Sf17 Kadınların yeni yeni oluşan Müslüman toplumdaki rollerini ve statülerini protesto etmeleri ve sorgulamaya başlamaları, Kuran’ın vahiy olarak nazil olduğu döneme kadar iner. İlk halife Ebu Bekir es-Sıddîk’in kızı ve peygamberin eşi Ayşe ve peygamber dönemi yaşamış başka kadınlar, kimi erkeklerin maşist tavırlarına ve kadınların maruz kaldıkları haksızlıklara açıkça karşı çıkmışlardır. En çok bahsedilen örneklerden birisi, Hz.Muhammed’in eşi Ümmü Seleme’nin Kuran’ın açıkça erkeklere hitap etmesi hakkında sorduğu sorudur.
Sf 17 Medine toplumu çok daha az ataerkildi ve kadınların toplumdaki konumuyla ünlüydü.
Sf18 İslamda kadın hakları meselesi, ilk sırada Cemaleddin Afgani’nin öğrencisi Muhammed Abduh olmak üzere yenilikçi Müslüman düşünürler tarafından ortaya konmuştur.
Müslüman Nahda’sı (Rönesans)
Zaman ve tarih boyunca gelişmiş olan fıkıh (İslami içtihat ve kanun) ve Tanrı tarafından belirlenmiş ve Kuran’da dile getirilmiş faik kurallara karşılık gelen şeriat (kelime anlamıyla ‘yol’) arasındaki fark
Sf19 Müslüman reformizmi savunan, Müslüman toplumlarda ifade edildiği haliyle feminizm, Batılı fikirlerden etkilenmiş olduğu halde Avrupalı feminizmden sonra ortaya çıkmamış, hele onun izinden hiç gitmemiştir.
Sf24 Müslüman feministlere göre, orijinal İslam ataerkiyi yüceltmez.
Sf37 İslami feminizm: Nedir? , Margot Badran
Feminist terimi, 1880li yıllarda Fransa’da, sözcüğü erkek egemenliğini ve baskısını eleştirmek ve Fransız Devrimi tarafından vaat edilmiş olan hakları ve özgürlüğü talep etmek için ilk kez La Citoyenne gazetesinde, gazetenin sahibi Hubertine Auclert tarafından icat edilmiş ve kullanılmıştır.
İngilizcede ortaya çıkışı, öncelikle 20.yyın ilk on yılında Büyük Britanya’da, daha sonra 1910lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşmiştir. 1920lerin başında Mısır’da, hem nisa’iyya olarak Arapçası hem de Fransızcası kullanılıyordu. Mısır, feminist düşüncenin yaratılmasında ve kolektif feminist aktivizm örgütlenmesinde önde gelen bir ülkeydi.
Sf39 İslami feminizm ifadesi 1990lı yıllarda, dünyanın muhtelif bölgelerinde ortaya çıkmaya başladı.
Malezya’daki Sisters in Islam grubundaki kadınlar
Sf43 İslami feminizmin dünya çapında ifade edildiği ve yayıldığı temel dil, geniş bir dil yelpazesi arasından yerel ölçeğe taşınmış olan İngilizcedir.
İslami feminist akademisyenler sayesinde yayılan birçok kelime, Arapçadan İngilizceye geçmiştir,örneğin çabucak gündelik dildeki yerini alan ijtihad (içtihat).
Sf45 Klasik formuyla 9.yüzyılda pekiştirilmiş olan İslami içtihat veya fıkıh, dönemin ataerkil anlayış ve davranışları tarafından ele geçirilmişti. Günümüzün farklı şeriat formülasyonlarına şekil veren de içtihadın bu ataerkil yorumudur.
Sf47 Nisa Suresi (4) 34.ayeti “Erkekler, kadınları, Allah’ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler (bima faddala) ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler (qawwamun). “
Sf49 İslami feminizm, laik Müslüman feminizmlerin ilk ortaya çıktığı sıralarda olduğundan daha radikaldir. Laik feministler tarih boyunca kadın ve erkeklerin kamusal alandaki eşitliğini dile getirmiş, bireysel hayattaki eşitliği ise tamamlayıcı bir kavram olarak eklemişken İslami feminizm, kamusal ve bireysel alnlarda tam eşitlikte diretir.
Sf51 Özcülüğün Reddi ile Müslüman Düşüncenin Radikal Reformu Arasında, Asma Lamrabet
Müslüman toplum sayısı kadar Müslüman kadın modeli vardır. Endonezya’dan Fas’a, Suudi Arabistan’dan Orta Avrupa’ya ve Sahraaltı Afrika’ya kadınlar, önemli bir sosyokültürel heterojenliği temsil etmektedirler.
