Dört kişi var hikâyemizde, kahraman sayılıp sayılmayacakları okuyucuya bırakılmış. Yaşamı düşlerinde sürdürmeyi seçmiş, dik başlı eski zaman bakiresi; dünyaya kaydını bir türlü yaptıramamanın tragedyasını komik bir imgeye dönüştürerek yadsımaya çalışan hüzünlü palyaço; yaşamla buluşmasına, bitişe çok az kala yetişen geçmişi karışık yalnız kadın; ve doğmak için ölen yaşayamamış yazar eskisi. Birkaç kişi daha var tabii, arada bir görünüp kaybolan: ölüm meleği, şeytan, ölümsüz büyücü, vesaire. Ve onlar birlikte, rastlantısal kesişme noktalarında zaman zaman buluşup ayrılarak ya da hiç buluşamayarak, hiçbir şeyin değişmediği, ama her şeyin her an farklılaştığı bir zaman diliminin hikâyesini yarattılar.
Uzmanlık alanı psikiyatri olan Engin Geçtan 1975-1987 yılları arasında meslek dışı okuyucular tarafından da ilgiyle karşılanan dört kitap yazdı. Çok sayıda basım yapmış ve yapmakta olan, kendi bilimsel disipliniyle ilgili bu dörtlünün ardından (İnsan Olmak, Varoluşçu Psikiyatri, Normaldışı Davranışlar ve Psikanaliz ve Sonrası), psikiyatri alanının çerçevesinden çıkma isteği doğrultusunda roman-senaryo çalışmalarına başladı. Ankara ve İstanbul'daki dört üniversitede öğretim üyeliği yaptı ve psikoterapist olarak çalıştı.
Sanırım Özdemir Asaf’ın bir sözüydü; “insanların vücudunda ameliyat yapmak için uyutmak, ruhunda yapmak için ayıltmak gerekir” diye. Engin Geçtan bir psikiyatrist, varoluşçu felsefeye bağlı, psikanalizi benimseyen bir bilim insanı. Kendi disiplininde yazdığı edebiyat dışı kitaplar (İnsan Olmak, Hayat, Vaoluş ve Psikiyatri vd…) oldukça ilgi uyandırmış, beğenilmiş ve geniş bir okur kitlesi bulmuş. Sanırım bu başarının verdiği motivasyonla edebiyatla ilgili kitaplar da yazmış.
O kitapların ilklerinden olan (1997) ve ismini üçüncü öyküdeki bir cümleden alan bu kitap roman olarak değerlendiriliyor. Aslında beş farklı öyküyü birbiriyle ilişkilendirilerek bir roman oluşturmuş yazar.
Şimdi yorumumun başındaki cümleye döneyim. E. Geçtan insan ruhunda ameliyat yapmak için okurları ayıltmayı hedeflemiş. Bunun için zaman ve mekan geçişlerini kullanarak yarattığı karakterleri farklı öykülerle buluşturmayı düşünmüş. Adeta varoluşun edebi bir tanımını yazmayı hedeflemiş. Bu benim tahminim tabii ki, başka bir hedefi de olabilir. Ama hedef her ne idiyse, okuyucuyu bırakın ayıltmayı, derin bir huzursuzluk ve kaygı çukuruna atmış. Nasıl mı ? Öncelikle berbat bir kurgu ile bunu büyük ölçüde başarmış, sonra da edebi olması için süslediği anlam kaymalı betimlemeleri ile, üzerlerine bir türlü oturtamadığı karakterlerle tanımlanan roman kahramanlarıyla. Bütün bu olumsuzluklara bir de Metis’e yakışmayan redaksiyonla yazım hatalarını eklersek kitabı bitirmek için ne kadar zorlandığımı anlatmış olurum.
Merhum Geçtan’ı edebiyatdışı yayınlarıyla sevmeye devam edeceğim. Ancak başka bir edebi eserini (daha doğrusu kitabını) okumayacağımdan eminim.
Kitabın adındaki anlatım bozukluğu görmezden gelinmeyecek gibi değil. Bundan bağımsız olarak da kitabın içinde sıkça rastladığım "aşırı betimleme" özeni yazmaya yeni başlayan amatörleri anımsattı bana, ikinci hikayede "oda" ve "ev" kelimeleri çok defa birbirinin yerine kullanılmış ve bunun gibi bir kaç kusura daha rastladım. konuları ve karakterleri de çok zorlama buldum. karakterler kendi içinde özgür kalmamışlardı, bir denklemin sağlamasının yapılması gibi kesin, net aktarım dili karakterleri tutsak etmişti diyebilirim.
