Bu oğlanın memleketinde bir mahluktan bahsederler: Enkebir... Bir nevi gece cini. Anadolu’da başka başka isimlerle bilinir. Ardahan’da Yolazdıran, Aladağlar’da Harparik, Yozgat’ta Kibilik, Diyarbekr’de Kepoz derler ona; Harput’ta Kamos, Niksar’da Aldaçı, Zile’de Hobur, Kars’ta Mekir, Edirne’de Koncolos... Çukurova’da Varsaklar ona Kara-kırnak ya da Kara Tırnak der. Sürmene’dekiler ise Karakura. Lazlar Germakoçi bazen de Dağkoçi der... Dağ Adamı yani. Kaftarküski, Çarşamba Babası veya Ahubaba diyen de çoktur ona. Kimi Kara Baba diye bilir onu. Ama şu kuru bozkırın göbeğinde, Anadolu’nun çorak kasıklarının ortasında, onu esas Deli Gücük diye bilirler... Oğlan onu imdada çağırıyor.
19.yüzyıl Anadolu bozkırı, binbir dilli beddua, göz gözü görmez yağmurlar, kimsenin uğramadığı tenha yollar, gece uykusundan sağ çıkan yolcular, afyon ve tütün dumanı, şayia ve velvele, kan pıhtısı...
Memleket kokan adalet. Huzursuz seyyah, kargalarla konuşan adam "yalan dünya, kahrolası hayat". DG, Osmanlı taşrasında, dünyayla, alçaklarla, kendiyle hesaplaşıyor...
Murat Başekim, karanlık bir adamın hikayelerini anlatıyor. Rahatsız edici, tekinsiz ve tuhaf...Zifiri bir siyahlıkla edebiyat şehrengizine çörekleniyor.
Bu 3 kitabı piyasada bulmak mümkün değil, tümü tükenmiş, ikinci el olarak nadirkitap'a baktığımızda ise son kitap olan Zifirname hariç (30-40 TL) fahiş fiyatlarla karşılaşıyoruz. (140-350 TL)
Bu kitabın bir kısmını okur okumaz benim kafamda canlanan çizgiler, Neil Gaiman'ın Sandman'ine benzeyen çizgiler ve öylesi bir evren oldu. Bu açıdan bu ilk 3 çizgiromanın atmosferini oldukça merak ediyorum ve uzun bir süre de merak edeceğim gibi görünüyor. Yeni basımı olmadıkça ya da Ankara'da çizgi roman meraklısı bir arkadaş yolum üzere zuhur etmedikçe tabii ki! (Yazar burada, okuyup hemen veririm demek istiyor, nüfus cüzdanı fotokopisi var.)
Bence, Deli Gücük (DG) neredeyse bir Sandman potansiyeline sahip, Anadolu'da korku söylencelerinde eminim çok daha fazlası vardır ve halk bilimcilerimizce derlenmiştir diye düşünüyor/umut ediyorum.
Kitaba gelirsek, belirttiğim üzere bu bir çizgi roman değil, öykü kitabı.
Ama yazarın tasvirleri oldukça kuvvetli, ben kafamda çizgilerle takip ettim sürekli kitabı ki, bu hem bir başarı hem de ilk olarak çizgi karakter olarak başlamış seri için güzel bir detay bence.
110 sayfalık kitap, 7 hikayeden oluşuyor. Zaman zaman temposu düşse de, bir solukta okunacak kadar sürükleyici. Şiddet ve de hatta vahşet ögeleri etkileyici, bu konuda hassasiyeti olanların uzak durmasında fayda var.
7 hikaye farklı zamanlarda geçiyor ve Deli Gücük'ün Anadolu'da kendi adaletini sağlamak için zuhur ettiği hikayelerle başlayıp (Düğümler(1), Sebep İhlali(2)), geçmişine odaklanan bir hikayeyle devam ediyor. (Kaynana(4)). Nacizane düşüncem bu 3 öykünün muhteşem olduğu ve her birinin sadece kendi içindeki kurgularla ayrı birer çizgi roman/roman/film potansiyeline sahip olduğu.
