Продадена от семейството си за съпруга на племенника на чифликчията Музафер, младата Гюллю, доскоро работила във фабрика за памук, се озовава в господарската къща. Гордата и пламенна жена не може да се примири с бъдещето си като съпруга на грозноватия Рамазан. Преди сватбата им да се състои, господарят Музафер се връща в чифлика. Характерът на момичето се харесва на Музафер, а тя вижда в него истински, солиден мъж, достоен за нея. Скоро двамата стават съпрузи.
Гюллю постепенно се превръща в истинска господарка, започва да носи скъпи модерни дрехи и да възприема изисканите маниери. Когато баща й идва да живее в чифлика с жените си и с пресметливия Решит, той е посрещнат не от младата си дъщеря Гюллю, а от неузнаваемата госпожа Серап, новата господарка на чифлика.
Никой обаче не очаква събитията, които довеждат до смъртта на Музафер и до пожара, който обхваща чифлика една нощ. Ще оцелее ли Гюллю и има ли бъдеще за невръстния й син в бурните времена на недоволство?
Орхан Кемал (1914-1970 г.) е един от класиците на съвременната турска литература. Книгите му са преведени в над десет страни. По трилогията „Господарката на чифлика” е заснет хитов телевизионен сериал, продуциран от турския Канал Д.
Orhan Kemal, (Mehmet Raşit Öğütçü) writer of short stories and novels was born in Adana in 1914 and died in Sofia in 1970. His father, Abdülkadir Kemali, was an MP from Kastamonu during the first term parliament of the Turkish Republic. Abdülkadir Kemali, a lawyer by profession, established The Ahali Party which was dissolved causing its founder to have to flee to Syria. In order to accompany his father, Orhan Kemal had to miss his final year of secondary school. Orhan Kemal stayed in Syria for a year, returning to Adana in 1932. He worked as a laborer, weaver and clerk in cotton gin mills. During his military service he was sentenced to 5 years imprisonment for his political opinions. Bursa prison became a turning point in his life and art work as he met Nazım Hikmet who greatly influenced him. On his release in 1943, Orhan Kemal, moved to Istanbul (1951), where he worked as a labourer, a vegetable transporter and then as a clerk for the Tuberculosis Foundation.From 1950 onwards he tried to live upon the income gained from writing. Orhan Kemal died in Bulgaria. His body was returned to Turkey and buried in Zincirlikuyu cemetery.
Kemal’s first poem was published in Yedigün under the name of Raşit Kemal (Duvarlar 25.04.1939) Further poems written under the same pen name are Yedigün and Yeni Mecmua 1940. On meeting Nazım Hikmet, Kemal wrote under the name of “Orhan Raşit” (Yeni Edebiyat 1941) Impressed by Nazım Hikmet, Kemal concentrated on stories as opposed to poems. His first story, “Bir Yılbaşı Macerası”, being published in 1941. In 1942 he adopted the name Orhan Kemal when writing stories and poems in Yürüyüş. He found fame through stories in Varlık in 1944, his first collection of short stories “Ekmek Kavgası”, and first novel “Baba Evi”, was published in 1949. Early works depicted characters form the immigrant quarters of Adana Kemal described the social structure, worker employer relationships and the daily struggles of petty people from industrialised Turkey. He aimed to present an optimistic view through the heros of his stories. He never changed his simple exposition and thus became one of the most skilful names of Turkish stories and novels. He also wrote film scripts and a play called “İspinozlar”. Dramatisations have been made of “72.Koğuş”, “Murtaza”, “Eskici Dükkanı”, “Kardeş Payı”. After his death a novel award was arranged in his name (1971).
