Romanlarında Anadolu insanının gerçek dünyasını destansı boyutlara taşıyan, yaşanmış ve yaşanan gerçeği mitlerin, efsanelerin evreninde çoğaltan Yaşar Kemal, sadece bir romancı ve halkbilimci değil, gazetelerimizde modern röportaj yazarlığının da kurucusudur. Onun, her biri yayımlandığı dönemde olay yaratan röportajlarında gerçek, hayat buldu ve okuyucuyu sarstı. Bu Diyar Baştanbaşa dörtlüsünün ilk kitabı Nuhun Gemisi acıtıcı gerçeği şiirsel bir güzellikle okura sunarken, gerçeğin acısıyla edebiyatın hazzı aynı anda hissedilir. "İnsan birden irkiliveriyor, Atom bombası bu şehre düşmüş sanki. Yer yer taş yığınları, harabeler. Diyarbakır pas tutmuş, Diyarbakır, eski, çok eski bir demir kapı kadar paslı. (...) Bu şehir kılıf içinde." - Yaşar Kemal- "Türk umumi efkarından ve memleketten neler saklandığını görmek, hakikatin ne olduğunu anlamak için Yaşar Kemal'in sade bir kalemle, yalnız realiteyi ifade azmiyle yazdıklarını okumalı." - Hüseyin Cahit Yalçın, Ulus, 6 Eylül 1953-
Yaşar Kemal, asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Van Gölü’ne yakın Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden uzun bir göç süreci sonunda yerleştiği Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer.
Ortaokulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat kâtipliği, ırgatbaşılık, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. 1940’lı yılların başlarında Pertev Naili Boratav, Abidin Dino ve Arif Dino gibi sol eğilimli sanatçı ve yazarlarla ilişki kurdu; 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar’ı yayımladı. Askerliğini yaptıktan sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük, daha sonra arzuhalcilik yaptı. 1950’de Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzası ile fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği, merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiyse de cezası ertelendi.
Şaşırtıcı imgelemi, insan ruhunun derinliklerini kavrayışı, anlatımının şiirselliğiyle yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı. 28 Şubat 2015 tarihinde vefat etti.
Yaşar Kemal was born as Kemal Sadık Gökçeli in 1926 in the Hemite village of Kadirli, Osmaniye, where his family, originally from the village of Ernis (present-day Ünseli) near Lake Van, had settled after a long period of immigration caused by the Russian occupation during World War I. With his amazing imagination, grasp of the inner depths of the human soul, and lyrical narrative, Yaşar Kemal became one of the leading name not only of Turkish literature, but of world literature as well. Translated into more than forty languages, Yaşar Kemal is the recipient of many awards in Turkey and more than twenty international awards including Prix mondial Cino del Duca, Commandeur de la Légion d'Honneur de France, Commandeur des Arts et des Lettres of the French Ministry of Culture, Grand Officier de la Légion d'Honneur de France, Premi Internacional Cataluña, Peace Prize of the German Book Trade, as well as seven honorary doctorates—five in Turkey and two abroad. The last award Kemal received was the Bjørnson Prize given by the Norwegian Academy of Literature and Freedom of Expression (Bjørnson Academy) on November 9, 2. Yaşar Kemal died in İstanbul on February 28, 2015.
Yaşar Kemal'in nasıl bir dev olduğunu geç farkettiğime üzülüyorum. Bir yandan da, Yaşar Kemal'in bir dev olduğunu farkettiğime seviniyorum. "Bu Diyar Baştanbaşa" serisi inanılmaz bir seri, 1950'li yıllardan bu ülkenin fotoğrafı olarak baştacı edilmesi gerek. Keza, Hunter S. Thompson'ın 60-70'li yıllarda yaptığı, üzerine filmler çekilen "gonzo" gazeteciliği Yaşar Kemal basbayağı 1950'lerin başlarında yapıyor olması da bence dikkatlerden kaçıyor. Kaçakçılara kendini kaçakçı olarak kabul ettirip, sınırdan mal kaçırmak ya da balıkçıların arasında balıkçılık yapmak, hepsi var Yaşar Kemal'in Anadolu anlatılarında. Üstelik, Anadolu insanının akıl almaz fakirliğinin gayet net şekilde yansıtılması hayli aydınlatıcı. Tüm seriyi okumayı tamamlamak için sabırsızlanıyorum.
Yaşar Kemal'in gazetecilik yaptığı yıllardaki (1952-3) gezilerin izlenim ve röportajlarının yer aldığı bu kitapta Diyarbakır ve Van bölümleri çok ilginç geldi bana. O yıllardan bu yıllara kadar olan fiziki değişiklik muazzam olsa da fakirlik, işsizlik ve mazlum halk karakteri aynen devam etmiş.
