Jump to ratings and reviews
Rate this book

Dilip und der Urknall und was danach bei uns geschah

Rate this book
Der neunjährige Anton erzählt für sein Leben gern Geschichten: Und welche Geschichte könnte spannender sein als die, wie sein Bruder Dilip in die Familie kam und was dann alles Erstaunliches passierte...

168 pages, Hardcover

First published May 1, 2012

8 people want to read

About the author

Salah Naoura

103 books4 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
8 (40%)
4 stars
7 (35%)
3 stars
3 (15%)
2 stars
2 (10%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Ümit Mutlu.
Author 67 books369 followers
July 12, 2018
Acaba insanlığın kaçta kaçı, mutluluğun formülünü arayarak –ve bulamayıp hayal kırıklığına uğrayarak– heba ediyor hayatını? İki gram huzur uğruna nelerden vazgeçiyor? Ya da hiç yapmak istemediği meslekleri bile, sonucun iyi olacağına inanarak seneler boyunca yılmadan usanmadan neden yapıyor?

Hayata dair temel soru ve sorunlar gibi görünüyor olabilir bunlar; oysa aslında hepsinin ortak yanıtı fazlasıyla basit ve göz önünde: Mutlu olma ihtiyacı. Ve mutluluk da... eh, içimizde değilse de, çok dışarıda, ta uzaklarda da değil.

Bu kitap, bu zor soruların basit yanıtlarını fark ettirme niyetinde; farklı açılardan, ters yönlerden bakarak.

Anton ve Dilip birer üvey kardeş. Anton Alman, Dilip ise Hint. Anton matematikten hiç çakmıyor, Dilip ise astronomiyi yalayıp yutmuş. Anton ünlü masalları yeniden yazıyor, Dilip’in ise aklı fikri fizik kitaplarında. İkisinin tek ortak noktası, büyük ihtimalle yaşları. Ve bu iki kardeş, farklılıklarının doğurduğu enerjiyle, huzur dolu, paylaşımcı bir yaşamın tadını çıkarmaya hazırlanıyor.

Ancak hayata bakışı bu iki kardeşle sırt sırta farklı olanlar da var elbette. Öncelikle, babaları. “Matematiği iyi olmayan, hayatta ilerleyemez” lafını kendine ilke edinmiş bir bankacı. Okul ve derslerde (ve bir de futbolda) başarılı olmanın, dünyadaki en önemli şey olduğuna körü körüne inanmış; zaten dediğine göre, onun matematiği her zaman on numaraymış. (Bu sadece bir iddia tabii.)

Fakat babanın da bir zıttı var: babası. Sistemden alabildiğine kopuk, hayatı boyunca gezmiş, hurda eşyaları toplayıp onlardan heykeller yapan, özgür ruhlu bir dede. İki kardeşin en büyük dayanağı ve akıl hocası.

Arada kalan onca hayat görüşü ise çatışmanın altında ezilip büzülüyor. Sistemin çarkları içinde makine yağı görevi görmek mi daha iyi, yoksa istediğin yolda yürüyebileceğin özgür bir yaşamın neferi olabilmek mi?

Tümüyle böylesi zıtlıklar üzerine kurulu roman, bu farklılıkların gücüne yürekten inanmış satırlara sahip tabii ki. Çözdüğü problemlerin sağlamasını yapıyor sürekli. Her cümle ve diyalog, toplum tarafından “doğru” olarak addedilen şeyin karşısındakini de eşit seviyeye yükseltmeyi amaçlıyor. Mesela babası, Anton’a, okulda başarılı olamazsa sonunda “çöpçü olup çıkacağını” söylüyor; ancak tam da yan komşuları çöp toplama işinde ve hem işinden hem de hayatından son derece memnun. Zaten, çöpçü olmanın nesi garip ki?

Yahut da biri sözel biri sayısal alanda yetenekli iki çocuğun aynı hayatta farklı yollarla başarılı ve mutlu olmasının nesi kötü? Herkesin matematiği iyi olmak zorunda mı gerçekten? Çocukların uçarı dedesi, bu konuda bir iki kelam ediyor elbette: “İnsanın nereden geldiğinin ve niye burada olduğunun önemi yok. Önemli olan, insanın halinden memnun olması.”