Bu kitap aslında aynı adı taşıyan bir üçlemenin ikinci kitabı. İlk kitap “Vukuat Var”, üçüncü kitap ise “Kaçak”. Böylece koca üçlemeye ortasından dalış yapmış oldum😊
Elbette yine Adana’dayız. Koca bir çiftlikteyiz. Büyük Muzaffer Bey’in çiftliği. Muzaffer Bey’in zavallı yeğeni Zaloğlu Ramazan bir gün çigtliğe bir kız alıp geliyor: Güllü. 15-16 yaşlarında, hani derler ya anasının gözü bir kız bu. Ramazan’ın peşine takılmış gelmiş çiftliğe ama tek söylediği cümle “atın yerine eşeği bağlamam”. Başka da hiç bişeycikler demiyor. Burada eşek dediği elbetteki Zaloğlu Ramazan. At dediği ise varamadan öldürülen nişanlısı Kemal. Kemal’e üzüldüğünden ve ya aşkından değil haa. Dedik ya anasının gözü bu kız diye. Ramazan’ı beğenmiyor zilli. Ramazan at değil çünkü, eşek. Oysa onun gözü atta, yani Muzaffer Bey’de. Muzaffer Bey ise Güllü çiftliğe geldiği sırada seyahatte. Bi süre sonra dönüyor ve zaten kadınlara karşı zaafı olan Muzaffer Bey bir anda kendisini Güllü’nün pençeleri arasında buluveriyor. Bu surada evlenecem diye getirdiği karıyı(!) dayısına kaptıran Ramazan’ın itibarı iki paralık oluyor köyde. Zaten çok kısa bir süre sonra dayısıda onu çiftlikten kovuyor. Güllü elbette kısa sürede amacına ulaşıyor. Hem nikah cüzdanını eline alıyor hemde Bey’den gebe kalıyor. Ancak hiç hesapta olmayan bir şey oluyor. Ve Bey bir gece köy yolunda öldürülüyor. Bunu kimin yaptığı hiç bir zaman açığa çıkmıyor amma Güllü’nün de çokta umrunda olmuyor. O evlilik cüzdanı sayesinde bütün çiftliğe sahip oluyor ve kısa süre sonrada biraz onla bunla gönül eğlendirip bir avukatla evleniyor. Misssss. Finalde ise illallah eden köylü çiftliği basıp ateşe veriyor. Güllü kurtuluyor.
Bu romanda benim dikkatimi çeken ve ne yalan söyleyeyim hoşuma da giden şey, hikayeye bir süre dahil olup sonra kayıplara karışan karakterler oldu. Sürekli nolduğunu bilmediğimiz, kaybolan tipler ve onların yerine kadroya dahil olan yenileri. Baştan sona var olan tek isim ise Güllü. Bu arada elbette çok beğendim. Lise son seviyesi😊
Hikayede tek bir mağdur var o da Zaloğlu Ramazan. Adamın hiç bir yerde zayıf karakterli olmasından başka hiç bir suçu yok. Okura zorla antipati besletmeye çalışmış yazar.
Ayrıca savunduğu sosyalist tezin edebiyata yansımasına uygun olması gereken topraksız köylü adına demagoji yetersiz. Şahsen ben başta Habip olmak üzere köylüye acımadım. İçimde merhamet duygusu kendiliğinden oluşmadı. Ama yine aynı yazarın Bereketli Topraklar Üzerinde romanında veya Gazap Üzümleri'nde durum farklı.
Hikayenin bu cildinde derinlemesine karakter tahlilleri ilk cilde göre sönük kalmış. Sınırı aşan bir cinsellik var bir yerden sonra sıkıyor. İlk ciltteki o tuttuğunu koparan asi Güllü'nün tam tersine edilgen bir "Serap" var karşımızda.
Esas kitapta akılda kalan şey dönemin siyasal çekişmeleri. Sıradan köylü vatandaşın yeni partiye meyilinin sebepleri, Türkiye'nin kodamanlarının omurgasızlığı, menfaatperestliği. Atatürk ile ilkeleri ile olan bağlarının zayıflığı gözler önüne seriliyor. Siyaset konusunda Muzaffer Bey'in yeni partinin iktidara gelme ihtimalini düşünürken münazaalı topraklar meselesinde haklarını yediği köylülerin hesap soruşlarını Fransız İhtilali'ndeki gözlerini kan bürümüş öfkeli halka benzetmesi beni gülümsetti :)
تدور احداث هذه الرواية بداية الخمسينات الميلادية في احدى القرى القريبة من مدينة أضنة جنوب تركيا. يصور الكاتب المجتمع الريفي في تلك المنطقة ومعاناة طبقة الفلاحين تحت سطوة الاقطاعيين. وفي ظل ذلك تبرز شخصية "هاجر" ومعاناتها فيه كمرأة "نصف أرملة" ما بين كفاح لقمة العيش وصراعها مع صعوبات الحياة بالإضافة الى صراعاتها الداخلية كإنسانة. القصة في مجملها جيدة وطريقة روايتها لا تخلو من اثارة في احداثها وشخصياتها بالنسبة للقارئ لكن الحبكة يظهر أن لها تكملة في كتاب آخر أو ما شابه. شعرت مع نهاية الرواية أن للحديث بقية كما يقال. أود أن أشير أنه يوجد تقديم للكتاب من حوالي 10 صفحات يتحدث عن المؤلف ومؤلفاته. مع الأسف, لم يخلو هذا التقديم من عدم دقة. بداية من عنوان الرواية, الترجمة الصحيحة للعنوان من التركية هي "مزرعة السيدة" وليس "سيدة المزرعة". وعندما يتطرق إلى الحديث عن أحداث الرواية يتكلم عن أحداث وشخصيات لا علاقة لها بالرواية التي قرأتها بعدها! ويذكر أن والد المؤلف كان عضوا في أول برلمان عثماني بينما العكس هو الصحيح أنه كان في آخر مجلس عام 1920. لا أدري هل هذا خلل أم تقصير في الترجمة ؟؟ ليست المرة الأولى التي أواجه فيها مثل تلك المنغصات في الروايات المترجمة ..
