniz] (Getronagan Okulundan Yetişenler Derneği Yayını - 1961)
Angudi Siraharnerı [Meteliksiz Aşıklar] (To Yayınları - 1962)
Mırçünneru Verçaluysı [Karıncaların Günbatımı] (Murat Ofset - 1984, Gözden geçirilmiş yeni baskı Ekim 2007 - Aras Yayıncılık)

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
265 (62%)
4 stars
131 (30%)
3 stars
27 (6%)
2 stars
1 (<1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 30 of 68 reviews
Profile Image for Sine.
389 reviews475 followers
December 12, 2021
dev bir kalp ağrısıyla bıraktı bu kitap beni.

aile, bir yandan büyük bir sığınak, bir yandan da çözülemeyecek derttir. biberyan bunu çok iyi anlamış, ve çok iyi anlatmış. "atsan atılmaz" derler ya, o hesap. düzeltemezsiniz, ama herhangi bir eş, dost, yabancı, sevgili filan gibi düzeltemediğiniz için bırakıp gidemezsiniz de. özellikle ailenin halini hem 3.5 yıl (ve devamında belirsiz ama uzun olduğu belli sürelerle) aileden ayrı kalan ana karakterimiz baret'in bakış açısıyla nispeten nötr anlatması; hem de ailenin diğer fertlerini konuşturup "hangisi doğru söylüyor acaba" diye hepsini kendi "haklı" bakış açısıyla anlatması muazzamdı. tam da böyle bir şey aile.

bütün bu gerçekçilik tabi yazarın karakterlerin ve hikayenin altını müthiş gözlemciliğiyle çok iyi doldurmasının yanı sıra, çok iyi karakter yaratabilmesinin de bir sonucu. kanlı canlı gözümüzün önüne gelebilen, canım arkadaşım sinem'in de dediği gibi karşınıza alıp kavga etmek -hatta çeki düzen vermek- istediğiniz karakterler yaratabilmiş biberyan. öte yandan hem acıyıp hem sinirlenilen bir baş karakter yazabilmek de her yazara nasip olmaz, bunu da not edelim. bunun yanında çok da iyi ve canlı mekan anlatısı da var tabi. baret'in kadıköy ve çok iyi bildiğim karaköy'de gezerken hangi sokakta olduğunu dahi anladım neredeyse. gitmediğim büyükada'nın yokuşları, ormanları gözümde canlandı.

su gibi dili, akıcı hikayesiyle dolu dolu, üzerine günlerce düşünebileceğiniz bir roman yazmış özetle zaven biberyan. keşke diran'ın, dırtad'ın, hilda'nın spin-off'larını okuyabilsek. canım dırtad. keşke benim amcam olsan.
Profile Image for Yusuf.
273 reviews41 followers
June 10, 2019
Kitabın önceki ve eksik versiyonu olan Babam Aşkale'ye Gitmedi'ye Okan bir değerlendirme yazmıştı. Temelde bu kitabın Türkiye ile ilgili romanlarda temas edilmeyen yaralara dokunmasına atıf yapıyordu. Okuduktan sonra Okan'ın değerlendirmesi daha bir anlamlı geldi.

Biberyan istisnai bir adam. Parçası olduğu cemaatin on yıllara yayılmış mağdurluğunu romanın merkezine almış olsa, bu romanı iyi yapardı. Ama buna direniyor. Ve bu da romanı istisnai bir yere koyuyor romanlar arasında.

Biberyan kahramanların Ermeniliğini insanlık deneyiminin geniş parantezine alıyor. Ama bu paranteze alma kahramanların sınavlarında onlara bir "torpil" geçme anlamına gelmiyor asla. Bu insanlık hali olarak Ermeniliğin halleri kahramanla beraber okuru da kıvrandırıyor. İyilik, kötülük, doğruluk, yanlışlık hep bu sınavların içinde dönüşüyor ve anlamsızlaşıyor.

Türkiye'nin insanlarından bir kısmına yaptıkları yavaş çekimde bir boğulma sahnesi gibi yaşanıyor kitapta. Bir noktadan sonra bırakamadım ve sabah beşe kadar okuyarak bitirmek zorunda kaldım.