Bu Diyar Baştanbaşa serisinin üçüncü kitabı. Bu kitapta da Yaşar Kemal ile birlikte hayatım boyunca asla yapamayacağım, karşılaşamayacağım şeyleri deneyimledim. Sınırın ötesine kaçakçılık yaptım, Ağrı Dağının zirvesine nefes nefese çıkıp ufka baktım, o dönem Erzurum'da olan deprem nedeniyle açıkta kalan insanların çaresizliğini hissedip onlarla beraber soğukta titredim. Taşkınlarda sel altında kaldım, mağarada yaşayan insanlarla yeraltına, o rutubetli oyuklara indim. Süngercilerin çaresizliğini ve vurgun yeme risklerine rağmen derinlere olan tutkularını hissettim, ağa-kaymakam savaşlarının ortasında kaldım. Yaşar Kemal'in her kitabı binbir macera. Ne anlatılır ne de tarif edilir.
Bu kitabı tesadüf eseri keşfettim. Yaşar kemalin 1951-52 yılları arasında türkiye'yi gezerken yaşadığı, tanık olduğu olayları anlatan bir kitap serisi. Dönemin siyasal yapısına ve halkın yaşadıklarına ışık tutuyor. Üniversitede tarih hocam tarihi saraylardan savaşlardan değil onu yaşayan halktan öğrenmemiz lazım derdi. Bu kitap bana tarihi hissettirdi. Kitapta en eğlenerek okuduğum bölüm Yaşar Kemal in adanalı bir kaçakçı olarak kaçakçıların arasına girmesi ve onlarla bir ayı aşkın süre yasamasiydi. Yaşar kemalin gazeteci kimliğinden geldiğini düşündüğüm en düz olayları bile ilginç bir şekilde yazıya aktarabilme yeteneği kitabı çok akıcı kılmış. Okurken yer yer sinirlendim yer yer mutlu oldum çokça da üzüldüm. Anadolu topraklarında çekilen acılar beni her zaman şaşırtmayı başarıyor. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Tşk
"Bu Diyar Baştanbaşa" adlı dört kitaptan oluşan seri, Yaşar Kemal'in 50'li yıllarda Cumhuriyet gazetesinde yazdığı yazıların kitaplaştırılmış hâliymiş. İlk kitap "Nuhun Gemisi" ile Diyarbakır, Van, Antep, Erzurum, Sivas, Kırşehir, Bitlis, Çukurova, Amasya, Ağrı gibi birçok şehri geziyor, insanların dertlerini şehirlerin durumunu okuyoruz. Yazarken masa başında oturmadığı gibi yeri geliyor gazeteci kimliğiyle halkın derdini dinliyor, yeri geliyor kaçakçılarla at sırtında Halep'e geçiyor, yeri geliyor Pasinler'in Ocak soğuğunda deprem korkusuyla incecik çadırlarda kalan halka eşlik ediyor yazarımız. Eğlenirim diye elime aldığım kitap gözlerimi doldurup doldurup boşalttı. Yazılanların üzerinden neredeyse üç çeyrek asır geçmiş ama dünya üç gram değişmemiş, çok acı. Ara vermeden seriye devam. =)
Bu kitabın eski bir baskısını Barış Abi 2014 yılında, yurtdışı seyahatim öncesinde, "Buraları unutmayasın diye" mesajıyla hediye etmişti. Yurtdışına çıkmadan kitabı okumayı bitirememiştim, kitabı yanımda götürememiştim de. Bitirmesi 10 yıl sonraya kaldı.
Yaşar Kemal hepimizden daha fazla buralı ve hepimizi bizden daha çok seviyor. Barış Abinin neden böyle yaptığını çok iyi anlıyorum. Ama zaten buraları da unutmadım, zira buralardayım.
Çok güzel bir kitaptı. 1900'lü yıllarda ki Türkiye ilgimi çekti. Anadolu halkının yaşadığı sıkıntıları kendi gözleriyle gidip gözlemleyen büyük yazar Yaşar Kemal'ın cesaretine hayran kaldım. Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bunlar gazete yazıları, gözlemleri Yaşar Kemal ‘in. Dili öyle güzel kullanmış ki, onunla üşüyüp onunla dertleniyorsun. Bu dili bu kadar güzel kullanan başka kim var acaba?
Yaşar Kemal'in 1951-53 arasında Cumhuriyet Gazetesi'nde muhabirken Van Gölü kıyısında vapur bekleyen yolculardan Erzurum Pasinler Depreminde gece çadırda donmamaya çalışan depremzedelere, derme çatma şehirlerarası bir otobüste dünyaya gelen bir bebekten Amasya'daki sel felaketine birçok olay hakkında yazdıkları ve yaptığı röportajlar. Ama kitabın zirvesi tabi ki finale doğru yer alan Ağrı Dağı macerası.
Yaşar Kemal'in sadece yazı yazan değil, yapan, eyleyen olduğunun, halkın, garibanın, ezilenin yanında bilfil durduğunun, soluk aldığının kanıtları bu yazılarda. Bundan 70-75 yıl önce de çok benzer şeylerin yaşandığının ve ülkede değişmeyen şeylerin aslında çok derinlerde bir yerde olduğunun izleri var tüm satırlarda.
