"Erkeklere 'Bu evde eksik oları sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?" Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine. Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor. İki Kişilik Yalnzılık, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapalrın yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşamöyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız....
dili akici, kendini okutan guzel bir kitap. ancak beni mahvetti. piruze'nin yasadiklari icimi ezdi. ne yazik ki bunun ortadogusu avrupasi yok. kadinin derdi heryerde ayni. sadece adi degisiyor. birinde kuma digerinde metres. en onemlisi de okudugum her satirda cumhuriyetle yonetildigimize sukrettim.
"Bir yanda hiç yipranmayacak türden duygulara kendini birakmak isteyen romantik genç bir kadin, diger yanda atalarinin geleneklerini disa buran genç bir adam. Ve ben gidip böyle bir adamla evlenmistim."
"Tüh sana," dedi dayimin yüzüne tükürerek. "Yedi yasindaki çocugun aklina bile komünizmi sokmussun. Her gün donunu yikatiyorsun. Sonra da üniversiteye devrim yapmaya gidiyorsun. Senin kendine bile faydan yokken, devrimi nasil yapacaksin?"
"Masallah," dedi. "Bicir bicir bir kiz çocugu. Allah seni büyüdügün zaman sansindan yana da güldürsün."
O gün yanimda oturan o teyzenin ne demek istedigini yillar sonra çok iyi anladim. Megerse bir insanin kaderinde sans faktörü çok önemliymis. Bir gün kötu kaderin, o çirkin yüzünü sana gösterdiginde, elinde sanstan baska birsey kalmiyormus."
"Gerçek sevgi biz kadinlarda vardir, erkeklerde degil. Cok güzel seydir kadin olmak. Inan bana, erkekler hem kötü bir âsik, hemde kötü bir babadir. Hâlbuki biz kadinlar erkekler gibi miyiz? Gerçek sevgiyi bulduk mu, hem iyi bir âsik, hemde iyi bir anne olabiliyoruz. Ben yillardir onun özlemiyle yanip tutustum. Gerçek ve saf aski yeni yeni buldum."
"Dünyanin neresinde olursan ol, evlendigin zaman kocanin soy ismiyle yasiyorsun."
"Cocuk yapmak için erkegin yasi olmaz. O konuda sanssiz olan biz kadinlariz. Biz biraz yaslanmaya baslayinca hayat trenini kaçiriyoruz ama erkekler her yasta binecek bir tren mutlaka buluyor."
"O ilk aylar, orada iki seyin sikintisini yasadim. Birincisi, dil bilmememin. Ikincisi de Türk olmanin."
"O güne kadar Ingiltere'yi dünyanin merkezi zannediyordum. Megerse toprak ananin nice sasilacak çocuklari varmis. Bu farkli çocuklarin da nice sasilacak gelenekleri varmis. Ben de zamanla bu geleneklerin önünde saygiyla diz çöküp oturdum."
"Ben hiçbir zaman paranin kölesi olmadim. Ben sevdiklerimin kölesi oldum."
"Ingiltere benim genç kizlik günlerimin en güzel askiydi. Ben ingiltere kokuyordum, Ingiltere de ben..."
"Bizde gelenekler böyle. Capkinlik erkegin elinin kiri gibidir. Yeter ki elini yikasin, temiz bir sekilde evine geri dönsün. Evin kapisi sonsuza dek açiktir onlara."
"Bence su yeryüzünde kadin olmak korkunç bir sey olsa gerek. Mesela Fransa'ya bak. Ordaki kadinlarin da metresleri var. Ve her Fransiz kadin bu gerçegi biliyor. Peki ya onlara ne demeli? Onlar da Avrupali. Gördükleri seyi görmezden, duyduklari sözleri duymazdan gelerek yasiyorlar."
"Kadini kutsallastiran annelik duygusudur. Iste o zaman kocani donunda salliyorsun. Iste o zaman kocana sümüklü böcekmis gibi bakiyorsun."
"Erkeklerin en çok sevdigi kadinlar, fahise ruhlu olanlarmis. Hâlbuki biz, bizi en çok yaralayan kisiyi sevmek için yaratilmisiz. Erkeklerin asil sevdikleri kadinlar, hep öteki âsiklari olmustur. Belki bu yüzden çok fazla yara aldim. Bir erkegin çocuklarinin anasi olabiliyorsun ama o erkegin hiçbir zaman gerçek asigi olamiyorsun."