Engin Geçtan'ın okuduğum ilk kitabı. Kitap farklı hikayeler gibi başlıyor ama sonra birbirine geçmeye başlıyor. Bir yandan karakterlerin iç dünyalarını okurken bir yandan da fantastik bir kurguyu takip ediyorsunuz.. Sonlara doğru "doctor who" dizisi geldi aklıma.
Uzmanlık alanı psikiyatri olan birinden insanı, insana dair anlamı satır aralarında sorgulayacağınız bir kitap. 4 tane birbirine çok iyi bağlanmış hikayelerden oluşuyor.
Gün doğar batar, insanlar doğar ölür, zaman buydu onlar için... . 1.5/5 Engin Geçtan psikiyatri profesörü ve en çok bilinen kitabı İnsan Olmak. Öncesinde bir İnsan Olmak kitabını bir de Orada, Bir Arada kitabını okumuştum ve ikisini de fazlasıyla beğenmiştim. Bir Günlük Yerim Kaldı İster Misiniz? edebiyat kategorisinde yer alan bir kitabı. Öncesinde Metis’ten kitap aldığımda hediye olarak eklenmişti. Başladığımda ne okuyacağım hakkında açıkçası bir düşüncem yoktu sadece Engin Geçtan yazmış olduğundan seveceğimi düşünmüştüm. Kitap bir kadının hikayesiyle başlıyor. Zamanlar, mekanlar ve karakterler arası geçiş yaparak ilerliyor. Açıkçası çoğu kısımda kurguya yabancı kaldığımı hissettim. Sürekli olarak bir şeyler yaşanıyor olsa da sanki bir yere varamıyormuş gibi geldi. Eminim ki benim fark etmediğim detaylar aralara serpiştirilmiştir ama benlik bir kitap değildi. Yazım tarzı da pek hoşuma gitmedi. Şeytan, melek, yolcu derken kurgu çok karıştırılmış hissi verdi. Anladım ki Engin Geçtan’la olan yolculuğuma sadece kurgu dışı kitaplarıyla devam etmem gerek.
Hocamin alışık olmadığım bi dili, en çok satış yapan kitaplarından farklı bi kurgu. Heyecan vericiydi, gönül isterdi ki seansa gidelim hocama ama ardından bıraktıkları icin teşekkürler.
Fahişenin infazı, kesikbaşlar, ölümsüzlük, günah gibi konu başlıklarıyla dört farklı hikaye var gibi kitapta. Ama bu hikayelerdeki karakterler bir sonrakinde birbirlerinin hayatlarına dahil oluyor ve olay örgüsü bağlantılı hâle geliyor. Roman ve hikaye kitapları arasında en orijinali buydu sanırım. Yine de Engin Geçtan edebiyatçı olmaya bayağı uzak bence.
birbiri ile bağlantılı farklı olayları, birkaç kişi ile yaşam ve ölüm üzerinden anlatan engin geçtan kitabı. açıkçası başlarda kitabı bırakmamak için kendimi epey zorladım. yazım hataları, noktalama hataları, baskı hataları, şiirselleştirilmeye çalışılmış devrik cümleler, bağlaçtan sonra eklenen virgüller vs. okuma isteğimi alıp götürdü. ancak bir süre sonra konu çeşitlenip ilgimi çekmeye başlayınca ben de bunları göz ardı etmeye başladım. alıntı olarak kullanılabilecek, güzel, nokta atışı sözler var. betimlemeler gayet güzel. okurken yaşananları gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. ilgi çekici ve sürükleyici bir hikaye. fakat sonu hiç tatmin etmedi. karakterlerin bağlantıları daha güzel kurularak bitirilebilirmiş.
Engin Geçtan normalde sevdiğim bir yazar kitabın başlangıcı muazzam olsa da ilerledikçe 'yahu ne diyor bu' oldum bazı yerler beni delirtti bazı yerleri okuyunca 'aferin güzel yazmış' dedim dedim de bu kitabın genelini kurtarmaya yetti mi noo ama okumaya devam edeceğim bu beni durduramaz.
Engin Geçtan’ın kendi alanındaki kitapların hepsini çok severek okumuş olmama karşın, üstelik Hayat başucu kitabımdır, bu kitabı okumakta çok zorlandım. Kopuk ve devrik cümlelerle anlatım karmaşası göz ardı edilebilecek gibi değil ne yazık ki.
Psikoloji alanında bilgisi olmayan kişilerin seveceğini düşünmüyorum. Geçtan'ın okuduğum üçüncü kitabı; ilk romanı. Kapağı kapatsanız da kitap bitmeyecek.
Kurgu güzel. Gizlenmiş mesajlar güzel. etkilendiklerimden biri; Dönüşü olmayan bir yolculukta mülkiyetin olamayacağını seziyordu, adını böyle koymamis olsada...