Necatigil'e göre o, "şiirin korkunç çocuğu", "şiirimizin uç beyi".
Toplumcu gerçekçi şiirle başladı, imgeci ve kapalı şiiriyle İkinci Yeni'nin öncüsü oldu. Asla aynı yerde durmadı, duramıyor. Aşktan nesnelere, otlardan böceklere, sokaklara sürekli yatak değiştiriyor...
Kendisine sorarsanız, "yazmak bir cehennemdir" diyor. Ve altmış yıldır bu cehennemde sabah akşam, dağ bayır demeden dolaşıyor.
Modern şiirimizin iyileşemez ustası İlhan Berk'in Toplu Şiirlerinin ilk cildi Eşik'te şu kitapları yer alıyor: İstanbul (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953), Köroğlu (1955), Galile Denizi (1958), Çivi Yazısı (1960), Otağ (1961), Mısırkalyoniğne (1962), Aşıkane (1968), Şenlikname (1972), Taşbaskısı (1975).
İlhan Berk was a leading contemporary Turkish poet. He was a dominant figure in the postmodern current in Turkish poetry (termed, "İkinci Yeni"; "The second new generation") and was very influential among Turkish literary circles. Berk was born in Manisa, Turkey in 1918 and received a teacher's training in Balıkesir. He graduated from the French Language Department of Gazi University in Ankara. Between 1945-1955, Berk served as a teacher. He later began to work for the publishing office of Ziraat Bank as a translator (1956–1969). He became specialized in translation of poetry notably by translating into Turkish works by Arthur Rimbaud and Ezra Pound. In his later years, Berk resided in Bodrum where he died on 28 August 2008. Berk's poetry evolved from the approach of an epical socialist to the dreamy vision of a lyrical and erotic individual. He made the "object" visible in its glory and aimed to break down the meaning. Berk's poetry takes its roots from the mythology, and a synthesis of Western and Eastern poetry traditions, yet he accomplishes to create a unique and postmodern approach. History, geography, visual arts, cities such as Istanbul, Paris and Ankara, feed Berk's poetry and, his themes are supported by a sizable vocabulary that includes colloquial words as well as very specific ones, such as musical terms and local names of plants. A significant body of Berk's work is now available in English, most notably A Leaf About To Fall: Selected Poems (2006), Madrigals (2008) and The Book of Things (2009), all translated by George Messo.
Daha önce kıyıda köşede paylaşılan 3-5 şiirini okumuştum İlhan Berk’in. Ama emin olun, onun şiiri paylaşılan birkaç aşk dizesinden daha öteymiş. Ben hayran kaldım. Toplu şiirlerinin ilk cildi olduğu için birçok farklı denemeler mevcut kitapta. Bazılarını beğenmedim. Ama ilk kitabı İstanbul bir şaheser bence... 1947’de basılmış ve toplumsal gerçekçi şiirin en önemli örneklerinden biri belki de. İlhan Berk’i tanımak istiyorsanız ya da şiir seviyorsanız mutlaka okuyun... Şair’in toplu eserleri 3 cilt; ben hemen ikinci cildi de temin edeceğim...
İlhan Berk'in ilk dönemi denebilecek ama 57 yaşına kadar da süren, yani aslında ilkgençlik sayılamayacak bu dönemde toplumcu gerçekçilikten gerçeküstücülüğe ve haiku tarzına yakın türleri deneyip kendi meşrebine en uygunu bulmaya çalışmış gibi görüyorum şairi. İlk kitaplar tabii daha ayakları yere basan, geleneksel, deneyseli çok yoklamadığı Garip'e yakın şiirler. Burada gökyüzü şiire çok fazla dahil ve toplumculuk da sürekli yollara düşüp işe gidip gelen insanların çerçevesinden çok çıkamıyor. O buzu kırdığında ise biraz ders çalışarak tarihe eğildiği ama içinden şiir çıkartamadığı incelemeleri olmuş. İlk cilt itibariyle vaat var ama icraat yok. Umarım şiirinin devamında eğildiği türlerde maya tutmuştur.
Ben fakir bir milletin dağı Mümkün olduğu kadar insanlara yakın Mümkün olduğu kadar insanların. Bir güneş altında ellerim, kollarım, ayaklarım Bir kara kuru insanlar üstümde Bir bakarsın alabildiğine uzanan gökyüzü Susuz, küçük, fukara dağ köyleri Bir yağmur altında bütün vücudum.
İnsanlar geçiyor akşam akşam Ellerinin, ayaklarının sıcaklığını duyuyorum. İnsanları gündeliğe giderken, gündelikten dönerken görüyorum Basık damlı evler, kahveler, dükkânlar, köy yolları arkaları sıra gelip durmuşlar. Hasandağ, Alidağ, Topuz, sıraya girmişler, geçiyor. Başköy, Sarıhıdır, Beyçayırı, Mıstapaşa geçiyor. Hepsi karanlık sıkıntılı bir yere gidip durmuş Kimsesizlikler, açlıklar, kederler arkalarına düşmüşler, geliyor Göller, sarı nehir kenarları çözülmüş geliyor Kızıltepe, Hisarcık, Aslanbey akşamın elinde Karasu akşamın elinde.