Okunmasa olmaz bir kitap bu ülkede yaşayan bir insan için. Benzeri yok. Bende bir ağrı bıraktı. Öyle diyeyim.
Profile Image for Sinem.
347 reviews205 followers
October 6, 2021
kısa bir zaman önce meteliksiz aşıklar'ı okumuştum. o da yine aynı dünyaya ait biraz daha küçük ölçekli bir hikayeydi. onda da yazarın anlatımının sade ama çok etkili olmasına vurulmuştum.
karıncaların günbatımı'nda Biberyan orijinal olmayan bir hikayeyi orijinal olmayan bir tarzda anlatıyor aslında. orijinal olmayan derken başı sonu belli bir hikayeyi bir aile üzerinden anlatıyor. yüzlerce kitap vardır böyle. biberyanı rahat okutan şey insanı hiç boğmayan kısa tasvirlerine rağmen capcanlı bir dünyayı seriyor olması. kadın erkek tüm karakterleri capcanlı, hatta o kadar canlı ki birkaçıyla kavga edesiniz geliyor.
Ermeni bir yazardan içerisinde Varlık vergisi ve nafıa askerliği olan bir hikaye dinlerken daha politik olmasını bekliyor insan fakat sanırım yazarın çilekeşliği yaşama biçimi olarak benimsemesinden, olan biteni politik boyutta hiç anlatmıyor. meteliksiz aşıklar'da da aynı şeyi söylemiştim, isimlerin türkçe olmaması dışında farklı, azınlığa ait ya da dışa kapalı hiçbir öğe yok. üstüne bir de zamansız bir hikaye anlatıyor. bu topraklarda her ömür üç aşağı beş yukarı aynı hikayeyi bir şekilde yaşayıp gidiyor işte.
Profile Image for Nurbahar Usta.
212 reviews88 followers
May 26, 2025
bu kadar ritmine kapılarak okuduğum bir kitap olmamıştı uzun zamandır (that's on me though). klasik arka kapak bilgileri dışında (varlık vergisi zamanı, ermeni ailesi, istanbul) vaat ettiği çok fazla şey var aslında. bunların başında bir karakterin yitmesini izlemek geliyor. yer yer iç sıksa, boğsa da gerçek bir yitme hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi diyebilirim. yitmek her zaman kaybeden olmak demek değil sanırım, ama baret'in ailesine duyduğu hazımsızlığın peşine gelen reddetme süreci biraz kaybolmakla sonuçlanıyor bana kalırsa. varlığını yitirmiş bir ailenin (ya da aileden geri kalanların) obsesyonunun mal/mülk/para olması beklenmedik değil elbette ama bu obsesyonlarına rağmen bir şekilde karakterleri hikayede derinlik kazanmışlar diyebilirim. daha fazlasını ister miydim, elbette evet, ancak baret aurası etrafında yazılan bu kitapta olup olabileceği bu kadar. bleak & nihilist bir kitaptan keyif aldırdığı için 5 puan verdim, yoksa üstüne konuştukça eksiklerini çıkarırım gibi.
Profile Image for Gözde.
150 reviews
October 5, 2023
Büyük bir ayıp olarak ilk defa Ermeni edebiyatı okuyorum diye başlamalıyım söze. Bu zamana kadar nasıl okumamışım, bu kaybı Biberyan'la, ve bu kitapla, telafi ettiğim için çok memnun oldum.

Kocaman bir kitap Karıncaların Günbatımı. Uzunluk olarak değil de derinlik olarak kocaman. Okurken yer yer derin nefesler almak isteyeceksiniz, bana öyle oldu. Bir aile anlatısı esas olarak ama ailenin her bir bireyiyle konuşabildiğiniz, yer yer "bu ne şımarıklık canım" dediğiniz, "eeh yeter kendine gel" dediğiniz, kızdığınız, hatta sövdüğünüz, ama terk edemediğiniz bir anlatı. Aile de böyle bir şey değil mi zaten? Bir konuda ya da biri özelinde herkesin fikir belirttiği, kendini muhakkak haklı bulduğu, karşı tarafın eksik düşündüğünü dile getirdiği ama bir Felaket anında birleşen ya da birleşme çabasına giren ve öyle hemencecik terk edilemeyen ya da ettiğinizi sansanız da hep içinizde taşıdığınız...

Kitabın eksenini Ermenilerin yaşadığı Felaket değil de Varlık Vergisi'nin gayrimüslimler üzerindeki yıkıcı etkisi oluşturuyor ama Biberyan bu konuyu arka plana almış, Vergi'nin yarattığı maddi ve manevi yıkıcılıkla bir ailenin bir araya gelme çabaları ya da bunun sonuçsuzluğu üzerinden, karakter karakter herkese etkisi üzerinden öyle güzel anlatmış ki; ilk bakıldığında politik bir anlatı değil gibi görünse de aslında her şeyiyle politik bir anlatı.

Bir oturuşta 100-150 sayfa okutmasıyla benim sınırlarımı bile bana aştıran bir de dili var Biberyan'ın. Karakterleri ve mekan tasvirleri o kadar canlı ki hiç yaşamadığım halde birçok kez ziyaret ettiğim İstanbul burnumda tüttü. Hele Büyükada'nın bahar kokan ormanları. Hele Lulu ve Dırtad Amca'yla çıkılan balıklarda Marmara'nın kokusu. Bir de daha okurken içinize işleyen o nemli soğuktan canınız Haybeden'in Yerinde bir kadeh şarap içip ısınmak isteyecek, belirteyim.

Bir de Baret'i yer yer Raskolnikov'a bir ben mi benzettim yahu?