كما أسلفت, الرواية جيدة من حيث القصة والأحداث وحتى الشخصيات والكاتب من كبار كتاب الأدب التركي في القرن العشرين. لكن يبدو أن النسخة المترجمة المطبوعة لم تكن مخدومة بالشكل المطلوب.
Bilmeyenleriniz vardır belki, Hanımın Çiftliği aslında bir serinin ikinci kitabı. Üç kitaptan oluşan serisinin kitap sıralaması şu şekilde: 1. Vukuat Var 2. Hanımın Çiftliği 3. Kaçak
Ben seriyi uzun zaman önce okudum. Bu yüzden kitapları ayrı ayrı yorumlamayacağım, seriyi genel olarak yorumlayacağım.
Her kitapta başrol değişiyor. Kitaba giren çıkan çok fazla isim var. Başrol dediğin kişi kitabın sonunda ölebiliyor ve diğer kitapta olaylara başka birinin gözünden bakabiliyoruz. Bu açıdan sürprizli bir seriydi.
Kitapta kimsenin tamamen kötü ya da tamamen iyi olmaması hoşuma gitti. Bütün karakterler gri. Tıpkı hayattaki gibi. Yalnız çok sevilesi karakter de yok. Birine biraz ısınır gibi olduğunuz anda sizi soğutacak bir davranışı oluyor.
Yazar Adanalı olduğu için ve olaylar da Adana’da geçtiği için birçok yöresel kelime ve buraların atasözleri, deyimleri kullanılmış. Bir Adanalı olarak bunları okudukça keyiflendim.
Kitapların dili basit. Kolayca okunuyor, akıcı bir anlatımı var.
Ben her zaman Orhan Pamuk için “Fakir insanları, fabrika işçilerini, varoşlarını en iyi anlatan yazar.” derim. Bu sözümün arkasındayım. Yazarı ilk kez okuduğunuzda anlattıkları sizi şoke edebilir ama birkaç kitap sonra bu duruma alışıyorsunuz ve yazarın ne kadar gerçekçi yazdığını fark ediyorsunuz. Bu seri için de dediklerim geçerli.
Sanırım edebiyatımızda libidosu en yüksek olan karakterler Orhan Kemal’in karakterleri. İlk birkaç kitapta buna çok şaşırmıştım ama yazarın kitaplarını okudukça alıştım.
Bildiğiniz gibi bu serinin filmi, daha doğrusu filmleri, ve dizisi de çekildi. İlgilenenler bunlara da göz atabilir.
Yazarın kitaplarının hepsini Everest Yayınları basıyor. Yayınevinin baskı kalitesinden yana şikâyetim yok ama yazara daha çok özen göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Kitapları daha güzel kapaklarla basmalılar. Birçok kitabının baskısı bitmiş mesela. Piyasada bulunmuyor. Onlar tekrar basılmalı ve yazarın daha çok reklamı yapılmalı. Türk edebiyatının en iyi kalemlerinden biri hak ettiği değeri görmüyor bence. Orhan Kemal’in de en az Sabahattin Ali ve Yaşar Kemal kadar okunması, bilinmesi, sevilmesi gerekiyor. Everest bu konuda daha çok çalışmalı.
