"En un mercado callejero de Santiago, la autora encuentra un antiguo álbum de fotos de una familia extranjera en vacaciones y, para su sorpresa, en la primera página aparece manuscrito su apellido paterno. En un regreso a sus orígenes, la narradora viaja al pueblo de Ulanov, en Ucrania, descubriendo bajo el peso de la realidad, que ese pasado es sólo una ilusión. El encuentro con aquellas ruinas, ayer una herencia, conforma este libro de viaje, testimonio por un lado, alucinación por otro."
Cynhia Rimsky nació en Santiago de Chile, en 1962. Ha publicado Poste restante, La novela de otro, Los Perplejos, Ramal, Fui, El futuro es un lugar extraño, En obra, La revolución a dedo. Escribe crónicas y columnas para diversas revistas y da clases en la UNA. Vive en Argentina desde 2012.
“postrestant” alıcısının postaneye giderek alması gereken mektup ya da paket demekmiş, öncelikle bunu öğrendim. 1900’lerin başında ukrayna’nın kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünden gemiyle önce abd’ye oradan şili’ye göçen rimsky ailesinin torunu gazeteci (bu kitapta kendisine genelde öyle diyor) cynthia rimsky’nin iran çarşısında bulduğu bir fotoğraf albümünün etkisiyle kendi köklerini aramak üzere çıktığı yolculuğu anlatıyor “postrestant”. ingiltere, israil, kıbrıs, türkiye, ukrayna, polonya diye ilerleyen bu kendini bulma yolculuğundaki detaylar çok göz çarpıcı. özellikle ingiltere’de benim de bildiğim istasyonlarda yerlilere ve göçmenlere dair detaylar, kapadokya’da misafir olmak zorunda kaldığı evde evin hanımının gelip sırtını sabunlaması, lviv’in moda dergilerinden fırlamış hali, ukrayna’da aç ama onurlu gençler, kadınlar, polonya’da yaşadığı tedirginlik… hepsi çok parlak anlar, anılar. okuması zor bir kitap değil bu arada. incecik ama hem günlük parçalarından, hem mektuplardan, birbirini takip etmeyen anılardan, şiir parçalarından, farklı görsellerden oluşuyor. pek çok şeyi okurun sezgisine bırakıyor rimski. 31 temmuzda yatakta titreyen bakir delikanlı detayı mesela… nefisti bence. sezgisine ve kavrayış gücüne güvenmeyen okur zorlanıp sıkılabilir. bir de üçüncü tekilden birinci tekile geçişlere bayıldım. ekleyeyim. arada mektuplar, doğu ve batının farkı, şili’deki göçmenlik, nine ve dedelerin geleneği taşıması, yemek detayları gibi son derece kişisel şeyler de var ama rimski yine de kendini epey geride tutuyor ve bizlerden gizliyor. bu da bir tercih ve ben sevdim. fotoğrafları betimleyen şiir parçaları bana jonathan coe’nun “yağmurdan önce”sini anımsattı. fotoğrafı betimleme fikrine bayılıyorum. banu karakaş her zamanki gibi yazarın sesini, mesafesini bize çok iyi hissettiriyor ama metinde okurken kendi kendine düzelttiğim çok yer oldu. sanırım editörlükte de eksiklik olmuş ki editörü de tanıyorum, şaşırdım o nedenle. yazarın devrik cümle sevdiği belli, o konuda lafım yok ama niçin bu denli yazım yanlışı, şapkasız kelime ve virgül eksikliği vardı çözemedim. “yavru tay”, “günün ilk votka kadehini içiyor”, “ulanov’a gelince bir yolcudan bana haber vermesini istemiştim” gibi kulağa yanlış gelen cümleleri ben genelde düzelterek okudum ama sorun değil. cynthia rimsky 90’ların sonunda çıktığı bu yolculukta tedirginliği ve cesaretiyle beni kendimle yüzleştirdi. bilmediğin otobüslere binmek, bilmediğin dillerde kaybolmak, derdini bir biçimde çözmek, kâğıt harita döneminde yolunu bulmak gerçekten hayranlık verici. ben yapamazdım. rimsky iyi ki yapmış ve yazmış.