Gayrimüslimler İstanbul'un (ve ülkenin) her yerindeyken ne kadar renkliydi her şey kim bilir.
Profile Image for Hulyacln.
987 reviews577 followers
February 29, 2024
‘Karıncaları hep mükemmel örnek diye gösteriyorlar. İnsanı karıncaya dönüştürmek istiyorlar. Başarıyorlar da. Tüm sevimsiz ve çirkin şeyleri insanların tapacağı, hayranlık duyacağı araçlara dönüştürmekte gerçekten çok ustayız. Ben karıncadan nefret ediyorum. Hayatım boyunca ne karınca olmak istedim ne de olabildim. Çalış, çabala, taşı, depola. Koca bir hayat. Sonra da öl… Kim için? Ne için? Kim yararlanıyor? Kim keyfini sürüyor? Dört kişi. Yani hiç kimse. İş, iş için. Uygarlık, uygarlık için. Hepimiz bu oyunun içindeyiz. Oyunun kurallarını da koymuşuz.’
.
Aşkale’ye gitmeyip Varlık Vergisi’ni ödeyen bir baba Diran, oğlu üç buçuk yıllık nafıadan geri dönen Baret, vergiden sonra ellerinde kalanla evi döndürmeye çalışan anne Arus ve kızları Hilda. Tarhanyan ailesi ile felaketlerden sonra tanışıyoruz. Her birinin en kötü halleriyle ama bilmiyoruz ki insan hayatı daha nelere gebedir?
.
Yalnızlar ile tanıştığım Zaven Biberyan’ın en merak ettiğim eseriydi Karıncaların Günbatımı. 1970 yılında Jamanak gazetesinde 294 gün boyunca tefrika edilen bu eser önce Babam Aşkale’ye Gitmedi adıyla çevriliyor tabii bazı eksiklerle. Ardından hem orijinal ismine hem de tam metnine kavuşuyor Karıncaların Günbatımı.
.
Karıncaların Günbatımı’nı çok sevdim. Bir ailenin ilmek ilmek çözülüşünü, yozlaşmanın belli bir sınıf ya da grup gözetmeksizin insana içkin bir şey olduğunu, bir ailenin ne zaman yuva ne zaman sadece kan bağından ibaret olduğunu göstermesiyle çok sevdim. Baret’i defalarca sarsmak istedim, Dırtad amca ile ada keyfi yapmayı, Lula’ya sarılmayı istedim. Sonunu değil de felaketleri değiştirmek de istedim ama o bir okur olarak elimde olmayan bir kudretti.
Zaven Biberyan iyi ki bu kitabı yazmış, iyi ki okumuşum..
.
Sirvart Malhasyan çevirisi, Ara Güler kapak fotoğrafıyla ~
Profile Image for Özgür Oklap.
44 reviews11 followers
October 3, 2017
Zaven Biberyan, odağına birbirine dokunmaktan bile imtina eden iki komşu aileyi alarak, yalnızları, cemaatleşen, cemaatleştikçe birbirine yabancılaşan iki halkı anlatıyordu ''Yalnızlar'''da. ''Babam Aşkale'ye Gitmedi'''de ise bireysel bir yalnızlaşmayı, kabuğuna çekilmeyi taşıyor sayfalara.

II. Dünya Savaşı sırasında çıkarılan bir vergi... Piyasadan gayrimüslimlerin sökülüp atılması, sermayenin bir cepten alınıp bir başka cebe bir anda aktarılması... Ödemek zorunda bırakıldıkları yekünle baş edemeyenlerin Aşkale'ye yollandığı, orada zorunlu çalışmaya tabi tutulduğu o günler...

Diran, bir baba... Aşkale'ye gitmemek için varını yoğunu elden çıkarmak zorunda kalan, Varlık Vergisi'nin altında unufak olan... Baret, bir oğul... Üç buçuk yıllık zorlu Nafia askerliğinin ardından geri dönen, - kendisi dahil - hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamayan... Varlık Vergisi'nin yumruk gibi indiği günlerde, hızla değişen toplumsal ve ekonomik koşullara uyum sağlayamayan, içinde yaşadığı çatışmalarla baş edemeyen, kendisini zamanın kollarına ya da zamanın acımasızlığına bırakan, giderek yalnızlaşan, çevresine yabancılaşan...

Bir aynanın karşısına geçiriyor Baret'i sanki Zaven Biberyan ve yaşadığı dayanılmaz iç sıkıntısını, tedirgiliğini, boşlukta salınıp durulmasını öyle hakiki bir biçimde yansıtıyor ki okura... Ruhunun dehlizlerinde yol alırken, Baret'in omuzları sizin omuzlarınız oluyor ve öfkesinin altında siz de kalıyor, o yükü siz de taşıyamıyorsunuz. Kendinizi onunla beraber direnmeden dipsiz kuyuya bırakıyorsunuz.

En az ''Yalnızlar'' kadar iyi bir roman olduğunu düşündüğüm ''Babam Aşkale'ye Gitmedi'',1970 yılında Mırçünneru Verçaluysı (Karıncaların Günbatımı) adıyla, Ermenice basılan Jamanak gazetesinde 294 gün boyunca parçalar halinde yayımlanıyor. Biberyan'ın ölümünden ancak birkaç hafta önce, 1984 yılında kitap haline getiriliyor ve Aras Yayıncılık Türkçe'ye çevirene kadar haberimiz bile olmuyor bu kitaptan maalesef. Bir kez daha teşekkürler...
Profile Image for Alp Arslan.
23 reviews3 followers
June 14, 2015
Bu yalnızca İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında İstanbul Ermenilerinin yaşamından kesitler sunan bir roman değil. Tarihin herhangi bir döneminde, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir azınlığın romanı dahi değil. Varl��k Vergisi sonrası bir ailenin yaşamından başlayan ama çok daha evrensel ve çok daha bireysel pek çok soruna değen/değinen bir roman.

