bu kitapla beraber kesinlikle daha çok tarih okumalıyım isteği içimde çınarlandı. artık daha çok şey biliyor, araştırıyor ve okuyorum. bu kitap benim içimde bir dönemin kapısını açtı. yazarın her türden alt başlık altında memeyi konuşabilecek bilgiye sahip olması beni şu an bile şaşırtıyor. ne kadar çok şey biliyor bu kadın dedim okurken. ne kadar çok okumuş. yalnız pornografi üzerine konuştuğu kısımda katılmadığım önemli bir şey oldu: kadınlar ne yaparsa yapsınlar erkeklerin onlara asılmak gibi bir cüreti kendilerinde buldukları yer ancak götleri olur. belki çeviriden belki anlatımın yetersizliğinden ama benim böyle bir düşünceye kapıldığım bir yanı oldu sonuçta. çeviri de biraz daha iyi olabilirdi. önümüzdeki tarih kitaplarına bakacağız. ayrıca bu kitap anne boleyn hakkında daha çok araştırma yapmamı sağladı ki bu yandan da olumlu kaldım. cağnım boleyn. cağnım kadınlar. bize yaşatılan şeylerin ağrısı hafiflese de bitmiyor. hor görülen tüm kadınları hissederek yaşamak sanıyorum kadın olmanın bir yanı.
"1960'ların kadın özgürlüğü hareketlerinin, en yaygın eylem olan sütyen yakmayla başlaması önemli bir noktadır. Feministler dışındaki insanlar tarafından eleştirilmiş olsalar da "sütyen yakanlar" harici sınırlamalara karşı bir direniş örneği oluşturmuştur. Sütyen yakma eylemiyle kadınlar, mecazi anlamda, bir insana yöneltilen toplumsal sınırlamalara karşı çıkmışlardır. Bu noktadan sonra kadınlar, tıp ve moda gibi dokunulmazlığa sahip kurumların iktidarını sorgulayabilir konumdadır artık. Nitekim sütyen takıp takmama, üstsüz dolaşma ya da dolaşmama, emzirme ya da emzirmeme ve hatta ameliyatla göğüslerini aldırıp aldırmama konularında kendi kararlarını kendileri vermeye başlamıştır.
Hakim vücut imajı tüm bu yaklaşımların merkezi konumundadır. Bir kişinin yaşadığı dönem ve mekândaki ideal vücut ölçütleriyle uyuşmaması durumunda kendi memesinden hoşnut olmasının güçlüğü açıktır. Sayısız araştırma, kadınların varolan keyfi güzellik varsayımlarının tahakkümü altında olduklarını ortaya çıkarmaktadır."
"Kemik, taş ya da pişmiş topraktan yapılan bu tür figürinler genellikle, sadece iri göğüsleriyle değil, aynı zamanda aşırı büyüklükte tasvir edilen göbekleri ve kalçalarıyla da göze çarpıyorlardı. Dolgun vücutları günümüz estetik standartlarına uygun olmasa da, yiyecek kaynaklarının en iyi olasılıkla istikrarsız olarak temin edildiği bir dünyada yaşayan insanlar için şişmanlık bir lütuftu. Bu durum, yaşamın sürdürülebilmesi için sahip olunan en temel şans ve bir annenin çocuğunu, kıtlık dönemlerinde bile, besleyebilmesi için ümit anlamını taşıyordu."
"İlginç bir meme öyküsü, İÖ IV. yüzyılda yaşayan ve Phryne olarak bilinen hetairai ile ilişkilendiriliyor. Phryne, sevgililerinden biri tarafından o dönemde cezası ölüm olan dinsizlikle suçlanıyor. Yargılanması sırasında onu müdafaa eden hatip Hypereides, savunmasında hiçbir ilerleme katedemiyor ve yargıçların mahkumiyet kararı kesinlik kazanınca, kadının herkes tarafından görülebileceği bir yere götürülmesini sağlıyor; üzerindeki harmaniyeyi yırtıyor ve göğüslerini çırılçıplak ortaya çıkarıyor. Memelerinin güzel görüntüsü ve dava vekillerinin aşırı heyecanlı müdafaaları yargıçların yüreklerinde öylesine büyük bir merhamet doğuruyor ki, ölüm cezasından vazgeçiyorlar. Bu beraatten sonra yargıçlar üzerinde benzer bir etkiye neden olunması korkusuyla, suçlanan herhangi bir kişinin -kadın ya da erkek- mahkemede mahrem bölgelerini göstermesini yasaklayan bir karar alınıyor."