Diğer öykülerin de güzel olduğunu düşünmekle beraber, genel karakter bütünlüğüne ve akıcılığa zarar verdiği kanısındayım. Kitaptaki 3.öykü "Eski sesler" öyküsü örneğin, kendi başına güzel olmakla beraber, ilk 2 soluk soluğa öyküden sonra hem tempoyu düşürüyor hem de kahraman DG odaklı genel akışı bozuyor. (Belki için içine teknoloji girdiğinden ve mistisizm kaybolduğundan, belki de zaman çok değiştiğinden, bilemiyorum.)
Özetle "Yukarıdaki numaralanmış öykülerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?" sorusuna cevabım özellikle 3. ve 6. öykü olacaktır.
6. öykü "Avcı"; bu hikaye de yazarın mesajlarını iletme aracı olarak fazlaca sırıtıyor bence.
7. Hikaye " Deli Gücük'ü kim öldürdü?" den fantastik bir Sabahattin Ali taşra hikayesi tadı almak mümkün.
Korku/fantastik türü sevenler eminim beğeneceklerdir bu kitabı. Benim favori tarzım olmasa da ben keyif aldım kitaptan. Öykülerin Anadolu'dan olması, hatta "Kaynana" öyküsünde anlatılanların (Cin düğünleri, insan-cin evlilikleri vb.) benzerlerini bizzat babaannemden dinlemiş olmam, anlatılanlara dikkat kesilme oranını arttırıyor tabi. (Cin, Hortlak, Gulyabani dururken bir Türk Chucky'den falan niye korksun ki?)
Bu arada türün meraklıları için özellikle Anadolu korku hikayeleri temalı bir twitter hesabını da tavsiye edeyim;
“Sebep İhlali” adlı öykü bile tek başına bu kitabı okumak için bir neden. İnsanı derinden etkileyen ve bir o kadar da şaşırtan bir öykü bu. Zavallı Balca kızın, kaynana Topal Basriye’nin ve “hayırsız damat”ın öyküsüyse tek kelimeyle muhteşem. “Kaynana” adlı bu öykü iki ayrı gerçeklik düzleminde de okunabilir: Tüyleri diken diken eden ilk okuma, Alkarısı, kötülüğün efendisi ve iyi saatte olsunların alayıyla ilgili. Ama aynı öykü şizofren bir kızın akıl dünyasıyla da bire bir örtüşüyor. Üstelik bu ikinci gerçeklik düzleminin de ayrı bir gerilimi var! Kitap, insanın insana yaptığı ama zamanında eşyanın tabiatı gereği sayılabilecek bir hadımlama hikayesiyle açılıyor! Kendi adıma öyküyü bir gözümü kapatarak okudum ve Freud amcaya da selam ettim… “Kervansaray”sa tam bir delinin zoru öyküsü. Ama bu deli yalnızca öykünün kahramanı Melek Baki değil, aynı zamanda tarihiyle, atmosferiyle, kurgusuyla ve konusuyla bu öyküyü yazdığı için biraz da yazarı! (Umarım yazar bu takılmamı mazur görür). Sessizlik toplayıcısı Dr. Neva’nin hikayesi de unutulacak gibi değil! “Deli Gücük”se çocukken adını duyunca bile korktuğumuz bir kara masal kahramanı… DG, arkaik çağlardan demlenerek gelen karanlık geçmişimizi öyle ballandıra ballandıra anlatıyor ki okumamak elde değil!
Kitap Deli Gücük (DG) karakterinin etrafında dönen bağımsız ama ilintili 7 öyküden oluşuyor. Anadolu'nun büyük şehirli insanının pek bilmediği doğaüstü yaratıklarını ele almış yazar. Bu anlamda bence güzel bir konu bulmuş ve sayılı örneklerden olmuş. Ancak korku, heyecan veya merak uyandırmadı bende. Doğaüstü varlıklardan korksam da bu anlık ve geçici oluyor. İnsanın insana yaptığı zulüm ise hem çok rahatsız ediyor hem de etkisi kalıyor. Bu nedenle ilk hikayede ayrıntılı anlatılan hadım kısmını okurken oldukça zorlandım. Sonrasında ise bitse de yeni kitaba geçsem duygusuyla okudum bu kısa kitabı..
