Levent Köker, Türkiye’de demokratik geleneğin kökleri ya da köksüzlüğü tartışmasına değişik boyutlar getiriyor. Kemalizm’de nihaî hedef olarak modern Batı demokrasisinin benimsenmediğini belirtiyor, halkçılık ilkesinin “Türkiye’de sınıflar yoktur, çoğulculuğa da gerek yoktur” anlayışından doğduğuna işaret ediyor.
1958'de Ankara'da doğan Hüseyin Levent Köker, Tarsus Amerikan Lisesi'nden sonra, 1980 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yüksek lisans çalışmalarına başlayan Köker, 1987 yılında siyaset bilimi doktoru oldu. 1984-85 öğretim yılında Oxford Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulunan Köker'in Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi başlıklı kitabı geçtiğimiz yıl yayımlandı. Doç. Dr. Levent Köker halen Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesidir.
Yazarın fanatik bir Amedsporlu olduğunu Twitter’ına girmeden de sezdiren bu metin, Post-Kemalist bir Kemalizm manifestosu iddiası taşıyor. Ancak metin, pozitivizmin ölümünü ilan etmeyi Kemalizm’in de ölümüne indirgemek gibi teorik açıdan sorunlu bir eşitlemeyle ilerliyor. Kemalizm baştan sona tutarlı bir epistemolojik doktrin olmak yerine çöken bir imparatorluğun ardından devlet, toplum ve egemenlik inşa etmeye yönelmiş tarihsel bir kurucu pratiktir.
Kemalizm’de hiçbir zaman pozitivizm bir amaç olmamıştır. Pozitivizmin metafiziği devlet kurucu ilke olmaktan çıkarmaya yarayan araçlardan yalnızca biridir.
Buna rağmen Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin, tarihsel bağlamından koparılarak saf bir istibdat rejimi kurmanın enstrümanları gibi okunması, metni analitik bir tartışmadan çok ‘Kemalizm’e nasıl saldırabilirim’ sorusu etrafında örülmüş bir polemiğe yaklaştırıyor.
Pozitivizmin Avrupa’daki krizini Kemalizm’in ontolojik sonu gibi sunmak ise felsefi bir tartışmayı siyasal bir projenin tasfiyesine indirgemekten başka bir sonuç üretmiyor. Aynı mantıkla, Weber eleştirildi diye modern devletin, Freud eleştirildi diye psikanalizin tarihten silinmesi gerekirdi.
Konuya ilgi duyan ancak nereden başlayacağını da bilmeyen alan dışı okurlar için müthiş bilgilendirici, harika bir dile sahip, yazarın kitaba ideolojik biçimde dahil olmadığı bir çalışma arıyorsanız buyrun. Kemalizm üzerine yapılmış çalışmaların çoğundaki saldırgan ya da savunmacı tutumdan uzakta, Kemalist düşünce yapısını dünyada aynı dönemde bulunan ideolojilerle birlikte dünya siyasi tarihi ve felsefesi içinde bir bağlama oturtuyor.