İSYAN ve UMUT AĞLARI
İnternet Çağında Toplumsal Hareketler.
Manuel Castells. USA-2012, TR, İstanbul 2013 (1. Baskı) Koç Üniversitesi yayınları, Çeviri: Ebru Kılıç, 311 sayfa.
Her yaştan insanlar korkuyu aşarak siberuzam güvenliğinden çıkıp kent uzamını işgal etmek üzere yola koyuldu.
İktidar zorlama yoluyla (meşru olsun olmasın, devletin kontrolündeki şiddet tekeliyle) ve/veya sembolik manipülasyon mekanizmaları yoluyla insanların zihninde anlamlar yaratılmasıyla icra edilir.
Sadece zorlamaya dayanmaları halinde pek az kurumsal sistem uzun ömürlü olabilir. Bedenlere işkence etmek zihinleri şekillendirmek kadar etkili değildir.
Temel iktidar mücadelesi, insanların zihinlerinde anlam yaratma savaşıdır.
Her bireysel insan zihni kendisine iletilen malzemeyi kendi koşulları çerçevesinde yorumlayarak kendi anlamını yaratsa da bu zihinsel süreç iletişim ortamı tarafından koşullanmıştır.
Bireysel düzeyde toplumsal hareketler duygusal hareketlerdir. İsyan bir programla ya da stratejiyle başlamaz. Ama toplumsal hareketlerin büyük patlaması duygunun eyleme dönüşümüyle birlikte başlar. Etkisel zekâ kuramına göre, toplumsal seferberlik ve siyasi davranışla ilgili duygular korku (olumsuz bir etki) ve şevktir (olumlu bir etki). Şevk başka bir olumlu duygu olan umut ile doğrudan bağlantılıdır. Umut, davranışı geleceğe yansıtır.
Fraklı coğrafyalarda insanların zihinlerinde isyan deneyimlerini birleştiren ortak doku ne olabilirdi? İki çift kelimeyle: İktidar sahibi oldukları hissi. Bu his, ister diktatörlük ister onların bakış açısına göre sahte demokratlık olsun hükümetlere ve siyasetçi sınıfına karşı besledikleri TİKSİNTİDEN doğmuştu.
Tunus’ta olan ne bir İslam devrimiydi ne de bir Yasemin devrimi. Protestocuların kendi sözleriyle bu “ÖZGÜRLÜK VE HAYSİYET İÇİN DEVRİMDİ”
İZLANDA’DA kriz bankaların aşırı borçlanması sonucu halkın tasarruf kayıplarıyla patlak verdi. %94 oranında internet ve sosyal ağlara bağlı (% 66 facebook) halkın başlattığı isyan sonunda, seçimler yapıldı, 2009 da muhafazakâr hükümet yerini sosyal demokrat/kızıl-yeşiller koalisyonuna bıraktı. Yeni hükümet bankaları ulusallaştırdı, bankaların neden olduğu dış borçlar yapılan refarandum sonucu geri ödenmedi. Başka Avrupa ülkelerinde uygulanan ağır tasarruf tedbirleri uygulanmadı, kamusal istihdam ciddi ölçüde azaltılmadı. Ekonomi 211-2012’de kendine geldi. Facebook ve Twitter üzerinden yapılan tartışmalar ve katkılar sonucu Yeni Anayasa yapıldı. Bazı gözlemciler bu anayasayı wiki-anayasa olarak niteledi.
Tunus’da ve İzlanda’daki her iki isyan da ağır bir ekonomik krizin sonuçlarına karşı başlamıştır. Tunus’da isyanın nedeni finansal çöküşten çok, ülke ekonomisinin yırtıcı bir devlete kök salmış bir klik tarafından yağmalanmasıydı. Tunus’da da internet kullanımı çok yaygındı.
MISIR DEVRİMİ
Son Firavunu 18 gün içinde alaşağı eden 25 Ocak Devrimi baskı, adaletsizlik, yoksulluk, işsizlik, cinsiyetçilik, demokrasi aldatmacası ve polis şiddetinden doğmuştu.
