Sherlock Holmes insanları o kadar etkisi altına almıştır ki, hayali bir karakter olmasına ve hatta yaşamış olsa bile, ölümünden yüz yıl geçmiş olmasına karşın dünyanın birçok yerinden 221 Baker Street Londra adresine hala mektuplar postalanmaktadır.
Sherlock'un en beğenilen tarafı; ipuçlarını büyük bir hız ve zekâyla bir araya getirmesi ve araştırmaları doğrultusunda elde ettiği verilerden önemli sonuçlar çıkarmasıdır. Hiçbir zaman yanılmaz ve normal insanların şöyle bir bakıp geçtiği ayrıntılara bakar ve görür.
Hikayelerdeki sıra dışı olaylar, insanı hayrete düşürüp ilk sayfadan son sayfaya doğru heyecanı git gide artıyor. “Ölümün Sesi”, bir çırpıda okunacak derecede okuru içine çekiyor.
Bu kitap ile yaşamın bizim algıladığımızdan farklı olabileceği gerçeği ile yüzleşeceksiniz.
Sir Arthur Ignatius Conan Doyle was a Scottish writer and physician. He created the character Sherlock Holmes in 1887 for A Study in Scarlet, the first of four novels and fifty-six short stories about Holmes and Dr. Watson. The Sherlock Holmes stories are milestones in the field of crime fiction.
Doyle was a prolific writer. In addition to the Holmes stories, his works include fantasy and science fiction stories about Professor Challenger, and humorous stories about the Napoleonic soldier Brigadier Gerard, as well as plays, romances, poetry, non-fiction, and historical novels. One of Doyle's early short stories, "J. Habakuk Jephson's Statement" (1884), helped to popularise the mystery of the brigantine Mary Celeste, found drifting at sea with no crew member aboard.
Kitaba üç yıldızı vermiş olmam tamamen Sir Arthur Conan Doyle'un dünyamıza kattığı müthiş karakter olan Sherlock Holmes'un maceralarının güzelliğindendir. Hiç bir şekilde kusur görmediğim mükemmel hikayelerine, tanımlarken kullandığımdan başka kelimeler yakıştıramadığım için asıl meseleye geliyorum.
Bu yorumu yazmak için, bir yaz tatilinde uygun fiyatla görüp aldığım Tutku yayınlarının basmış olduğu Sherlock Holmes serisinin tamamını okumayı beklemiştim. Fakat burada yazılan yorumları gördüğümde çıkarımlarımda haklı olduğum sonucuna vardığım için bu bekleyişi uzatmanın bir manası yok, kaldı ki şu an okumadığım -muhtemelen bir iki hafta bitecek - üç adet kitabı kaldı.
Öncelikle ülkemizde kitap fiyatlarının fahiş olduğunu söylememe gerek olduğunu düşünmüyorum. Bir yabancı dil öğrencisi ve İngilizce öğretmeni olarak, yurtdışından aldığım orjinal baskı fiyatlarıyla çeviriler arasındaki fiyat farkını birinci elden deneyimlemiş bir insanım. Kaldı ki herşeyin dijital olduğu bu çağda, ne kadar bir kitabı elimde tutmanın verdiği heyecanı kaybetmek istemesem de, e-book fiyatlarının baskı fiyatlarından daha düşük olduğunu kabul ederek bu furyaya ben de katılmış bulunuyorum. Bu yüzden şu hayattaki bir kaç zevkimden biri olan kitap okumayı bile bütçeme göre ayarlamak zorundayım ki, en çok da öğrenciler benimle bu hissi paylaşacaktır. Kitap okumayı seven ve benim gibi bazı eserleri orjinal dilinde okuyan okurlar fiyat farklarını mutlaka farketmişlerdir. Çeviri piyasasına çok olmasa da ucundan kıyısından girmiş bir insan olarak ve üniversitedeki mütercim & tercümanlık mezunu hocalarımın, öğretim görevlilerinin, asistanların ağzından bizzat duymuş biri olarak bu fahiş fiyatlara sahip rakamlı kitapların -bir kaç istisna hariç- çevirilerinde çalışan çevirmenlerin aldıkları ücretin komik bir rakam olduğunu söylediğimde düzenli okurlar buna şaşırmayacaktır.