Muazzam kurgulanmış, kısa ama yine çok tadında öykülerden oluşan fazlasıyla başarılı bulduğum bir kitap. Konu hem ilgi çekici hem sürükleyici. Yabanın ve kırsalın aktarımı o kadar başarılı ki, hiçbir şey sırıtmıyor. Kırsala ve taşra kültürüne yabancı yazarlarımızı okurken göze çomak gibi batan o "aslında şehirliyim ama diyalogları yöre ağzıyla yazınca kırsalı hemen çözüyorum" samimiyetsizliğinden eser yok. Her an karşıma çıkabilir diye korktum ama Murat Başekim o kadar kontrollü ve konuya hakim yazmış ki, okurken resmen mutlu oldum.
Her şeyden önce yazarın konuya olan hakimiyeti, sadece terimler ve isimlerle haşır neşir oluşundan bile belli. Bunu okuyucuya da yansıtıyor. Tasvir ve betimlemeler ise müthiş başarılı. (Kış'ın ağzının sularının akması ile ilgili benzetmesine şapka çıkarıyorum) Karakterler çok güçlü. Çok kısa bir anlatım aralığında karakterlerin geçmişleriyle ilgili neredeyse hiçbir şey anlatmadan yine de o kadar fazla ayrıntı verebilmek büyük başarı. Deli Gücük karakterine zaten diyecek bir şey yok. Sadece Kuzey'de 200'den fazla adı olan, çok büyük bir coğrafyaya farklı şekillerde yayılıp efsanelerine konu olmuş bir karakter. Anadolu'da harmanlanan versiyonu ise ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
"...Zalimliğinin yanında, son öykülerde vurgulanan ölümlülüğü, hüznü, yalnızlığı da var gizemli ve karanlık Gücük’ün. Bu yönüyle merak uyandırıcı, etkileyici de aynı zamanda. Hatta ileride, belki başka öykülerde, aşık bile olabilir, kadınları cezbedebilir Byronvari hali ile."
Fabilog editörlerinden DG üzerine bir söyleşi/inceleme:
"...Biz geçmişe gidemesek de, Deli Gücük tarihten bize gelip bazı hikayeler anlatacak gibi duruyor. Hem “Eski Sesler” öyküsünde zikredildiği gibi, şehir soğuk bir matem uğultusu ile gümbürdemiyor mu?
"Bir şeyi yanlış anlamışsınız,Sururi bey . Deli Gücük ,yanında yedi karga olan bir adam değil,yanında bir adam olan yedi kargadır!"
...
"Aşk diye bir şeyin sahiden var olduğunu ama bunun cezbeden şahsı koynuna almaktan ibaret olmadığını,meselenin sadece koyunlardan ibaret olduğunu sananların koyunlar kadar anlayışsız olduğunu söyledi"
Deli Gücük geçen yıl okuduğum en iyi hayal mahsülü öyküydü. Her geceye bir öykü ayırdım ve satırlarla kâbusa yattım... Ayrıca nefis bi yazarla tanışmış oldum.
Deligücük, çizgi hâlinde daha güçlü bir karakter. Salt yazı, yazarının yeterli olmayışıdan dolayı onu kuvvetli kılmaya yetmemiş. Ortaya vasat bir ürün çıkmış. Sadece şiddet ve işkence öğelerinin tüm açıklığıyla öykülerde yer alması DG'ye bir özgünlük kazandırıyor. Onun dışında kitabın edebî bir yönü yok.
Sayfaları çevirdikçe Deli Gücük'ün karanlık gücünü hissettiren ve bittiğinde keşke sayfalarca devam etseydi dedirten mükemmel bir Anadolu korku öykü kitabı.