Orhan Kemal işçilerin, fakirlerin, alt sınıfın, "ötekilerin" edebiyattaki seslerinden. Adana/Çukurova'yı mesken tutmuş bir büyük yazar. Dizilere de uyarlanan Hanımın Çiftliği eh adından da anlaşılacağı üzere bir çocukcağızın (15 yaşındaki Güllü) bir çiftliğin hanımı olma sürecini konu alan ama sadece bu süreci değil, çok partili hayata geçiş gibi politik süreci de işleyen enfes bir seri. Yorumlarda belirtildiği üzere her kitapta ana karakterler (ya da odaktaki karakterler) değişiyor. İlk kitap daha ziyade Arap işçi Kemal-annesi-sevdalısı, Kürt aile Cemşit-oğlu-kızları-eşleri, toprak ağası - fanatik CHP'li Muzaffer-yeğeni Ramazan, yoldan çıkmış imam üzerinedir. Belirtildiği üzere, Kemal daha önceki kitaplarında tek tip, birbirinin aynısı, derinliksiz kadın karakterler kaleme almışken bu serinin ilkinde birbirinden çarpıcı kadın karakterler yaratmış.
Misal başkarakter Güllü asi, onca dayağa rağmen geri adım atmayan, sevdiği Kemal için her şeyi göze alan bir karakter olarak yansıtılır. Aynı şekilde mahallede bütün (çarpık) muhafazakârlığa rağmen istediği kişiyle birlikte olabilen, kimseye de pabuç bırakmayan kadın karakter de mevcut. Daha önceki kitaplarda Kemal standart âşık, metres karakterleri yaratmışken bu serideki kadınlar için kalemini derinleştirmiş. Bu açıdan HÇ, Kemal'in diğer kitaplarından hızla ayrılıyor. İlk kitap yazarın en feminist eseri de olabilir. Kadınları sevişilip geçilecek kişiler olarak yansıtmayıp onların bütün duygularını, kıskançlıklarını, korkularını, hırslarını, cinselliklerini yansıtıyor.
Öte yandan politik süreci de bu kez çok daha iyi işliyor. CHP'nin devrinin bitip Menderes'in devrinin başlayacağı dönemi, Muzaffer ve DP'liler üzerinden iyi yansıtıyor. Muzaffer de başta klasik bir toprak ağası olarak sunulsa da şu dönemde denk geldiğimiz "zenginliği için rakip partiye geçme hesabı yapan siyasi" portresi olarak karşımıza çıkıyor 2. kitapta. Serinin en iyi tarafları dedikodularla ve ikiyüzlülükle çöken toplum portresi, kadın karakterleri, politik süreç... Bunlar çok iyi yansıtılıyor.
İlk kitabın sonunda Güllü ağlaya ağlaya çiftliğin yolunu tutar. 2. kitap Muzaffer'le tanışıp onunla birlikte olup "hanım" olması üzerine bir kitap. Bu kitapta DP-CHP çatışması arka planda işlenmeye devam edilir, bu çatışmanın toplumdaki yansıması irdelenirken olaya Muzaffer'in "köylüler Fransız İhtilali'ndeki gibi beni yerimden ederler mi?" korkusu da dahil edilir. 2. kitapta da bolca karakter mevcut. İlk kitaptaki Cemşit, Reşit gibi karakterler bu kez geriye çekilir, daha ziyade zayıf mı zayıf karakterli Ramazan'a ve köylülere (imam, DP'li köylüler vs) odaklanılır. Dedikodu ve ikiyüzlülükten bol bir şey yok yine. Fakat cinsellik bu kez alabildiğine artmış durumda. Muzaffer dişi sinek görse hallenecek bir karaktere dönüşür. O öyleyken DP'li arkadaşları da, çevresindeki kadınlar da farksız. Eh imam da, Gülizar da öyle olunca kitapta sürekli bir cinsel anlatım mevcut, ki bu da karakterlerin derinliğini yıkıp tek boyutlu hale getirir.
İlk kitapta asi, başına buyruk, hedefinden sapmaz, ödün vermez bir karakter olan Güllü de tek tiplikten nasibini alıp standart bir âşığa, hanıma dönüştürülüyor. Güllü'nün "fake" Serap hali yazarın önceki kitaplarındaki kadın portrelerindekinden farksızlaşıyor. Güllü, Muzaffer'e kapıldıkça sıradanlaşıyor. Öte yandan bu 2. kitapta ne yazık ki öne çıkabilen kadın karakter yok. Güllü sıradanlaşınca onun yeri başka güçlü kadınlarla doldurulmuyor.