"Kulaklarimin duyacagi en mutlu haber, senin yanimdaki varliginla daha da taçlanacaktir."
"Anneannem sokakta yürürken tanklara bakti. Ellerini havaya kaldirdi. "Hele sükür Allah'im," dedi aglarken. "Asker geç de olsa basa geldi."
Dayim anneanneme pis pis bakti. "Manyak misin sen be kadin?" dedi. "Askerin yönetime el koymasinin neresi güzel?"
"Bir zamanlar Suriye, Ingilizler ve Fransizlarin sömürgesi altindaymis. Daha sonralari Ingilizler ile Fransizlar kendi içlerinde kavgaya tutusmuslar. Bunun üzerine Lübnan, yeni bir devlet olarak Suriye'den ayrilmis. Ingilizler Suriye'yi, Fransizlar da Lübnan'i sahiplenmisler."
"Mevlana'yi bile biz yabancilara dogru dürüst tanitamamissiniz."
"Erkekler su dünyada para kazanmayi marifet saniyorlar. Ev kirasini, elektrik, su ve telefon faturalarini ödemeyi erkeklik olarak görüyorlar. Hâlbuki erkek olmak, fatura ödemek degil ki. Erkek olmak; bir kadina, kadinligini hissettirmektir. Ona ilgi göstermektir. Karsisina geçip yarim saat onunla sohbet etmektir. Yataga atmadan önce, bir-iki dakika delicesine öpüsmektir."
"Biz kadinlari, çok film izlemekle suçluyorlar. Hayat hep haksizliklarla mi dolu? Insan olmak, insan yerine konmak için bir kadinlarin hep esip gürlemesi mi gerekiyor? Içimizdeki suskunluklarla dolup tasan yüregimize kim su serpecek? Erkekler mi? Asla. Keske evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Basimizi dizlerinin üzerine yatirip saçlarimizi oksasalardi. Tenimize dokunsalardi. Erkekler evlendikten sonra bunlari neden yapmiyorlar? Bunlari onlardan istemek neden simariklik olsun ki? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yasaniyor Kim? Bizler gerçek hayatta bunlari hiç mi yasayamayacagiz?"
"Ev isi ne yazik ki biz kadinlarin kamburu."
"Iran ve benzeri ülkelerde kadinlar zorla çarsafin içine sokulurken, Suriye'de de çarsafa giren kadinlara silah zoruyla baslari açtiriliyor. Ilahi adalet bu olsa gerek."
"En azindan Katolik erkekler suçüstü yakalandiktan sonra, kimden af dileyeceklerini biliyorlar. Ya bizimkilere ne demeli? Onlari suçüstü yakalasanda, inkâr ediyorlar."
"Unutmayin ki biz, siz Istanbullular gibi degiliz. Bu ülkede ne yazik ki seriat kurallari geçerlidir. Ve bu kurallar, erkeklere dört kadinla evlenme hakkini taniyor."
"Bence seriat kanunlariyla kendilerine düzen kuran erkeklerin dertleri bir kadinin gönlünü oksamak degil, o kadinlarin memelerini oksamaktir."
"Tabii ki seviyorum. Sayet seni sevmeseydim üç tane çocuk yapar miydim?"
Aci aci güldüm. "Senin sevgi anlayisin bu mu? Cocuk yapmak mi?"
"Bir kocadan öldüresiye dayak yemek, megerse bir kadin için acilarin en büyügüymüs."
"Allah bir çocugu annesiz birakacagina, babasiz biraksin. Anasi olmayan bir çocugun babasi da olmaz derler."
"Zaman içinde ögrendim ki, etrafimizda bir sürü sahte bûyücüler yasarmis. Megerse bir kadinlar da, o sahte büyücü heriflerin en sadik ve en aptal müsterileriymisiz."
"Su dünyada parasiz kadligim gün, amaçsiz kalirim."
"Bugünden itibaren artik hiçbir erkegin kanatlarinin altinda yasamak istemiyorum. Kendi ayaklarimin üzerinde durmak istiyorum."