"Örneğin, Samanyolu'nun yaratılmasına ilişkin mitolojik açıklama aşağıdaki efsanede Hera'nın memeleriyle ilişkilendirilmişti. Fanilerin, Tanrıçalar kraliçesinin memesinden süt emmeleri halinde ölümsüzlüğü elde edebileceklerine inanılıyordu. Ve oğlu Herkül'ün -ki annesi Alkme bir faniydi- ölümsüzlüğü elde etmesini istediğinde, Zeus, sessizce onu uyuyan Hera'nın memesine yaklaştırdı. Ancak Herkül büyük bir iştahla süt emiyordu. Hera uyandı ve onun kendi oğlu olmadığının farkına vardı. Memesini öyle hiddetle çekti ki, süt gökyüzüne fışkırdı ve Samanyolu'nu yarattı. Hera'nın sütünü emen Herkül böylece ölümsüz oldu ve Tanrılar arasında yerini aldı. *Samanyolu ingilizcede Milky Way demek*"
"Amazonlar mitini de unutmamamız gerekiyor. Savaş Tanrısı Ares'in soyundan geldiklerine ve avcı-Tanrıça Artemis'e tapındıklarına inanılan Amazonlar, bir kraliçe tarafından yönetilen ve tümü kadınlardan oluşan bir toplumda yaşıyorlardı. Yılda bir kez, soylarını sürdürmek için yabancı erkeklerle yatıyorlardı. Bu yıllık buluşmadan doğan tüm erkek çocuklar ya uzaklara gönderiliyor ya da hadım edilip köleye dönüştürülüyordu. Kız çocuklar ise beslenip büyütülüyor ve bir savaşçı olarak yetiştiriliyordu."
"Amazonların memenin tarihindeki özel konumları, kaynağını, daha iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kestikleri şeklindeki efsanede bulur. (…)İÖ V. yüzyılın sonlarına tarihlenen tıbbi bir tez, ortadan kaldırılan sağ memenin yokluğunu, tüm gücün sağ omuz ve kola gitmesi amacıyla çocuklukta yapılan dağlamayla açıklar. Ancak, bu yorumu günümüzde türetilen pek çok gerçekdışı spekülasyondan daha doğru bulmamız için bir nedenimiz yoktur."
"Amazonlar, sıklıkla bir göğüsleri çıplak ve diğeri örtü altında gizlenmiş olarak gösterilirler. Yunan imgeleminde Amazonlar, kadınların erkeklerin bakıcısı, besleyicisi şeklindeki rollerini terk edip, bunun yerine erkeğe has özellikleri kendilerine uyarlayarak ortaya çıkan yok edici güçleri temsil ediyorlardı. Keuls, Amazon efsanesinde "cinsiyetler arası savaşın ilk örneği" ve klasik Atinalı toplum mitlerinin öncülüğünü buluyor."
"Ebeveyn sevgisi, dünya genelinde sayısız örneğe sahip olsa da, Roma'da yaşanan bir örnek bunlardan hiçbiri ile kıyas kabul etmez. Henüz doğum yapmış olan aşağı tabakadan bir kadın, zindana atılmış annesini ziyaret eder ve içeriye yiyecek sokmaması için her defasında bir nöbetci tarafından her yeri aranır. Ve en sonunda, annesini memelerindeki sütle beslediği ortaya çıkar. Bu mucizevi olay sonucunda kızın Allah katında önem taşıyan sevgisi, annenin salıverilmesi ve her ikisinin de yaşam boyu himaye ile ödüllendirilmesiyle sonlanır. Olayın geçtiği yer ise Ebeveyn Sevgisi'ne tahsis edilmiş bir tapınak olarak ilgili Tanrıçaya adanır. *Ebeveyn Sevgisi'ne kaynaklık eden Roma öyküsü, hapisteki annesini emziren bir kadını anlatır. Rönesans yorumu öyküdeki anneyi babaya dönüştürdü ve böylece öyküye ensest bir görüntü katıldı.*"
"Bir kişinin "verimli rahim" ya da "düşük yapan rahim ve sütsüz memelere sahip olup olmamayı hak ettiğine karar veren Musevilerin Tanrısı, her iki olasılık için hüküm verirdi. (Hoşea 9:11, 14) Tanrının iradesine karşı gelenlere ceza olarak verilen kırbaç ya da kuru meme laneti, peygamberlerin dillerinde en hiddetli ifadesini buldu."
