Ermenice edebiyat çevrelerinde Ermeni taşra edebiyatının yaşayan temsilcisi olarak bilinen Mıgırdiç Margosyan'ın Türkçede ikinci öykü kitabı...Öykülerinde, doğduğu yöreleri, Diyarbakır'ı, özellikle de 1940'lı, 1950'li yıllarda Diyarbakır'daki sıradan insanların günlük yaşamlarını sunan Margosyan, bu kitabında da bir Anadolu çeşnisiyle damaklarda çok değişik, hoş ve buruk bir tat bırakıyor.Ermeni, Süryani, Keldani, Pırot, Kürt, Türk, Yezidi gibi farklı kimlik ve kültürlerin Anadolu'su en yalın haliyle, renkli kişiliklerle gözlerimizin önüne seriliyor. Tarihin biraz öykü, öykülerin de biraz tarih olduğu, keşfedilmeyi bekleyen bir dünya kapı aralığından el sallıyor hepimize. Bu kitabı okuyunca, insan ister istemez, babasının her defasında inatla, ısrarla Margosyan'a sorduğu soruyu kendine yöneltme ihtiyacı duyuyor: "Sahi, ben nereliyim?
Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü, sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladı. 1966-72 yılları arasında Üsküdar Selamsız'daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykulerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gavur Mahallesi, Avesta yayinlari tarafindan Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel Gazetesi'nde "Kirveme Mektuplar" adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın-Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümü Belge Yayınları tarafından Çengelliiğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeniyüzyıl gazetelerinde yazmıştır.Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde "Kirveme Mektuplar"başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktadır.
Margosyan'ın kendi çocukluk anıları çerçevesinde Diyarbakır'ın etnik yaşantısını anlattığı kitabı. Bu kitapta daha çok şivelere ağırlık verilmiş. Bir dönem Türkiye'de abartılmış komedi unsuru olarak kullanılan bu şiveler, Margosyan'ın kitabında komikliğin aksine çok tanıdık ve candan geliyor. Bunun yanında günlük hayatta kullanılan gereçlerin o dönemde kullanılan isimlerine de çokça yer verilmiş. Son bölümlerde de dinler ve etnik kimlikler arası ilişkilerden bahsediliyor.
Kitap, kedisi Mestan'ın annesiyle olan ilişkisini anlatarak başlar. Yazarın doğduğu günü hatırlıyormuşçasına, bilinçli bir bebek gözüyle anlattığı köy yeri doğum seramonisi ile devam eder. Kitabın adını veren "Söyle Margos Nerelisen?" adlı hikaye ise, Ermeni kimliğini doyasıya yaşayamamış bir babanın küçük oğluna sorduğu sorunun hikayesi. Cevabından duyduğu mutluluk, kaybedilmiş kimliklerin küçük aidiyetlerle kazandığı değeri okuyucuya sıcak bir şekilde yaşatıyor. "Ha-re-dan-lıyam!"
Margorgosyan kitapları ile ilgili inceleme ve röportajlardan bir derleme -biraz dağınık bir yazı ama okumaya değer-
Gavur Mahallesi'yle pisti olduklari cok yer var; oyle ki, tasra etnografisinin neredeyse tum barutu orada harcanmis, bu derlemeye pek bir sey kalmamis :) 1915'e "kafle" ismiyle daha sik ve acik referanslar dikkat cekiyor. Okurken defalarca Sur haritasina baktim: İkinci kez gitme sansim olursa baska turlu gezecegim.
Heredanlı Margos. Kitabın içindeki öyküler öyle tanıdık geldi ki. Anneannemlerin köyü de eskiden Türk ve Ermeni karışık bir köymüş. Bugün elbette hiç Ermeni yok (yoksa var mı?). Köylerde hâlâ Türkçeleştirilmesine rağmen köylerin Ermenice isimleri daha yaygın söylenir. “Dün Sığnek’e gittim”, “Dayısı Kara Venk’te oturuyor”, “Dimili’den gelmişler” gibi gibi. Anneannemin köyünün adı da Gedikler ama asıl adı Germili. Hatta içinde kiliseden bozma bir ev bile var. Neler neler kaybetmişiz bu topraklarda, okudukça üzülmemek elde değil. Benim ailem devlet memuru olduğu için Türk asıllı olduğumu düşünüyorum. Margosyan’a göre Türkler genelde memuriyetle uğraşırmış, Ermeniler ise zanaatle. Ama kimbilir kimin kanları kiminkilerle karıştı o kadar sene içinde? Hem artık ne önemi var?
En çok kendi doğumunu anlattığı Malez öyküsünü sevdim, ama diğer öykülerin içinde geçen “çirton”lara ben de gittim. O pestillere sardığım cevizleri ben de yedim. Ve Margosyan’ı çok sevdim. Tespih Taneleri’ni de okuma listeme ekledim.
Fasülyenin nimetine gelince; peki sen söyle bakalım Fulya, asıl sen nerelisen?
Mıgırdiç Margosyan'ın Diyarbakır’da geçen çocukluğunu anlattığı hikayeler. Kitabı okurken kaybettiğimiz o kültüre o çeşitliliğe bir kez daha üzüldüm. Yazarın anlatımı oldukça sıcak, taşra edebiyatını sevenlere kesinlikle tavsiyedir.
Değil bir ülkenin, dünyanın neresinde olursan ol, içinde sevgi olan her insan birbirine benziyor. O kadar farklı ama o kadar da tanıdık insanların öyküleri, yazanın ellerine sağlık.
Bu sene okudum en lezzetli kitaplardan. Şahane. Ne kadar geç kalmışım okumak için. Hatta yazarı ölünce kendisinden haberdar oldum. Ne ayıp kendi adıma.
Yaşanmışlıklarını daha çok aktaracak zamanı olmasını dilerdim. Harika bir anlatıcı. Doğduğu topraklara, insanlarına duyduğu özlemi okumak beni de alıp götürdü Gavur Mahallesine.
Gavur Mahallesi'nin devami diyabilecağımız bir kitabdır. Gene Xançepekde olaylar geçi gene başrolde Ermeni ve Kürdler var Dikranagerdli Margosyan kendı o gözel çocıklığını anlati o gözel insanlarla nasıl heyatini geçırdığını, zorlıklar olmasına rahmen nasıl mutlu olduklarını anlati. ve bunları okuduğımda benim keyfim yerine geldi çünki ben de Surp Giragos Ermeni Kilisenin hemen yanındaki hevşli bir evde böyüdüm ve o zemanlar onların yaptığlarının eynisini bizde yaptığ ve hala da yapıyığ ondan dolayı bu kitap keyfimi çoğ getirdi. Herkesın okumasını istiyem.
O'nun zamaninin Diyarbakir'ini, o'nun kaleminden okumak bir baska, sıcacık. Çocukluğumdan beri görmek istediğim Diyarbakır'ı sevme sebebimdir bu kitap.