Asıl konuya geleyim; bu kadar fahiş fiyatlarla kitap satılan bir ülkede tabii ki Sherlock Holmes serisini ucuz bir fiyata gördüğünüzde içinizden hemen bu kitaplara kütüphanenizde yer açmak gelecek. YANILIYORSUNUZ. Zira Tutku Yayınlarına ait bu Sherlock Holmes versiyonları tam anlamıyla REZALET. GİDİP DE BU KİTAPLARA PARA VERMEYİN VE BAŞKA YAYINLARIN KİTABINI ALIN.
Öncelikle editör muhtemelen kitap okumayı seven bir lise öğrencisinin çıkaracağından daha kötü bir iş çıkarmış. 4 kitabı okumak bunu anlamama yetti de arttı bile. Füsun DİKMEN denen kişi artık kim ise, buradan kendisine söylemek istiyorum ki -yayın evine mail atmayı düşünüyorum, ki ana merkezi de Ankara'da imiş, küçük bir ziyarette bulunulabilir- "BEN BU KADAR UYDURUK, SALLAPATİ, YALAP ŞALAP YAPILMIŞ İŞ GÖRMEDİM GÜZEL KARDEŞİM." Bir kere hiç bir hikaye kronolojik sıralamsında değil. Kitaplar numaralı olmasın hadi, bu affedilebilir bir şey. İlk okuduğum kitap olan Ölümün Sesi'ni okurken kafam karışmasa ben de farketmeyecektim Allah için. Neden sonra hikayede geçen tarihlerde bir düzensizlik olduğunu anlayıp elimdeki dijital kopyalara ve internet kaynaklarına başvurduğumda hikayelerin kronolojik sıralamadan bir hayli uzak olduğunu gördüm. Kendime göre bir sıralama oluşturup okumaya başladım kitapları daha sonra. "Amaaan ne önemi var." diyebilirsiniz, şu kadar söyleyeyim; okuduğunuz hikayeler toplamı olan bir kitapta, ilk okuduğunuz hikayenin son yayınlanan olduğunu ve karakterin daha kitabın başında öldüğünü görmenin nasıl bir saçmalık olduğunu hayal edebilir misiniz? Hah bu kitaplardaki sıralama gerçek anlamda böyle. Onu da geçtim, o kadar çok typo hatası var ki insanı çileden çıkartır. İmlâ yanlışlarından bahsetmiyorum, keşke yanlışlar olsa. Yine de çileden çıkardınız gerçi çünkü okurken insanın başını ağrıtacak kadar çok. Edit= SIFIR. Dizgi ve düzenleme = SIFIR. Dipnot falan zaten hak getire ara ki bulasın köşesine yıldız konulmuş bir cümlenin açıklamasını. Utanmadan, yaşıma başıma bakmadan iddia ediyorum ki; şu hikaye serisini al düzenle baskıya hazırla deseler YATTIĞIM YERDEN SIFIR HATASIZ İŞ ÇIKARIRDIM.
Sonra bir de çeviri. Az evvel elimde tuttuğum Ölümle Randevu kitabının bile daha ilk yirmi sayfasında bir sürü dizgi hatasıyla karşılaştığımda bugüne kadar neden yapmadığımı merak ettiğim bir şeyi yapıp editör ve çevirmen kimmiş diye baktım. FÜSUN DİKMEN. Sonra gidip diğer kitaplara baktım ve okurken bende çeviride şüphe uyandırmamış kitaplardaki hikayelerin çok uzun olduğunu ve sadece bu kitapların çevirilerinin farklı insanlar tarafından yapıldığını; bütün kitapların bu hanımefendi tarafından düzenlendiğini farkettim. O anda tabiri caizse kafamda ampul belirdi desem yeridir.