Hay una cosa que me gusta más que derivar la lectura de un libro de las citas o referencias de otro: encontrar conexiones casuales entre ellos. Al comenzar ‘Poste restante’ la escritora chilena Cynthia Rimsky se topa con un álbum familiar de fotos de una tal familia Rimsky de principios del siglo XX en un mercadillo de Santiago. Ella sospecha que se puede tratar de sus antepasados y a partir de ahí empiezo a recordar las indagaciones sobre el abuelo emigrante de Àlex Chico y ‘Los cuerpos partidos’. Cuando la autora hace escala en Londres camino de Israel y Ucrania rememora el viaje en metro de ‘Mrs. Dalloway’ y no sólo me lamento de que no fui a ver la versión teatral días atrás sino que caigo en la cuenta de que Valeria Luiselli cita uno de sus episodios como inspiración de un fragmento de ‘Desierto sonoro’, que también habla de migraciones contemporáneas. Como son algunos de los libros que estoy leyendo en estas semanas (también hay un cierto aire a ‘Los errantes’ de Olga Tokarczuk) me pregunto si los estoy escogiendo por algún motivo, si hay si hay ecos de unos en otros porque son temas de nuestro tiempo o si es el equivalente a que te salga línea en el bingo.
Postrestant'ın okuma süresi için altı küsür saat deniyorsa da bir oturuşta okunacak kitaplardan. Çoğu sayfanın yarısı boş. Fakat okumaya elim gitmedi. Beat tarzında yazmışsın. İzlenimci. Gördüğünü anında not etmişsin sanki. Mesela şöyle: Mavimsi bir ışık saçılıyor döşemenin, terminalin, gümrük ofisinin, yolcuların üzerine, sabah kuşları uyanmıyor. Hava soğuk. Mesela böyle: Bir kapı aralığından sandalyelerin dört duvara dayandığı ve masanın kitaplarla kaplı olduğu, dekorasyondan yoksun odaya göz atıyor... Peki sonra n'oluyor? Görünenin ardındaki? Ben görünmeyenle ilgiliyim, söylenmeyenle. Bana gördüklerini öyle bir yaz ki ben de kendimce göreyim. Tel Aviv'e gitmişim hissini yaşayayım. Yoksa bana ne senin görüşünden! Vakit öldürmek için okumuyorum ki! Gördüklerini yazıyorsan yazarlık bunun neresinde? Rehberler gibi yazmışsın! Manzara, müze, galeri gibi görülecek yerler konusunu mevzu etmemen seni seyyah yazarlığı yapmıyor. Ha müzeyi anlatmışsın ha sokağı. "Kapıların gizlediklerini bir an görür gibi olmaktır seyyahı kentlerde yürümeye iten" diyorsun. Seyyahlıktan anladığımız farklı: Seyyahlığımla ben yürüyeceksem eğer, gördüklerimle acaba ne hissedeceğim, ne düşüneceğim heyecanındandır. Görüntüler amaç değil birer araçtır. Ve bu araçlarla iç yolculuğumu kovalarım. Duvarlara dayandırılmış o sandalyeleri ben görseydim ortamın bendeki çağrışımlarını okuru da ilgilendiren kısmıyla yazardım. Türkiye seyahatine ilişkin anlattıkların şık durmuyor. Bizim 'öküzlere' rastlamış yazmışsın. Santiago'da da öküz yok mu? Bir 'yazar' seyahat ettiği ülkenin olumsuzluklarını mevzu etmemeli. Arkadaşlar arasında atış serbesttir anlatırsın; ama yazarken sorumluluk alınmalıdır. Bir insanı seyyah yapan yerinde duramaması sonucu sürekli hareket halindeliği değildir. Seyyah görüşü uygun ruh durumuyla gelir. Ülkenle, milletinle, şehirinle, ırkınla, dininle ve nihayetinde dostlarınla, ailenle ruhi göbek bağlarını kestiğinde ancak olup bitenleri seyyahça görürsün. Senin sayfalarında Şili'den geçilmiyor! Gördüklerini Şili'yle, şehrinle kıyaslıyorsun. Olmamış yani!
