Yazarın altı yeni öyküsü. Kocasının ölümünden sonra kendisine yeni bir yaşam kurmaya çalışan yaşlı bir kadının, bir ağaçla aynı odada yaşayan kadının ağaçla dostluğunun, bitirilmiş bir aşkın yıllar sonra dile getirilişinin öyküleri, yazarın yalın diliyle.
1916’da İstanbul’da doğdu. Tam adı Peride Celal Yönsel. İstanbul’da Saint Pulchérie Fransız okulunda okudu. 1944’te İsviçre’ye gitti, Bern’de Basın Ateşeliği’nde sekreterlik olarak çalıştı. Yurda dönüşte Basın-Yayın Kurumu ve Yeni İstanbul gazetesinde görev aldı. Edebiyat hayatına, Yedigün dergisinin 142. sayısında (27 Kasım 1935) yayınlanan "Ak Kızın Hikâyesi" adlı öyküsüyle başladı. ______________
Peride Celal was born in 1916 in Istanbul. She attended French college Saint Pulchérie in Istanbul. In 1944, she lived in Switzerland for a while, working as a secretary in Press Consulate. Back in Turkey, she worked for the Press Institute and Istanbul Newspaper. She started her writing career with her story "Ak Kızın Hikayesi" -published 27.11.1935- on Yedigün Magazine.
Peride Celal daha önce okumadığım bir yazar. Okumaya çeşitli yönlendirmelerle bu tatlı öykü kitabıyla başladım. Kitaptaki öykülerin geneli iyi. Yorumlarda da bahsedildiği gibi çok sade ve temiz bir anlatımı var. Ama kitaba da adını veren Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı öyküsü var ki nasıl anlatayım bilmiyorum ama beni çok fena çarptı. Cortazar’ın öykü nakavt etmelidir sözüne güzel bir örnek. Beni ilk satırlarda içine aldı. Doğaüstü ile gerçekliğin arasında iç yakıcı bir konusu var. Çok çektiren eşinin ölümünden sonra İstanbul’a taşınıp kendine bir hayat kurmaya çalışıyor Melahat Hanım. Kocaları öldükten sonra rahat bir nefes alan kadınlar ülkemizde çok yaygın. Eşlerinin aksilikleri yüzünden hapsoldukları hayatlardan ancak böyle kurtulabiliyorlar. Kulağa mizahi de gelen bu durumu çok iyi işliyor yazar. Fakat Melahat Hanım tam rahat bir nefes almışken işler sarpa sarıyor. Kitabı bitirince bu öyküyü dönüp yeniden okudum. Anlatım dili, eleştirel tonu öyle güzeldi ki en sevdiğim öykülerden biri artık. Spoiler vermemek için yorumumu kısa tutup yine çok sevdiğim bir kadın yazardan alıntıyla bitirmek istiyorum.
“Male fantasies, male fantasies, is everything run by male fantasies? Up on a pedestal or down on your knees, it's all a male fantasy: that you're strong enough to take what they dish out, or else too weak to do anything about it. Even pretending you aren't catering to male fantasies is a male fantasy: pretending you're unseen, pretending you have a life of your own, that you can wash your feet and comb your hair unconscious of the ever-present watcher peering through the keyhole, peering through the keyhole in your own head, if nowhere else. You are a woman with a man inside watching a woman. You are your own voyeur.”
2013 yılında kaybettiğimiz Peride Celal’in bu nefis kitabında altı öykü var. Süslemelerden arınmış, sade öyküleri seviyorum. Ama sadeliğin bu denli bir ustalıkla taçlandığına nadiren şahit oluyor insan. Mükemmel bir okuma idi. Özellikle “Tozduman” çok başarılı.
Sakin ve incelikli bir hanımefendinin hatırlayışları. Büyük bir iddia yok amaç yok didakliğe düşmek yok yazıldığı zamanın hissettirdikleri var. Ayrıca kadın bakış açısından anlatılması da o dönem için biricikliğini perçinliyor. Bir bardak su içer gibi hızlıca ferah okunuyor.
İçinde farklı hikayeleri barındıran, içinizi ısıtacak bir kitap. Türk Edebiyatı dersi kapsamında bu kitabı okudum ve düzen kavramının öykünün izlekleri üzerinde etkisi ile alakalı bir makale yazdım. “ Düzen” kavramı nedir?” diye sorulduğunda nasıl açıklayacağınızı bilemiyorsanız okuyun mutlaka:)