Bence bu bir bencillik romanı. Bir eşin, bir evladın, bir annenin/babanın, bir arkadaşın, bir patronun, bir işçinin, bir mahallenin, bir toplumun, bir ulusun... Güçlünün ve zayıfın bencilliğinin romanı. Bir zavallının kendinden daha zavallılar karşısındaki umursamazlığı...
Profile Image for Celine Pattni.
283 reviews5 followers
April 19, 2019
Surukleyiciydi ama belki ermeni oldugum ve kitap zengin bir ermeni ailenin varlik vergisiyle sonun gelmesini anlattigi icin beni surukledi... Bu dusuncem nedeniyle, objektif olmak adina 3 yildiz verdim ( azinliklar ve bu konulara meraklilar icin 4 derim) benim icin okunulmasi faydali bir kitapti..
Profile Image for Burak Uzun.
195 reviews72 followers
February 24, 2022
Ailesi Varlık Vergisi'yle fakirleşirken kendisi de 3 yıl zorunlu askerlik için Nafia Birliklerinde görev alan Baret'in ailesine dönüşüyle başlıyor roman. Baret'in, sistem tarafından fakirleştirilmiş bir azınlık genci olarak yaşadığı bunalımlar çerçevesinde bir dönemi anlatıyor Biberyan. Beğenerek okudum.
Profile Image for Yazkizim.
88 reviews
December 12, 2021
Derin ama bir o kadar da yalın bir kitap bu. Gücünü de bu yalınlığından, duruluğundan alıyor. Karakterler, duygudurumlar, mekanlar, toplumsal koşullar o kadar iyi tasvir ediliyor ki… Hatta zaman zaman doğrudan tasvir edilmeden kırıntılarla kucağınıza bırakılıveriyor. Baret’in adımlarına eşlik ederek eski sokaklarda, evlerde geziyor; eski İstanbul’un yüzleriyle, sesleriyle karşı karşıya kalıyor; hem karakterlerde hem de toplumda yaşanan dönüşümün farklı yönlerine tanık oluyorsunuz. Somut veya soyut her şey berrak bir şekilde gözünüzün önüne seriliyor. Böylesine incelikli yazılmış bir kitapla tanıştığım için çok memnunum.
Profile Image for Okan.
34 reviews7 followers
April 15, 2019
En başa şunu yazayım, hatırlatma olsun: Babam Aşkale'ye Gitmedi, Zaven Biberyan'ın Karıncaların Günbatımı romanının ilk çevirisi ve Ermenice orijinaline kıyasla eksikli bir çeviri. Yapılan bu ilk çeviride ne tür içeriğin makaslandığına dair genel bir fikir verir mi bilmiyorum, ancak benim tesadüfen tespit ettiğim bir makaslamada yan karakterlerden biri İstanbul'dan Ermenistan'a göçme fikrini değerlendiriyordu. Dolayısıyla Karıncaların Günbbatımı halinin yeni (2019) baskılarını okuyun, daha doğru olur. Bu çevirinin eksikken tamamlanma hikayesi de çok ilginç, Rober Koptaş'ın K24 için yazdığı yazıdan öğrenebilirsiniz, ancak bu yazı da buna ek olarak kitabı da baştan sona özetlediği için kitabı okuyacaksanız önce o yazıyı okumayın.

Sonra: benim kafamda şoven bir görüşe dönmesin diye çabaladığım, ancak başıma defaatle gelen, hep doğrulanan bir durum var. Soykırım, savaş, 1934 Trakya, Varlık Vergisi, Yirmi Kura Askerlik, 6-7 Eylül, Kıbrıs gibi Türkiye'de azınlıkların/azaltılmışların yaşadığı ve genel Türk toplumunun haberdar olmadığı veya inkar ettiği bir dolu olay var ki bunlarla ilgilenmek, bunları araştırmak her vaka özelinde ve her alanda şöyle bir sonuç yaratıyor: Türkiye'de o alanda üretilmiş fakat bunlardan bahsetmeyen, içinde bunların izi bulunmayan şeyler birden bire ayrı bir lige düşüyor, eksikli hale geliyorlar. Ya da bunlarla hakkıyla yüzleşen eserler ve ürünler yine ayrı bir sınıfa çıkıyor, insana başka bir görüş kazandırıyorlar. Babam Aşkale'ye Gitmedi romanı da bana böyle bir "Türkiye'de böyle roman da yazılmış" dedirtti. Biri de yarattığı karakteri böyle cenderelerden geçirmiş, biri de bu olayların karşısına dikilmiş ve yarattığı insanlar aracılığıyla bu olayların insana nasıl meydan okuduğunu, onu nasıl sınava çektiğini, ne müşkülatlara soktuğunu soruşturmayı kabullenmiş. Başından Varlık vergisi geçmek, Nafıa taburlarında sömürülmek insanları ne yapar, neye çevirir? Bu çözülmelerde, bu deste karılmalarında altta kalan, üste çıkan neye dönüşür? İnsanların maruz kaldığı ve kendi eylemlerinden kaynaklanmayan hayat değiştirici darbeler, her bir vakada arkalarında nasıl enkaz hayatlar bırakırlar? Bunların cesur bir muhasebesi bu kitap, böyle bir romanı yazdığı için herkesin Biberyan'a minnettar olması lazım. Gerçi Biberyan bunu Türkiye toplumuna hizmet olarak yapmış değil, ancak yaptığı şey Türkiye Ermeni toplumunun koşulları ve koşullanmaları içinde çok çok çok daha büyük bir olay; bunu teslim etmeliyiz.

Romanın kendi içerisindeki yapısında başka türlü olmasını tercih edeceğim şeyler de var. Özetle Biberyan'ı biraz kaçışçı buldum; gerçi hep kaçışçı bir adamı anlatıyor ancak kaçış aynı zamanda kitabı da yürüten bir şey, bölümden bölüme muammalar ortaya koyuluyor, sağları solları etraflıca kurcalanıyor, papuçun ne kadar pahalı olduğu ortaya çıktığı an bir sonraki bölüme kaçılıyor. Sonra ne olduğu ancak bir sonraki muamma anlatılırken ketumca hissettiriliyor. Arada kaçılan kaçıldığıyla kalıyor, Arus ve Hilda, işyerindekiler, cânım Lula ve annesi, yeniden Hilda; hatta Suren, Keçeli, Haybeden, Mastori... Baret bunların arasından kaçıp geçerken okuduğum muammaların ortaya koyulan ve kurcalanan kadarı bana yetti ve bu açıdan okuduğum hiçbir Türkçe kitaba benzemeyen, hepsinden ayrı yerde duran bir roman olduğunu teslim ediyorum; ancak bir üst ligden bir yazar acaba bunları nereye kadar kurcalardı diye hayıflanmadım da diyemem. İnsan daha ötesini de istiyor. Ama bunlar yüzünden puan beş yıldızdan asla düşmez.