La verdad no sé qué pensar. Sí, es bueno y está muy bien escrito, pero todavía no logro entender algo; si ella sabía desde un principio los orígenes ucranianos de su familia, ¿por qué fue a meterse an Israel?. Entiendo que parte de su familia migró hacia allá, pero de todas maneras la autora se nos presenta como una persona culta y con recursos, entonces no dejo de preguntarme; ¿tanto le costó investigar el origen del estado de Israel, antes de tener que ir a el? Cada mención que realizaba sobre Israel (que son bastantes durante el libro) me incomodaban tremendamente. Y sí, el libro fue escrito y publicado el 2001, pero el conflicto entre Israel y Palestina (que no es un conflicto) viene desde el origen del estado Israelí. Entonces no sé qué pensar. Es lindo el libro, y que lindo que quiera conocer sobre sus raíces, pero lamentablemente hay veces en la vida que uno tiene que reconocer que hasta nuestras raíces y nuestros antepasados son horribles. Llegué al punto de cuestionarme si la autora era sionista, ya que durante la novela le daba espacio a personas para alabar discursos de odio sobre los palestinos, y para que mencionar que el reconocimiento que hace sobre los árabes o palestinos es bastante burdo. Cosas como esas dificultaron muchísimo mi lectura.
7 Kökenlerini aramak için hiç bilmediği ülkelere doğru yola çıkan bir kadının seyahat günlüğünü okudum. Gizli gizli okumanın merakı, hazzı, suçluluğu sürüyor. Hızlıca bitirip , sayfanın kıvrılan kenarına da dikkat ederek aldığım çekmeceye geri koyuyorum.
Uy me aburrí mucho, de la mitad en adelante lo leí en diagonal, no me enganchó por ningún lado. Siento que es un libro que dentro de diez años puedo llegar a disfrutar. Igual la edición es una belleza, chau.
«Viajar es una forma de mirarse: no al espejo, sino al charco» (…) «En realidad, contemplo mi trizadura que transporto como hogar».
Qué difícil es querer volver al atrás, al espacio inexplorado, a la cuna de lo que alguna vez fue y que, a día de hoy, ni siquiera se sabe si ocurrió del todo. El proceso migratorio que aquí nos narra Rimsky es un poco eso y más, pues se trata de una (auto)exploración que crea una atmósfera que mezcla la ironía y el absurdo para dar cuenta de lo solitarios que podemos llegar a sentirnos en un mundo tan interconectado.
¿Existe alguna forma de volver al pasado que no sea un eterno fracaso? No sé, pero un libro como este me hace sentir que tengo la valentía suficiente para mirar al charco. Qué ganas de viajar después de leer esto, de irse a la mierda a ver si me encuentro a mí mismo en algún rincón del inmenso mundo.
P.D.: Mis episodios favoritos fueron los escritos en formato de cartas. Las amo y siempre he sentido que hablar en carta es como mi idioma secreto. La carta que realiza a su padre casi me hizo llorar. Todo muy psicoanalíticamente pertinente.
“El único sentido de estar aquí es porque fuimos elegidos para ser la conciencia del mundo. Si somos honestos, si actuamos de acuerdo a la verdad, el mundo va a tener un ejemplo donde mirar”.
Cynthia Rimsky presenta en esta obra una bellísima historia, fuertemente apoyada en su autobiografía, sobre una chilena de ascendencia judía, nieta de refugiados judíos europeos de principios del siglo XX, quien emprende una travesía en búsqueda de las tierras que vieron nacer su historia familiar, valiéndose únicamente de una pista que más que una brújula es un salto de fe: un álbum de fotos con su apellido mal escrito en la portada que encontró por casualidad en la feria de Arrieta en 1999.
Narrada en un estilo que evoca luces del cine arte latinoamericano, de una forma muy original, auténtica y personal, la autora mezcla estilos, recursos literarios, participios e idiomas, en miras de construir la épica del viajero no desde desde la anécdota de la retrospectiva rosa, sino desde la banalidad del camino de tierra, con sus baches, charcos, barro y caminantes.
Esto es en parte diario de viaje, diario de vida, reflexiones del viaje que emprende la autora a partir de un álbum de fotos que encuentra en una feria callejera en Santiago y que la lleva por Europa, Israel, Ucrania. La acompañamos, conocemos lo que vive, lo que piensa, las cartas que le mandan. Me encantó.