"Cünkü bu ülkedeki hukuk sistemi hak üzerine degil, mal üzerine kuruludur. Ulu Önder Atatürk su sözü bosuna söylememis: 'Adalet mülkün temelidir.' Vallahi de billahi de dogru. Bazi hâkimlerin karsisina mülkünle çikiyosan, adaleti de kendi lehine satin alabiliyorsun."
"Off dayi," dedim. "Yine bir komünist gibi konustun."
Piruze - Şam'da Bir Türk Gelin - Sinan Akyüz
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kadın olmanın , anne olmanın güzelliklerini aynı zamanda zorluklarını , ne kadar da iyi anlatıyor . Bunun ortadogusu orası burası olmadığını ne yazık ki biliyoruz . Piruze'nin yaşadıkları icimi öyle ezdiki . Gerçek bir hikaye olması çok çok üzücü .Elime aldığımda bırakamadığım türden bir kitaptı ..
Akıcı dille yazılmış oldukça sürükleyici bir kitap. İnsanı düşündürmekten ziyade bir sonraki safada ne olduğuna odaklıyor. Kadın-erkek eşitsizliğinin doğanın bir kanunu değilmiş gibi insanların oluşturduğu bir adaletsizlik sistemine dayandırılmasını yanlış buluyorum. Tabii ki insani haklar çerçevesinde kadın ve erkek eşit olmalı, bunun için elimizden geleni birey ve toplum olarak yapmalıyız. Fakat kitaptaki gibi tüm erkekler aynı, sonunda hep kadınları aldatır, kadınlar da zaten hep ezilir, kadın olmak şanssızlık bu dünyada gibi görüleri yanlış bulduğum gibi bunları ön plana çıkaran ve kadınların güçlü yanlarını vurgulamaktansa güçsüzlükleri üzerine yazılan romanları yararsız buluyorum. Kişisel görüşüm kadın ve erkek fiziksel, sosyal olarak birbirinden farklıdır. Beraber, birbirlerini koruyup sahip çıktıklarında bir bütüne varabilirler. Vurgulanması gereken gerçek de budur. Piruze de aslında bütün kitapta bir Şam erkeğinden nefret ederken, aynı yerde aynı kültürde aynı kadın tarafından büyütülen üç Şam erkeğine duyduğu hasret tezatlığını yaşayan bir kadının hikayesidir.
kitap genel anlamda guzeldi. ama icindeki karsilasmalar , olaylarin bazilari cok tesadufi geldi gercekten biraz uzakti bence. bunu soylememin nedeni de gercek bir olaydan esinlenilmis olmasi. onun dışında birde sonunu eksik buldum. yazarin bu farkli ulkelerdeki kadinlarin acilarini anlatıs seklini seviyorum incir kuşları adli kitqbindanda etkilenmistim ama tum yazarlik hayatı bu tarz kitaplarla mi devam edecek merak ediyorum. .
Su gibi aktı gitti... kadınların her dönem yaşadıkları sıkıntılar dile getirilmiş. Hepimizin hissettiği ama kelimelere dökemediği duyguları anlatılmış , sanki duygulara tercüman olunmuş bu kitapta.
Piruze isimli diplomat kızının yaşam hikayesi anlatılmış romanda.Sinan Akyüz tıpki incir kuşlarında olduğu gibi insanı derinden etkiliyor yaralıyor.Piruzenin yaşadıklarını hissediyor onunla dertleniyorsun roman boyunca.Romanın girişinde piruzenin arkadaşı Kimle konuşmaları romana yoğunlaşmayı engelliyor ayrıca insanı girmeyin araya bir an önce hikaye anlatılsın dedirtiyor.Piruzenin baba karakterinin yaşanılan olaylar karşısında sessizliği annesinin baş eğişi Piruzenin yalnız bırakılması insanı kızdırıyor bu karakterlere karşı.Şamın bilinmeyen yaşamı Türk kadınları ve Şam kadınlarının bakış açısı farklılığı bilgi veriyor okudukça.insanı asıl etkileyen de Piruzenin Anne olarak çırpınışları.Çocuklarına Özlem’i.Kapanmayan evlat sevgisi.Kadınların toplumdaki yerini çaresiz kalışlarını ülke şehir kısıtlaması yapmadan görüyorsunuz.Okunması kolay dili akıcı insanı derinden etkileyen piruze kesinlikle okunmalı.