"Ancak, bir diğer açıdan Bakire Meryem tarih öncesi ana tanrıçalardan farklı. Onun memesi sadece geleceğin İsa'sını emzirdiği için değerliydi. Önemi, daima, kendisinden çok daha güçlü bir erkekten kaynaklanmıştı. İsa olmaksızın Meryem Ana bir tarihe sahip olmayacaktı. Ancak Meryem Ana olmasaydı, Hıristiyanlık inanılmaz etki sahibi bir anneden yoksun olacaktı. Meryem Ana'nın göğsü iman sahiplerine bir dişilik sembolü sunmuştu ki bu sembolü erkek ya da kadın tüm Hıristiyanlar tanıyabilirlerdi. Çünkü hepsi bir şekilde meme emmişti."
"Bir diğer Fransız rahip Olivier Maillard, göğüslerini gösteren kadınları, cehennemde "utanmaz memeleriyle" asılacakları konusunda temin etti; açıkça, suça uymak üzere seçilmiş bir cezaydı bu."
"Seks ticaretindeki kadınlar iki büyük kategoriye ayrılıyordu: Adî fahişeler ve zenginlerle düşüp kalkan "dürüst fahişeler". Bu ikinci sınıf sadece cinsel hizmet değil, aynı zamanda Japon geyşası gibi konuşma ve eğlence hizmeti de sunuyordu. Dürüst fahişeler şarkı ve dansta, mektup yazma ve resim yapma konularında eğitilirlerdi ve gerektiğinde cinsel eylemler dışında, başka kaynaklardan "dürüst" yollarla para kazanmaya da muktedirdiler. Venedik'teki en başarılı dürüst fahişeler, güzellikte, giyimde, zarafette birbirleriyle yarışan asil, efsanavi yaratıklardı. En azından biri de -Veronica Franco- yazar olarak ünlenmişti."
"Aktif dönemleri boyunca zenginlerle düşüp kalkan fahişelere, vergi ve para cezalarında önemli bir gelir kaynağı sağlamaları nedeniyle, Venedik şehir devleti tarafından toleranslı davranılıyordu. Gerçekte; evli olmayan erkekler için cinsel ilişki olanağı sağlamak ya da homoseksüel erkekler arasında yaygın olan "ters" ilişki, zenginlerle düşüp kalkan fahişelere sayısız ayrıcalık veriyordu. Örneğin, malları ve cazibelerini gelip geçenlere sergilemek için Ponte delle Tette (Memeler Köprüsü) üzerinde belden yukarı çıplak durmalarına izin veriliyordu. Ponte delle Tette, ana fuhuş semti olan Castelleto'nun yanı başındaydı. Aslında; tarihçi Guido Ruggiero'ya göre 1500'lü yıllarda, fahişelerin kentin diğer bölgelerinden Castelleto'ya geri dönmelerini emreden ve memelerini açmalarını isteyen bir yasa onaylanmıştı. Bunun nedeni ise bazı fahişelerin gey müşterileri çekebilmek için erkek gibi giyinmeleriydi."
"Soylu kadınların vücutları sanatta idealize edilir ve sarayda muhteşem bir şekilde süslenirken, daha az şanslı bedenler kazıklarda yakılıyordu. Göz alan yüksek kültürüyle birlikte Rönesans, aynı zamanda gerek Katolikler gerekse Protestanların büyük bir gayretle cadıların peşine düştükleri bir dönemdi ve ölüme mahkum edilenlerin -iki ya da üç yüzyıl boyunca 60 bin ile 150 bin kişi arasında bir rakam olduğu tahmin ediliyor- çoğu kadındı. (Bu rakamın yüzde yirmisi cadılıkla suçlanmıştı ve yine bu rakam içinde bilfiil mahkum edilen erkek oranı ise sadece yüzde onbeşti.)
Cadı avının konumuza ilişkin olan yanı, vücuttaki -cadılık mesleğinin alâmeti oldukları söylenen- "doğal olmayan" izler ya da şişkinliklerdi. İngiltere ve İskoçya'da bu alâmetin, genellikle küçük bir şeytan ya da cinin beslenme şekli olarak, cadının kanını emdiği varsayılan ekstra bir meme olduğuna inanılıyordu. Suçlunun vücudunda "cadı memesi"nin aranması için bir erkeğin tayin edilmesi, yaygın görülen bir durumdu. Bu kişi, cadı memesi olduğu varsayılan meme ucuna iğne soktuğunda, gerçek bir cadının hiçbir his duymuyormuş gibi davrandığı durumları anlamalıydı. Bu uygulamanın duyarsızlığından donakalmış masum bir kadın da bu durumda idam ediliyordu."
