"Asmalımescit Sokağı'ndan Kallavi Sokağı, Postacılar Sokağı ve oradan Gümüşsuyu'ndaki Bol Ahenk Sokağı'na, seksen yıldır Beyoğlu'nda yaşıyorum. Dolayısıyla ben Beyoğlu'na başkaları gibi, Galata Köprüsü'nün öte tarafından gelen ve Beyoğlu'nda bir küçük Paris'i, bir küçük Avrupa'yı, cep boyu bir Batı'yı bulan, bunda doğal özlemlerini gideren birinin gözüyle bakamam. Benim alternatif Beyoğlum, kesinlikle bir atraksiyon ya da bir şov, bir eğlence değildi, olamazdı da. Bütün çekiciliğiyle Beyoğlu benim için doğduğum, yaşadığım, yaşlandığım, anılarıyla beslendiğim bir gerçek dünyaydı. Beyoğlu aynı zamanda ister gelip geçenler, ister Beyoğlu'na çıkanlar, isterse içinde yaşayanlar için bir günah ve sefahat yuvasıydı. "Beyoğlu'nun aşırı moda haline geldiği, nostaljinin öne çıktığı günlerde -özellikle anı kitabımdan dolayı- ailemin geçmişi bana çok sorulmuştur. Kendim bu durumun güçlüklerini hiç yaşamadıysam da, Levanten olmak kolay değildir. O yüzden bu kitabımda, ömür boyu Beyoğlu'lu biri olarak Levanten kimdir, ne yapar nasıl yaşar, size onları anlatmayı istedim..."
Giovanni Scognamillo was born to a family of Italian Levantines; his father was the son of an immigrant from Naples and his mother was descended from Genoese settlers of Tinos. His father Leone being the manager of the prestigious movie theatre Elhamra Sineması of Beyoğlu, he became acquainted with cinema in early years of his life. After graduation from Liceo Italiano, he started to write cinema articles for various Italian language media. By 1961, he began his career in Turkish language press.
Scognamillo is the author of several books on the history of cinema, as well as diverse topics such as fantastique and occultism, currently working as a lecturer of Turkish cinema at Bahçeşehir University.
60 yıl süresince Beyoğlu’nda yaşamış bir Levanten’in anılarından yola çıkılarak yazılmış güzel bir anı kitabı. Hayatının ilk yedi yılını Asmalımescit’te, sonraki yirmi üç yılı Kallavi sokağında, ve son yirmi sekiz yılı da Postacılar sokağında yaşamış.
Şimdi yaşadığımız gördüğümüz Beyoğlu’ndan çok uzak bir düş gibi geldi kitapta anlattıkları. Sanki İstanbul tarihine gömülmüş bu semt. Çiçek Pasajı’nın şu an sadece eski yapısından kalan müsveddesi kalmış, Löbon/Markiz pastahanesi kapanmış, Baylan da kapananlar arasında yerini almış. Eski esnaflardan bahsediyor biraz da. Bütün esnaf malını satacak kadar Rumca ve İtalyanca biliyormuş. Bu da o dönemin kültür seviyesinin ne kadar yukarılarda olduğunu gösteriyor. Bütün insanların hoşgörü içinde yaşadığı yıllarmış.
Taksim meydanından tünelin sonuna kadar bir yürüyüş yapacak olursak; Taksim Sineması, Lale Sineması, Yıldız Sineması, Yeni Melek Sineması, Alkazar Sineması, Saray Sineması, Lüks Sineması, Yeni Ar Sineması, Emek Sineması, İpek Sineması, Rüya Sineması, Ses Sineması, Atlas Sineması, Şık Sineması, Elhamra Sineması, Santral Sineması, Sancak Sineması mevcutmuş. Yani 17 adet sinema. Şimdi geriye dönüp baktığımızda hangisi ayakta kalmış? Dönemine göre bazıları kebapçı olmuş, bazıları mağaza.