Yaşar Kemal’in gazetecilik yaptığı yıllarda Türkiye’yi karış karış gezerek gördüklerini ve yaşadıklarını derleyip oluşturduğu kitaptır. Yaşar Kemal sürükleyici diliyle bizi Anadolu seyahatine çıkarıyor. Kitabı okurken siz de Diyarbakır’daki işsizliği, Erzurum’daki depremi, Çukurova’daki sıtmayı, Amasya’daki sel felaketini, Aksu gemisindeki tıklım tıkışlığı, Ağrı Dağı’na çıkmanın ne kadar nefes kesici olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Hatta bir ara nam salmış bir kaçakçı olup Halep sınırında ölümle burun buruna geliyorsunuz.
Yaşar Kemal'in edebiyat ustalığının yanı sıra gazetecilikte de ne kadar başarılı olduğunu bu eserinde görebiliyoruz. Halkla aynı şartlar altında kalıp yokluğu ve çaresizliği hem yaşıyor hem de o anları bize yaşatıyor. Her gazetenin harcı değildir bu işler.
Serinin diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Diyarbakır, Ağrı, Gaziantep, Amasya, Erzurum izlenimleri…Yıl 1952…Muhteşem tasvirler…Gittiğiniz kentlerin o zamanki halini mükemmel anlatmış.. Anadolu’nun en iyi hikaye anlatıcısı… En sonda Sait Faik’le kısa bir röportaj…
“Ne var ne yok Sait?” dedim. “Hikaye yazıyor musun?” “Yok,” dedi, “yaşıyorum.” Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir ademoğludur. O daima iyiliği söylemiştir.
Bir gecede başladım ve bitirdim. Bu yapıtta Yaşar Kemal’in gazeteci kimliğini kullanarak roman yazarı kimliğini nasıl güzel beslediğini görmek mümkün. Ülkesini karış karış gezmiş, en ücra köylerinde gecelemiş, yolda tanıştığı insanların hikayelerini anlatmayı görev edinmiş. Bunu da samimi bir merak, insan sevgisi ve empatiyle yapmış.
Nuhun Gemisi, Yaşar Kemal’in her kitabında olduğu gibi okuru derinden etkileyen anlatım gücünü bir kez daha ortaya koyuyor. Gazetecilik yıllarında, kaçakçıların arasına karışarak tanık olduğu anıları okurken hem güldüm hem de o yakalanma korkusunu iliklerime kadar hissettim.
Gerçek Anadolu hikayelerini anlatan güzel bir Yaşar Kemal klasiği. Araya her ne kadar başka kitap sıkıştırsam da çok sürükleyiciliği tartışılmaz bir gerçek.
70 yıl öncesinden Anadolu günlükleri... Diyarbakır ve Van bölümleri büyüleyici. Deprem ve sel felaketi sonrası manzaralar yürek yaralıyor. İnsan okudukça dalıp gidiyor, türlü düşüncelere kapılıyor. Bu coğrafyada bazı şeyler biteviye tekrar ediyor!
Bir kitabı okurken Anadoluyu dolaşmak mümkünmüş. Bugünün Türkiyesini, bu memleketin bugün niye bu halde olduğunu anlamak için okunması gereken bir eser.
1952 yılında Erzurum, Samsun, Van, Antep, Adana ve Ağrı’dan sesleniyor bize Yaşar Kemal. Harika bir ustadan gerçekten bir diyarı baştan başa okuyor, yaşıyor ve hissediyorsunuz.
Yasar Kemalin muazzam diliyle yurt hikayeleri. Ulkenin 50 li yillardaki halini gozler onune seren bir eser, belgesel tadinda ve okumasi oldukca zevkli..
Dili çok akıcı,olayların ilerleyişi kurgu mükemmel.okurken ya diyarbakırda ya vanda idim. Erzurum depreminin etkilerini okurken gözyaşlarımı tutumazken,otobüs yolculuklarında kahkahalarla güldüm. Agri dagina beraber çıktık,kaçakçılık sırasında beraber at sürdük.. En çok;''hüseyin,hüseyin nerdesin? ''derken yüreğim paramparça oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İnce Memed ardından çok daha etkileyici bulduğum Bir ada hikayesi serisini okuduktan sonra baştan beni çok etkilemese de Anadolu nun 1950 lerin başlarındaki halini tüm çıplaklığı ile anlatıyor olmasını sevmeye başladım. Devam kitaplarını okudukça fikrim değişir mi bilmiyorum. Ama okunması gereken bir kitap serisi olarak tavsiye ediyorum.
Hayati Yasar Kemal gibi algilamak mumkun degilse de, bu algi yeteneginin yaninda kaleme dokme yetenegi sayesinde yasami, insani, cicegi, yagmuru, kari onun gordugu gibi hayal etmemizi sagladigi icin sansli hissediyorum. Acilardan, yoksulluktan, adaletsizlikten, kederden bahsetse de kelimelerin icinde sakli bir huzur bulunuyor.