Me costó encontrar este libro y me dio una gran satisfacción leerlo. A medio camino entre la literatura y la crónica de viajes, Poste restante es un libro que te permite recorrer diversos lugares y conocer distintas experiencias de la autora, en la búsqueda de sus antepasados, a partir de un album familiar de fotografías que encuentra en un mercado. El relato combina información, impresiones, anécdotas, relatos, retratos, mapas, dudas y certezas de la escritora. Esta es la tercera obra que leo de Cynthia Rimsky. Recomiendo también Los perplejos, una obra singular e interesantísima. El tema de la memoria, los orígenes y la identidad cruzan la narrativa de esta destacada escritora nacional.
Cynthia Rimsky’nin “Postrestant (Poste Restante)” adlı eseri, kimlik arayışının ve geçmişin izlerini sürmenin edebi bir ifadesidir. Yazar, bu yolculukla hem coğrafi sınırları aşar hem de kültürel ve duygusal haritalarını keşfederek içsel bir serüvene çıkar.
Banu Karakaş’ın çevirisiyle 2024’te yayımlanan bu eser, yazarın, 90’ların sonlarında Santiago’da bir İran çarşısında karşılaştığı eski bir aile albümündeki soyadına benzeyen bir ismin ardından başlar. Bu rastlantı, onu, Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu’yu kapsayan bir keşfe çıkarır. Ancak Rimsky’nin yaptığı bu gezi, haritalarda çizilen rotaların çok ötesindedir; her bir adım, bir kimliğin, geçmişin ve köklerin peşine düşme cesaretidir. Londra, İsrail, Mısır, Kıbrıs, Türkiye, Slovenya gibi farklı coğrafyaların içine dalan bu yolculuk, yazarın kişisel gözlemleriyle şekillenir.
Sonuç olarak, “Postrestant” özkurmaca türünde yazılmış bir eser. Rimsky, kişisel hikâyesini evrensel bir bağlama yerleştirirken, sadece bir bireyin yaşamına değil, o yaşamın etrafındaki kültürel ve tarihsel katmanlara da ışık tutar. Böylelikle kimliğin, kültürün ve hafızanın haritası da sunulur.
Not: Kitabın adı, dildeki çok katmanlı anlamlarıyla derin bir anlam taşır. Poste Restante, Fransızca kökenli bir terim olup, “alıcı tarafından alınmamış posta” anlamına gelir. Bu terim, gönderilen bir mektubun alıcısına ulaşamadığında, postanenin bir bölümünde bekletilmesi anlamına gelir. Rimsky, bu anlamı adeta metaforik bir bağlamda kullanarak, kişisel bir kimlik arayışını, zaman içinde birikmiş geçmişin ve hatıraların biriktirilmiş olduğu bir noktaya benzetir. Yazar, geçmişi ve köklerini keşfederken, tıpkı bir mektup gibi bekletilen ya da bir türlü ulaşamayan bir kimlik duygusunu yeniden ele alır.
aftalardır o tanıtım senin bu tanıtım benim koşturup durduğumuz, yazarı Cynthia Rimsky’yi ta Buenos Aires’ten getirdiğimiz, konuşa konuşa bitiremediğimiz kitabımız Postrestant nihayet satışta!
Diliyle, yaklaşımıyla, kurgusuyla ve içeriğiyle bambaşka bir seyahat yazını örneği bu. Ta 2001’de, henüz oto kurmacanın esamisi okunmazken ortaya çıkan, başlangıçta kategorilere sığdırılamayan fakat zamanla Latin Amerika’da kendi okurunu bulan nadide bir eser karşımızdaki. Çağdaş bir flanözlük öyküsü, bir ters Odesa.
Ukrayna’dan Şili’ye göçen bir ailenin kızı Cynthia Rimsky. Günün birinde Santiago’da bir bit pazarında eski bir aile albümü buluyor, albümün kenarında kendi soy ismini görünce bu ailenin kendi ailesi olduğuna kanaat getirerek soluğu eski dünyada alıyor. Tam 1 yıl sürecek olan, dönüşü açık bu seyahat kadar hikâyenin anlatılmasının da yazarın hem kişisel tarihinde hem de yazarlığında özel bir yeri var. 90’lar sonu Ortadoğu’su, Türkiye’si ve Avrupa’sına nevi şahsına münhasır bir bakış bu.