Anı okumayı seviyorum. En son Taha Toros, İsmail Kara, Cinuçen Tanrıkorur ve Necdet Subaşı okumuştum. Özellikle Taha Toros, İsmail Kara gibi, yalnızca anılarını değil, portreleri, dönemin kültür hayatını, sokağı, dergileri ve yayıncılığı da anlatan yazılara ayrı bir sevgim var.
Bu kitabı da sahafta buldum. Agora da basmış sonradan ama bendeki şirin bir metis baskısı. baskısı olan kitapların goodreads girdilerini çoğaltmayı desteklemiyorum, o sebeble agora baskısını seçiyorum. bendeki 1990 baskı zaten.
Levanten ve Beyoğlu kelimelerini görünce, ortalama kitap okurunun zihninde zaten bir dünya tanımlanır belki ama bu anılar onun biraz dışında. Scognamillo bir çevrenin insanı belki ama ezber bozacak çok şey söylüyor. Sadece Asmalımescit sokağı için bile mesela, iki ayrı kültürden bahsediyor. Bu izlerin peşindeyseniz, çok mikro bir kültür tarihi hoşunuza gidecekse kütüphanenize koyun bu kitabı.
Giovanni Scognamillo Beyoglu'nun yasayan en orijinal simasi suphesiz. Kitaplari sirf bu yuzden bile okunmaya deger. Kirik Turkcesinin edit edilmemis olmasi da ayri bir hosluk
Giovanni Scognamillo, sağlığında da ilgimi çeken bir figürdü benim için. Türkiye’de yaşayan, İtalyan/Yunan asıllı bir sinema tutkunu, bir levanten. Kitap da levantenliğin ne olduğuyla, kime dendiğiyle başlıyor ve niyet ediyor anı kitabı yazmaya. Hem sinemayı hem Beyoğlu’nu, tarihiyle birlikte çok iyi bilen ve bizzat içinde yaşamış biri kendisi. Yazdıklarından da bunu anlıyoruz. Beyoğlu zaten her zaman ilgi çekicidir; 20.yüzyıl başlarından başlatarak anlatıyor, ailesini, çocukluğunu, o dönem bir Nazi ortağı olan İtalya’nın Türkiye’deki İtalyan asıllı ailelerin yaşamına etkilerini, vb.. Kitap anı kitabı olunca ve Gio bir sinema sevdalısı olunca kitabın bir bölümünde kendini kaptırıp bazı filmlerin konularını yazıp eleştirilerini, görüşlerini fazlaca paylaşıyor ama sonra frenliyor. Zaten bu konudaki birikimini de sonra başka bir kitapta derlemiş. Memleketin en fazla film izleyen kişisi olabilir. Okurken öyle anlıyoruz, öyle hissettiriyor. 70’li yıllara geldikten sonra, 90’lara kadar yaşamı ve daha çok da kariyeri Türker İnanoğlu ile geçmiş ve İnanoğlu’nun bir iş adamı olmaktan çok vefakar bir sinema emekçisi olduğunu okuyoruz. Bu dünyadan, çevirisini yaptığı kitapları saymazsak 30 kitap yazmış bir levanten geçti..
Tepebasi mezarligi Ferikoy'e kurtlarin inmesi Ataturk'un buyrun madam diyerek yazarin annesine yol vermesi Cok guzelmis o gunler, nostalji artik. Demiroren cirkinligindeki İstiklal caddesi artik kotu bir yer
Grande Rue de Pera ya da Cadde-i Kebir'in eski zamanlarda ne kadar müthiş, klas ve güzel olduğunu anlatan harika bir kitap...
Levantenler özelinde değil, diğer tüm azınlıklar hep beraber Pera'yı Pera yapan öğelermiş bence... Sadece mimari açıdan değil, açılan dükkanların tarzı, sosyal ilişkiler vs tümü bir bütün olarak ele alındığında ortaya o dönemin entellektüel ruhunun daha çok azınlık toplumunda bulunduğunu görüyorum.
