Sanırım Özdemir Asaf’ın bir sözüydü; “insanların vücudunda ameliyat yapmak için uyutmak, ruhunda yapmak için ayıltmak gerekir” diye. Engin Geçtan bir psikiyatrist, varoluşçu felsefeye bağlı, psikanalizi benimseyen bir bilim insanı. Kendi disiplininde yazdığı edebiyat dışı kitaplar (İnsan Olmak, Hayat, Vaoluş ve Psikiyatri vd…) oldukça ilgi uyandırmış, beğenilmiş ve geniş bir okur kitlesi bulmuş. Sanırım bu başarının verdiği motivasyonla edebiyatla ilgili kitaplar da yazmış.
O kitapların ilklerinden olan (1997) ve ismini üçüncü öyküdeki bir cümleden alan bu kitap roman olarak değerlendiriliyor. Aslında beş farklı öyküyü birbiriyle ilişkilendirilerek bir roman oluşturmuş yazar.
Şimdi yorumumun başındaki cümleye döneyim. E. Geçtan insan ruhunda ameliyat yapmak için okurları ayıltmayı hedeflemiş. Bunun için zaman ve mekan geçişlerini kullanarak yarattığı karakterleri farklı öykülerle buluşturmayı düşünmüş. Adeta varoluşun edebi bir tanımını yazmayı hedeflemiş. Bu benim tahminim tabii ki, başka bir hedefi de olabilir. Ama hedef her ne idiyse, okuyucuyu bırakın ayıltmayı, derin bir huzursuzluk ve kaygı çukuruna atmış. Nasıl mı ? Öncelikle berbat bir kurgu ile bunu büyük ölçüde başarmış, sonra da edebi olması için süslediği anlam kaymalı betimlemeleri ile, üzerlerine bir türlü oturtamadığı karakterlerle tanımlanan roman kahramanlarıyla. Bütün bu olumsuzluklara bir de Metis’e yakışmayan redaksiyonla yazım hatalarını eklersek kitabı bitirmek için ne kadar zorlandığımı anlatmış olurum.
Merhum Geçtan’ı edebiyatdışı yayınlarıyla sevmeye devam edeceğim. Ancak başka bir edebi eserini (daha doğrusu kitabını) okumayacağımdan eminim.