”Kadın ona sarılmış ağıt yakıyor. Ortalık yalnızlığa gömülmüş. Mustafanın ölüsü altın kaplama bir karyolanın üstünde. Karyola bir alan kadar büyük. Ölü ak patiskaların üstünde yatıyor, elleri karnının üstünde. Kravatı kırmızı, parlıyor. Kırışık içindeki uzamış yüzü som sarı. Sol kör gözünün yeri bir iyice çukurda, delik gibi. Öteki kapalı gözü pörtlemişçesine duruyor sarkmış yüzünde, bir elma gibi . . .
"Öldü .Mustafam öldü. "
Lacivert giyitinin yakasına kocaman bir kırmızı mendil sokulu.
"Ölüsü it ölüsü gibi... İşte şurada kalakalmış, Mustafam. Elsiz aşiretsiz, kimsiz kimsesiz, yapayalnız Mustafam."
Kocaman köşkün ortasında, servetin samanın içinde, altının sırmanın ışıltısında. Oğulları, gelinleri, fabrikaları, torunları, kimsesiz, Çölde. . . Çölün ortasında ölüsü, üstünde kartallar, akbabalar dönüyor, ötüşerek. Yatmış Mustafa, yapayalnız.
Orada, köyde, çölde ölseydi, kanlı ölüsü. . . Şimdi kalabalık, şimdi köyün bütün kadınları, şimdi bütün köy çığlık çığlığa ağıt yakarlardı. Yiğitler yiğidi Mustafa. Kartal gibi Mustafa. . . Ölüm zor İstanbulda, yapayalnız.
"Oğulları bile gelmediler başına. Gelinleri, torunları bile gelmedi. Üç gündür dört dönüyorum Selim balıkçı, yapayalnız Mustafamın başında, yapayalnız. Ölüm ölümden beter balıkçım."
Uzanmış yatıyor, parmağında şövalye yüzüğü.
"Şimdi duysaydı köylüleri, ta buraya kadar gelirlerdi, Mustafanın ölüsüne. . . "
Kır saçları alnına dökülmüş, terlemiş, yorulmuş, ince dudakları öfkeden kıvrılmış, dünyaya, ölüme, ölüm yalnızlığında küsmüş Mustafa... Oğullarına verdi her şeyini, torunlarına. Üç gündür bekliyor ölüsü. Cenevrede bekliyor oğulları, gelemediler, gelmediler. Telgraflar çekildi. Beklesin ölü denildi. Koktu ölüsü Mustafanın, kolonya kokuları içinde. Şişe şişe kolonya serpildi eve. Ölü bekler mi?
"Beklesin ölüsü Mustafanın."
Cenevre gölünde. Orada göl var, orada. Mustafanın oğulları, gelinleri, torunları yaylaya çıkarlar oraya. Mustafa öldü, yaylaları bozuldu zavallıların. Ölecek sıra mı, ölüsü beklesin Mustafanın, beklesin.
"Bu tabancayı sana vasiyet etti Mustafa, som altın. Selim balıkçıya kalsın, dedi. Ağıt yakamıyorum Mustafaya. Ağıtsız giden Mustafam. Ağıt yakmaya utanıyorum. Keşki gelmeseydik buraya. Keşki aç ölseydik orada, köyde, çölde, Menekşede. . . Keşkiii Selim balıkçım."
Kırmızı kanatlı bir kartal uçuyordu Yeşilköyün üstünde. Martılar konmuştu köşkün bahçesine, bembeyaz, duvarın üstüne. Yapayalnız kadın köşkün içinde, kokmuş ölünün yöresinde yapayalnız dönüyordu.