Jump to ratings and reviews
Rate this book

Yaşadığım Gibi

Rate this book
Dergi ve gazetelerde dağınık olarak duran bu yazılar bir kere okunduktan sonra unutulmuşlardı. Kimse onları bir arada toplu olarak görmemişti, yazarın kendisi bile. Şimdi okumak zevki olan herkes, Türkçe'nin bu güzel yazılarını okumak saadetine kavuşacak. Bir araya gelen bu yazılar, Tanpınar'ın alaka ve düşünce sahasını, ana fikirlerini daha açık bir şekilde gösteriyor. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından derlenen Yaşadığım Gibi yazarın, şair, hikayeci, roman ve edebiyat tarihçisi olarak milli kültürümüzle ilgili özlü fikirlerini yansıtmaktadır.

544 pages, Paperback

First published January 1, 1962

9 people are currently reading
307 people want to read

About the author

Ahmet Hamdi Tanpınar

36 books771 followers
Ahmet Hamdi Tanpınar (23 June 1901 - 24 January 1962) was one of the most important modern novelists and essayists of Turkish literature. He was also a member of the Turkish parliament (the Grand National Assembly of Turkey) between 1942 and 1946.

Tanpınar was born in Istanbul on 23 June 1901. His father was a judge, Hüseyin Fikri Efendi. Hüseyin Fikri Efendi was Georgian from Maçahel. Tanpınar's mother died at Mosul, when Tanpınar was thirteen. Because his father's vocation required frequent relocation, Tanpınar continued his education in several different cities, including Istanbul, Sinop, Siirt, Kirkuk, and Antalya. After quitting veterinary college, he resumed his educational career at the Faculty of Literature at Istanbul University, which he completed in 1923. As a literature teacher, he taught at high schools in Erzurum (1923–1924), Konya, Ankara, the Educational Institute of Gazi and the Fine Arts Academy. At the Fine Arts Academy, besides teaching literature, Tanpınar taught in branches of aesthetics in arts, history of art and mythology (1932–1939). From 1942 to 1946, he entered the Turkish National Assembly as parliamentar of Kahramanmaraş. In 1953, he made an extensive journey to Europe, traveling many countries within six months such as France, Belgium, Holland, England, Spain and Italy. Tanpınar died of a heart attack on the 24 January 1962 in Istanbul. His grave is in the Aşiyan Graveyard, Istanbul.

He is one of the most important authors of Turkish literature, successfully combining Eastern and Western cultures within his writings. Yahya Kemal Beyatlı played an important role in his upbringing. In his poetry, he uses Turkish classical music and dreaming as the textile of his works. Both in his poetry and novels psychological analyses, history, the characteristics of his time, the binding between the society and the individual, dreams and the problems of civilization are given a great place. One of his most significant works is The Time Regulation Institute (Saatleri Ayarlama Enstitüsü). The novel has been widely acclaimed as an ironic criticism of the bureaucratization process with the implication that its title suggests, though that is not what the book is all about. In fact, the book can be read from quite different perspectives, and cannot be exhausted in only one reading. First of all, it is a great psychological analysis of a man who suffers from being unable to adapt himself to his time, in other words to modern times. So the fact of bureaucratization is indeed incorporated into a broader problem: modernization and its impact on the individual. Most of the characters of the novel seem to be struggling in strange ways in order to survive in modern times. In this way, the concept of "time" occupies a central place, giving a deeper sense, even a philosophical taste to the novel.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
54 (46%)
4 stars
50 (42%)
3 stars
11 (9%)
2 stars
2 (1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 6 of 6 reviews
Profile Image for Caterina.
1,225 reviews61 followers
March 24, 2016
Tanpınar ve dönem edebiyatını tanıma yolunda ikinci adımımdı Yaşadığım Gibi

Severek başladım, keyifle devam ettim. Dİğer okumalarıma göre uzun soluklu oldu çünkü bitsin istemedim, bir gün okumayı düşünürseniz araştırtan, öğreten, içi dolu dolu bir kitap elinize alacağınız.

Sadece edebiyatla ilgili diyemem, aynı zamanda yaşama, dönemin olaylarına, İstanbul'a kısaca hayata dair ne varsa bulabileceğiniz, yalın diliyle sizi esir eden bir eser, her zamanki gibi çoklu kitap okuması yaptığım için uzun soluklu paragraflarda diğer okumalarım hızır gibi imdada yetişti.

