Yedi sekiz sene önce Faik Baysal’ın Sarduvan’ını okumuş çok etkilenmiştim. Başka türlü bir romandı. Kırmızı Sardunya (1955) ve Sancı Meydanı (1969) öykü kitapları tek ciltte toplanmış. Kırmızı Sardunya gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınmış; gerçekten çok etkileyici. Köylerde, küçük kasabalarda, kentlerin varoşlarında yaşayan sıradan ama alabildiğine canlı karakterler bir oya gibi işlenmiş. Kestaneci Rahim, Azap Baba, Durdu, Gurbet… Sadece hayata değil ölüme de kendilerince bir düzen getiren bu kahramanların hepsi bizden, bizim topraklarımızdan. Öykülerin odağında da sosyal dengesizliklerle kılıktan kılığa giren çilekeş, gayretli, umutlu, isyankar, sadık insanlar var.
“Her insan gibi biraz Robenson’um ben de. Bırak beni Torik ! Çaparya’nın sarı gözlerinden bana ne ? Bana ne emekli kanunundan Müştaki Bey ? Kızın seni sokağa attıysa bana ne bundan Ali Çıplak ? İki bin lira borcundan bana ne Kıllı ? Bırakın beni yahu ! Benim de kendime göre dertlerim var.”