"zaten tüm şiirlerini okudum ama olsun bir daha okumuş olurum." dedim ve başladım bu kitaba. yanılmışım. okumadığım yüzlerce şiiriyle karşılaştım ve yine yeniden mest oldum. tamamıyla şiire, onu yaşamaya ve sonrasında yazmaya adanmış bir hayat... bize kalan ise bin küsur şiirden ibaret.
o hiçbir zaman 'aklıma geldi yazdım bitti' şairi olmadı, her zaman onlarca defa aklından tekrar tekrar yazdı şiirlerini. hepsini üşenmeden sıkılmadan tekrar tekrar yazdı. hatta bazı kitaplarını defalarca baştan yazdı. kült kitap'ta bulunan günlüklerinden okuyabiliyoruz bunları. ikisi eş zamanlı okunduğu zaman hangi kitabını ya da şiirini yazarken ne düşünmüş görebiliyoruz, ne hissetmiş belki biraz olsun anlayabiliyoruz. sanatın sadece 'hissettim ve döktüm'den ibaret olmadığını, onun bir bilim insanı edasıyla da işlenebileceğini ve ortaya nasıl bir sonuç çıkabileceğini bize gösteren nadide bir insandır ilhan berk.
gerek şiirlerini gerek günlüklerini okurken hep aklımdan onun gibi bir dost istediğimi geçirdim. onunla konuşmak, gezmek, yemek, oturmak hatta hiçbir şey yapmamak bile eminim ki bana çok şey katardı. çünkü ilhan berk anladığım kadarıyla zaten şiir gibi bir adamdı. darbe olduğunda sokaklar boş diye gülüp eğlenen bir adamdı. ağaçlara şiir yazan, onlara sarılan bir adamdı. bitki adamıydı, gördüğü her canlıya şiir yazmıştı. bahçesindeki kedileri başka mahalle sakinleriyle sosyalleşsin diye uğraşan bir adamdı. ölümü tanımazdı ve bu yüzden yazmazdı, onu sadece bir sözcük olarak görürdü. yaşarken ölümü tanımamıştı çünkü, insan ölmeden ölümü nasıl tanıyabilirdi? neyse, aslında ben onun gibi bir dost değil, onun dostum olmasını isterdim. belki de içten içe onun gibi olmak istiyor ama başaramayacağımı bildiğim için dostum olmasını istemekle yetiniyorumdur, bilemiyorum.
diğer büyük şairler gibi ilhan berk de bazı şiirlerin günler boyu tekrar tekrar okunması gerektiğini düşünüyordu, keza o da şiirlerini buna göre yazmıştı. ben de onu bu şekilde okumuş oldum, bazı şiirlerini -özellikle kül kitabını- devamlı okuyup okuyup durdum. böyle olunca aslında şiirlerinin, hatta basit gözüken kısa şiirlerinin bile ne kadar da derin ve uğraşılmış olduğunu anladım. her birisi aklının süzgecinden defalarca geçmiş ve kağıda derin derin kazınmıştı. o şanı büyük ve derin romanlar herhangi bir ilhan berk kitabından daha derin değildir gözümde, muhtemelen daha uğraşılmış da değildir.
tüm şiirlerini içeren bu kitap, aslında bir kitaptan çok daha fazlasıdır. bir yaşam biçimi gösterir bize, bazen bir şehrin -galata ile pera'nın- haritasıdır, bitmiş bir aşkın küllerini saçar üstümüze, sevmenin ve sevişmenin rehberidir, insanın nasıl düşündüğünü gösterir, bir fransız şiiri -arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla- türkçe nasıl yazılır onu anlatır, tarih kitabıdır esasında, osmanlı padişahlarına ve kaybolmaya yüz tutmuş antik kentlere ışık tutar, istanbul mimarisi rehberidir, sokakta gördüğünüz bitkileri tanıtır, özür nasıl dilenir anlatır, kalbinizi tutar ve öpüp başına koyar, gerektiğinde karnınızı bile doyurur... şimdi okudum ama bitirmedim, muhtemelen hayatla işim bitene kadar bu kitabı da asla bitiremeyeceğim. tekrar ve tekrar okuyacağımı biliyorum, ta ki ölümü tanıyana kadar.