Gece cini mi berduş mu? Hakkında tüm Anandolu ve Rumeli coğrafyasında muhtelif rivayet olan Deli Gücük'ün bazı rivayetleri var bu kitapta. Fantazya ve korkunun farklı uçlarında gezinen, her birisi farklı yerde ve farklı zamanda geçen yedi öykü. Dil efsane. 1. Düğümler öyküsünde oğlan kaçırıp iğdiş eden ve satan Cevher Ağa, İtalyan papaz Jerom ve siyahi köle Zarif'in başına gelenleri okuyoruz. Kaçırdıkları Çerkes oğlan Enkebir'i çağırınca, Enkebir gerçekten geliyor. 2. Sebep İhlali'nde Rumeli'deki son özgür eşkıya çetesinin başına gelenleri okuyoruz. Eşkıyalık ederken masumlara kıyılıyor, bunun da bedeli olacak. Tepesinde yedi karga olan bir korkuluk... Zamanın akışında bazı tuhaflıklar... 3. Eski Sesler'de ispirtizmacı doktor ses kayıt cihazıyla şehirdeki sessizlikleri yakalıyor. Ummadığı bazı ses ve sessizliklere denk gelince... 4. Kaynana'da zavallı öksüz Balca, insanoğlunun değil başka mahlukların yaşadığı bir köye gelin verilir. Köy halkının şahıdır kocası, Balca'ya dokunmazlar. Ama Balca her Anadolu gelini gibi kaynanasından çok çeker. En son kaynana Balca'ya saldırır ama Balca'nın emaneti kurtulur neticede. Meğerse o emanet... 5. Kervansaray en sevdiklerimden birisi oldu. Kervansarayı basan eşkıya Melek Baki ve haramileri, Melek Baki'nin kendisine sonsuz yaşam vereceğini umduğu meleğe adak olarak sunduğu acayiplikler için kan döküp eziyet edince, göklerdeki varlık gerçekten gelir ve Baki'ye istediği ölümsüzlüğü verir. Ama ne şekilde? 6. Deli Gücük ve Gurbet 'Ölüm' olarak adlandırılan canavarı avlamak üzere yoldalar. Grubun politik denebilecek eleştiriler içeren öyküsü. Bir aslan ve bir kaplan... 7. Deli Gücük'ü Kim Öldürdü? Filibeli Doktor Abay, Deli Gücük'ün cesedi bulunan olay yerine geliyor ve tetkiklere başlıyor. Kendisi de melankoliden muzdarip olan bu doktor, katili bulmayı kafaya takınca olaylar ilerliyor. Grubun polisiye kurgulu ve nispeten uzun öyküsü. Deli Gücük'ün sonuyla kitabı da nihayetlendiriyor. 110 sayfayı bulmayan küçücük porsiyonuna füzyon lezzetler ve katmanlar eklemiş, tadından yenmeyen gurme işi bir kitap.
Yavaş yavaş okuduğum ve keyif aldığım 3. Murat Başekim kitabı oldu. Anadolu korku öyküleri diye tanımlayabileceğim (çok yeterli olmasa da) yedi farklı hikayeden oluşuyor DG. Hepsinin ortak noktası da DG yani en çok Deli Gücük olarak bilinen birçok isme cisme sahip bir mahlukat. Yazarımız "Düğümler" ile çok sağlam bir başlangıç yapmış ve benim favorim de bu olabilir. Onun dışında daha önce herhangi bir Türk yazardan (ben hariç :p) adını bile duymadığım Czernobog'u bir öyküsünde kullanmasıyla tekrardan kalbimi kazandı. Murat hocamın İskandinav mitolojisi sevgisini bilirim öykülerde de etkisini görmek mümkündü. Bir yerde Odin'in kuzgunlarını beklerken en sonda bahsettiğini de gördüm. Zaten kapağıyla da çok ilgimi çekmişti. Murat Başekim kesinlikle favori Türk yazarlarımdandır. Dili, mizahi ve zeki tonu, işlediği konular ve genel olarak her konuda bilgi sahibi olmasıyla diğerlerinin arasından sıyrılıyor.
DG, Murat Başekim'in okuduğum ikinci kitabı oldu. Kitabın içindeki hikayelerin bazıları tempoyu düşürse de genel olarak sevdim hepsini. Gayet hoş bir kitaptı ve bizim kültürümüze ait ögelerin romanda işlenerek fantastik kurgu malzemesi yapılması çok hoşuma gitti. Umarım bu tarzda daha çok kitap yazılır ve hepsi de birbirinden güzel olur.