İster inan, ister inanma. Aynı nehre bir daha girilir. Bir daha yanıp tutuşulur. Daha önce yaşananlar görmezden gelinir, geceler boyu kaçan uykular, kurgular, kuruntular... Hiçbir uğultu çalınmaz kulağa sadece kalbin ritmi. Bu da uzun sürmez, çok fazla soru birikmiştir stokta: Ne istiyor bu kadın benden? Akıllı mı, deli mi? Seviyor mu, eğleniyor mu? Sevişecek miyiz? Telaş yoktur yine de; yanıtsız soruların bile sevildiği ender anlardan biridir. Bunların dışındaki bütün sorular çocukçadır –akılmış, inançmış; ortalama olmakmış ya da olmamakmış hepsinin bir yanıtı vardır, yoksa da bulunur. Soru bile sayılmazlar. Sonra bu an da geçer. Böyle bir anın yaşandığı da unutulur uğultu! Büyük bir acı vardı payımıza düşen, kimisi bunu büyük parçalar halinde çekiyordu, kimisi ufaltıp düşük dozlarda alıyordu. Bir farkı yoktu, bu acıyı öyle ya da böyle çekmenin. Annesi de aynı acıdan mustaripti, ablası da, kendisi de, abisi de... Şu kornaya asılıp yolun bir an önce açılmasını isteyen adam da... Acının miktarı değildi, insanın bunu nasıl yaşadığı, bunun acısını başkalarından çıkarıp çıkarmadığıydı önemli olan. İnsanlar eşit diyenler haklardan, özgürlüklerden söz ediyorlardı, en büyük eşitlik aynı acıyla kavrulmanın ortaklığıydı. Bunu anlatabilmek gerekiyordu insanlara. Hiçbir siyasetçinin aklına gelmez miydi bu? Gelmezdi, gelemezdi, herkes kendi acısıyla meşguldü. Ya da bu acının yerine koyduğu meşguliyetleri vardı herkesin. Gün Ortasında Arzu ile 2008 Sait Faik Hikâye Armağanını kazanan Behçet Çelik, Dünyanın Uğultusu adlı bu ilk romanında, huzursuz bir dünyayı resmediyor. Büyük ve küçük krizlerin akrep ile yelkovanı arasına sıkışmış, büyük ve küçük savaşların insanlarını... Tuhaf zamanlara dair bir halet-i ruhiye romanı, bir tür aşk hikâyesi.
1968’de Adana’da doğdu. İki Deli Derviş (1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu (2010) ve Kaldığımız Yer (2015) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayımlandı. Doğup büyüdüğü Adana hakkında kaleme alınmış yazılardan oluşan Adana’ya Kar Yağmış (2006) adlı kitabı derledi. Ateşe Atılmış Bir Çiçek / Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları (2012) adlı bir de deneme kitabı bulunmaktadır.
Baştaki sözcüğün düştüğünü, romanın tam adının "İç Dünyanın Uğultusu" olduğunu var sayıyorum, böylece daha bir anlam kazanıyor içerik. Roman zamanı 2001'dir. Roman baş kişisi Ahmet, 2001 yılındaki ekonomik kriz sonucunda işsiz kalmıştır. İş bulmak için acele etmemeye, ağırdan almaya, biraz dinlenmeye karar verir. Bu dinlenmek -kafayı dinlemek, kendini dinleme halini alır. Bu süreçte Ahmet içindeki boşluğu fark eder ve boşluğun doğasını uygun olarak da fark edildiği zaman "boşluk" olmaktan çıkar aslında. Çelik'in diğer romanlarında olduğu gibi bu roman da aslında bir çeşit boşluğun keşfidir. Roman baş kişisi Ahmet de, Çelik'in diğer romanlarındaki baş kişiler gibi bir benlik krizinin içine düşmüştür. Eleştirim de bu noktada gelecek. Yazar sebest dolaylı anlatım tekniğini kullanır romanda, tıpkı Soluk Bir An'daki ama iki kişi yani iki bilinç seçer bir kadın bir erkek: aynur ve Ahmet. Aynur sahneye çok geç giriyor, bilinci romana geç dâhil oluyor bana kalırsa ve kurguda Ahmet'le dengeli bir şekilde rol paylaştıklarını söyleyemeyeceğim. Buna rağmen aynur'un iç dünyası gayet iyi ayrıntılandırılmış, karakteri ustalıkla çizilmiş. Bir de romandaki politika fazla bulanık kalıyor (o toplantılar örneğin fantastik bir unsur gibi), belki estetik endişeden kaynaklanıyordur bu. Romanın kapanışı da yine netleşmemiş bir tereddüt bıraktı geride bende.
Bunların dışında aslında 3 yıldız düşük bir rating bu roman için. 3.75 derdim öyle bir seçenek olsa.
İşsizlik... İşi olanın da olmayanın da kafasında bir korku. Bu korkuyu bu denli akıcı anlatabilecek başka bir kitap var mıdır? Özellikle kitaptaki Ahmet karakteri kafamda öyle canlandı ki sanki her an yolda izde karşılaşabilecekmişim gibi.
keyifle okunabilecek, akici bir dil. bas karakter Ahmet'in sozleriyle kitabi ozetleyecek olursak:" yas olmus kirk, is yok avrat yok, akil yok"(s49)
"baskalarina kusmek kendine donmektir, kendine sarilmak, kendini sevmektir.Kendi dikenleri batar insana boyle anlarda. Yine de boyle dikenlerin battigi yerden akan kirli bir kandir, aktikca arinir insan."(s155-156)