"Nadiren çocuklar da cadı olarak idam edilseler de, idam edilenlerin büyük çoğunluğu dikkat çekici derecede yaşlı ve olgun kadınlardı. Cadı resimleri onları, ileri yaşları ve doğurganlık kaybını içlerindeki kötülükler ve şeytanlıkları simgeleyen sarkık memeleriyle gösteriyor. Bu noktada cadıların, rivayete göre, insanların cinsel güç ve doğurganlık yeteneklerini yok eden büyüler yapmakla suçlandıklarını da not etmekte yarar var. Memelerinde çocuk olmayan cadıların, daha genç yaşlardaki kadınların evlatlarına kıskançlıkla baktıkları düşünülür ve çocuklara büyü yapma konusunda da sık sık suçlanırlardı. Cinsiyet ve sınıfın yanı sıra, yaş da bir kişinin cadı olup olmadığına karar verme konusunda önemli bir faktördü. Tarihçi Margaret King'in keskin kelimeleriyle Avrupa'daki cadı avı, "kadınlara karşı... erkeklerin sürdürdüğü bir savaş" anlamına geliyordu. Ki bu kadınlar çoğunlukla "fakir, eğitimsiz, sivri dilli ve yaşlı" idiler. Bu, üst kültürün kadının erotik güzelliğine gösterdiği hürmetin diğer yüzüydü."
"Erkekler kadın vücudu üzerinde sadece, erotik özlemleri nedeniyle düşünmediler; nedenler arasında kendi yaşlanma, bozulma ve ölüm korkuları da vardı. Anti-blazon, erkeklere kadınların memeleri, uylukları, dizleri, ayakları, mideleri, kalpleri ve cinsel organları aracılığıyla ölümlülüğe ilişkin bilinçdışı korkularını ifade etme olanağı verdi. Bir insanın kendi anatomisindeki çirkinlik ve bozuklukları sorgulamaktansa, kadın vücudunu parçalaması ve bu parçalarla alay etmesi çok daha iyiydi."
"Ronsard'ın meme metaforlarından çoğunu, erken dönem Fransız ve İtalyan şairlerinden devraldığı tartışılabilir. Şair, Petrarch geleneğinde birden çok kez olmak üzere, sevgilinin memesinden ısırma şansına sahip bir pireye dönüşmenin hazlarını düşünür. Bir başka yerde, Ariosto üslubunda, kadın göğsünü "süt ırmakları"nın okyanusta bir medcezir gibi gelip gittiği dünyevi bir cennet olarak düşler."
"Her zaman olduğu gibi kendi hemcinsleriyle aşk yapmak isteyen bazı kadınlar o dönemlerde de var olsa da, yukarıdaki eşler kavramını genellikle erkeklerin oluşturduğunu söylemeye gerek yok. Meraklı komşular ve çile çeken rahiplerin gözlerinden olabildiğince uzaklardaki rahibe manastırları, şatolar ve sayfiye evlerinde gizlenmiş bir gerçeklik olsa da, lezbiyen aşk Rönesans dönemi insanlarının tanımadığı bir şeydi. Bir rahibe tarafından kadın aşığı için yazılmış olan az bulunur bir şiir, modernleşme öncesi Avrupası'ndaki lezbiyen aşk ilişkisine kısa bir bakış atmamızda benzersiz bir örnek sunar: "Bana verdiğin öpücükleri hatırladığımda / Ve tatlı sözlerle benim küçük göğüslerimi nasıl okşadığını / Ölmek istiyorum, Çünkü seni göremiyorum / Yokluğuna daha fazla dayanamam / Güle güle / Beni unutma."(47) Göğsün hazlarına ilişkin verdiği özel referansıyla birlikte bu şiir, kadın yazarlar tarafından yazılmış diğer eserlerde bulunmayan açık sözlü bir yaklaşım gösteriyordu."
