Şimdi prensim, şurada 50 yıldır yüz yüze bakıyoruz. Daha beni söyletmeyin yok Atlantistir, yok sandallı ayağının altında ezecektir falan. Biliyorsunuz mevzuyu. Ama yine de şunu bilin ki prensim, efsanelerde Anlatıldığına göre bütün Akilonyanın altının silme spor salonudur ve protein tozu karneyle dağıtılmaktadır. Balıkçıların bile kavun gibi kol kasına sahip olduğu, karnından baklava fışkırmayanın dövüldüğü, tüm kültürlerin donla gezdiği bir çağda geçen maceralarda şöyle olur, böyle olur.
Dark Horse'un 70'lerden başlayarak, Conan hikayelerini toplandığı Savage Sword of Conan serisinin ilk cildi pek hızlı başlıyor. Kitap Marmara Çizgi tarafından ikiye bölünerek yayınlanmış. Haliyle bu yorumu yazdığım volume 1'in bizdeki karşılığı Barbar Conan'ın Vahşi Kılıcı cilt 1 ve cilt 2 oluyor.
Sağ baştan say!:
Bız Devinin Kızı - Barry Smith (1973): İlk hikaye, pek sevmediğim bir Conan çizerin olan Barry Windsor Smith elinden çıkmış. Smith 71'de best new talent ödülü almış, heyecanlı bir genç o yıllarda. 21 yaşındayken Marvel'in John Buscema'yı pahalı bulmasıyla şans tanınmış bir çizer. Sevenleri daha çok korsan zamanı ile hatırlar kendisini (bkz: Amra). Hikaye ise orijinal R.E.Howard hikayelerinden uyarlama. Haliyle kitaplardaki Conan'a oldukça yakın ama hayli kısa bir başlangıç.
Kızıl Çiviler - Barry Smith (1973): Üç bölümlük Kızıl Çiviler ilk hikayeden açık ara daha kaliteli. Smith'in özellikle yüz çizimleri beni yine rahatsız ediyor ama kendini okutan bir macera olduğu için bir süre sonra alışıyor insan.
Karanlık Tanrının Gecesi - Gil Kane (1974): Gil Kane Conanının hödük bir güzelliği var. Hikayeye yakıştırıyorum ben. Genç Conan'ın köyünü yağmalayanların peşine düştüğü orijin uyarlamalarından biri
Karanlıkta Yaşayan - Barry Smith (1974): "Yine Barry ama kısa ve eğlenceli bir hikaye. Sivri surat Conan çok göze batmıyor burada ama "Bunlar amatörü eğlendirir," diye okuyoruz. Kahramanımız zindanlara, dehlizlere neyin düşüyor ve bilin bakalım bulduğu şey nerede, ne yapıyor?
Kafatası Nehri'nin Sırrı - Jim Starlin (1974): "Ay meme görücem galiba," diye aşırı gaza gelen Conan'ın dev tokatladığı (lol, gerçekten dev tokatlamak, kötü kelime şakası değil) üzerine vazife olmayan işlere karıştığı, milletin tavuğuna kışt dediği dandik bir hikaye. Jim Starlin'in de hayli kötü, aptal aptal hatalar içeren, can sıkıcı çizimleriyle birleşince bitse de gitsek diyorsun. Ergen liseli çocuk defteri bulmak gibi, evlerden ırak olsun!
Ölmeyen Adamın Laneti - John Buscema (1974): Nihayet kavuşuyoruz Buscema'ya, Hikaye de Red Sonja'lı isabet, amman sabahlar olmasın. Yine durduk yere belaya bulaşıyorlar, campaign arası geçişlerde oynatılan mini maceralar gibi Sword & Sorcery muhabbetleri pek seviyorum ben. Sayfalar arasından kayıp giden çocukluğuma dalarcasına güzel.
Kara Dev- John Buscema (1974): Yine Buscema. Artık genel bir plot oluştuğunu, hikayelerin çok güçlü olmasa da devamlılığa sahip olmaya başladığını da görüyoruz. Hikaye de elbette bir edebiyat şaheseri değil ama bir tık daha dikkatli yazılmış. İblsli, büyücülü, kraliçeli, askerli akıp gidiyor.