Otobüste, toplu mekanlarda okuyacak olursanız konsantre olmakta zorlanabilirsiniz.

Bu kadar övüp neden 4 yıldız verdiğime gelince, yazarın ve eserin eksikliğinden değil kendi cehaletimden diyebilirim. Zira kitabın son bölümü olan "Plastik Sanatlar" kısmında adı geçen ressam ve heykel sanatçılarına çektiğim yabancılık yüzünden sadece yüzeysel bilgi sahibi olabildim. O bölüme ilerleyen günlerde yeniden geri dönüp sanatçılar bazında tek tek araştırma yaparak, imkan olursa eserlerinin sergilendiği yerleri ziyaret ederek, hissederek yeniden üzerinden geçmeye niyetliyim.

Kitapta özellikle İnsan ve Cemiyet bölümünü oluşturan makalelerden çok hoşlandım. Az önce bahsettiğim güncel yaşama dair tespitlerin en yoğun olduğu bölümdü. Ayrıca, Üç Şehir kısmında anlatılan İstanbul'a aşık olmamak elde değil...

Benim en büyük şansım İstanbul'u yeni tanıdığım dönemlerde bu eseri elime almak olmalı sanırım.

Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Türk eserlerin, Türk yazın sanatının o dönemden bu güne ışık tutan ip uçlarını buldum.

Musıki kısmında ise öz müziğimize dair araladığım kapıyı biraz daha açma şansım oldu. Özellikle İsmail Dede'ye dair anlatılar çok öğretici ve etkileyiciydi.

Herkesin okuması gereken bir başyapıt deyip aldığım bir kaç notu ekleyerek satırlarıma son vereyim...

IsmailDede Türk musikisinin en onemli ustadlarindandir. Soyle ki batmakta olan "enkaz"i muhtesem bir zafere cevirmistir... Ucuncu Selim ve Ikinci Mahmud doneminin olaylarina sahitlik etmis, Abdulmecid zamaninin yenilesme calismalarini gormustur... Istanbul'da dogup muhasebe kalemine yazdiilrildiysa da asıl okulu Yenikapi Mevlevihanesi olmustur. O zamanki postnisin Ali Nutki Dede ve selefi olan kardesi Abdulbaki Dede'nin rahle-i tedrisinden gecmistir. Ferahfeza makamindaki pesrevini soyle birakayim http://www.youtube.com/watch?v=w2c6nW... … neye taparsaniz tapin, "huzur" verdigini goreceksiniz... Bu makam ve pesrev Ahmet Hamdi Tanpinar'in Huzur isimli eserinde cokca gecer... :) Ferahfeza makamini cok seven Sultan Ikinci Mahmut'un istegi ile bestelendigi rivayet olunur. Eserin ilk icra edilecegi gun hasta olan Ikinci Mahmud'un; "hasta idim, gelemeyecektim... iyi etmişim...adeta iyileştim'' dedigi anlatilir. Ferahfeza makaminin dogusuna dair bir rivayeti de Tanpinar'dan okuyalim;

Ikinci Mahmud Ferahfeza'yi dinledikten sonra Sakir Aga'yi teselli icin; "Dede ile guresilmez, o musikinin canavaridir" demistir.

Dede'nin uslubuna ve dinleyende yarattigi etkiye dair:



Profile Image for erkamdiyorum.
112 reviews6 followers
September 9, 2018
en son montaigne'in denemeler'ini okurken böylesine kendimden parçalar bulmuştum. esasen kitap, insanın farklı zamanlarda tekrar tekrar okuması gereken bir baş yapıt bence. sebebi de farklı yaşlarda kitaptan(denemelerden) farklı anlamlar çıkaracak olması. ben üniversiteye başlarken okumuştum ilk bölümlerini. şimdi tekrar okudum da, eskiden çıkardığım anlamları yadırgar oldum :) beğenerek okudum, herkes muhakkak -en azından birkaç bölümünü- okumalı.
Profile Image for Carduelis.
237 reviews
December 13, 2025
her şeyi içine attığımız halde bir türlü dolduramadığımız zamanın karşısında ne kadar küçüğüz!syf24

Pascal'ın insan hakkında verdiği "düşünen saz" tarifi, şiirin diliyle söylendiği için bu cinsten tecritlerin en güzeli, belki en mânâlısıdır. İnsanoğlunun, en kudretli ve gerçekten yaratıcı olduğu tarafıyla en zayıf noktasını, kader karşısındaki aczini birleştirir. Böylelikle üçüncü bir unsuru, teessür şuurunu da içine alır.

