Tarih, insandan soyutlandığında çekiciliğini yitirir, derler. Tarihe bu çekiciliğini veren de ''insan'' faktörüdür. Anılar tek başına subjektif olmalarına rağmen tarihi kuruluğundan kurtarır, onu cazip kılar. Bu yönüyle, tam olarak tarihin yerini tutmasa bile, ondaki bilinmez karanlık noktaları aydınlatmada rolü büyüktür.
Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
Bu kitabı okurken göz önünde bulundurulması gereken birkaç etken var. Öncellikle yazarın da dediği gibi içeriğinde anlatılan fazlasıyla subjektif bir tarih. Yazarın yaşlılık döneminde hatırına gelenler olabildiğince düzenli bir şekilde anlatılmış. Anlatım yalın olmaktan çok uzak. Kastım yalnızca sözcükler değil, yazarın aklına gelen her şeyi anlatmaya çalışması neticesinde ortaya çıkan kalabalık paragraflar. Halid Ziya Uşaklıgil bulunduğu tüm yerleri detayları ve üzerinde bıraktığı hissiyatla betimlediği için gittiği yerleri gözünüzde yazarın bakış açısıyla canlandırmanız oldukça kolay oluyor. Yine de çevre betimlemelerine verdiği özen, kişilere yönelik karakter incelemelerinde pek yoktu. Bu kitap için genel yorumum, Halit Ziya'nın (nam-ı diğer başkatibin) karakteri metinde öylesine baskın ki kitabı değerlendirmeyi oldukça zorlayan bir durum yaratıyor. Saray ve Ötesi, o dönemde yaşamış ve saray içerisinde bulunmuş bir kişinin anılarını içermesi nedeniyle oldukça önemli bir metin ancak yazarın yıllar sonra gençliğinin puslu hatıralarından kalma anıları tekrar canlandırmaya çalışması neticesiyle tam anlamıyla bir tarihi metin değil. (Kendisi de zaten bunu özellikle belirtiyor) Çevresindeki kişileri her inceleyişinde fazlasıyla yüzeysel çıkarımlara varıyor. O kadar kendi bakış açısını yansıtıyor ki o kişilerden çok Halit Ziya'yı tanırken buluyorsunuz kendinizi. Saray ve Ötesini geçtim, metinde pek Halit Ziya'nın ötesine geçemiyoruz.
Anılarının ilk 40 yaşını anlatan ilk cildi gibi bu 3 ciltlik ikinci anılar bütünü de Halit Ziya'nın insan yönünü karşımıza çıkarıyor. İttihat ve Terakki'nin II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesinden sonra 5.Mehmet Reşat'ın yanında vazifelendirdiği yazar,1909'dan itibaren gerçekleşen hemen her şeyi atlamadan anlatıyor. Neden bilmiyorum, belki de şu an için az seyahat ettiğimden beni Balkan Savaşlarının sonunda İ.T için Fransız makamlarıyla yaptığı görüşmeler, sonra orada elçilik imkânı çıkmışken cevap bile veremeden Viyana'ya, Karslbad'a karaciğer termal tedavisine gitmesi,o tedavi bitmeden I.Dünya Savaşının fitili ateşlenmişken Avusturya'yı ve İsviçre'yi gezmesi,Marsilya ve Cenova üzerinden zorlukla İstanbul'a dönüşü; Sonra I.Dünya Savaşına Osmanlı'nın girmesi ile ilgili olarak Talat Paşa'ya gitmesi ancak onun sorumluluğu Enver Paşa'ya atması; Ardından gelen Almanya Seyahati öncesi Padişah Mehmet Reşat'ın kendisinden sarı şakayıklar istemesi ancak bu açması uzun süren çiçeklerin açtığını Padişahın görememesi etkiledi.
Aradığım kitap meğer buymuş! İçinde sevdiğim her şey var: Osmanlı, saray, padişah, dedikodu, İstanbul, eski nazırlar/paşalar, edebiyat, bol anektod, mizah ve bütün bir dünya alemi! Hem de Halid Ziya anlatıyor. Ne kadar zevkle okudum anlatamam. Osmanlı tarihi meraklısı olarak bilmediğim çok şey öğrendim, anlam veremediğim çok şeye de farklı bakmaya başladım. Müthiş incelikli, lezzetli yazmış beyefendi, tüm meraklılara tavsiye ederim.