Yine diyorum, alelade Türk romanını, alelade Türk romanı kişisini, en iyi örneklerini bile çok fena taca çıkaran bir roman.
Profile Image for Erkan.
285 reviews66 followers
December 28, 2021
Kitapla ilgili yazılan yorumlar hep övgü doluydu bu da ister istemez merak ve beklentimi artırdı. Okuyunca övgülerin boşuna olmadığını anladım. Elimden bırakmak istemediğim, su gibi akıp giden usta işi bir romandı..
Profile Image for Kayhan Cevik.
38 reviews2 followers
July 26, 2023
“Bu kez farklı. Bu kez hayatın kaçıp gittiğini hissediyorum. Hayatında herhangi bir olay olmayan kimse, ölümün hızla yaklaştığını görür.”

“Unutmak isteyerek olmaz. Adam var unutur, adam var hatırlar. Dayanılmaz şekilde hatırlar. Uzaktan daha da dayanılmaz olur. Burada içindeyim. Her dakika onlarla birlikteyim. Bunun için buraya anamın babamın evine döndüm. Hatırlamak değil, yaşamak, hayaletlerle…”

“Kimseye verecek bir şeyi olmayan biri olmak, kendisinden hiç kimsenin bir şey beklemediği biri olmak ne demektir?”

“Kendi eksikliklerinden veya yoksunluklarından kompleks sahibi olan insan, dünyanın en tehlikeli insanıdır.”
Profile Image for Özlem.
48 reviews2 followers
June 28, 2020
Müthiş bir eser, umarım okurlar nezdinde çok daha fazla okunarak hakettiği ilgiyi görür. Kitabın yazım sürecinde yaşanan talihsiz sansürler bile bir şekilde Türkiye Ermenilerinin travmalarından kesit gibi olmuş.

Hrant Dink’in kitabında değindiği gibi Türkiye’de çocuklar topu hep Ali’ye, Ayşe’ye atarak okuma yazma öğreniyorlar. Çocuklar komşuları olan Zaven, Hrant, Arus, Hilda’yı tanımıyorlar. Bu kitap belki buna bir vesile. Türkiye halklarından en büyük travmalar yaşatılan Ermenilerin içinden bir anlatı. Varlık Vergisi ile hakları gaspedildikten sonra parçalanan bir ailenin öyküsü. Hiçbir yere ait olamama duygusu, sessizleştikçe hakkı yok edilen insanın çöküşü. Kutsallık atfedilen aile kavramına dair tabir-i caizse derin bir tiksinti ve beraberinde gelen öfkenin anlatısı. Hayal kırıklıklarını biriktirir gibi okuduğum kitap psikolojik olarak çok ağırdı.

Evet, okuması ve sindirmesi kolay bir kitap değildi. Ancak biz bilmeyince ya da inkar edince yaşanan hiçbir şey değişmiyor. Kökleri Ararat’ın derinlerinde olan bu kadim halkı daha iyi tanımak ve geçmişimizle şeffaf bir şekilde yüzleşebilmek, en azından bunu yapmak herkesin boynunun borcu olmalı diye düşünüyorum. Türkiye’de ticaret yapan Ermenilerin bugün dahi çeşitli kaygılarla isimlerini değiştirerek Türkçe isim kullandıklarını biliyorum ve bundan çok büyük bir utanç duyuyorum. Utanmak bana hala insan olabildiğimi hatırlatıyor, en azından.
Profile Image for Ayca Senol.
151 reviews5 followers
April 23, 2022
“Bizim toplum formasyon sahibi politikacılardan hoşlanmamıştır. Onun için de bizim millet işleri hep bakkal hesabıyla yürümüştür.”

