"Aslıma dönmüştüm; çam dallarıyla birlikte sallanıyor, kozalaklarla yere düşüyor, suyla akıyordum. Bir el, hiç incitmeden ruhuma dokunuyor, okşayışlarıyla yaşamımı yoğuruyor, biçim veriyordu. Rahattım; sonunda ortaya iyi bir sanat yapıtı çıkacağından hiç kuşkum yoktu. İyi bir yaşam, iyi bir öykü, iyi bir son... Bir kitapta okumuştum; bir adam mutsuz biten öykülerin sonunu değiştiriyordu. İşi gücü buydu; öykülerin sonunu değiştirmek... Şimdi, elinde kalemle benim öykümün üstüne eğilmişti. Silgisi de vardı. Kargacık burgacık harfleri özenle siliyor; silgi parçalarını temizlemek için kâğıda üflüyordu. Bağlılıklarım, inandıklarım, önemsediklerim havada uçuşuyordu. Yeniden yaratılıyordum."
Hüsnü Arkan, her kitabında farklı bir konuyla çıkıyor okur karşısına. Mino'nun Siyah Gülü'nden Menekşeler, Atlar, Oburlar'a ve diğer romanlarına uzanan geniş bir yelpaze. Uyku, ütopyayı sorgulayan bir ütopyada muhalif düşünceleri nedeniyle rüyaya sürgün edilmiş bir adamın hikâyesi...
"Uyku'da vicdan, adalet, ahlak, sorumluluk, yaşam-ölüm, inanç, aşk gibi insanlığın evrensel soru(n)larını düşle gerçek arasında gidip gelen bir anlatımla ve ustalıkla ele alıyor." -Onur Çalı - Radikal Kitap- (Tanıtım Bülteninden)
Hüsnü Arkan 1958 yılında İzmir’in Kınık ilçesinde doğdu. 1975 yılında, Bergama Lisesi’ni bitirdi. Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu’nda üç yıl mimarlık okuduktan sonra, 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
1985’te, kesinleşen cezası nedeniyle yurt dışına çıktı. Bir yıl Atina’da, beş yıl Hollanda’da, iki yıl Köln’de yaşadı. 1987 yılında, Amsterdam’da, arkadaşlarıyla Hezarfen adlı müzik grubunu kurup, Avrupa’nın birçok kentinde kendi şarkılarını seslendirdi. 1990’da, Şanar Yurdatapan’ın düzenlemeleriyle ilk solo albümü Bir Yalnızlık Ezgisi’ni çıkardı. Kendi şarkılarından oluşan bu albümde, şarkı sözlerinin yanı sıra, Nazım Hikmet, Can Yücel, Ülkü Tamer, Muzaffer Erdost ve Louis Aragon’un dizelerine de yer verdi.
1993’te Türkiye’ye döndü ve Ezginin Günlüğü’ne katıldı. Grubun on bir albümüne şarkılarıyla ve sesiyle katkıda bulundu. 2005 yılında Destur adlı projeyle Deli Bu Dünya albümünü çıkardı. 2010 yılına kadar yüze yakın şarkısı yayımlandı. Aynı yıl Ezginin Günlüğü’nden ayrıldı.
*
Hüsnü Arkan, Türkiye’ye döndükten sonra, bir yandan da edebiyat çalışmalarını sürdürdü. İlk romanı Ölü Kelebeklerin Dansı, 1998 yılında Metis Yayınları’ndan çıktı. Romanda, küresel adaletsizlik ve mültecilik konularını işledi.
İkinci romanı Menekşeler Atlar Oburlar’da, 12 Eylül faşizmi koşullarını, iktidar sahipliğini, bireyin iktidarla ve kaderiyle ilişkisini işledi. Bu kitap, 2001 yılında, Om Yayınları’ndan çıktı.
Üçüncü romanı Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer, 2005’te Yapı Kredi Yayınlarından çıktı. 1914 Şark Savaşı’nı konu alan romanda, İstanbul’dan Orta Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada, yüz yıla yakın bir tarihî alanda, savaşın insan kaderiyle ilişkisini inceledi.
Aynı yıl, edebiyatçı Yiğit Bener ve Levent Mete’yle birlikte, ayda bir yenilenen iktidarsiz.com adlı internet sitesini yayınlamaya başladı. Bu sitede yetmişe yakın makalesi yayınlandı.