Öte yandan kitap, bu ve benzeri soruları, okuruna bir şeyler dikte etme yoluyla yanıtlamıyor; sürekli eleştirdiği şeyi de yapmıyor ve “ders verme” tuzağına düşmüyor. Ana hikâyesinden de hiç sapmıyor. Özünde, “iki üvey kardeşin samimi öyküsü” olarak ele alınabilen konu, karakterlerin düşünce yapıları ortaya serildikçe, usul usul, naif bir yorum hakkı doğuruyor.

Kardeşim Bulunmaz Hint Kumaşı, “doğru” ve “yanlış” kavramlarını irdeleyen, derinlikli bir çocuk romanı. Ayrıca, hem çocukları hem de büyükleri etkileyebileceği gerçeğini göz önüne alırsak, “her yaştan okura göre” tanımlamasını da fazlasıyla hak ediyor.
Profile Image for İYİ KİTAP.
1 review
February 26, 2018
Hâlinizden memnun musunuz? 60 ay vadeli konut kredilerinizden, renk renk arabalarınızdan? Güneşi sevdiğinizin omzunda, hafif hafif sahili yalayan denize karşı değil de metrobüste hiç tanımadığınız birinin koltukaltının izin verdiği bir gıdım oksijene, bunu da bulamayanlar var, diye şükrederken karşılamaktan memnun musunuz? Altınızdaki araç bilmem kaç beygir gücüyle homurdanırken saat başı üç gram yol almaktan; o sırada berbat radyo programlarından birine gayriihtiyari gülerken çocuğunuzun sizi kaç akşamdır görmeden uyuyakaldığını fark ettiğiniz o kısacık, saliselik andan? Hakikaten afiyette misiniz, keyfiniz ne âlemde? Daha çok, daha da çok kazansanız, daha büyük evlerde otursanız, oğlunuz kızınız daha pahalı okullara gitse, daha doğmamış çocuğunuzu evrenin en harika(!) okulunun sırasına soksanız, hâlinizden daha da memnun olur musunuz? Peki, niye buradasınız? Gerçekten bu dünyaya, mümkün olsa aldığınız her nefesin resmini, tanımadığınız insanlarla paylaşmak için geldiğinizi mi düşünüyorsunuz? Galaksideki misyonunuz bu mu sizin? Bizim, hepimizin?
Salah Naoura’nın Kardeşim Bulunmaz Hint Kumaşı adlı kitabını okuyup bitirdiğimde aklıma ilk bunlar geldi. En başta yaptığım alıntı da okurken epey bir dikkatimi çekmişti ki arka kapağa çıkarıldığını fark edince kitabın yayıncısının da benimle aynı fikirde olduğunu görüp sevindim. Esasında kitap, üç kişilik bir ailenin, Hint Dilip’i evlat edinmesiyle başlıyor. Böylece eve, evin diğer çocuğu Anton’la aynı yaşta bir kardeş geliyor. Ancak Anton ne kadar konuşkan ve hayalperestse Dilip bir o kadar içine kapalı ve de gerçekçi bir çocuk. Oysa Anton, birlikte matematikten hoşlanmayacağı ve oyun oynayacağı bir kardeşi olsun istemişti. Ancak Dilip matematiği sevmemek bir kenara, hesap makinesi olmadan imkânsız gibi gözüken işlemleri bile yapabiliyor. Tam da babalarının istediği gibi. Çünkü Anton’un babası matematikle arası kötü olanın çöp toplamaktan başka bir işe yaramayacağı fikrinde. Ne de olsa kendisi bir bankada çalışırken, başka bir banka tarafından epey de dolgun bir maaşa transfer ediliyor. Böylece Antonların evi de arabası da değişiyor, çünkü zenginlere bu yakışır.