Hüzünlü bir roman Karıncaların Günbatımı, Baret’in ait olamadığı ailesi çevresi ve ülkesindeki hayatına tanık oluyoruz. Ağır ağır ilerleyen yapayalnız bir hayat.
Profile Image for Özün.
62 reviews
July 21, 2022
Biberyan'ın romancılığı, üslubu çok başarılı imiş. Şimdiye kadar okumadığıma üzüldüm açıkçası.
Türkiye tarihi ve romancılığı için çok kıymetli bir eser olmuş.
Profile Image for Baris Balcioglu.
388 reviews10 followers
June 29, 2020
Bu kitabı Şahika sayesinde duydum ve 8 Temmuz 2019'da Nişantaşı Remzi'den aldım. Bu yıl Ermeni araştırma ve yazınına özel bir ağırlık veriyoruz. Kitabın sonuna dek üç yıldız vermeyi düşündüm ama sonra cömertleştim. Konu 1945'te başlıyor. Uzun zaman oralarda takıldıktan sonra bir 10 yıl atlıyor ve 6 Eylül 1955'ten önceki bir iki günle tamamlanıyor. Biberyan St. Joseph'te okumuş ve sanırım ilk ürünlerini Fransızca verdikten sonra Ermenice öğrenmiş ve bu kitabı 1970'te tefrikalar hâlinde bastırmış. Kitapta da güzel Fransızca donanımını görüyoruz. Ermeniceyi sonradan öğrendiği için başta cümleleri bana kısa ve süssüz gelmişti ama sonlara doğru bu düşünce silindi usumdan. İlginç mi değil mi bu roman baya bocaladım. Neden derseniz, Ermenilerin yazdığı kitaplarda Türk veya Müslümanlarla olan ilişkilere çok rastlıyoruz (genelde olumlu da olmuyor). Oysa burada sanki Türkiye'de yaşayan yabancı bir ailenin öyküsünü okuyormuşuz gibi geldi bana. Loksandra da böyleydi aslında. Türkler çok gerilerde idi. Bu da olabilir doğal olarak, ille de Türklerin önde bir rolü olmasına gerek yok ama o zaman bunu bir Türk yazsaydı diyelim ilginç bulacak mıydım sorusu ile uğraştım. Okuduğum Türk ve Türkiyeli yazarlarda bu denli yoğun bir aile içi sürtüşmesi okuduğumu anımsamıyorum. Bu nedenle usuma 1997'de Şişli'de bir arkadaşımı ziyaret ettiğim gün geldi. Aşağı inerken Ermeni komşusu kadının kocasına lânet okuduğunu duymuştum. Hiç öyle bağırma çağırmaya tanık olmamıştım. Biberyan kendisi de huysuz birisi imiş. Romandaki Baret de neredeyse kahraman karşıtı birisi. Huzursuz, gel gitli birisi. Anne baba kardeş de hiç kutsal bir bakış açısıyla çizilmiyor. Lulu ile ilişkisi de çok acımasız ve gerçekçi. Bugün karıncalarla ilgili bölümü ararken toplum düzenine başkaldırmış amcasının bir gün yaptığı gibi (tek güne birkaç günü sığdırdığı, bir kadınla İstanbul'un değişik semtlerine gittiği günü) kendisinin de Lulu ile yapmak isteyip yapamadığını gördüm. Karıncalar bölümümü neden aradım? İki yerde çıkıyor karşımıza. Amca karıncalar gibi çalışkan olmayı reddettiğini söylüyor. Baret de daha sonra Ermenileri karıncaya benzetiyor. Ama benzetme nedenini anlamamıştım. Acaba felâket yaklaşsa bile bunu anlamayan karınca çalışır mı demek istiyor? Çünkü sonunda Ermeniler felâketsiz yaşamayı yadırgar demeye getiriyor.

Peki Türkler hiç mi yok? Birkaç fabrika işçisinden başka yok. Ama devlet var. Varlık vergisi, nafıa bölüğü, Demokrat partinin etkileri, Kıbrıs sorunu vs. Bir de Beyoğlu'nda kız sıkıştırma bölümü de eskinin kadınlar için daha kötü olduğunu düşündürttü yine bana her ne kadar Minâ Urgan kesinlikle tam tersini iddiâ etse de. Bir yandan da üzüldüm. Bu iyi bir roman olsa bile artık Türkiye'de Ermenice yazın gibi bir şey olmayacak, gelişemeyecek. Peki dünyaya bir etkisi olacak mı? Bakalım başkaları ne yazmış. Bunu Covid'i aşarsak Şahika'ya vereceğim o da Gürsel Korat'ın tehcirle ilgili kitabını bana verecek.
Profile Image for Pinar Esmeli.
22 reviews9 followers
September 18, 2020
Uzun zamandır bu kadar iyi, kahramanların ruh halini bu kadar incelikli, içten ve sade anlatan bir roman okumamıştım. Bana bir şekilde Rus edebiyatını çağrıştırdı, tam bir usta işi. Türkiye'de Ermeni olmayı, Varlık vergisini, azınlık olma hissiyatını anlatmakla birlikte roman bunlardan çok daha ��te, politik bir anlatımdan daha ileri bir edebi zenginliği var. Kahramanları çok gerçek, çok bizden, o hep yüceltilen aile kavramının aslında çökmeye ne kadar yatkın olduğunu, aile içindeki güç, sevgi, nefret ilişkilerini tam bir ustalıkla anlatıyor. Dırtad'ın çalışmaya, yaşamaya dair neredeyse monolog sayılabilecek konuşması bugün hala en çok üzerinde konuştuğumuz konuların çarpıcı bir kesiti. Sonuç olarak müthiş keyif aldım okurken, içime bıraktığı burukluk da ayrı ama açıkçası yazarı bu kadar zaman okumamış olmaktan da hicap duydum.
Profile Image for Dilay.
12 reviews10 followers
April 19, 2019
Karakterler, hikaye, kurgu... Hepsi müthiş. Biberyan’ın kısa ve vurucu cümlelerine, derinlikli ve çarpıcı karakterlerine hayran oldum. Gerçekten de bir başyapıtmış.
Profile Image for Terss.
660 reviews36 followers
June 27, 2022
Gizli kalmış enfes bir güzellik bu kitap. Yazarın dili ve korkusuzca kendi tarihini dini ve siyasi açıdan incelemesi ama bunu yaparken kitabın kahramanının iç dünyası üzerinden yapması şahane. İki günde koca kitap bitti. Daha da olsa daha da okurdum.
Ermeniliği ve azınlık olmayı bu kadar açık yüreklilikle yazmak hem de o yılları yaşarken yazmak cesaret ister. Keşke yazar ölmeden önce sohbet etme fırsatım olsaydı diye düşündüm okurken. Adalar diyince ilk aklıma gelecek şeylerden biri bu kitap olacak. Topal, uçamayan bir karga bile tüm çirkinliği ile resmedilmesine rağmen ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
En çok kimi sevdim bu kitapta diye düşünürken amca Dırtad geldi aklıma. Ne adam yahu...
Ölümü bile başdöndürücü. Keşke tanışsaydım zamanın birinde o amcayla. Ya da benim amcam olsaydı o sohbetleri ben edebilseydim dedim okurken.
Profile Image for Yaprak.
521 reviews192 followers
October 19, 2022
Karıncaların Günbatımı, Meteliksiz Aşıklar ve Yalnızlar romanlarından sonra okuduğum üçüncü Biberyan romanı. Açıkçası yazarın en çok sevdiğim ve bana en çok dokunan eseri de bu oldu. Roman 1940'lardaki bir ailenin durumunu ana karakter Baret üzerinden anlatıyor. Arka planda Varlık Vergisi ile maddi ve manevi anlamda zarar alan Ermenilerin toplumsal yaşamına, yaşadıkları sıkıntılara tanıklık ediyoruz. Sistem eleştirisine ek olarak insanın iç sıkıntıları, mutlu olmanın sürekli değil de ancak anlık bir his olabileceğine dair de birçok şey bulmak mümkün kitapta. Baret ile birlikte siz de umudunuzu kaybediyorsunuz sayfalar ilerledikçe. Ben konuşmaların verdiği kaos hissini, karakter analizlerini de çok başarılı buldum. Her karakter gözümde tek tek canlandı yazarın harika betimlemeleri sayesinde. Dilerim Biberyan'ın eserleri hakettiği değeri daha çok bulur ve daha çok okunur.
65 reviews1 follower
November 25, 2023
Sanki içim bir züccaciye dükkanıydi,

