'Oyuncu', çoğu zaman insanın ailesine ve topluma karşı rol yapmak zorunda bırakılışının anlatıldığı başarılı bir roman. Konunun çekiciliği, Bener'in akıcı roman dili ve Kerim Turgut tipinin inandırıcılığı, romanı başarılı kılıyor. (Hürriyet) Erhan Bener'in roman sanatı edebiyat tarihimiz açısından değerlendirilirken vurgulanması gereken bir nokta, onun çağdaş Türk romanındaki birçok modern anlatım özelliklerinin öncülerinden olduğudur... (Prof.Dr. Gürsel Aytaç)
Kitabımızın kahramanı orta yaşlarda üç çocuk annesi Nihal hanımdır. Uzun bir evliliğin başarıyla sürdüre gelmiş kahramanımız günün birinde genç yaşlarda aşık olup evlendiği Kerim Turgut Bey’’n kendisini aldatmaya yönelik hareketlerinin en sonuncusunun kendi fiziksel görünümü yetersizliğine bağlamış olmanın verdiği bunalımla günlerini geçirmektedir. Aslında Kerim Turgut Beyin kendisine olan sevgisinden ve sadakatından hiçbir kuşkusu yoktur. Ama yine de içine kurt düşmüştür. Artık belki ortada çocukları olmasaydı kadınlık gururunu kırıcı, vereceği tepki çok daha sert olabilirdi. Çocukların babalarına olan varlıkları ve itimatı o derece yüksekti ki Nihal Hanım herhangi bir yanlış tepki vermenin riskini taşımak cesaretini kendisinde bulamıyordu. Tam bu noktada kendisine akıl verecek kişilerden en uygunu olan eski çocukluk arkadaşı Aşın Hanımı kendisine kılavuz olarak seçti. Ona göre Nihal Hanım olaylara hiç müdahalede bulunmadan işleri oluruna bırakmalıydı. Bu fikir Nihal Hanımında önceden beri düşündüğü bir fikir olmakla beraber tek başına uygulamaya koymaya cesaret edemediği bir fikirdir. Acaba Kerim Turgut Bey bu sefer gerçekten başka birisine mi aşıktı? Onu aldatmakta mıdır? Eğer bu böyleyse Nihal Hanım nasıl yaşayacaktı? Nereye güvenecekti? Artık o eski güzel, kendine güveni olan Nihal gitmiş, yerine ilerlemiş yaşının getirdiği hastalıklar, saçlarına beyaz düşmüş bir kadın haline gelmişti. Tek sorumluluk hayatında çocukları vardı. Çocuklarının mutluluğu memnuniyeti onun bu sarsılan ilişkinin düzeltilmesi noktasında kendisinin alacağı tavrı belirleyecekti. Sonu bilinmeyen bir serüvene yol açmak üzereydi.
Kerim Turgut Bey bir yaşam düşünememişti. Kendisinin ondan önce öleceğine inanıyordu. Kendisine bu bir çeşit huzursuzluk veriyordu. Nafi Bey de emekli bir defterdardı. Memuriyet yaşamanın tümüne Anadolu’nun çeşitli illerinde Vergi Dairesi müdürlüğü yapmıştır. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidara gelince kafası bozulmuş ve emeklilik için başvurmuştur. Nasıl olsa emeklilik süresi otuz yılı aştığı için alacağı ikramiye ile yarım kalan apartmanını onarmaya kalkışmıştır. Aralarındaki geçimsizlik ne kadarda çok şiddetli olduysa da Kerim Turgut Beyin ölümünün ardından Nihal Hanım çok büyük bir üzüntü yaşar. Çocuklarına göre Turgut Bey Nihal Hanım için yaşama nedeniydi. Turgut Beyin ölümünün ardından Nihal Hanım istemeyerekte olsa çocuklarının yanında kalmayı kabul etti. Ama sonunda beklenen ve kaçınılmaz olan oldu. Tartışma başladı ve Nihal Hanım evi terk edip gitti ve bazı düşünceler Nihal Hanımın kafasında şu şekilde gelişti; bir gün bir yerde hesap verebilmeli, insan ölmeden önce avunabilmeli, bunu Tanrısal bir adalet korkusuyla düşünmedim hiç, çünkü hiçbir ceza insanın kendi kendisine suçlayışı kadar ağır olamaz. Yaptığın yanlışları yenilememek için hayata yeniden başlamayı isterdim. Aynı koşullarda aynı yanlışları yapar mıyım? Sanmıyorum.
Öylesine bir kadercilik huzur arayanlar için çok kolay bir çıkış yolu olurdu. En büyük yanlışlığı “ Oyuncuyu “ yazarken yaptım. Oyuncuyu yazmaya başladığımda geceleyin böyle olacağını sezmeme karşın, o kadarını göremezdim. O yüzden ssde pek çok yanlış yaptım. Bunu burada itiraf etmek zorundayım. Bir şey daha var. Her şeyden önce rahmetli Kerim Turgut hiçbir zaman gerçek bir oyuncu olmadı. Kişilerini kendi yeğlediği biçimde kimi zaman doğaya aykırı, insan doğasına aykırı, koşullara aykırı yönlendirmeler ve soyutlamaya kalkıştı. Hafifletici nedenler, koşullar birkaç işten başka bir şey değildir. İnsan kendi kendisine egemendir. Bu başkalarının suçluluğunu ortadan kaldırmaz.
Hepimiz her şeyden sorumluyuz ve hepimiz her şeyden suçluyuz.
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.
Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.
Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.
BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.
Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.
Bana kalırsa gereği olmayan ayrıntılara da gereği olanlara da fazla dalış yapmış Erhan Bener bu romanda. Gereği olmadığını düşündüğüm ayrıntıları okurken sıkıldım. Bu durum romanı da gereğinden fazla uzun kılmış. Kurguya gelirsek; roman içinde ayrıca bir roman daha var. İkisini harmanlama konusunda gayet ustaca davranılmış. Roman kahramanları, başta baş kahraman olmak üzere tümünü çok gerçekçi aktarmış Erhan Bener. Baş kahraman bir edebiyatçı ve bana kalırsa yazar kendi yaşamından da fazlaca yararlanmış, okurken bunu sezdirdi bana. 1 yerine 3 yıldız vermemin nedeni tamamen şu; tüm romanlarında olduğu gibi bunda da gerçekçiliği, insan psikolojisini ve duygu harmanını gayet iyi kotarmış.