Tevfik Fikret aklın ve bilimin egemenliğine, aydınlanmaya ve aydınlık günlerin geleceğine inanan bir şairdir ve kendinden sonra gelen kuşaklar için dürüstlük, özveri ve sessiz direnişin simgesi olmuştur.
Dağılma sürecindeki Osmanlı İmparatorluğunun can çekiştiği bir dönemde yaşayan şair, önce Abdülhamit' in baskıcı yönetiminin, sonra da özgürlük vaadiyle gelip aynı baskıyı devam ettiren İttihatçıların yarattığı korkunun içinde yükselen gür bir ses olur.
Aşiyan' a inzivaya çekildiği yıllarda ve hastalıktan günden güne eridiği sön dönemlerinde bile hiçbir güç onu susturamaz; her fırsatta gençliğe özgürlüğü haykırır. Onun gür sesi, gelecek kuşakların yarınlara daha umutla bakmasını ve karanlığı dağıtmak için savaşması gerektiğini anlatmıştır: Ufukları yine yoğun bir sis kaplamış olsa da, elbet sabah olacaktır!
Galatasaray Lisesi’ni 1942, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1948 yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
Yaşamının acılar ve mücadele ile geçtiğini bildiğim Tevfik Fikret için, o acı ve mücadelelerin ne olduğuna pek fikrim yoktu. Bu kitap sayesinde bunu öğrenmiş oldum. İçeriği acı ve hüzün, fakat dönem kitabı olması itibariyle çok keyif aldığım bir kitap oldu. Abdülhamid dönemi, ittihatçılar, GS Lisesi ve Aşiyan’daki ev. Atatürk, “ben Fikret’e erişemedim. Onun sohbetlerinden yararlanamadım. Kendimi bedbaht sayarım” demiş. Keşke Tevfik Fikret de cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık edebilseymiş, ömrü uzardı belki! “Yiyin efendiler, yiyin” diyen şair, kendi döneminde kimsenin cesaret edemediği nice dizeler yazmış. Kitabın yazarı Hıfzı Topuz, kitabını bana imzalarken “Fikret bize hala yol gösteriyor” diye de not düşmüştü. Kitabı okuduktan sonra bu cümlenin hazin gerçekliğini hissediyorum.
Şimdi müze olan o eve bir kez daha gitmek istiyorum.
Elbet Sabah Olacaktır'ı edebi bir roman beklentisiyle değil; Tevfik Fikret’i ve onun yaşadığı dönemi daha iyi anlayabilmek amacıyla okudum. Hızla ilerleyen, bilgi dolu bir anlatımı var. Kitap, Fikret’in kişisel yaşamı kadar, Osmanlı’nın son dönemlerindeki baskıcı atmosferi ve aydın bir insanın hayal kırıklıklarını da oldukça iyi aktarmış.
Kitap roman gibi kurgulanmış olsa da, aslında bir dönem belgeseli gibi hissettirdi. Yazarın gazeteci kimliği, detaylara verdiği önemden ve tarihsel olaylara yaklaşımından anlaşılıyor. Özellikle Haluk’a duyduğu inanç (ve sonrasında özlem) ve Aşiyan’daki yalnızlığı çok etkileyiciydi.
Edebi kaygılarla değil, tarihsel bir merakla okunması gereken bir kitap. Tevfik Fikret’in, daha önce fark etmediğim birçok duygusal ve düşünsel yönünü keşfetme fırsatı buldum. İyi ki okudum.
Özgürlük şairi Tevfik Fikret'i Sakız adasindan başlayan bir yolculukla ile ayrıntılı bir şekilde anlatan yazara ne kadar teşekkür etsem azdır. Ben Tevfik Fikret'i sadece şair olarak bilirken bu kitap sayesinde sadece bir Özgürlük şairi değil, aydınlanmaya gönül vermiş, demokrasi yanlısı ve dürüstlük,özverinin bir simgesini olduğunu anladım. Biz genç kuşaklara düşen onun yıkılmaz,eğilmez, kararlı duruşunu ozumseyerek özgürlüğün ve demokrasinin yılmaz savunucuları olmalıyız. Bu bizim ona borcumuzdur. Bu kitap sadece Tevfik Fikret'i anlatmıyor onun yakınında olan arkadaşlarını da anlatıyor ve olayları özetleyerek objektif bir şekilde bizlere anlattı belki herkes bu anlatım tarzını sevmeyebilir ama kesinlikle okunmalı ve okutulması gereken harika bir eser.
Yazarın diğer kitaplarının aksine, bu kitapta bazı yerlerdeki geçişler tam oturmamış. Karışık gelen yerler oldu bu sebeple. Ancak, Tevfik Fikret’in hayatını okudukça daha da fazla okumak istedim. Yazarın sağladığı bilgiler olayları zihinde canlandırmaya yetiyor. Özgür bir ülke isteyen, diktanın her türlüsüne karşı çıkan hem şair hem ressam Tevfik Fikret’in kadınların toplum hayatındaki yeri ve kadınlara yönelik şiddete dair fikirlerini toplumla paylaştığını öğrenmenin kendisini daha da saygıdeğer kıldığını düşünüyorum.
Kitap beni çok etkiledi, şu zamana kadar hiç bir şairi bu denli sevmemişimdir. Ne yüce bir adam Tevfik Fikret; yenilikçi, devrimci, şartlar ne olursa olsun özgürlüğü için savaşan bir şair... Şiirlerini vr hayatını okuyup da etkilenmemek elde değil.
Daha romanlastirilmis bir anlatim bekliyordum biraz hayal kirikligi oldu ama tevfik fikreti derinlemesine anlamak acisindan guzel oldu. Bunun uzerine yapilacak en iyi sey asiyana evine ziyarete gitmek olacak...