Birkaç ay önce Latin Amerika’dan okuduğumuz hikâyelerin biraz homojen bir hâl aldığından sızlanmış, Latin Amerikalı kadınlar cinayete kurban gitmekten çok daha fazlasını yapıyor demiştim. Şiddet anlatılarının pasif özneleri olmamızdan fena halde sıkılmış durumdayım. Kurtuluştan sonra hayat var ve bizim bu “başarı hikâyelerine” de ihtiyacımız var. Buyurun, bunun bir örneğine. Kadınlar kurban değil. Kadınlar cesur, kadınlar maceracı, kadınlar seyyah, kadınlar özgür, kadınlar özne. Serüvenin belirsiz özgürlüğüne kucak açmanın ayrıcalık değil hak olduğunu gördüğümüz günlere dek ben bu hikâyeleri anlatmayı sürdüreceğim. Yolu açık, okuru bol olsun.
El hallazgo de un álbum fotográfico desencadena la búsqueda por la propia historia. En el camino, la autora protagonista se encuentra con múltiples historias que convergen y se reproducen aquí y allá, en un espiral en el que es difícil no perderse a menos que se mire desde afuera. Es precisamente esa la propuesta que Cynthia desarrolla mediante este libro: Una invitación extendida a mirar desde afuera hacia adentro, plasmada en el paralelismo trazado entre el paisaje nuevo que le otorga el viaje y sus propias memorias. Entre encuentros fortuitos y confidencias, se entrelazan una serie de olvidos y recuerdos que componen las múltiples historias de las que se compone la suya propia. Es esa mirada perspicaz la que le permite calar hondo en lo que ocurre a su alrededor, de esta manera afronta la búsqueda eternamente postergada, generación tras generación, sobre el propio origen. La belleza de este libro no reside únicamente en el detalle y la mirada hacia donde nadie mira, sino en la disposición de ser encontrada por las historias, aun cuando no se encuentra lo que se busca.
El tercer libro que leo de esta autora y me pareció gracioso, muy dinámico y a ratos, inclusive conmovedor. No conocía el concepto de Poste restante, que es un servicio postal para recibir correos mientras se está de viaje. Rimsky tiene algo con los viajes, se nota que encuentra comodidad en ese estar en movimiento. Como en libros anteriores, hay aventuras que aún narradas con poca profundidad, componen piezas de un mosaico multicolor, lleno de formas diferentes que no encajan mucho, como souvenirs de viajes imantados al refrigerador. El uso de fotos, de hojas de diario escaneadas y otros recursos, es algo que valoro también.
《Poste restante》 para mi es una deriva, una armada con un álbum de imagenes, que son compuestas por palabras. Sin duda disfrute mucho esta lectura, que conecta con el observar, con esa mirada que va más allá de lo aparente, la que interroga y también crea hipótesis.
Un libro difícil de asimilar. Crónica de viaje hacia afuera y adelante mientras muchas cosas se mueven por dentro hacia “un lugar del cual huir y sentir nostalgia”. Linda edición de Daniela Escobar y Andrés Florit para Overol
Diría que es un diario de viaje . No logré conectar casi nunca . Como crónica viajera cumple su cometido . La historia es rara . Me gustan los libros que en algún momento de la lectura te hacen sentir ALGO . Lo que sea . Pero que te interpele. No me ocurrió nunca . Quizás en el próximo .
Es una delicia, la manera en que te trasnporta y te permite ver cada paisaje, cada historia, cada persona que se va cruzando en su camino es un placer.
Com uma escrita leve, um pouco em forma de diário de viagem, um pouco como relatos, esse livro nos faz refletir sobre o fluxo da vida, as histórias familiares, ascendências… Vale a leitura!
Birkac guzel kelime grubu okudum. Onlari aklima kazidim. Ama ne tarzi, ne birinci tekil-ucuncu tekil gecisleri hic mi hic bana gore degil. Bir kere okurun dikkatini uslupsal noktalar o kadar talep ediyor ki ne anlattigina odaklanamadim pek. Acikcasi biraz da Bati'nin Dogu'ya bakisi tadinda stereotiplesmis gozlemler varmis gibi geldi bana. Keyif almadim. Bence boylesi bir deneyimi kitaplastirmaktansa anlamli bir muzede iyi bir kurasyon esliginde sergi haline getirebilirdi, boylece okumak zorunda kalmazdim ve yazar da derdini daha uygun bir medyumla anlatmis olurdu.