Sf55 Şu da var ki Kuran’ın öğüdüne göre, inanç, mantığı (al’aql) asla yok saymamalıdır. Ayrıca Batı’ya mantıkla (laik kullanımıyla ve dolayısıyla bilimle) ve “dini akılcılıkla” tanıştıranın Aristoteles değil, İbn-i Sina ve Ibn-i Rüşd olduğunu sıklıkla unutuyoruz.
Sf57 Bu yeniden okuma, Kuran’daki ayetlerin iki farklı kategoride incelenebileceğini göz önünde bulundurmalıdır:
1)Evrensel ayetler: Metnin özünü oluştururlar. Bu ayetler mekan ve zamandan münezzehtir; zamana bağlı olmayan, evrensel ahlak değerlerini kapsarlar: örneğin, adalet (al-‘adl), eşitlik (al-quist), insanlık onuruna saygı (karamna baniadam), akıl ve zeka (al-hikma ve ouli al-albab), ilim (al-ilm) ve mantık (al’aql)
2)Geçici ayetler: Azınlıkta olan bu ayetler, içinde bulunulan duruma bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçlara ve dönemin sorunlarına cevap verir. Kölelik, yağma, fuhuş ve fiziksel cezayla, ayrıca kadınların borç durumunda şahitlik yapabilmesi meselesiyle alakalı kimi ayetler bu kategoriye girer.
Erkek şerhi, kadınlar konusunda, özel ve rastlantısal olanı evrensel prensipler üzerine inşa etmiştir ve Arap Yarımadası’daki kabile-aşiret düzenini domine eden zihniyete nazaran oldukça avangart haklar ortaya koyan ayetleri hiçe saymaktadır.
Sf59 Ümmü Seleme’nin vahyin üslubunun fazla maskülen olmasına karşı çıkan kadınların taleplerine –ki o dönem için oldukça cesurcadır bu talepler-
Sf60 Şeriatın 2 tanımı vardır: Kimileri onu bir yasalar bütününe (al ahkam al quraanya) indirger; diğerleri içinse o bir Yol’dur, evrensel değerlerle Kuran’ın ruhani özünü oluşturan Vahy’in Yol’u.
19.yyda oluşturulmuş olan fıkıh, yani Müslüman hukuku, dört klasik hukuk ekolüyle Kuran’dan veHadislerden yola çıkarak yasalar ortaya koymaya çalışan bir bilimdir.
Dolayısıyla fıkıh kutsal değildir; insanın ve toplumun üretisidir.
Sf61 Kuran onları özgürleştirmiş, bağlarından kurtarmış, onlara günümüzün kimi Müslüman ülkelerinde hayal bile edilemeyecek haklar vermiş olduğu halde İslam tarihinde kadınların olmaması neyle açıklanabilir?
Sf62 Bu anlamda, tarihte 2 büyük İslam hukuku ekolünün kurucuları olan 2 saygın bilginin, İmam-ı Şafii ve Ahmed bin Hanbel’in dini eğitimlerinin bir kısmını, Cafer-i Sadık’ın eşi ve dönemin en büyük bilginlerinden birisi olan Nafize Bin el Hüseyin İbn Ali’den aldığını hatırlayalım.
Sf65 Müslüman Kadınlar ve Baskı: Kuran’dan Yola Çıkan Özgürlük Okuması, Asma Barlas
Sf68 “İslamcı” ve “köktenci” sözleri oldukça tartışmalıdır: “İslamcı” lafını kullanmak Yahudiye “Yahudacı” demek gibidir; “köktenci” ise Hıristiyan kaynaklı bir terimdir.
Sf71 Doğrusunu söylemek gerekirse hümanizmin erkek merkezli karakteri kadın ve erkeği özgürleştirme iddiasıyla kadını “ötekileştirilmesine” yol açtıkça ben hümanizmin kadın haklarını (laik bağlamda bile) kuramlamak için yeterli olup olmadığını sorguluyorum.
Sf73 metnin çokanlamlılığı hermenötik prensibini de – yani her metin birden çok anlam içerdiği için tüm metinlerin birden çok okumaya, hatta birbiriyle çelişen okumalara açık olduğunu- görmezden gelmektir.