Yine aynı yıl, Seyhan Kitap’tan, Hiçe Doğru adlı şiir kitabı yayınlandı.
2008 yılında, Uyku adlı romanı İthaki Yayınları’ndan çıktı. İlk kitabındaki gibi fantastik öğelere yer verdiği bu romanda, karşı-ütopya kavramını ve siyasi alanla birey arasındaki ilişkileri eleştirdi.
Romanlarında ve şiirlerinde, genel olarak, adalet, ahlak ve bireyin kaderiyle ilişkisi temalarını ele aldı.
Hüsnü Arkan, müzik ve edebiyat çalışmalarını halen İstanbul’da sürdürmektedir.
Şehir, iş ve evlilik üçgeninde sıkışmış bir insanın çıkış yolu olarak bir internet sitesine rüyalarını yazmaya başlaması ile birden tüm yaşamı değişiyor. Herşey tersyüz olmuş gibi görünse de aslında özüne doğaya dönüş yapmış oluyor. Vicdan muhasebesi sıklıkla ele alınıyor. Diyor ki Arkan; Kendiyle derdi olmayanların başkalarıyla da derdi yok, biliyor musunuz?
Kurgu ve anlatımı ile sürükleyici bir eser. Candide’nin şatosu ‘çiftlikten dışlanmış yer’ olarak karşımıza çıkıyor. Voltaire’yi yeniden okuma zamanıdır.! Kitabın başında da anlaşılacağı üzere eserin esin kaynaklarından birinin de ‘Candide’ olduğunu düşünüyorum. Çokta güzel olmuş ve harika bir kurguyla harmanlanmış. Pangloss karşıtlığı= Leibniz karşıtlığı anlamını çıkarabiliriz. Voltaire’nin eserinde Candide derviş Türk’ten öğrendiği ‘bahçemizi ekelim’ sözü, iyimserlik felsefeleri üretmektense, işimize bakalım, ‘çalışmak’ aynı zamanda ‘kötü alışkanlık’ , ‘can sıkıntısı’ ve ‘yoksulluk’ kavramlarını bünyeden uzaklaştırır anlamı taşımaktadır. Uyku’da bu yaklaşım yine kitabın sonunda! Süleyman’ın kendini işlere vermesi ile karşımıza çıkar. ‘Birkaç gün sonra kendine geldi. Evde yapılacak çok iş vardı. Çalışmak yaşamı kolaylaştırıyordu.’ Kısacası okuduktan sonra bizi düşündüren ve değer katan bir eser. Öneririm. 👍 * …‘Gittiğiniz yerde vicdanınızın sesine kulak vermeyi unutmayın!’ …✨ * …‘Yaşadığım çağın rengi çamur rengiydi. İç içe geçmiş tonlar kendilerine ait saf, doğal duyguyu anlatamaz hale gelmişler, karanlık bir bütün oluşturmuşlardı.’… * Herkesin gözünün takılacağı bir kısımda burasıdır; …"Bizi salamura yapıyorlar, Bay Pangloss. İşe yatırıyorlar, televizyonluyorlar, kapağımızı kapatıp bekliyorlar. İçin için kaynıyoruz, fokurdayıp köpürüyoruz, düşüncelerimiz maddemizi zorluyor; maddeyi aşıyoruz, kutsuyoruz; sonra da reddedip Tanrı'ya sığınıyoruz. Ne kadar kolay değil mi, Bay Pangloss ?"… . İyi okumalar! 📖🖋
Büyülü gerçekçilikle yazılmış çok çok beğendiğim bir eser oldu.Okuması keyifli ve akıcıydı, bazı kısımlarda kendimizi sorgulamamızı sağlayan, düşünmeye sevkeden bir eser.Şarkılarını severek dinlediğim bir sanatçı diğer eserlerini de okumayı planlıyorum.
‘Neye ve kime ait olduğumu tam olarak kavrayamasam da, neye ve kime ait olmamam gerektiğini yeniden anlıyorum.Henüz “ben yalnızca kendime aitim” önermesinin dışında bir fikre yakınlaşacak herhangi bir ses duymadım.’
‘Bir el hiç incitmeden ruhuma dokunuyor, okşayışlarıyla yaşamımı yoğuruyor, biçim veriyordu.Rahattım; sonunda ortaya iyi bir sanat yapıtı çıkacağından hiç kuşkum yoktu.İyi bir yaşam, iyi bir öykü, iyi bir son.’