Sosyal medya ağları Mısır devriminde önemli bir rol oynadı. Göstericiler olayları cep telefonları ile kaydettiler, videoları YouTube ve Facebook üzerinden ülke halkıyla ve dünyayla genellikle canlı yayında paylaştılar. Facebook’ta düşünüp taşındılar, Twitter’da koordine oldular ve görüşlerini aktarıp tartışmalar yürütmek için yaygın şekilde blogları kullandılar.
Ne var ki hareketin temel toplumsal biçimi kamusal alanın işgaliydi.
İnternetteki sosyal medya, halkın sosyal medyası ve anaakım medya arasındaki bağlantı, yeni kamusal alanı siberuzam ile kent uzamı arasındaki dinamik etkileşime yerleştiren işgal edilmiş bir toprağın varlığı sayesinde oldu.
İsyan aslında uzunca bir süredir vardı. Kilit farklılık, güçlü ve olumlu bir duygunun var olmasıydı: Tunus değişim umudunun örneği olmuştu.
Hareket akışlar uzamından çıkıp mekânlar uzamına eriştiğinde başka birçok iletişim ağı çok biçimli olarak kurulduğundan hareketi durdurmak için çok geç kalınmıştır.
Ekmek, özgürlük ve sosyal adalet Ocak 2011’de sokaklara dökülen göstericilerin kendi sözlerine göre devrimin ana temalarıydı.
Haysiyet, Şiddet, Jeopolitik: Arap İsyanları
Haysiyet ve ekmek çoğu hareketi başlatan güç olmuştur. Suriye devriminin akıbetini belirleyen etken jeopolitik ortam oldu.
Arap isyanları, dijital ve yüz yüze sosyal ağlara dayanarak internetten ve kablosuz iletişim teknolojilerinden yapılan çağrılarla ortaya çıkmış kendiliğinden seferberlik süreçleridir. Büyük ölçüde, siyasi örgütlenmeler aracılığıyla gerçekleşmemişlerdir; zira bu örgütler baskılarla ezilmiştir.
Rizomatik bir Devrim: İspanya’da İndignadas
Fransız filozof ve eski diplomat Stephane Hessel’in birkaç ay önce yayınladığı “İndignezvous!” başlıklı broşürden esinlenerek benimsediği İndignados (öfkeliler) ifadesi popülerleşti.
Tahminlere göre bu harekete 2.2 milyon insan katıldı. İspanya halkının %88’i hareketin eleştirilerine ve ifadelerine katıldıklarını beyan ediyordu. Buna karşılık “Bu hareketin İspanya’da işlerin düzelmesine ne ölçüde katkıda bulunacağı kanısındasınız.” sorusuna, katılımcıların” %12’si çok, %27’si biraz, % 53’ü ise hiç diye yanıt vermiştir.
Açık bir Kapitalizm eleştirisi söz konusuydu: “Bu bir kriz değil, sistemin kendisi.” Finansal kapitalizmin eleştirisi neredeyse hep bir ağızdan paylaşılsa da ne tür bir ekonominin herkese çevresel olarak sürdürülebilir, etik olarak adil bir biçimde iş, konut ve düzgün hayat koşulları sağlayacağı konusunda bir fikir birliği yoktu.
Herhangi bir siyasi partiyi muhatap kabul etmiyorlardı. Hareketin bakış açısına göre, sistemin reddinden yola çıkıp bilinçlendirme ve katılımcı tartışma, kafa yorma süreçleriyle insanların iradesini ifade edecek kurumların yeniden inşa edilmesine varıncaya dek uzun bir yürüyüşe geçmek gerekiyordu.
İspanya’daki ekonomik kriz, alternatif ekonomik kültürün cazibesini Barcelona nüfusunun önemli bir kesimine yaymıştır. Bu kültür, hayatın kullanım değerinin ticari değere ağır bastığını vurgulayan, özüretimle, kooperatifçilikle uğraşan, takas ağları kuran, toplumsal nakitten, etik bankacılıktan ve karşılıklı dayanışma ağlarından bahseden bir kültürdür.