Serinin dikkat çeken tarafı hiçbir iyi karakterin olmaması. Sevilecek tek karakter yok. Ramazan zayıf mı zayıf, ezik, ikiyüzlü, dedikoducu bir adam. Muzaffer herkesi ezen, herkese şiddet uygulayan, 15 yaşındaki çocuğa "bakabilen", önüne gelen evli evsiz herkesle birlikte olabilen bir toprak ağası. İmam dini kullanarak günah işleyip duran birisi. Cemşit kızlarını üç beş kuruşa satan, alkol dışında hiçbir şeyi umursamayan birisi. Köylüsü berber Reşit de öyle. Güllü ilk kitapta güçlü, okurun kapılacağı bir karakterken (iyiyken) 2. kitapta Kemal'i unutup hemen Muzaffer'e kapılan birisine dönüşünce okur ondan da uzaklaşıveriyor. Velhasıl iyi karakter yok. Herkesin türlü defoları, ikiyüzlükleri mevcut. Üstelik yaratılan bu köy portresinde herkes yükselme arzusunu 15 yaşındaki bir çocuk üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Böyle bir toplum portresi mevcut.
Velhasıl 2. kitap da iyi bir eser. Ama cinselliğe bu denli odaklanılmasaydı keşke de dedirtiyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı keyifle okudum aktı gitti ama dizideki keyfi alamadım maalesef. Genel hikaye aynı olsa da çok fazla farklı durum da var. -Halide diye bir karakter kitapta yok. -Cemşir yine salak ama çok yakışıklı ve bir sürü karısı/çocuğu var. Kadınlar birbirini kıskanmıyor. -Herkes herkesle yatıyor. Pakize ve Reşit bile?! Muzaffer Güllü'yü aldatıyor evliyken. Güllü'nün de kimsenin yasını tuttuğu söylenemez. -Dizideki Güllü çok karakter sahibi bir insan. Ne olursa olsun Kemal'i sevmekten vazgeçmiyor. Öncelikle kendini düşünse de vicdanlı ve adaletli olmaya çalışıyor. Babasını çok çok sonra affediyor. Kitaptaki Güllü ise babası tarafından direğe bağlanıp dövülse de hiç sorun etmiyor çiftliğe yerleşince babasını yanına alıyor. Önüne beğendiği hangi erkek gelirse hemen birlikte olmayı düşünüyor. -Gülizar hafıza asla naz yapmıyor. Kim isterse hemen evet diyor. -Kemal ölmüş ve kitapta sadece birkaç kez adı geçiyor:( Ve daha bir sürü şey. Karakterlerin konuşmalarını okurken güldüğüm, kızdığım çok oldu. Çok canlı bir kalemi var Orhan Kemal'in.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Okuduğum ikinci Orhan Kemal kitabıydı ve bunun ardına düşüp diğer kitaplarına sarmıştım. Serinin İlk kitabından daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yazıldığı döneme göre bence çok başarılı bir eser. Dili ve anlatımı çok güçlü. Hikayesi de ilgimi çekmişti.
Toplumcu gerçekçi yazarlarımızdan ilk akla gelen isimlerden biri olan Orhan Kemal, bu kitabıyla da topluma ayna tutmaya devam etmiş. Kitap, Hanımın Çiftliği serisinin ikinci kitabı ve hikayemiz kaldığı yerden devam ediyor.
Kemal’in ölümüyle Güllü kendini Muzaffer Bey’in çiftliğinde bulur ve Muzaffer Bey’in yeğeni Ramazan’la evlenmek üzeredir. Muzaffer Bey’in Güllü’yü görmesiyle bu evlilik suya düşer ve Güllü kendini Muzaffer Bey’in sevgilisi sonrada eşi konumunda bulur. Tabi bunları Güllü’de ister, hatta Muzaffer Bey’e kur yapmaktan çekinmez. Sonunda Güllü hayaline ulaşır ve çiftliğe hanım olur. Derken Muzaffer Bey öldürülür ve Güllü hamile olarak çiftliğe hanımlık yapar. Bu arada parasından yararlanmak isteyen erkekler de etrafından ayrılmaz. Muzaffer Bey ve çiftliğe düşman olanlar Güllü’nün çiftliğe hanım olmasını daha fazla hazmedemezler ve çiftliği içindekilerle beraber yakarlar.
