Reşat Nuri Güntekin’in romanı (1932) • Bir paşa karısı olan Nadide Hanım, beklemekte olduğu kızını trenden alıp konağa getirmiş, ama aklı diğer yolcular arasında yoksul bir köylüyle kızı ve oğlunda kalmıştır. Yatacak yerleri olmadığını öğrenince de üçünü konağına çağırtır, yedirir doyurur yatırır; Gülsüm’ü evlatlık alır; kızın babasıyla kardeşi İsmail bir gün sessizce giderler konaktan. İsmail’i hiç unutamayan, horlanarak, kızılcık sopaları yiyerek büyüyen ve her işe koşturulan Gülsüm, konakta yalnız Lala Tahir Ağa’ya yakınlık duyar, ona sığmır. Lala, Gülsüm’ü hırsızlığa alıştırır. Bir ara Gülsüm, komşu konaktaki Murat Bey’le hasta karısına yardımcı gönderilir, orada biraz rahat eder, ama hasta kadın ölüp de Murat Bey Anadolu’daki görevine dönünce Gülsüm gene Nadide Hanım’lara gelir. Bir gün kaçar, sokakta kalır, kötü yollara sürüklenir. Nadide Haram, çok sonra, Ankara’ya damadının yanına gelmiştir; ailece gittikleri bir tiyatroda Gülsüm, ünlü kantocu Mücellâ Suzan olarak karşılarına çıkar. Büyükhanım’la eski evlatlık, geçmişin anılarıyla heyecanlanmış, karanlıkta ağlaşmaktadırlar.