Çeviriden şüohe duymam kitaptaki şu cümleleri okumamla vuku buldu,
*"Evet, öyle Watson. Acınası ve zararsız biri. Zaten hayat da böyle değil midir? Acımasız ve beyhude! Talih alnımıza yazılmıştır. Bazen yıldızlarla burçlarla uğraşırız. Sonunda ne geçer elimize peki? bir gölge ya da gölgeden kötüsü: sefalet!"
İlk başta okuyup geçtiğim bu satırlar daha bir dakika olmadan aklımı kurcalamaya başlamıştı. Sevgili dostlarım; Sherlock Holmes'ten bahsediyoruz! Adam iflah olmaz bir düşünür, filozof, çılgın ve kokain bağımlısı bir dahi! Dini bütün bir karakterle karşıya olduğumuzu hiç zannetmiyorum! Sherlock Holmes gibi bir karakter neden "Talih alnımıza yazılmıştır." gibi komik, kişiliğine absürdlük derecesinde ters bir laf etsindi ki? Tabii ki de hemen oturup bilgisayarımın başına hikayenin orjinal metninde aynı yeri buldum ve voila! Düşüncemin yazılı kanıtı karşımda duruyordu. Şimdi size orjinal metindeki aynı cümleleri ODTÜ'DE İngilizce Öğretmenliği eğitimim esnasında mütercim tercümanlık mezunu ve çevirmen olan öğretmenimden edindiğim azıcık tercüme bilgimle çevirip aktarayım;
*"Aynen öyle Watson. Acıklı ve beyhude. Fakat zaten bütün yaşam da acıklı ve beyhude değil midir? Bu adamın öyküsü bütündeki küçücük bir evren değil midir(bütünün küçük bir örneği değil midir)? Uzanırız. Kavrarız. Peki en sonunda ellerimizde ne kalmıştır dersin? Bir gölge - ya da gölgeden de kötüsü; sefalet(ızdırap)!
Şu cümleleri gördükten sonra kitapların çevirisine ve böyle alakasız bir çeviri yapan çevirmene zerre itimadım kalmadı. Kaldı ki bu bayanın çevirdiği kitapların küçük hikayelerden oluşuyor olması ve bende devamlı orjinale bakma isteği uyandırması(şu an not almadığım bir kaç çeviri hatası daha buldum) da bende "Acaba çeviri şirketlerinin yaptığı gibi üniversite öğrencisi, hazırlık öğrencisi birini bulup mu çevirttiler?" şeklinde bir izlenim uyandırdı. Yine söyleyeceğim, sınırlı çeviri bilgim ve daha çok gelişmesini düşündüğüm edebiyat çevirimle dahi yattığım yerden daha iyi bir iş çıkarırdım.
Ne diyebilirim ki. Bir yayınevi sahibi olsam ve yayınevimin bünyesinde böyle şaheserlerin hatalarla dolu, rezil bir şekilde çevrildiğini, düzenlendiğini ve basıldığını öğrensem, bu yüzden bütün forumlarda, sözlüklerde benim yayınevimden basılmış bu kitaplardan uzak durulması gerektiğini (ki başka kitaplar hakkında da Tutku Yayınlarından uzak durulması gerektiği uyarıları var) bunun sorumlusunun eşyalarını bir kutuya toplayıp eline verir derhal işine son verirdim.
En basit bir gönderi yorumunda bile imlâya ve düzene önem veren biri olarak son söyleyebileceğim: hadi çeviriyi, kronolojiyi geçeyim, bunlardan zerre anlamayan bir insan olayım; iki noktalama işaretini dahi doğru yerine koyup basamadıktan sonra neyleyim bastığınız kitabı, neyleyim öyle yayınevini! Olsanız ne olur olmasanız ne olur.
Sherlock'un zekasının yer aldığı her şey harika oluyor gerçekten... Hayranlıkla okuduğum ve okuyup anladığım her detayın beni mutlu ettiği bir kitaptı. İnsan bir süre sonra etrafta her detayda bir bit yeniği arar hale gelse de sevdiğim bir durum olduğundan hoşuma gitti diyebilirim 😂❤️