Çok partili siyasal hayata geçişin sancıları, traktörlerin yurda gelip işçilerin işlerini ellerinden almaları, ağaların insanları sömürmesi gibi o dönemin en büyük sorunları dönemin sosyal hayatı üzerinden anlatılmış. Belirli bir kesimin çarpık ilişkileri de birilerini kızdırma endişesi taşımadan net bir şekilde yazılmış.
Bu kitabını da çok beğendiğim Orhan Kemal bence toplumcu gerçekçi yazarlar içinde en iyilerden birisi. Kitaba dair tek eleştirim yayınevine. Orhan Kemal’in kitaplarının bütün yayın hakları Everest’te ama kimi kitapların basımı yok. Kimilerinin kapakları aşırı kötü, kimilerinde de hatalar mevcut. Üstelik Orhan Kemal’i tanımayan insan sayısı azımsanamayacak kadar çok çünkü yayınevi reklamını iyi yapamıyor. Bence Orhan Kemal kitaplarını elden geçirmeleri lazım.
Gullu ciftlige goturulur. Gullunun ciftlige gelmesi, gulizar icin sonun baslangicidir. Gulizar ramazani uyarir. Gullu kararlidir, atin yerine esegi baglamayacak ramazan'a avrat olmayacaktir. Beyin odasinda potresini gorur ve beyden etkilenir. Gullu bey ile gulizarin iliskisine sahit olur. Gulizarin aklina gelenler basina gelir. Gullu muzaffer'e avrat olur. Ramazan herkesin alay konusu olur... Gullunun beye avrat ol!dugunu ogrenen berber resit, cemsir, hamza bayram ederler. Yasin aga gider once ciftlikten. Sonra da gulizar... Muzaffer bey kabak hafizdan yegeninin kendisini oldurmek istedigini ogrenir ve ramazani doverek ciftlikten kovar. Gullu hicbirsey olmamis gibi, hicbirsey yasanmamis gibi, muzafferin ailesinj ve berber resiti ciftlige yerlestirmesine goz yumar. Topraklarina kondugu habip muzaffere dis bilemektedir. Tuzaga dusurup muzafferi oldurur. Gullu nikahli esi oldugu icin, tek varisidir. Basta zekai olmak uzere, makinst serif gullunun pesindedir. Ancak gullu secimini avukat erdogandan yana yapar ve serifi ciftlikten kovar... Ve ve ve ciftlik yakilir... 360 sayfa su gibi akti gecti... Yazarin diline, ileri goruslulugune hayran olmamak elde degil... Gullu / serap : kitapta en cok kizdigim karakter. Nerde o ilk kitapta hayran oldugum;asi,astigim astik kestigim kestik, deli asik, iki odali eve bile razi olan, yeter ki sevdigimle olayim diye dusunen gullu? Ben en cok yamali camasirli, fabrika kizi guclu gulluyu sevdim. Nerde o herseyi unutup, boyun egen, kibarlik ve ne oldum budalasi serap hanim? Babasindan ve abisinden cok cekmis, sevdigi gozlerinin onunde katledilmis bir genc kiz tum olanlari bu kadar unutmamali, affetmemeliydi! Kendisine yaptiklarindan ve yasattiklarindan en onemlisi kemali oldurdukleri icin babasina ve abisine kan kusturmaliydi kan!!!! Ben bu serap hanimi gecmisini bilen muhsin usta gibi sevmedim! Kendisini hanimefendi yapmis, sevmedigi bir adamin avradi olmaktan kurtardigi muzaffer beye sadik kalmaliydi! Ciftligi yakildi, aklima su sozu getirdi: guzelligine guvenme bir sivilce yeter, malina guvenme bir kivilcim yeter...
Muzaffer bey: cevresinde o kadar guzel kadin varken neden gullu? Yegeninin avradi olacak olan kiza goz dikmek ne demek? Sucun yarisi gullu de! Ramazan'i bes parasiz sokaga atmasi, hakkini vermemesi ne demek? Ramazanin kitabin sonlarina dogru dayisina ettigi beddua kanimi dondurdu! Aklima geldikce urperiyorum!