Bireyin özerkliğinin inşası ve bu özerk bireyler arasında, yeni, ortak hayat biçimleri yaratmak için ağlar oluşturmak ağır basan saiklerdi.
Liderlik yoktu, internet ağı özne oldu.
Hareketin yeni siyasi oluşumunu örgütleme imkânı madden kamusal mekânın işgaline, geceleri küçük bir azınlık kalsa bile; gerçek demokrasi hayallerini somutlaştıran karşı toplum düzenini sağlayan kampların varlığına dayalıydı.
Kilit örgütlenme ilkeleri (seçilmiş liderlerin reddedilmesi, meclislerin egemenliği, komisyonların kendiliğindenliği ve özyönetimi) her yerde işlemeye devam etti.
Asıl eylemin katılımcıların ve genel olarak nüfusun bilincini yükseltmekle ilgili olduğu açıktı. Meclisler ve komisyonlar devrimci eylemleri hazırlamaya yönelik toplantılar değildi: Bir araç değil, kendi başlarına birer amaçtı.
İndignadas, cesareti, şiddetli baskının gayrimeşrulaştırılmasını mümkün kılan, böylelikle önce yurttaşların kalbinde büyük bir zafer kazanan barışçı bir hareketti.
İspanya’da İndignadas’ın etkisi sınırlı olmuş gibi görünüyor: Önerilerinin pek azı politika haline gelmiştir, başlıca siyasi etkisi PSOE’nin (İspanya sosyalist partisi) neredeyse yıkılmasına katkıda bulunmak olmuştur, hayalleri de hayal olarak kalmıştır.
Bu hareket, İspanya’da onlarca yıldır ortaya çıkmış bu en büyük özerk seferberlik acaba neyi başarabilmişti? Bu soruya verilebilecek en doğrudan cevap, asıl dönüşümün insanların zihninde gerçekleştiğiydi. İnsanlar başka türlü düşünüyor, öfkelerini paylaşıyor, değişim umudunu barındırıyorlarsa toplum nihayetinde onların arzularına göre değişecekti.
Anlar olacak: Kriz anları, mücadele anları, üzüntü anları, kahramanlık anları, yeni yolların açıldığı ve milyonların özgürlüklerini kendi adlarına açılan bir bayrağa bağladıkları için değil kendi arzularıyla katıldıkları coşturucu anlar gelecek. Hareketin içinde, kendisi üzerine düşünen bir akımın mevcut olabilmesi için önemli olan üründen çok, süreçtir. Aslına bakılırsa süreç üründür.
Occupy Wall Street: Yeryüzü Tuzunun Hasadı
Havada öfke kokusu vardı. Başta birdenbire emlak piyasası çöktü. Yüzbinlerce kişi evini kaybetti, milyonlarca insan uğruna hayatını verdiği varlıkların büyük bir bölümünden oldu.
Hiç kimse sorumlu tutulmadı. İki siyasi parti de finans sisteminim kurtarılmasına öncelik verdi. En üst yüzde 1’lik kesimde yer alan Amerikalıların ABD’nin gelirindeki payı 1976’da %9 iken, 2007’de %23.5’a yükselmişti. Önce Çay partisi yükselişe geçti. Koyu Çay Partililer manipüle edilen bir davanın militanları haline geldiler: Hükümetin gidişatını bozmak, böylece şirketlerin elini rahatlatmak. Bütün ülkede bir ümitsizlik havası esiyordu. Sonra kasırga koptu.
13 Temmuz 2011 de Vancouver merkezli kültürel eleştiri dergisi Adbusters blogunda yayınlanan çağrı: ≠occupywallstreet. Tek bir basit taleple (parayı siyasetten ayıracak bir başkanlık komisyonu) yeni bir Amerika’nın gündemini belirlemeye başlıyoruz.
AmpedStatus adlı web sitesi yüzde 99 adlı bir hareket başlattı. Anonymous ile birlikte sosyal ağda A99 adlı bir platform kuruldu ve Wall Street’in 2 blok ilersindeki Zuccotti parkı’nın işgal edilmesi çağrısında bulunuldu.