Sanki içim bir kristal satıcısının en pahalı ürünlerini sergilediği reyonuydu,

Sanki içim en ince islemelerin islendigi kuyumlarin sergilendiği bir kuyumcu dükkanıydi,

Sanki içim nişanlı bir kızın çeyizini sergilediği kız evi odasıydi,

Sanki içim bir çocuğun oyun kartlarından yada domino /okey taşlarından yaptığı bir kuleydi,

Sanki içim en eski en nadir en bulunmaz kitapların bulunduğu bir kitaplik, kütüphaneydi,

Sanki içim askerden/gurbetten dönen oğluna kızına hasretten yürek çürütmüş bir annenin sevinçle hazırladığı , evladım bunu da sever yemekleriyle dolu bir sofra idi,

Sanki içim en çaresiz hastalıklara bile şifa olan ilaçlarla dolu bir ecza hane dükkanıydi,

Sanki içim 6500 yıl öncesinin tarihi eserlerinin sergilendiği bir müze idi...

bu kitap da koca, huysuz, sinirden gözü dönmüş bir fildi, içime daldı, kırıp döktü ne varsa.
Profile Image for Fatma Burçak.
Author 17 books41 followers
July 28, 2022
Zaven Biberyan'ın 1970'de Jamanak gazetesinde 1 yıla yakın bir süre tefrika edilerek yayımlanan, 1984 yılında - Mırçünneru Verçaluysı (Karıncaların Günbatımı) adı ile basılan ve daha sonra 1998 yılında Türkçe'ye "Babam Aşkale'ye Gitmedi" ismiyle çevrilen romanı 20.yy Ermeni edebiyatının en önemli eserlerinden biri.
Zaven Biberyan 1921'de İstanbul'da doğmuş, 1984'de yine İstanbul'da ölmüş, 1940'lı yıllarda üç buçuk yıl nafianaskerliği yapmış ve 1968'de İstanbul Belediye Meclis üyesi seçilmiş sosyalist bir yazar.
Dolayısıyla bu eser Ermeni edebiyatına ait olduğu kadar Türk edebiyatına da ait olmalı, en azından ben öyle olmasını isterim.
Romanı ilk kez 2002'de okumuşum, yirmi yıl sonra aynı döneme ait başka kitaplarla beraber bir kez daha okudum. Bu kez daha derin bir okuma oldu.
12 Kasım 1942'de yürürlüğe giren ve on altı ay boyunca bu ülkenin, özellikle büyük şehirlerde yaşamakta olan gayrimüslim ailelerini mağdur eden Varlık Vergisinin bir aile üzerindeki etkisini yalın ve etkileyici bir dille anlatan bu roman 'mutlaka okunması gerekenler' listesine alınmalı.
Değişen şartların aideti, değerleri, insanın vicdani sorumluluğunu nasıl örselediğini görmek, sermayenin bir zümreden başka bir zümreye aktarılmasına, 1940'lı yıllardaki Türkiye, İstanbul hatta Kadıköy'ü okumak, tanımak isterseniz "Babam Aşkale'ye Gitmedi" özellikle okumanız gereken romanlardan biri.
Kitap artık Karıncaların Günbatımı adıyla eksiksiz olarak yayımlanıyor ve buna dair Rober Koptaş'ın K24'teki yazısı:
https://t24.com.tr/k24/yazi/karincala...
Profile Image for Merve.
33 reviews2 followers
September 1, 2019
Yalnızlar ve Meteliksiz Aşıklar’dan sonra okudum, bence doğru bir sırayla. Zaven Biberyan Ermeni cemaati dahil olmak üzere doğrudan var olduğu veya sonradan girdiği hiçbir topluluğa tam anlamıyla sığamamış bir uyumsuz. Politik bir karakter aynı zamanda. 20 yaşında Nafıa’ya alınmış, gazetelere sansasyonel yazılar yazmış, partilere girmiş/çıkmış, işsiz kaldığında Mahmutpaşa’da kadın iç çamaşırı satmış bir insan. Yaşam hikayesiyle -ve bütün gelgitleriyle- bana Baret’i hatırlatıyor. Tıpkı Baret gibi kabına sığamıyor, şehri terk ediyor, kimseden bir şey ummuyor, geri dönüyor... Kısacası kendi lügatına uygun yaşıyor. Karıncaların Günbatımı, Biberyan’ın hayatında doğrudan izler taşıyan meseleler üstüne ışık tutuyor ve belki de yazarak kendini sağaltmasını sağlıyor.