Ben yarıbelime kadar güneş altındayım. Kale kapılarından serin bir rüzgar başını çıkarmış bakıyor Kayseri'yi büyük surların ardından seyrediyorum Bez fabrikası işçileri çıktılar İlk ezanlar okundu Şimdi mahpuslar türkü söylüyor.
Kol kola vermiş dağları, susuz köyleri görüyorum Mazı'da insanlar sıraya girmiş bir kuyunun önündeler Üç yüz haneli Mıstapaşa bir çeşmenin başında İhtiyar Karasu'nun sesini duyuyorum İhtiyar Karasu çok şey bilir Ama söylemeden akar.
İnsanlar gidiyor, geliyor, el sallıyor, selam alıyor, selam veriyor. Göğüslerinin inip kalktığını duyuyorum. Kimi ip gibi Kimi bir sümüklüböcek gibi yalnız İnsanları yollar, çeşmeler yaparken görüyorum İnsanlara bayılıyorum.
İşte gün ışığı Alidağ eteklerinde En sonra sıra bende Ben bu çalışkan halkın Ben bu fakir memleketin Erciyeş Dağı Ben iyilik, ben yaşamak, ben hürriyet dostu Ben çalışan insanların, akan suların, toprakların dostu Ben köylü, işçi, fukara halk Yürükler, çobanlar İnsanlar geçiyor yalınayak İnsanlar kederden, kahırdan çeneleri kilitli geçiyor Utanıyorum halimden.
GUERNICA
Önce eli gördüm Benimle beraber tabaktaki uskumru domatesle boyun boyuna biber rakı gördü
100 mumluk lamba bir yandı bir söndü Öldü dirildi Guernica Dünyada mıyız değil miyiz diye Bir adam kendi kendine sordu Bir kere eli gördüm ya Arkasından yeşil bir göz gelip durdu önümde Yeşil göz herkese denizi hatırlatıyordu Bana hiçbir şey hatırlatmadı Yeşil göz Yeşil bir gökyüzüne bakıyordu El Bir ağaç gibi parmaklarını açtı Göz kırptılar gökyüzüyle
Yeşil bir âlemdi Picasso bir mavi çekti Gökyüzü kendine geldi
Daha sabah Ağaç kararmamıştı Boğayı gördüm Boğayla beraber yüzlerce adamı gördüm ilk defa Guernica ana baba günüydü
Su gerisingeriye akıyor Kuş gerisingeriye uçuyor Ağaç gerisingeriye Bir fırtına bir yangın Öyle bir şey Göz gözü görmüyor göz tabaktaki uskumruyu boyun boyuna biberi domatesi görmüyor Belli savaş Belli ölüm Üç adam kim yaptı bunu diyor Ha diyor herifin biri Picasso siz diyor Ha
Daha sabah Hep sabah picasso
Akşam amerika Baktım bir siyah Guernica'dan çıktı Gökyüzünün bir kıyısına gidip durdu Bu gökyüzü daracıktı eskiden Picasso geldi İş değişti
Yerde bir adam yatıyor, öldü ölecek
Daha sabah Ananın uykusu var Elinde bir lamba dolaşıyor habire dolaşıyor Kırmızılar sarılar siyahlar konuşuyor
Savaş oldukça İşin iş kırmızı İşin iş pencere
Amerika işin iş
Bir kadın girdi odaya ana belki kız belki Rakı şişesi yere yuvarlandı Döşemedeki suyla buluştular Su kollarını açtı Rakı her yanını Sarmaş dolaş oldular Bu dünyada ölüm Belli onlara göre değil Belli dünya guernica'da iyi değil Belli picasso üzülüyor
Bir su üşüdü Guernica'da herkes gördü
Guernica Amerika'da karanlık Dünyada değil.
KENT
Sizi gördüm denizin evinde. Akşamüstleri gibi güzeldiniz. Bir balık su değiştiriyordu. Yeni yeni bunalım duvarları çıkıyorduk her gün. Sıkıntımıza giriyordu adın. Büyüttükçe: artıyordunuz.
Büyük şair, özellikle içinde istanbul geçen şiirleri insanı bu şehre bir kere daha aşık ettiriyor, senden bir şeyler öğrenebildiysem ne mutlu bana ilhan abi.
"En çok insan bir yerimiz kopup gitmişti duyuyor musun Yeniden o sokağa o ulu sıkıntımızın sokağına indik Hani bir ışıkla başlar ya şiirler artık hep öyle başlıyorum A'dan Z'ye bir karanlığı büyütüyorum"