Sf73 Felsefede olduğu gibi, birden fazla tanımı olan hermenötiğin amacı, yorumlamanın metodu ve eleştirisi, okumaların metinsel ve bağlamsal geçerliliği konusunda yargıya varılabilmesini sağlamaktır (Müslümanlar için, her okumanın iyi olmayabileceği fikri, bizzat Kuran’da yer almaktadır)
Sf77 Gerçekte, Kuran’ın kadınlara ve erkeklere yaklaşımı bu tür iddialara dayanmaz. Daha çok bireylerin belirli durumlardaki hak ve görevlerini temel alır. Örneğin, ebeveynlerin mirası üzerinde erkeğin hakkı, kız kardeşininkinin 2 katıdır – ve çocukların velayetinde annenin hakkı babanınkinin 2katıdır- ancak bu eşitsiz bölüşüm ele alınırken ailenin geçimini sağlamanın (zengin olsa bile) kadının değil erkeğin görevi olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Sf101 Gerçekleştirilememiş bir Proje: İran’daki Müslüman Kadınların Eşitlik Arayışı, Ziba Mir-Hosseini
İranlı kadınların büyük çoğunluğu gibi ben de İslam’ın adaletine inanarak 1978-79 devrimini tereddütsüz destekledim, ancak İslamcıların iktidarı güçlendikçe ve şeriatı (kendi yorumladıkları biçimiyle) yasalaştırdıkça ben, 2.sınıf vatandaşa dönüştüm.
Sf102 Tüm bunlardan 30 yıl sonra, bu soruları geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmış olan 2 etkenin ışığında yeniden ele alıyorum: İslamda feminist ve akademik seslerin ortaya çıkışı ve İran’da vatandaşlık hakları için mücadele eden bir halk hareketinin yükselişi.
“İslam” “insan hakları”na karşı veya “laik feminizm” “dini feminizm”e karşı gibi ideolojik dikotomileri aşmamız gerekmektedir. Bu dikotomiler hem yanlış hem de keyfidir.
Kelime anlamı “yol” olan şeriat, Müslüman inanışa göre, Hz.Muhammed’e vahiyle bildirildiği şekliyle takdiri ilahidir. Fıkıh, yani içtihat bilimi ise insanların İslamın kutsal metinlerinden, yani Kuran ve Sünnet’ten yola çıkarak kurallar koyma girişimidir. Başka bir deyişle, şeriat kutsal, evrensel ve ebedi iken fıkıh insani ve –diğer tüm içtihat sistemleri gibi- değişmeye mahkumdur. Fıkıh cogu zaman seriatla özdeşleştiriliyor ve bu cogunlukla art niyetlerle yapılıyor.
Sf105 Kısaca, teolojik düşüncede 2 ekol vardır.Daha yaygın olan Eş’ariyye ekolüne göre, adalet kavramı, kutsal metinlere mağımlıdır: Metinlerin her dediği doğrudur ve sorgulamaya acık değildir. Mu’tezile ekolüne göre ise adalet kavramı kutsal metinlerden bağımsızdır; adalete yüklediğimiz anlam ve tanım, dinden bağımsız gelişir, dogustan gelir ve mantık temellidir.
Sf108 Ayetullah Humeyni hükümetinin ilk tebliğlerinden biri ailenin korunmasına dair kanunun kaldırılması ve fıkhın evlilik ve boşanma konularına getirdiği düzenlemelerin (1935te İran Medeni Kanunu dahilinde yasalaşmıştı) tekrar yürürlüğe konmasıyla “şeriatın aile hukukunun” yenileneceğini bildiriyordu.1967 tarihli ailenin korunmasına dair kanun (1975te değişikliğe gidildi) erkeklerin talak (tek taraflı boşanma) hakkını feshediyor, çokeşlilik hakkını kısıtlıyor, erkek ve kadınları boşanma ve çocukların velayetini alma konularında aşağı yukarı eşit kılıyordu.
HUmeyniden sonra kadınlar, aile mahkemelerinde, artık eşlerinin onları kendi muvafakatları olmadan boşayabileceğini öğrendiklerinde oldukça şaşırıyorlardı.
Sf112 1997de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri de büyük bir reformist halk hareketini ve teokratik temellerin İslami cumhuriyetin demokratik temellerine dönüşmesini tetiklemiştir.
1997 ve 2003 arası tüm seçimler reformistlerin zaferiyle sonuçlanmış, ancak muhalefet, teokratik kurumların gücünü kullanarak hükümetin reformist girişimlerini ve Altıncı Parlamentonnun (2000-2004) yasama çalışmalarını engellemeyi başarmıştır.
Sf113 2002 ve 2004 şubatında, teokratik güçler belediye meclislerini ve parlamentoyu yeniden ele geçirmiş, 2005 haziranında ise adaylardan biri ve son derece tutucu olan Mahmud Ahmedinejadın seçimleri kazanmasıyla “ikili devlet” anlayışına son verildi.