Ruhumuzla, idrâkimizle ne kadar büyüğüz ve ve gene bu yüzden -kaderi yenemediğimiz için- ne kadar biçareyiz!

İşte Pascal'ın demek istediği şey. Belki, hattâ muhakkak, ebediliğin gözünde böyleyiz. Bütün bu kâinat bizim idrâkimizde yaşar. İnsan düşüncesi zaman ve mekânın yaratıcısıdır. Bütün tanrılar ondan doğar. Her şey onunla başlar ve galiba onunla biter. Bir ânı bitmez tükenmez bir ülke yapan ihsasların cenneti, bütün teessürî hayat, san'atlar, işler... Bütün bunlara rağmen kainatın yanında neyiz? Bizim, nabzımızı dinleyerek bulduğumuz, şuu-runu beraberinde getirdiğimiz, ölçtüğümüz, biçtiğimiz, her şekilde tasarrufa çalıştığımız, her türlü icat, ihtira, ihtiras, vehim, vesvese, şiir ve sanatı, her şeyi içine attığımız halde bir türlü dolduramadığımız zamanın karşısında ne kadar küçüğüz!

Bir gün, ömrümüzün her türlü ârızasiyle doldurmaya çalıştığımız bu çukur birden kıpırdanır
Ebediliğin hesaplarını yapan insanoğlunu, birdenbire genişleyen küçük bir an yutar
her şey silinir.
syf23

Milletle kitlenin arasında büyük bir fark vardır. Millet haya-tın muvazenesidir. Kitle ise bu muvazenenin bozuluşundan çıkar. Millet adamı bu muvazenenin dehâsını kendinde duyandır. Kitle adamı kudretini zümreden alır ve onun sayesinde hükme-der. Birisi yapıcıdır, öbürü yapsa bile sonunda kendi eliyle gene yıkar. Atatürk millet adamıydı. Mücadelesini hürriyet fikri için onun etrafında yaptı. Hakikî şef milletten doğar. Zümreden gelmez. Atatürk milletten gelmişti.syf83

Ey zaman gülü, seni tanıdım! Mağaramın önünden, başucunda mavi güvercinlerin ve adımlarının peşinde otlayan arzu ceylânları, geçtiğin günü hatırlıyorum! Sana koşmayı ne kadar isterdim! Fakat sen kendi beyaz uçurumunda, bakışlarının sessiz güvercinleriyle beraber kayboldun, ben ise içimdeki değişikliğin oyuncağıyım! Zaman, aldığını geri verecek misin? Yahut o geldiği zaman ben onu tanıyacak mıyım?syf406

İstedikleri kadar perestiş ettiği mahlúkun kendisi gibi aynı tesa-düflerin mahsulü olduğunu söylesinler, yıpratıcı ihtiyarlıktan, korkunç ölümden bahsetsinler, tenin ve arzunun ağları içinde bu ruhun ve çehrenín alacağı korkunç manzarayı hatırlatsınlar! Bütün bunlara güler; çünkü o, kadim efsanenin bilmecesini çözmüştür. Bütün bu hakikatlerin yanında ve hepsinin üstünde Havva'nın, Adem'in yaratıcı rüyasından bir altın meyva gibi fırladığını bilir.

Hiç ihtiyar kadınların, ömürlerinde bir kere sevmiş olmanın gururuyla gözlerinin nasıl parladığına dikkat ettiniz mi? Bütün bir harabî içinde gülen bu yıldızların acaip ışığını bir defa için olsun yaşayanlar, ıztıraplarının tesellisini bulurlar; ve o zaman kendi içimizdeki ateşin, ruha bir kere geçtikten sonra ebediyet boyunca orada sönmeyeceğini anlarlar.

Benim için en büyük sanatkârlar, kendi mütevazı ve isimsiz ömür-lerinde aşkın cennetini yaratmak suretiyle ölümü iradelerine muti edenlerdir. Biz her açılan bahar gülünde onların ruhunu koklar, her şafakta onların rüyasının yenileştiğini seyrederiz.