Kabak hafiz: gunumuz iktidar donemindeki sahtekar hocalarina cok benzetiyorum bu karakteri. Ramazani somurdu somurdu, utanmadan dayisina gammazladi!
Hamza: isine gelmedi mi delikanlilik ve namus oldu mu yanginda kul birakmayan, para karsiligi bacisini satmaktan geri durmayan, bacisinin ramazani birakip, dayisina avrat olmasina ses cikarmayan en igrenc bir karakter!!! Ramazani gorunce kacmasi bu sahnede cok ofkelendim!
Gulizar: hem beyle, hem yasin agayla, hem de ramazanla olan, ciftlikten kovulunca da solugu kabak hafizin yataginda alan kitabin en igrenc kadin karakterlerinden!
Yasin aga: dinden, namustan,ahlaktan bahseden, gulizarla isi pisiren yasin aga? Muzaffere kizmaya hakki yok! Gunumuz iktidarinda muslumanlik taslayip, her turlu pisligi yapan devlet adamlarina benzetiyorum!
Zaloglu ramazan: kitabin en zavalli, en zararsiz, en masum tek karakteri... Sucu gulluyu sevmek ve sahtekar hoca kabak hafiza inanmak, hakkini aramamak.
Kitapta yarim kalmisliklar var... Gullunun ciftlik yakildiktan sonra ki hayati nasil oldu? Ramazan ne durumda? Habibe ne oldu?
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu kitapta, Hanımın Çiftliği serisinin bir önceki kitabındaki roman kahramanlarının değişimi anlatılıyor.
Güllü : Saf, içten, çocuksu bir işçi kız olmaktan çıkıyor, arzularının esiri, görgüsüz bir çiftlik hanımına dönüşüyor.
Zaloğlu Ramazan : Başlık parasıyla satın aldığı Güllü’yü Muzaffer beye kaptırıp Çiftlikten kovulduktan sonra zavallı bir berduşa dönüşüyor.
Hamza : Cezaevine düşüp “24’lüğün” gözdesi olduktan sonra deli fişeklikten, korunması kollanması icap eden bir zavallıya dönüşüyor.
Kabak Hafız ve Güllü : Arzularının, hayallerinin, zayıflıklarının kurbanı iki insan. İlki köyün sevilen imamı, ikincisi Muzaffer beyin metresi statüsünü kaybediyor.
Cemşir : Babayiğit Cemşir, evinde devrilip devrilip uyuyan hasta bir ihtiyara dönüşüyor.
Şerif ve Habip iki yeni karakter olarak öne çıkıyor. Bu ikisinin de büyük zaafları var.
Muzaffer bey hem cinsel azgınlığı, hem tepe tepe kullandığı sosyal statüsü ve zenginliği ile bütün diğer roman karakterlerini eziyor.
Orhan Kemal’in anlatımı zaman zaman pornografiye yaklaşıyor. Yazıldığı döneme göre oldukça cesur.
Arkaplanda Türkiye değişiyor, dönüşüyor. Halk Partisi iktidardan düşüyor, Demirkırat iktidara geliyor. Güçlüler, ayrıcalıklar değişime uygun olarak erkenden pozisyon alıyor, kazançlarına kazanç katıyor.
Orhan Kemal’in “bilge ustası” bu romanda Muhsin Usta olarak romandaki yerini alıyor, sorunlar büyüdüğünde gerekli uyarıları yapıyor, doğru yolu göstermeye çalışıyor.
Orhan Kemal bu romanında da aynı fikri işliyor: Eğitilmemiş, bilinçlenmemiş, kendisini, dünyayı, sistemi sorgulayıp arınmamış insan, hırslarının, cinsel azgınlığın, lüks yaşam arzusunun, zenginliğin ve düşük ahlakın kölesidir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Orhan Kemal’in romanı (1961) • Bu roman yazarın Vukuat Var romanının devamı ve ikinci cildidir. Vukuat Var’da Adana’da bir fabrikada işçi olarak çalışan Güllü, sevgilisi Kemal öldürülünce ailesinin kendisini vermek istedikleri Ramazan’la evlendirilmek üzere, Ramazan’ın zengin dayısı Muzaffer Bey’in çiftliğine gitmek zorunda kalmıştı. Gene Adana köylerinden birindeki bu çiftliğe geldikten sonra da, sevmediği Ramazan’la evlenmemek için direnir Güllü.