Sonbaharda dinledigim kitaplardan biriydi. Gercek yasam oykusune dayandigi icin insani baska etkiliyor. Cok daha etkileyici yazilabilirdi gibi geliyor insana ama yine de Piruzenin Vasimleiliskisini dinlemek guzeldi. Kendime hikayenin 80li yillarda gectigini defalarca hatirlatmak zorunda kaldim, cunku bugunun ksosullariyla Piruzenin kararini degerlendirmek haksizlik oluyor. Ask o kadra da guclu olamaz diyor insan. Bunlarin yasanacagini bile bile vermis bu karari diyor. Ama 80lerde elbette bu hikayeler daha ustu kapali yasiniyordu. Insanlar kararlarinin olasi sonuclarindan bu kadar haberdar degildi...
Ben sevdim dinlemeyi, simdi Piruze ve ogullarini dinleyerek devam edecegim seriye.
Gerçek yaşam öyküsü dram bir Diplomat kız olan piruze babasının görevli olduğu Şam'da bir gençle tanışır ve orada kalır üç oğlu olur tutkulu aşk zamanla koca şiddetine ve şeriatın acımasızlığına yenik düşer büyük zorluklarla İstanbul'a kaçarak canını zor kurtarır yıllarca evlat hasretiyle yanıp tutuşur Öykü çok güzel ben zaten yaşanmış öyküleri çok severek okurum Bu kitabı da sanki ikinci kez okuyorum ama Sinan Akyüz şeriatıSuriye'yi aşkı sosyal gelenekleri her şeyi 1'den anlatmaya çalıştığı için hiçbir konu derin leş emiyor yavan Geliyor gene de güzel
Son derece akıcı, insanı film veya dizi izliyormuş gibi hissettiren bir eser okudum. Okuyucu hiç yormuyor fakat okuyucuya bir şey katıyor mu ondan da emin değilim. Ucuz roman kategorisinde değerlendirilebilir. Diyaloglarda doğal hissettirmeyen cümleler fazlasıyla dikkatimi çekti, karakterler yer yer çok tutarsız fakat çok akıcı bir dili var. Tüm avantajı da okuyucunun kitabı elinden düşürmemesini sağlayan da bu basit anlatım.
İlk kez bir Sinan Akyüz kitabı okudum. Dili çok sade, anlaşılır, akıcıydı. Kitapta geçen hikaye gerçek olaylardan esinlenerek kaleme alınmış. Hatta esinlenerek demek ne derece doğru emin değilim çünkü, direkt gerçek olaylar kronolojik olarak anlatılmış gibi. Yazarın hiç dokunuşu yok gibi bir hiss var.
Dostlaar. Mükemmelldi. Gerçekten 2 günde mi ne bitirdim. Kitap 400 sayfa olmasına rağmen sürükleyiciydi. Muazzam kaos dolu bir hikayeydi. Yine otobiyografi gibi ama yazarın karakteri kitapta arkadaşına anlatıyordu. Yani kitap boyunca bir anlatıya şahit olduk. Devamını da okumak isterim. Çok çok güzeldi. Piruze ile bağım oldu. Okuyunn.
Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Türkiye ye kaçan genć bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikayesi...Büyük bir aşkla başlayan evliliğin hazin sonu... Şam da yaşanılan aci ve işkence dolu günler...
Bir arap olarak söylüyorum ki yazar bu kitap biraz apartmış, belki anlattıklarını 50 yıl önce yaşanmış, ancak arap ülkelerde durumlar şimdi bambaşka...
Okuduğum en kötü kitap ilk sayfalarda yabancı bi kadın var sevgilisi bunu öpmek istiyo kadın olmaz diyo sonra adam sana mevlanadan bi şey okuyim diyo okuyo kız da oracıkta onunla sevişiyo demin hani öptürmüyodun rezaleeettt
Piruze de dünyanın en salak insanı falan gerçekten acaba daha ne kadar kötü olabilir diye okudum
Sinan Akyüzün ilk okudugum kitabiydi bitirir bitirmez diger kitaplarinida ismarladim :) Gercek yasanmis hikayeler her zaman ilk tercihimdir Piruzeyide devami olan Piruze ve ogullarinida elimden düsürmeden 4 günden kisa bir sürede bitirdim Cok cok begendim kesinlikle tavsiye ederim