Bir uykuyu cânanla beraber uyuyanlar...

Yahya Kemal'in hakkı var. Ömrün büyük ve dağdağalı gecesini bir aşkın yıldızlı uykusu yapanlar, bir ebediyet bahçesi olan bir ölümde uyanırlar.syf155
1 review
May 22, 2021
Bana gelmeden evvel neredeydin? Bütün bu mükemmel şeyler, bu emsalsiz güzellikler ve mukavemet edilmez câzibeler parça parça hangi yıldızlarda dinleniyordu? Çünkü sende onların hepsinden ve esrarengiz hasiyetlerinden bir şeyler var, dalgın ve etrafına yabancı anlarında onlara doğru uzaklaştığını, onların hülyasına büründüğünü o kadar çok sezdim ki... Söyle, seni ilk aramaya başladığım andan bugüne kadar eşyanın tenevvüünde geçirdiğin tecrübeleri anlat! Hangi zengin ve esrarlı madenlerde, hangi nâdir hassalı ve acaip pırıltılı taşlarda uyudun? Hangi muattar, göz alıcı ve kıvrak nebatlarda büyüdün, ve hangi çevik hayvan vücutlarında, hareketlerinin o keskin ve zâlim melekesini, vücudunun tehlikeli rehavetini elde ettin? Sesinin inhinalarını hangi dereler verdi? Göz yaşlarının sıcaklığını topladığın akşamlar nasıl akşamlardı? Kaç yaşayan ve şuurlu vücutta henüz tamamlanmamış hüviyetinin cazibe ve kudretlerini deneye deneye yetiştin? Teninin afif hicabını bulmak için kaç gül bahçesi, kaç şâire ilham verdi ve kaç bahar nefesinin rayihasını vücude getirmek için iflâs etti? Mevsimlerin, aydınlığın, muzlim ve sırrına erişilmez kanunların hava ve hevesten yarattığı güzel çocuk, bana bunları anlat!
Profile Image for Veli Çetin.
249 reviews4 followers
December 16, 2019
Yazarın gazetelerdeki köşe yazilarindan ya da konuşma metinlerinden oluşan derleme bir kitap.
Profile Image for Burak Duman.
14 reviews1 follower
July 20, 2019
Geçenlerde başıboş dolaşan bir ilham perisinin muhayyileme bir öpücük kondurmasıyla yazdığım şiiri, muhterem bir dostuma gönderdim ve bir okur penceresinden yorum yapmasını istedim. Bana verdiği cevap ise şyleydi: “Burakcığım senin yazdıklarını bir okur olarak değerlendiremiyorum. Ne yazarsan yaz, yazdığın ve paylaştığın için mutlu oluyorum. Yorumlarım bu sebepten güvenilir olmayabilir.”.
Bu söylediklerim ışığında, uzam ve zaman gözetmeksizin, açtığı yolda yürüdüğüm; değerlerimizi, medeniyetimizi ve geçmişimizi doğru bir şekilde idrak etmemi sağlayan ve üstat olarak kabul ettiğim Tanpınar’ın yazılarından oluşan bu kıymetli derleme üzerinde, naçizane fikrimi, lafı fazla uzatmadan paylaşma gereği duydum. Girişte verdiğim örnekte olduğu gibi, söz konusu Tanpınar olduğunda, nesnel bir tutum takınıp, hocamızın yazdığı veya yazmadığı nenler üzerine yorum yapmak, mümkün olmuyor. Bu kitabı, bilinçli olarak okumaya başlamış kimselerin, Tanpınar’la tanışık oldukları aşikârdır. Onun romanlarını, hikâyelerini okuyan kimseler mütemadiyen; bu birikimin, bu çığır açan ekolün beslendiği kaynakları düşünmektedirler. Tanpınar’ın eserleri bizi bireye, birey üzerinden cemiyete, cemiyet üzerindense değerlerimize götürür. Bunu uzun uzun anlatmaya lüzum yoktur. Anlatmaya çalışmak da, bu yazının boyutunu aşacaktır. Bundan ötürü kitabı şöyle birkaç başlıkta ele almak istiyorum.
