Halide Edip'in yaşamının ilk yarısını anlattığı Mor Salkımlı Ev, Halide Edip sevgimi bir kez daha yükselten bir kitap oldu. Anı okumak hep keyifli ama ben bu kitabı (arada anıların çağrışımıyla akış bozulup kafa karışsa da)okurken çok zevk aldım.
İstanbulla özdeş mor salkımlı bir evde başlayan bir hayat, istibdat dönemine büyüyen bir çocuk, kızıl padişahtan ve onu anıştıran her şeyden nefret eden bir genç kız ve 1908 Devrimi'ne tanıklık eden, dönemin bütün kritik olaylarını yakından izleyen, hatta bizzat içinde olan bir genç kadınının ve tabi çökmekte olan bir devletin öyküsü. Edip'in ömrü boyunca ulaşmaya çalıştığı Doğu -Batı sentezi meselesinin nereden beslendiğini anlamak ve romanlarına, öykülerine giden yolu izlemek için de çok keyifli bir anı kitabı.
Bütün romanlarında öyle ya da böyle anlattığı Doğu-Batı meselesine dair Yeni Turan üzerine yazdığı not ise Edip'in düşüncesini iyice anlamamı sağladı. Yayımlandığı zaman yabancı basın tarafından çokca eleştirilen ve ITC'nin taşkın milliyetçiliğinin tezahürü olarak algılanan Yeni Turan için şöyle yazmış:
"1926'da Chattam House'da Türkiye 'ye ait yazıları gözden geçirirken nihayet İngilizlerin bu eserin siyasi bir Panturanizm olmadığını ifade eden pasajlara tesadüf ettim."
"Yeni Turan hiç şüphesiz bir ütopya idi ve her ütopya gibi tahakkuk ettirilmesi mümkün olmayan gayeleri vardı. Liberal ve demokratik Türkiye, emek ve sadeliğe doğru giden idare sisteminde şovenliğe yer vermeyen, Yakın Şark'da bir nevi birleşmiş milletler şeklini istihdaf eden bir Türkiye bu kitabın baş gayesi idi. Tabii aşk hikayesi, sırf roman olsun diye oraya sokulmuştur."
Kitapta ilginç, hoş anektotlar da var. Seviye Talip'i tifoya yakalanan oğlunun başını beklerken yazması ya da Trablusgarp'ın İtalyanlar tarafından işgal edilmesi sonrasında başlayan İtalyan boykotunun, Handan romanında bir karakterin Verdi'den bir hava çalması sonrasında Selanik'ten sert eleştiri mektupları gelmesine kadar uzanması gibi. Bu arada bu boykot meselesinin ilk yerli fes fabrikasının açılmasına sebebiyet verdiğini de vesileyle kitaptan öğrendim. Bosna Hersek'in Avusturya tarafından ilhak edilmesi sonrasında boykot edilen mallar arasında fesler de varmış. Zira o dönem fesler genellikle Avusturya malı imiş ve bu ilhak sonrasında herkes fes yerine yerli başlıklar giymeye başlamış.
Edip, çökmekte olan bir devletin son günlerine tanıklık ederken, tarih derslerinde Balkan devletlerinin birbiri ardına bağımsızlık elde ettiği söylenerek hızlıca söz edilip geçilen Balkan Savaşlarını da anlatıyor. Bölgenin çözülüşünü, ilk Balkan muhacirlerini ve İstanbul'u etkisi alan korkuyu çok açık biçimde görüyorsunuz.
Dönemin ilk kadın derneği, Teal-i Nisvan Cemiyeti'ni de yine bu savaşı anlatırken öğrendim. Fikri gelişim gayesiyle kurulan cemiyetin üyeleri Balkan Harbi sırasında dernek binasını küçük bir hastaneye çevirerek burada hastabakıcı olarak çalışmış.
"Buraya sadece neferleri alıyorduk. Çünkü Türk kadınının bu nevi hastabakıcılığı ilk defa o günlerde başlıyordu. En küçük dedikodu en büyük skandala yol açabilirdi."
Kitabın sonlarına doğru son dönemlerde ismini daha sık duyar olduğumuz Gomitas Vartabet'le olan tanışmasını da anlatıyor. Gomitas ismini görünce de pek sevindim.
"O salonda meşhur bir Ermeni bestekar ve piyanist olan Komitas Vartabet adlı bir papazı da dinledim."
"Mamafih Komitas bizim memleketin mahsulü idi. Eski Gregoryen musikinin ait parçalar topladığı gibi, yıllarca Anadolu'daki halk türkülerini de toplamıştı. Uzun rahip cübbesi, tamamen Anadolu manasını taşıyan esmer, sakin yüzü ve yine Anadolu'ya mahsus hüznü ve daima garip bir hasret ifade eden siyah gözlerini görür, sesinin o kudretli ahengini işitirseniz derhal Anadolu halk musikisi ile karşılaşırsınız."
Kitapta Osmanlı son dönem icraatlarını okurken cumhuriyet sonrası döneme sirayet eden kurumların da hikayesini görmek mümkün. Çöken bir devletin ömrü çeşitli izm'lerle uzatılmaya çalışılırken, dönemin milliyetçi düşünürlerinin evi Türk Ocağı da kitapta kendine yer bulmuş.
"Bu yıllarda Türk Ocağı kürsüsü, her nevi nutuklara ve hitaplara açık. Salonunda da kültürümüzü yükseltecek oyunlar ve konserler verilirdi. Kadın ve erkek beraber iç salonda oyun seyretmeleri yahut nutuk dinlemeleri en evvel Türk Ocağı'nda başladı. Ocak gençlerinin temkini ve dürüstlüğü sayesinde bu yenilik hiçbir tenkidi mucib olmadı. Bir sene zarfında bu o kadar tabiileşti ki, bu erkek ve kadın dinleyici kitlesine ilk defa olarak kadınlar da hitap edebiliyordu."
Uzunca yazdım ama bir devletin kuruluşuna giden çöküş dönemini anlamak için şahane bir kitap. İyi ki pas geçmeyip okumuşum. Ama tabi şöyle de bir sorun ortaya çıktı. II. Meşrutiyet, İttihat Terakki, dönem paşalarının anıları derken zaten yüklü olan okuma listesi iyice kabardı. Hayırlısı diyelim.