‘Eksilince anladık ki, arkadaş denen şey bir sakidir; ruhumuzun kadehini doldurur.Bizi yatıştırır, arkamızda durur, terk eder…Bazen çekip gittiğini unuturuz, hala varmış gibi davranırız.Çünkü o kadehi doldurmaya devam eder.Çünkü biz hep içeriz.’
Hüsnü Arkan’ın yazım tarzını çok beğeniyorum. Sakin, akıcı… Hani yabancı bir yazarın kitabını okurmuş gibi diyeceğim. Yerli yazarların tarzına çok aşina olmadığım için ayrı bir keyif veriyor bu yazar bana. Murat Menteş’i de çok severim. Sanırım hepsi klasik Türk hikayelerinden farklı yazdığı için ve içerisinde hayal gücünü bol bol barındırdığı için…
Uyku; rüyaya sürgün edilmiş bir aile babasını konu almakta. Ütopik bir dünya arayışı yüzünden uykuya sürgün edilmiş bir adamın, değişik bir rüyasını anlatıyor.
Tamamen farklı bir dünyaya yolculuk ediyorsunuz kitapta. Değişik bir macera sizi bekliyor. Aslında sabit bir konusu olmayan, sizi alıp gezdiren, kafa yormaya gerek kalmayan kitaplardan Uyku.
"Bizi salamura yapıyorlar,Bay Pangloss.İşe yatırıyorlar,televizyonluyorlar,kapağımızı kapatıp bekliyorlar. İçin için kaynıyoruz,fokurdayıp köpürüyoruz,düşüncelerimiz maddemizi zorluyor ;maddeyi aşıyoruz,kutsuyoruz;sonra da reddedip Tanrı'ya sığınıyoruz.Ne kadar kolay değil mi,Bay Pangloss?" Kitabı okudukça Cambaz,Doktor,Müdür,Mantarcıbaşı,Cavidan,İhtiyar ve Süleyman'la ahbap oluyorsunuz..Bana nedense Murakami'yi anımsattı biraz..Belki dağ evleri,konuşan keçilerdendir bilinmez ama okumaya değer bir kitap olduğu kesin..
Gerçeğin yolu tek kişiliktir. O yolda bir tek şeyi gerçekleştirebilirsin; kendini... Başkalarını da gerçekleştirmeye kalkışırsan, asıl gerçeğin, yani nesnel gerçeğin hükmüne tabi olursun... Ve biliyor musun, o gerçek, daima, senin tasarladığından farklı bir yolda yürür. Apışıp kalırsın.
Bu romana baslamadan once kafamda herhangi bir resim yoktu, yani bir beklenti olusmamisti henuz. Muzigini takip ettigim Husnu Arkan'in metinsel baglamda ne yapacagini kurmamistim. Ya da ben oyle saniyordum, cunku Uyku'yu okumaya basladigimda sasirdim. Roman gayet postmodern bir metindi ve demekki ben postmodern beklemiyormusum ki bu surpriz oldukca hosuma gitti. Farkli anlam katmanlari olan, utopik gelenege yakin degisik bir roman. Cok goze batmayacak seviyede ideolojik bir elestiri sunuyor ve ilginc karakterleri (ve konusan kecileri) ile keyifli.
İstanbul'da bir sahaftan aa Hüsnü Arkan roman da mı yazmış diyerek aldım ve yaklaşık 3 gün önce okuyup bitirmeyi başardım. Okurken mutlu olduğum, yüzümü gülümseten kitaplardan. Postmodern kitaplar genelde beni gülümsetir zaten. Akıcı, zevk alınarak okunan, okursanız asla pişman olmayacağınız kitaplardan. Beni Hüsnü Arkan'ın yazar yanıyla tanıştırdığı için de yeri ayrı. Bir de uzun zaman sonra bi solukta kitap okumamı sağladığı için çok mutluyum.
Bambaşka bir dünyaya adım atıyorsunuz ilk sayfadan itibaren. Okuduğunuz cümlelerin gerçekte ne anlam ifade ettiğini anlamak için çaba harcamalısınız. Genel anlamda herkesin kişiliğinin örnekleri var kitapta. Okursanız pişman olmazsınız fakat yavaş okunan bir kitap olduğunu da belirtmek isterim.