Yaşadığım Gibi’de, üstadın gazete ve mecmualar için yazdığı yazılar mevcut. Bu yazılarda, insanımızın, yaşanan onca badirelerden sonra, bir Avrupalı gibi okuyan, sanat eseri üzerinde fikir sahibi olan, onu yorumlayabilecek nitelikte, kalifiye bir kimse olmasını arzulayan Tanpınar çıkıyor karşımıza. Kimi zaman, yaşadığı acı günlerden sonra Fransa’nın, o sefalet dolu dönemde bile, tutunacağı bir dal olarak klasiklere sahip oluşunu, bizlere gösteriyor olması, az önce söylediklerimi kanıtlar nitelikte. Bizler, özellikle ecnebi dilleri bilmiyor olmamızdan ötürü, münevver yetiştirmekte güçlük çektik. Tecüme Bürosu ve Tercüme Dergisinin faaliyetleri, Hasan Âli Yücel öncülüğünde klasiklerin çevrilmeye başlanması ve belli bir sistematik yöntem izlenmesi, bizi cahil bir güruh olarak yeryüzünde gölgeleyen o kara bulutların yok olması için başlatılan cesur girişim ve insanımızın edebiyatla ve klasiklerle tanışması… Zamanın çok ötesine geçmiş muharrir veya şairlerin adlarını burada teker teker saymaya gerek var mı, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o kara bulutların yok olması için varını yoğunu ortaya koyan aydınlarımıza duyduğumuz minnet borcudur. Şimdi yeni bir paragrafa geçmek ve arada bir köprü oluşturmak istiyorum.
Tanpınar’ın Paris’e gidişi, yalnız edebiyatla değil, resim ve musikiyle de ilgilenmesi, Yahya Kemal ve onun büyük tesiri ve kendi cemiyetinden muayyen bir karşılık alma arzusu. Bu kitabı eline alanlar, Tanpınar’ın cemiyet üzerine söylediklerini okurken, kendilerinden geçeceklerdir. Son bölümde –bana hitap ettiği söylenemez, resim dendiğinde aklıma birkaç Ayvazovski tablosu gelir- resim hususunu ele alırken, memleketin içinde bulunduğu durumu ve sanata yapacağımız yatırımın, ilerisi için çığır niteliğinde olduğunu ön gördüğünü anlamak zor olmaz. Türk ressamını tanıtmak için verdiği çabayla, gittiği sergileri anlatırken, Poseidon’un azabından kaçan denizcilerin verdiği çetin mücadeleden çok da farkı yoktur kendisinin.
Tanpınar okuyan kimselerin pek ala tanıdığı Dede Efendi ve Musikinin, üstat üzerindeki etkisi, Yahya Kemal ile yapılan yürüyüşler, sohbetler ve niceleri… İşte tüm bunları muayyen bir şekilde görüyor, okuyor ve düşünce dünyamızı, mürekkebin hakkını layıkıyla veren bir kimse sayesinde, zenginleştiriyoruz. Bu zenginlik, yaşadığımız sefaletin boyutlarını ortadan kaldırıyor, paranın pul kadar önemi olmadığını, onun asıl gayesinin eğitim amacından öteye geçmemesi gerektiğini, en kötü şartlarda dahi tutunacak dal olarak sığındığı kitaplarından anlıyoruz.
Özetlemek gerekirse, bize gerçek değerlerimize dönmemizi öğreten, geçmişe duyduğumuz hasrette sıkışıp kalmayıp, lahzayı en iyi şekilde tecrübe etmemizi sağlayan bir muharrir, bir ışık, bir çığır! Tanpınar… Sanat anlayışını eserlerine nasıl yedirdiğini idrak etmek, onun yaşantısının dinamiklerini görmek isteyenler için elzem ve oldukça mukaddes bir derleme olmuş Yaşadığım Gibi. Sözlerime bir son vermeden önce Yahya Kemal’in bir rubaisini –Tanpınar bir röportajında, bu rubai üzerinden Yahya Kemal’i anlatıyor, YouTube’dan bulunabilir- paylaşmak istiyorum.

“Çepçevre bahar içinde bir yer gördük
Ferhad ile Şirin’i beraber gördük
Baktık geceden fecre kadar ellerde
Yıldızlara yükselen kadehler gördük”
Displaying 1 - 6 of 6 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.