"İspanyol donanmasının hezimete uğratılmasından sonra Tilbury'de, askerlerine hitap ettiği 1588 tarihli konuşmasında da yaptığı gibi, dişi ve erkek tavırlarının en uç noktada bir arada nasıl olması gerektiğini iyi biliyordu Elizabeth: "Zayıf ve güçsüz bir kadın vücuduna sahip olduğumu biliyorum, ama bende bir kralın yüreği ve midesi var." Kadınsı güçsüzlüğü, erkeksi gücünün daha olağanüstü gösterilmesi için vurgulanıyordu." 89 (bu benim için epey çarpıcı oldu çünkü 8. henry'nin acımasızlığına ve kurbanlarından biri olan anne boleyn'e olan davranışlarına rağmen, anne boleyn erkek çocuk doğurmamasına rağmen tahtta ölümüne kadar, 44 yıl, hüküm sürecek bir kadın bıraktı. bu da bir karma, allahın işi, artık ne dersek diyelim, odur. elizabeth'in de annesinin kaderinden korkması mı yoksa oyunu kurallarına göre oynaması mı bilmiyorum ama kendini mümkün olduğunca güçlü göstermek için kıyafet tercihlerinde bedenini gizlemeyi, ki çok da ince bir kadınmış, daha despot bir görünüm elde etmeye çalıştığını da öğrendim ve buraya not düşüyorum.)
"Bir metresin ihtişamının bütün özelliklerini tek tek sayarak sıralamak şairin mülkiyet haklarını gözler önüne sermesine ve bunu bir erkek dinleyiciyle paylaşması nedeniyle de bir tür erkek erkeğe ilişki deneyimi yaşamasına izin veriyordu. Yüzyıllar sonra Freud'un da belirttiği gibi kadın, genellikle üçlü bir ilişki ağının oluşturduğu üçgenin tepe noktasıdır ve erkekler, kadın aracılığıyla o noktada birleşir. Böylece erkek şair (ya da ressam), kadın vücuduna saygı gösteren (ya da aşağılayan) blazon (ya da portre) vasıtasıyla erkek okuru (ya da izleyiciyi) cezbeder."
"Cadogan, meme emzirmenin "sadece uygun yöntem kullanılmadığı için" zahmetli olduğunu savunuyordu. "Emzirme doğru şekilde yapılırsa, her kadının kendi çocuğunu beslemek için birazcık memesinin güzelliğinden vazgeçmesi konusunda ikna edecek kadar zevkli olurdu". Üstelik yakın dönemlerde baba olan Cadogan, müstakbel anneleri "kocalarının kulaklarını, yumurcakların koparacağı fırtınalarla rahatsız etme gibi bir korkuları" olmaması konusunda da temin ediyordu. Çocuk bu şekilde emzirildiğinde her zaman sessiz, iyi tabiatlı olur; hep güler, oynar ve uyurdu."
"Sütannelik ve biberonla besleme uygulamalarına karşı bir mücadele başlatan Tolstoy, annelerin kendi çocuklarını emzirmesi uygulamasını, evlilik ve komüniter topluma ilişkin görüşlerinin temel dayanak noktası yaptı. Her şeyden önce çocuklarını emzirme görevi kendi karısı Sonya'ya düşüyordu. Ancak bu olay, şiddetli düellolara neden olacaktı. Sonya'nın güncelerinden, ağrılı bir meme iltihabı yaşadığını ve Tolstoy'un bu konuda hiç de hoşgörülü olmayan ısrarı olmasa meme emzirmeyi bırakacağını öğreniyoruz. Bir edebiyat tarihçisinin sözleriyle: "Tolstoy kazandı. Sonya acıya rağmen emzirmeyi sürdürdü; bu başarıyı erkeklerin, kadın vücudu üzerindeki denetimlerinin bir sembolü olarak görmemek çok güçtür."
"Psikanalistler tarafından popülerleştirilmiş olan meme tezini hatırladığımızda, bir zamanlar tek doğru olarak kabul edilmiş görüşlerin çoğuna gülebiliyoruz. Artık ne Freud'un, "çocuk, anne memesini kaybetmekten dolayı duyduğu acıyı hiçbir zaman aşamaz" şeklindeki dokunulmazlığa sahip inancını harfi harfine kabul ediyor; ne de bebeğini emzirmeye muktedir olmayan bir anneyi, patalojik "isterik" olarak adlandırıp -Freud'un hatırlanmaya değer bir olayda yaptığı gibi hipnoz seanslarıyla tedavi etmeye çalışıyoruz. Bir kişinin yaşamdaki seçimlerini yönlendiren çok sayıdaki bilinçdışı etken konusunda duyarlı olsak da, artık bilim olarak sunulan dogmatik -dayanıksız temeller üzerine inşa edilmiş- yorumlamalar tarafından kuşatılmıyoruz ve biliyoruz ki; bazen bir meme sadece bir memedir."