Yayınlanmış üç romanında da 50’li yılların İstanbul’unu, insanlarını, göç hikayelerini, cemaatlerini, sosyal yapılarını da okuyorsunuz. Ancak Karıncaların Günbatımı, Varlık’tan sonra bir aile üzerinden değişen toplumsal değerlerin geniş tahlilinin yapıyor ve bir ‘felaket’in izini sürüyor. Bu bağlamda hem çok politik, hem çok eleştirel ve aynı zamanda oldukça edebî bir üslup taşıyor. Bu çok temalılık ve ruhsal tahliller (özellikle melankoli ve isyan) Biberyan’ı özel kılıyor.

Modern romancılıkta zamanının ötesinde eserler veren Biberyan umarım ki bu topraklarda hak ettiği değeri bulur ve daha çok okunur.
Profile Image for Murat Sahin Ocal.
104 reviews32 followers
December 11, 2019
Karıncaların Günbatımı 1970'de Jamanak gazetesinde günlük tefrika olarak yayınlanmış. 84'de Ermenice 98'de ise Türkçe olarak basılmış. 98'deki Türkçe basım "Babam Aşkale'ye Gitmedi" adıyla basılmış. Aras Yayıncılık 2019 baskısını orijinal adıyla gerçekleştirmiş. Kİtabı Babam Aşkale'ye Gitmedi adıyla sunmak içeriğine haksızlık olarak yorumlanabilir. Çünkü böyle bir başlık, bir yandan romanı Ermeni - devlet ilişkilerindeki sorunların çerçevesi ile sınırlandırırken diğer yandan Biberyan'ın sınıfsal çatışmaların idrakinde olarak kaleme aldığı romanın içerik zenginliğini taşıyacak güçten yoksun kalır.

Bu kitabı bir Mıgırdiç Margosyan kitabı gibi okuyacağımı sanarak başladım ama esasen bir "İstanbul romanı" olduğunu fark ettim. Adeta bir Ara Güler sergisi gezmişsiniz izlenimi veren portreler arasından mahzun bir İstanbul silueti görünüyor. Biberyan etnik yaraları kaşımadan onları göstermiş. Acıları köpürterek duyguları coşturmak yolunu seçmemiş. Toplumsal utancın üzerindeki örtüyü çekip atmak yerine hafifçe kaldırıp örtünün altından gelen çürümenin kokusunu serbest bırakmış. Bunu yaparken kendi cemaatine homojen bir bütünmüş gibi davranmamış. Onların içindeki sınıfsal çatışmalara, aile içi çekişmelere, iki yüzlülüğe açık bir zihinle yaklaşmış. Sayfa sayısı vakti dar olanlara çok gelebilir ama çok rahat okunan bir roman olduğunu ifade edebilirim
Profile Image for Judy Abbott.
863 reviews56 followers
November 13, 2021
Varlık Vergisi sonrası fakir düşen Ermeni ailenin erkek çocuk üzerinden hikâyesini anlatıyor kitabımız.

Baret'in aile nefreti şaşırtıcı. Bunalımı, kaçışı, sefalet ve pislik içinde yaşantısını okumak ağır gelebilir. Ama kitabın dili son derece yalın ve akıcı. Psikolojisi ağır.

Bu dönem romanlarında eski İstanbul'u okumaya bayılırım. Baret'le Kadıköy Beyoğlu Ada arasında gidip geldik roman boyu. Zaten İstanbul dediğin o kadar.

Eskiden çocuklar 31 Aralık gecesi kapı kapı gezip Rumca Ermenice ilahiler okurmuş, hoşuma gitti.
Profile Image for mert.
75 reviews3 followers
June 9, 2022
"muhteşem bir kitap" diye anamamamın tek nedeni bu kitabı aşırı eril bir anlatı olması. bu kitaptaki hiçbir kadın "iyi" çizilmemiş. hep baş ağrıtıyorlar hep kafa ütülüyorlar hep yük oluyorlar... ana karakterin çevresindeki kadınlara nasıl kadın düşmanı bir şekilde baktığı geçersek kitap aşırı iyi. kadıköy ermenisi ana karakterin varlık ile 6-7 eylül arasındaki dönemde yaşadıklarını, ailesinin nasıl dağıldığını işliyoruz. kişisel deneyimler, özelde istanbul ermenileri genelde istanbul gayrimüslimlerinin tc tarafından maruz bırakıldıkları sistematik baskıya ve zulme ışık tutuyor. ulus-devlet nedir?, elbette biliyorum ama bu kitabı okuyana kadar gayrimüslümlerin neler yaşadığına dair o kadar da "bilgili" değilmişim.
Displaying 1 - 30 of 68 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.