Türkan Şoray ve Cüneyt Arkın'ın olduğu siyah beyaz kapağını görür görmez kitaba çekildim. Daha öncesinde Yeşilçam filmlerini merak edip iki, üç filmini izleyip bırakmıştım. Yani ne Yeşilçam’a özel bir merağım ne de non-fiction okumaya kabiliyetim var. Kurgusu olmayan kitaplar hep kendini tekrar eden, beni her seferinde sıkan işler olur. Bu kitap bu alanda çok büyük bir istisnaydı.
Kitap Yeşilçam’ın oluşmasından gelişmesine her alanı ayrıntıyla inceliyor. Bunları yaparken de gerçekten daha önce düşünmediğim dönemin sosyokültürel durumunun film yaratma sürecine etkisini daha yakından anlamama oldukça yardımcıydı. Klişe olarak eleştirilen tekrarların sebeplerini anlayınca bu kısır döngüyü daha iyi görmeme ve daha önemlisi merak etmeme sebebiyet verdi. İzlediklerimin çoğuna 3.5/5 puan vermesem bile bu kitabı okuduğum süreçte sözü geçen konulara meraktan on’a yakın Yeşilçam filmi izlemiş de bulundum. Bu sadece kitaptan ötürü edindiğim bir ödev gibi değil de merak ile başlayıp daha sonrasına büyüsüne kapılma yolculuğuna dönüştü. Çünkü her ne kadar eleştirecek pek çok yanı olduğunu düşünsem de rahatlatan tarafıyla da tanışmama vesile oldu.
Söylenecek, bu kitap sayesinde öğrendiğim çok şey var. Bunları yoruma eklersem gereksiz uzatacağım. Sadece kitabı baya beğendiğimi, yazarın konuları ne tarih ne de sinemayla o kadar da ilgili olmayan bir okuyucuya bile çok güzel anlattığını söyleyebilirim.