"Pek çok Fransız ve İngiliz korse türlerinde; sertliği sağlamak amacıyla korsenin ortasına bir kemik, tahta parçası, fildişi, boynuz ya da metal destek yerleştiriliyordu. İzleyen dört yüzyıl boyunca, geliştirilen korse biçiminlerinde de bu yöntem kullanılmaya devam etti. Uzman zanaatkârlar tarafından yapılıp, genellikle üzerlerine aşk dolu mısralar yazılan ve korseyi dik tutma görevini üstlenen balenlerin kendileri de erotik bir nesneye dönüşecek; kadınların yatak odalarına ilişkin yazılan şiirlere ve halk arasında kullanılan jestlere konu olacaktı. Korsenin ana desteği olan baleni çekip, bir flört biçimi olarak onunla jestler yapmak, cesur bir hareket olarak değerlendiriliyordu."
"Flaman bir rahip, Kanser ya da Kadınların Memelerinin Örtülmesi (1635) başlığını taşıyan iğrenç kitapçığında, memelerin teşhiri ve göğüs kanseri arasında ilişki kurmaya çalışıyordu. 1686 yılında yayınlanan Almanca bir kitapçık da şıpsevdi erkekleri, "çıplak memeleriyle tüm şeytanî şehvet duygularının ateşleyicisi olan genç kadınlardan" gelebilecek tehlikelere karşı dikkatli olmaları konusunda uyarıyordu. ("Des Fra- uenzimmers blosse Brüste / Ein Zünder aller bösen Lüste") 1676'dan 1689'a kadar Papalık yapan XI. Innocent, kadınları göğüsleri, omuzları ve kollarını şeffaf olmayan örtülerle kapamamaları halinde kiliseden aforoz etmekle tehdit etmeye kadar gidecekti.
Kadınlar, küçük göğüsler moda olduğunda memelerini küçük ve biçimli tutmak için eczacıların hayal güçleriyle yarattıkları ürünler ve reçetelere başvurdu. I. Charles'ın saltanat dönemi (1625-1649) İngilteresindeki gibi iri memeler moda olduğunda ise, gezgin satıcılar memeleri büyütmeye yarayan losyonlar, merhemler ve kremlerle donandı."
"Bu konferanslar serisinin son konuşmacısı olan öğretmen ve deneme yazarı Abba Goold Woolson, sağlık konusundaki bu eleştirileri, bir yüzyıl sonrasının büyük Amerikan feminizm hareketi dalgasını önceleyen, siyasi bir manifesto şeklinde genişletti. "Eğitimli, girişimci, başarma arzusu içindeki" yeni kadınlardan söz etti. Bu kadınlar çalışmak, dikkatleri üzerlerinde toplamak, ama yaşamdan da zevk almak üzere yaratılmışlardı. Sadece başkaları için değil kendileri için de yaşıyorlardı ve kendilerine, en çok kendi gereksinimlerini karşılama konusunda dürüst davrandıkları sürece yardım edebilirlerdi."184
"Sadece bir eş, bir anne, bir öğretmen olarak değil; her şeyden önce, bir kadın olarak varım ve kendim için yaşama hakkına sahibim."
"Eğer kadınların göğüsleri bir utanç perdesi ardına gizlenmemiş olsa ya da müstehcen ve günahkâr olarak görülmese Madison Avenue'daki pornograficiler, filmler ve televizyon memelerin teşhirinden kâr sağlamayı nasıl sürdürür?
Bizler vücudumuzun mide bulandırıcı reklamlar, güzellik yarışmaları, pornografiler, üstsüz barlar, peep şovlara ait olduğu varsayımına 'hayır' diyoruz.
Bizler en doğal hakımız olan kendi vücudumuzu yönetme hakkımızı geri istiyoruz."
"Kadınlar, sevişmenin verdiği hazlardan meme kanserine kadar, göğüslerinin kendilerinde uyandırdığı her türlü duyguyu bir araya getirmeye başladılar. Henüz özgürleşmiş olmanın verdiği ürkek cesaretle memeleri üzerinde sahip oldukları edebi hakları talep ettiler."