Hareket internetten doğdu, internetten yayıldı. Öte yandan hareketin varoluşunun maddi biçimi de kamusal mekânın işgal edilmesiydi. Bir şenlik mekânı, bir tartışma mekânı. Özetle bir özerklik mekânı.
İşgal hareketi yeni bir uzam biçimi inşa etti: Belli bir toprak üzerinde bir mekânlar uzamı ve internette bir akışlar uzamı karışımı. Biri olmadan diğeri işlemez, harekete damgasını vuran da bu melez uzamdır.
İşgal edilmiş uzamlar, kamplarda bazılarının “sonsuzluk” hissi olarak nitelediği yeni bir zaman biçimi de yarattı.
Umut, protestodan yükselen çadır cemaatinde başka bir hayatın mümkün olduğunun madden doğrulanmasından doğmuştu.
Occupy Wall Street hareketi siberuzam ile kent uzamını çok çeşitli iletişim biçimleriyle birbirine bağlayan, ağlar oluşturan melez bir hareketti.
İşgalciler sembolik mekânlar uzamını ele geçirmek için internet ağlarının özerk akışlar uzamını kullanıyordu, buradan varlıkları ve mesajlarıyla küresel güçlerin insan hayatına egemen olduğu finansal akışlar uzamına meydan okuyabiliyorlardı.
Kamplarda somutlaşmaya başlayan daha iyi bir dünya umuduydu, kazanılabilecek ya da müzakere edilebilecek somut talepler yoktu.
Başlangıçtaki gösteri çağrısında somut bir talep vardı: Wall Street karşısında hükümetin bağımsız olmasını sağlayacak bir başkanlık komisyonunun atanması.
Hareket hem her şeyi talep ediyordu, hem de hiçbir talebi yoktu.
Hareket belli politikaları desteklemek üzere seferber olmadığı için, eylemler doğrudan büyük bir politika değişikliğine yol açmadı.
Pew Enstitüsü’nün Aralık 2011’de yaptığı yoklamaya göre kişisel çabaya dayalı fırsat eşitliğinden dem vuran eski Amerikan rüyası tuzla buz oldu.
Occupy Wall Street hareketi, sınıf mücadelesi deme cüretini göstereceğim gerçeklik hakkında Amerikalıların bilincini şekillendirmişti.
Temel başarısı ise başka bir hayatın mümkün olduğu umudunu yeşertmesi oldu.
Hayatlarını ve herkesin hayatını şekillendiren en temel emtiayı hedef aldılar: Sanal para. Maddi olarak var olmayan, ama her şeye nüfuz eden, finansal akışlar uzamını kontrol eden ve yöneten değer.
Birlikte olmakta anlam buluyorlardı. Para toplamıyorlardı, borçlarını da ödemiyorlardı. Kendi kendilerinin hasadını yapıyorlardı. Yeryüzünün tuzunun hasadını yapıyorlardı. Ve özgürleşiyorlardı.
Ağ Toplumunda Dünyayı Değiştirmek
Toplumsal hareketler çoğu kez protestocuların korkuyu aşmalarını ve eylemlerine içkin olan tehlikeye rağmen iktidardaki güçlere meydan okumalarını sağlayan anlamlı bir olayın yarattığı hislerle tetiklenir.
Ağlar oluşturmuş bireyler korkuyu coşku sayesinde aştıklarında bilinçli, kolektif bir aktöre dönüşürler.
Siberuzam ve kent uzamının melezleşmesi, benim özerklik uzamı dediğim üçüncü bir uzam oluşturur.
Özerklik uzamı ağlar oluşturan toplumsal hareketlerin yeni uzamsal biçimidir.
Tarihteki başka birçok toplumsal hareket gibi, bu hareketler de kendi zaman biçimlerini yaratmışlardır: Zamandışı zaman, deneyimin iki farklı yönünü birleştiren, zamanın tarihselliğini aşan bir biçimi. İşgal edilmiş yerleşimlerde boşaltmanın ne zaman geleceğini bilmeksizin, hayatlarını sanki hayallerinin alternatif toplumu olabilirmiş gibi örgütleyerek, zaman ufukları sınırsızca ve önceki, disiplinli gündelik hayatlarının kronolojik kısıtlamalarından özgür bir biçimde gün be gün yaşarlar.
