Kiedy ani mama, ani tata nie chcą się z nią bawić, Karusia idzie nad brzeg morza i rozmawia z Piaskowym Wilkiem. On zawsze ma dla niej czas oraz ochotę na robienie ciekawych rzeczy.
Piaskowy Wilk ma błyszczące futerko w kolorze piasku i był na świecie od zawsze. Opowiada rzeczy zapierające dech w piersiach i tłumaczy Karusi zagadki otaczającego ją świata. Na przykład, że wszechświat nie ma końca, albo że siniaki to medale, które dostaje się za odwagę. Albo że tata dlatego nie może przyjść się wykąpać z Karusią w morzu, bo gazeta, którą czyta, zahipnotyzowała mu oczy. Piaskowy Wilk potrafi przekonać Karusię, że nie musi bać się ciemności ani potworów.
Świat na pograniczu rzeczywistości i dziecięcej fantazji. Autorka bardzo świadoma jest języka, smakuje go i bawi się nim podobnie jak robią to dzieci. Książka składa się z kilkunastu autonomicznych rozdziałów i świetnie nadaje się do głośnego czytania, na przykład jako bajka na dobranoc. Zgłoś błąd w opisie
''Eğer insan görünmek istemiyorsa bir şeyin arkasına saklanır,''dedi Kumkurdu. ''Bir çalının, bir kapının ya da bir sürü gevezeliğin. Ne kadar yüksek sesle konuşur, gevezelik ederse o kadar görünmez olduğunu düşünür.''
Böyle bir anlatıma şahit olunca aklını, beynini seveyim dedim kitabın yazarına. Hayıflanıyorum gerçekten. Çocukların arasında o kadar çok zaman geçiren ben niye bu bakış açısını, bu dili yakalayamıyorum? Sonra kendime dönüyorum. Sen üsttencisin diyorum. Tek istediğin onları yontmak, biçimlendirmek, kendine benzetmek. Onların dünyasına nüfuz etmek gibi bir planın var ama sözde...
Kitapta çocukça bir bakış açısı var ve dünyanın en evrensel dili çocukça kullanılmış. Anlatan bir yetişkin olduğuna göre bir seviye üste çıkmış demektir. Çocuk edebiyatını bilmeyenlerin çocuk kitapları yazmak için bir seviye alta inmek gerektiği gibi yanlış düşüncelerini çürüten bir dil buradaki.
Tamamen hayallerden oluşuyor gibi görünse de çocuğun kendine yarattığı dünya, istediği kadar saçma olsun, onu tanımamız için bir referanstır. Onun dünyasını çözen kodlar vardır burada. Küçük bir çocuk ile bir kumkurdunun dostluğunun anlatıldığı bu hikaye sözünü ettiğimiz dünyanın ne derece basit ve ne derece karmaşık olduğunu hatırlatıyor biz yetişkinlere. anlayabilenlere tabi ki...
Oğlumla kış boyu okuduğumuz, üç kitabı da birbirinden güzel harika seri. Bilge Kumkurdu çocukların zihninde klasik eğitim anlayışının hiç uğramadığı bazı kritik kapıları tatlı tatlı açmayı nasıl da iyi biliyor...
karanlıktan çok korkan biri olarak artık farklı bakacağım karanlığa; sevmeye cesaret edeceğim, belki korkum yok olmaz ama karanlık kadife gibi yumuşayabilir..
Arca’nın kelimeleri doğru telaffuz ederek çok erken yaşta konuşmaya başlamasını da, kendi kendine okuma yazma öğrenmesini de, benim Arca’yı kitaplarla beslemem, hatta semirtmemle açıklayabiliriz. Ama konumuz o değil. Konumuz tüm bu kitaplar arasında en çok neden Kumkurdu serisini sevdiğim(iz). Çünkü Kumkurdu, rekabetten yenik çıkan birine ödül verip bunu da “Kazananlar zaten mutludur, ödül kaybedenlere verilmeli,” şeklinde açıklıyor. Çünkü çok safça sorulmuş ama çok karmaşıkça cevaplanabilecek sorulara tam da olması gerektiği gibi cevap veriyor. Bakınız aşağıdaki diyalog: - Birinin dost mu düşman mı olduğu nasıl anlaşılır? diye sordu Zackarina. – Vallahi, yemek gibi, dedi Kumkurdu. Tadına bakmak gerekir. – Olmaz ki, dedi Zackarina. İnsanların tadına bakılmaz ki. – Öyle, ama gözlerinin içine bakabilirsin, dedi Kumkurdu. O zaman her şey anlaşılır. Devamı: http://gununcorbasi.blogspot.com/2015...
“Eğer insan görülmek istemiyorsa bir şeyin arkasına saklanır” dedi Kumkurdu. “Bir çalının veya bir kapının. Ya da bir sürü gevezeliğin, lafın.”
Ben bu kitabı kafamda biraz fazla büyütmüş, o yüzden de çok haz almamış olabilirim. Bir Momo, ya da Şeker Portakalı, ya da Küçük Prens ile kıyaslarsam sınıfta kalır diye korkuyorum. Nihayetinde saf ve temiz bir çocuk kitabı, ve sevdim...
İmza: 42 yaşında ve çocuk kitaplarından alınacak çok ders olduğuna inanan çocuk yetişkin ben!
Yazarın çocuk seviyesine inebilen yalınlıkta ve tatlılıktaki dili çok hoşuma gitti. Çizimler de oldukça güzeldi. Hani "çocuk kitabı gibi görünüyor ama yetişkinler siz de kendinize pay çıkarın" der gibiydi. Ortak nokta ebeveynle çocuğun iletişim kurması ve orta yolu bulabilmesiydi. Elbette ki her zaman böyle olmuyor ancak yine de muhteşem diyemeyeceğim ama yine de keyifli bir hikayeydi.