Keşke varlık vergisi ve çeşitli ağır millileştirme adımları umarsızca uygulanmasaymış. Şu an Beyoğlu bölgesinin geldiği noktaya bakıldığında durum ortada... İstanbul dendiğinde bence en önemli muhitlerden birisi, ulusarası öneme sahip bir bölgenin tüm dna'sı bozuldu.
Bu kitabı okumak ne kadar keyif verdiyse, şu an gelinen Beyoğlu'nun durumunu idrak ettiğinde de canım o kadar yandı.
Ben 1930-50'lerde Pera'yı yaşamadım ama babamın 1960-80 arası İstiklal'de çalışması ve annemle burada tanışıp evlenmesi, benim ve eşimin 80 ve 90'larda en güzel gençlik anılarımızı İstiklal'de yaşamamız, Beyoğlu'na karşı ekstra bir özlem hissetmemizi sağlıyor.
Keşke benim çocuklarım da Beyoğlu'nda güzel anılar yaşayabilseydi ama ne yazık ki şu saatten sonra Beyoğlu sanki geri dönülmez bir vasatlığa kaymış durumda...
Giovanni Scognamillo'yu iki cilt olarak Metis Yayınları'ndan çıkan Türk Sinema Tarihi'yle tanımıştım. Scognamillo iyi bildiği sinemanın geçmişini bu ayrıntılı kitapta gayet güzel aktarıyordu.
Daha sonra onun ismini Fantazya ve Bilim Kurgu Sanatları Derneği'nin (FABİSAD) düzenlediği Gio ödülleriyle duydum. Genellikle fantazi ve bilim kurgu alanlarında yazılan roman, öykü ve başka anlatı türlerinde verilen bu ödüllerin bir zamanlar yeşilçamda bu tür filmlerde asistan olarak çalışan Scognamillo'nun adıyla verilmesi de bir vefa örneği diye düşünebiliriz.
2016 yılında sonsuzluğa göçen Gio'nun anılarını anlattığı kitabını 1990 yılında almışım ama anlayamadığım bir nedenle kütüphanemde okunmadan kalmış. 2025 başında kitabı yeniden keşfedip okumaya başladım ve 35 yıllık bir gecikmeyle de olsa Gio'nun Beyoğlu anılarına eriştim.
Gio Beyoğlu'nun eski halini, sinemalarını, lokantalarını ve kendi yaşamış olduğu üç değişik sokağını anlatıyor. Bunu yaparken de 1990 yılındaki değişiklikleri not ediyor. Şimdi yapılabilecek ilginç bir şey 2025 yılında bunu tekrarlayarak Beyoğlu'nun daha da fazla nasıl değiştiğini keşfetmeye çalışmak olabilir.
Benim için Gio'nun anılarında bulamadığım şey Yeşilçam yılları ama sanırım bunu bir başka kitabında bulabilirim. Yine de hem Beyoğlu'nun eski yaşamı hem de azınlıkların kurmuş olduğu sağlam toplumsal yapıyı görmek için tavsiye edilecek bir kitap.
Çok güzel bir kitaptı, hem Türk sinemasının yazılı bir tarihi olması açısından oldukça değerli hem de Beyoğlu’nun 1900lerin başından bu yana yaşadığı değişimleri anlatması açısından ilgi çekici. Her ne kadar kitaptaki yazım ve imla hatalarından rahatsız olsam da nostalji seven ve Beyoğlu’nun tarihine meraklı benim gibi okurlara yine de tavsiye ederim.
Bu kitabı okuduğun zaman Beyoğlu’nun sokaklarını ezberliyeceksin denilseydi bana , asla inanmazdım. Şimdi kafamda asla silemediğim küçük bir Beyoğlu haritası var. Okuması eğlenceli bir kitaptı ve birçok yönden öğreticiydi. İstiklal caddesinde bir kafede oturulup okunursa sanırım şahıs romanı zirve romantize edebilir!