Bu hareketler kökenleri bakımından kendiliğindendir: genellikle ya belli bir olayla ya da yöneticilerin eylemleri karşısında hissedilen tiksintinin zirveye ulaşmasıyla ilişkili bir öfke kıvılcımıyla tetiklenmişlerdir.
Öfkenin umuda dönüşmesi özerklik uzamında kafa yormayla, düşünüp taşınmayla sağlanır.
Gerçekten de bunlar lidersiz hareketlerdir. Olası liderlerin eksikliği yüzünden değil, hareketteki çoğu katılımcının herhangi bir yetki devrine karşı derin ve kendiliğinden bir güvensizlik duyması yüzünden.
Ağların yataylığı işbirliği ve dayanışmayı desteklerken resmi liderlik ihtiyacını baltalar. Dolayısıyla etkisiz bir akıl yürütme ve karar oluşturma biçimi olarak görülen şey aslında güven oluşturmak için gerekli temeldir.
Bunlar son derece özdönüşümsel hareketlerdir. Bu özdönüşüm, meclislerin düşünüp taşınma sürecinde tezahür eder, ama aynı zamanda internetteki çok sayıda forumda, sosyal ağlardaki çok sayıda blog ve grup tartışmasında da ortaya dökülür.
Prensip itibariyle şiddet dışı hareketlerdir, genellikle kökenleri itibariyle barışçıl sivil itaatsizlik eylemleri düzenlerler.
Bu hareketler nadiren programa dayalı hareketlerdir. Fikir birlikleri, birliktelikleri belli hedefler etrafında örülmüş doyurucu bir programa değil, vakalar bazında kafa yorma ve protestoya dayanır.
Dolayısıyla bunlar toplumun değerlerini değiştirmeyi amaçlayan toplumsal hareketlerdir.
Partiler kurmaz ya da hükümetleri desteklemezler. Ne var ki temel anlamda çok siyasidirler.
Ağlara dayalı bu toplumsal hareketlerin pratikleriyle önerdiği şey ağ toplumu kültürünün kalbinde yatan yeni bir ütopyadır: Toplumun kurumlarına karşı öznenin özerkliği ütopyası.
İnternet ile ağlar oluşturan toplumsal hareketler arasında daha derin, temel bir bağlantı daha vardır: Belli bir kültürü, özerklik kültürünü, çağdaş toplumların temel kültürel matrisini paylaşırlar.
Bu toplumsal değişim sürecinin arka planında kültürel dönüşüm yatar. 1970’lerdeki toplumsal hareketlerden doğan ve sonraki yıllarda topluma giderek daha yoğun biçimde nüfuz eden, bireyleşme ve özerklik olarak tanımlanan bir dizi değerin doğuşuna tekabül eder.
Bireyleşme bireycilik değildir. Özerklik bir toplumsal aktörün, eylemini toplum kurumlarından bağımsız olarak, kendi değerleri ve çıkarlarına uygun olarak inşa edilmiş projeler etrafında tanımlayarak bir özne haline gelme becerisini ifade eder.
Sosyal ağ siteleri insanların hayatlarının bütün boyutlarını birbirine bağlayan yaşam ortamlarıdır. Paylaşma kültürünü başlatarak kültürü dönüştürmektedir.
Bu ağ toplumu tam anlamıyla bir sanal toplum değildir. Zamanımızda gerçek bir dünya melez bir dünyadır, online etkileşimi offline etkileşimden ayırabilecek sanal bir dünya ya da parçalanmış bir dünya değildir.
Toplumsal değişim için verilen nihai savaş insanların zihinlerinde kazanılır, ağlar oluşturan toplumsal hareketler bu anlamda uluslarası düzeyde büyük bir ilerleme kaydetmiştir.