çocukken okuyamadığım için üzüntü duyduğum bir kitap daha. ne şanslı ki oğlum benden çok daha önce tanıştı kumkurdu'yla. yatmadan önce her gece iki bölüm okuyoruz, yatağa girerken "hadi anne, artık kumkurdu'na merhaba diyelim" diyor ya, yanaklarını yiyesim geliyor. kumkurdu çok naif bir kitap; bir çocuğun gereksinim ve heyecanlarını olduğu gibi aktaran ama sıkmadan, boğmadan öğreten, sorgulatan enfes bir felsefi çocuk kitabı.
Bu kitabı çok küçükken elime almıştım ama hiç bir şey anlamadan ya bitirdim ya yarıda bıraktım, onu bile hatırlayamıyorum :) Kitap, Zackarina adında bir kızın kumsalda Kumkurdu'nu bulmasıyla başlıyor. Zackarina, annesi ve babası ile deniz kenarında bir evde yaşıyor ama bugün hepsi bir şey yapamayacak kadar yorgun ya da meşgul. Bu yüzden Zackarina Kumkurduyla arkadaş olup zamanının çoğunu onunla geçiriyor. Tabi ki annesi ve babası bunun farkında değil. Kitapta, birbirinden bağımsız olarak Zackarina ve Kumkurdu'nun maceralarını kısa kısa anlatmış. Benim yaşımda olan çocuklar için birebir birkitap. Hatta büyükler bile okuyabilir. Mesela benim annem gibi... Herkese tavsiye ederim. Sevgiler: ADA SEVEN🐾
"Sen ne istersen o olur karanlık," dedi Kumkurdu. Yeni doğan ay hafifçe ışıdı. "Ne demek istiyorsun?" Dedi Zackarina. "Demek istediğim, eğer karanlıktan korkarsan," dedi Kumkurdu. "İşte o zaman tehlikeli olur. Ama sevmeye cesaret edersen , o da seni sever."
Masalsi, siirsel, anlasilir, tatlis bir kitap. Sadece cocuklar icin oldugunu da dusunmuyorum. Bir yetiskin olarak da, son derece keyifli bir okumaydi <3
Kumkurdu bir çocuk kitabı olsa da Küçük Prens tadında büyüklere masallar lezzeti de yok değil. Yeğenine kitap alıp önce kendisi okuyan teyze modunda okudum:) bknz. #teyzeyimben :) Kısa kısa hikayelerin hepsi koca koca resimlerle bir başka kitap olacak kadar kıymetli ve eğitici/öğretici. Kumkurdu isminde (tilki olarak resmedilmiş ama bence tilki değil) bir hayali kahramanı var Zackarinanın. onunla düşünüyor, sorunlardan sonuçlar çıkarıyor ve anne ve babası ile geçirdiği hayatın anlamını buluyor. Okurken ay aman bu konuya da girmeseydi dediğiniz her şey zihinde inanılmaz olumlu bir sonuç bırakıp ayrılıyor. 5 yaşına dek her güne bir öykü şeklinde okunabilir.
"... çocukların gözünden büyüklerin ahmaklıklarının anlatıldıgı..." yazar ve kitaba dair kısa bilgilendirme yazısından bu alıntı.
benim için büyük bir hayalkırıklığı oldu. bir ebeveynin çocuğunu götüremeyeceği bir etkinlik için bakıcı tutmak istemesi kurguda "çocuğun istediği tüm oyunların oynanıp her istediğinin yapılacağı" bir etkinlik olarak lanse ediliyorsa iki kız annesi olarak içeriğe şüpheyle yaklaşırım.
Bunun dışında yazarın dilini ve kum kurdu karakterini çok sevdim ama aşılanan fikirler bağlamında çok şeye itirazım var...
"Çocuk kitabı" ve "çocuk edebiyatı kitabı" şeklinde bir ayrım yapmaya çalışıyorum mümkün olduğunca. Çocuk kitapları habire ders veren, tepeden bakan, kaşları çatık eserler; çocuk edebiyatı kitapları ise derdi bir hikâye anlatmak olan, sürükleyen, varsa bir çıkarım, alınacak bir ders onu da kör göze parmak şeklinde vermeyen, çocuğun keyfine bırakan ve her yaştan insana okuma keyfi yaşatabilen eserler bence. Kumkurdu da harika bir çocuk edebiyatı kitabı idi. 6. sınıf öğrencisi kardeşimle birlikte okuduk, ikimiz de çok sevdik.
Güzel bir seri olduğu her halinden belliydi. Tahminlerimde yanılmamışım. Çok güzel bir kitap. Çocukluğunuza gitmemeniz imkansız gibi bir şey. Mutlaka okuyun, okutun.
Okuması oldukça keyifli çizgifilm tadında bir kitaptı. Kumkurdu ise bana biraz Küçük Pren'teki tilkiyi anımsattı. Bilgelik ve sakinliği yahut çizimlerinden kaynaklı da olabilir emin olamıyorum. Kitabı okurken de zaman zaman bu esintileri hissetmeye devam ettim. Özellikle düştüğümüzde oluşan morluklar için yapılan yorumları ise çok hoşuma gitti
"Gökkuşağı lekesi denilmeliydi. Ya da bisiklet lekesi çünkü bu lekelerin çoğu bisiklete binerken olmuştu"
"mor leke, tehlikeli bir şey yaptıktan sonra alınan bir çeşit madalya, öyle değil mi?"
Iyi güzel hoş bilgiler veriyor ama bunların, ana karakterin hayali arkadaşı üzerinden yapılmasından hiç hoşlanmadım. Ben bir yetişkin olarak durumun ayırdına varabiliyorum ama çoçuklar için pek mümkün değil diye düşünüyorum.