Oysa Anton bu yeni evdeki kocaman odasından hiç memnun değil. Ne de olsa “yeni ev yeni ayakkabı gibidir, insan önce içinde kendini rahatsız hisseder, çünkü ev yabancı gelir ve insanın ona alışması çok uzun sürer.” Üstelik babası da giderek daha sinirli ve de mutsuz bir suratla eve gelmeye başlıyor. Ne yapsalar babasını mutlu edemiyorlar ve onun artık Dilip’le Anton’a ayıracak hiç vakti yok. Bir de babaları, muhteşem hurdalıklara yolculuklar yapıp dönerken topladığı eski bisiklet gidonu, hortumsuz duş balığı gibi hazineleri yanında getiren Gert Dede’ye de iyice gıcık oluyor. Çünkü o Orman Manzarası sitesinde oturan bir aile için yeterince havalı bir dede değil.
Bu sırada Dilip’in üstün yetenekli olduğu anlaşılıyor ve buna uygun bir okula gönderiliyor, böylece kendini bir sürü uzay araştırmasına verince mutlu bir çocuk olup çıkıyor, Anton’la da aralarından su sızmamaya başlıyor. Anton’sa daha çok evin hayal gücü yüksek çocuğu olarak, bilinen masalları yeniden yorumlamak ve insanlarla röportaj yapmakla ilgileniyor. Matematik yerine bu saçmalıklarla uğraşması babasını hiç memnun etmese de Anton yazdığı direniş şarkısıyla arkadaşlarını toplayıp oturma eylemi yaparak, okulun müdürüne bile kafa tutabiliyor. Yeni kardeşinden öğrendiği Hint tanrılarından Hanuman maymunu onun epey bir dikkatini çekince, bir de üstüne bu maymunların mahallelerini bastığı bir hikâye uyduruveriyor. Tüm bunlar olup biterken babalarının herkesten sakladığı sır, Danimarka seyahatleri sırasında beklenmedik bir şekilde açığa çıkıyor ve her şey allak bullak oluyor, yine de bu, kimse için üzücü bir sonuca yol açmıyor.
Alman çocuk edebiyatı alanında epey üretken ve bir o kadar da başarılı bir yazar olan Salah Naoura. Kuvvetli kurgular oluşturmanın yanında karakterlerini yaratırken onlara kendilerine has soluklar da katıyor. Bunun yanı sıra ortaya çıkardığı hikâyenin geneliyle birlikte birçok detayının ve kahramanlarının da mizahi yönleri çok kuvvetli. Bu kitap özelinde dikkatimi çeken ve de hoşuma giden, yazarın Dilip’in Hindistan’dan gelip Anton’un annesiyle babasının onu evlat edinmelerinin ardından hayatlarına dâhil oluşunu öyle uzun uzadıya anlatıp da bunu sanki sıra dışı bir olaymış gibi okura yansıtmaması. Öte yandan Naoura, daha çok Anton’un babasının giderek artan ve saplantıya dönüşen kariyer hırsını, beklenmedik ve can sıkıcı bir mesele olarak ele almış, birçok detayda da buna yönelik göndermelerde bulunmuş. Dolayısıyla kitabın, özellikle bizimki gibi kafasında yaftalarla ve basmakalıp yargılarla yaşayan bireylerden oluşan toplumlarda büyümek zorunda kalan çocuklarımız adına son derece önemli bir rolü var. Hayır, anormal olan arkadaşının bir gün kendi yaşında, başka bir milletten bir kardeşle okula gelmesi değil; anormal olan annenle babanın gece yarısına kadar çalışıp seninle birlikte geçirebildikleri iki günde, her geçen saniye değişen, büyüyen, mucizevi bir şekilde şekilden şekle giren yüzün yerine, ellerindeki o işe yaramaz telefonlara bakmaları. İşte Salah Naoura bu bilinci, dikkati bunun üzerine yoğunlaştırmadan, hatta bu konuda tek kelime dahi etmeden çocukların zihninde oturtabilecek nitelikte bir yazar. Daha nice kitabının, aynı özveriyle yayımlanması dileğiyle. İncelemenin yazarı: Olcay Mağden Ünal http://www.iyikitap.net/index.php/201...
24 reviews
May 19, 2015
Lustig und unterhaltsam geschrieben. Klasse3-5
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.