Yine de toplumsal eylemcilikle siyasi refomculuk arasındaki aşk imkânsızmış gibi görünmüyor: Sadece yurttaşlar kendi zihinlerine arzu ve vazgeçme arasında gidip gelirken, kamuoyu bunu göremiyor.
Öfkenin Ötesi Umut: Ağlar Oluşturan Toplumsal Hareketlerin Hayatları ve Ölümü
Rejimlerin değiştiğini, kurumlara meydan okunduğunu, çoğu kişinin zihninde herhalde geri dönüşü olmayan biçimde, muzaffer küresel finansal kapitalizme inancın sarsıldığını şimdiden söyleyebiliriz.
Hiçbir şey değişmez değildir, gerçi tarihteki değişimler önceden belirlenmiş bir yol izlemezler, çünkü tarihin varsayılan anlamı bazen hiçbir anlam ifade etmez.
Ağlar oluşturan bu toplumsal hareketler yeni demokratik hareket biçimleridir.
Aydınlanma’nın özgürlük devrimlerini başlatan ilkelerini kabul ederler, bir yandan da başta kadınlara, azınlıklara ve sömürgeleştirilmiş halklara tam yurttaşlığın tanınmaması olmak üzere bu ilkelere sürekli ihanetin altını çizerler. Yurttaş tabanlı bir demokrasiyle, en yüksek fiyatı verene satılan bir kent arasındaki tezatı vurgularlar.
Sonsöz
Ve işte Türkiye’de de oldu. Genç insanlar aylar boyunca, aslında tekinsiz olan bu mekân (Taksim) kendi kamusal alanlarına çevirdi: Şarkılar, müzik, sanat, siyasi tartışmalar, sevgi, dostluk…insanın olmak isteyeceği bir yer, hayal ettiği bir yer.
Erdoğan’ın gerçek bir demokrat olarak dünyada ve Türk toplumunun geniş kesimlerinde kazandığı saygınlık sadece birkaç gün içinde silinip gitti.
Türkiye’deki bu toplumsal hareketin önemi, Türkiye’nin Avrupalı kimliğini vurgulayarak kıtanın diğer ülkeleriyle aynı topluluğa katılmakta hak iddia ettiği, ülkede ekonomik büyüme ve modernleşmenin yaşandığı bir dönemde meydana gelmiş olmasında yatmaktadır. Bu bağlamda demokratik itibarın bu kadar önemli olmasının nedeni budur.
Diğer Avrupa ülkelerindeki gibi finansal krize ve tasarruf politikalarına karşı bir protesto değil, sermaye birikimi adına Türkiye’nin doğasını ve kültürünü yok eden ekonomik büyüme modeline getirilmiş bir eleştiri olması da anlamlıdır.
Türkiye’deki çoğu yurttaşın bakış açısına göre, demokratik siyasete katılım hakkı, işe kadınların haklarına saldırarak başlayıp toplumu yavaş yavaş İslamileştirme yönünde kullanılmamalıdır. Yeni Türkiyeli kuşlaklar kişisel hayatlarına, kamusal alanlarına otoriter dayatmaları kabul edemeyecek kadar eğitimli, demokrat ve dünyadan haberdardır. İşte bu yüzden de hükümet silinip gideceğini düşünse de bu hareket bitmeyecektir. İnternetin izlemeye alınmasına, onlarca internet kullanıcısının gözaltına alınmasına rağmen ayakta kalacaktır.
Bu hareketler, özellikle bir niteliği itibariyle tarihteki diğer toplumsal hareketlerden farklı değildir: Özgürlük savunusunda ödün vermezler.
Ama sonunda Türkiye’de, 2013’te Gezi Parkı’nda atılan tohumlardan yeni bir demokrasi biçimi doğacaktır. Bu yeni ağacın şeklini, meyvelerin tadını, çiçeklerinin rengini bilmiyoruz. Hatta ne zaman çiçek açacağını da bilmiyoruz. Ama çiçek açacak, çünkü bu protestodaki yüzler yeni Türkiye’nin yüzleridir.
Bekir Kuru