Ay Tanrısı'nın Dağında Jim Starlin (1974): Starlin ile devam. Biraz üslubuna alıştığımdan, biraz da artık daha özenli çalıştığından çok canımı sıkmayan çizimler (ancak hala en fazla "tahammül ediyor," ve "Keşke hepsini Buscema çizseydi." diye düşünüyorum) ile devam ediyor hikaye yeni macerasıyla. Zayıf politik gerilim, lüzumsuz cinsel çekim ve bölüm sonu boss'u, bildiğin Conan işte hah!
Zirvenin Şeytanları - Tony De Zunga (1974): Bir sonraki öykünün çizimleri az tanıdığım bir isimden. Tony De Zunga hakkında karışık hislere sahibim. Aslında bana hitap etmiyor, kimi panelleri de son derece atıl duruyor. Ama ara sıra o kadar iyi portreler çıkıyor ki şaşırıyor insan. Keşke biraz daha stabil çalışabilseymiş. İleride daha iyi örneklerini göreceğiz diye tahmin ediyorum.
Ay Işığındaki Demir Gölgeler - John Buscema (1975): İlk yarının son hikayesi (Türkçe baskıda da ilk kitabın sonu) yine Bir Buscema çizimi ama çinilemede bazı sorunlar yaşanmış (Alfedo Alcala) ve kimi can sıkıcı görseller ortaya çıkmış maalesef. Hikaye, tam mid-level one shot D&D senaryosu gibi, tam kararında. Öyle ki alıp 3-4 saat üzerinde uğraşsam, biraz NPC, bir iki pre-planned macera kancası eklesem, oynatmaya hazır modül haline getiririm. Savaş sonrası katliamdan kurtulmuş olan Conan, bir kadını düşman subaylarından birinin tecavüzünden kurtarır. beraber gizemli olayların yaşandığı, korsanların da uğrak yeri olan bir adaya sığınırlar ve olaylar gelişir.
Bir Cadı Doğacak - John Buscema (1975): İkinci bölüme Buscema ile başlıyoruz. 7 bölümlük hikaye her şeyden biraz içeren, muhafız Yüzbaşısı Conan'ın ihanete uğradığı, kraliçenin kötü ikiz kardeşinin ortaya çıktığı, ihanetli, intikamlı, klişe dolu ama tam da bu yüzden çok eğlenceli bir hikaye. Çöl haydutluğu döneminin de başlangıcı pek ünlü macera, insanı alıp geçmişe geri götüren Klasik Conan hikayelerinden biri. Biraz Ray Bradbury'nin Something Wicked this Way Comes'ın önsözünde bahsettiği yazları hatırlatıyor. 90ların, her şeyin çok uzakta olduğu o uzun, çok uzun Temmuz günlerinin kokusunu taşıyor sanki.
Kumların Altında Uyuyan - Sonny Trinidad (1975): Conan yeni çöl kariyerinde ilerlerken, kendini Lovecraftvari bir kozmik korku macerasının ortasında buluyor. Uyuyan isimsiz dehşetiyle, kültistleriyle, dünyanın kendi dinamikleriyle tam bir Mitos macerası. Çizer Trinidad'ın her ne kadar yaratık tasarımından pek hoşlanmadıysam da -ki bu kitabıyla, oyunuyla, müziğiyle, çizimiyle, tabletop RPG'siyle çok fazla medyada çok ama çok fazla Lovecraftian materyal tüketmiş/üretmiş olmamla ilintili olabilir: beklentilerim yüksek- karakter çizimlerini gayet beğeniyorum. Conan'a ayrı bir hava, ayrı bir karizma katıyor.
Karanlığın Halkı - Alex Ninno (1975): Çöl macerasına biraz ara veriyoruz ve kıskançlığın güdümlediği cinai bir kararlılıkla Richard Brent'in peşinden giden Jim O'Brian adlı bir adamın hikayesini okuyor ve kafa travmasıyla Kimmeryalı bir savaşçı olduğuna dair hayallerine tanık oluyoruz. Meraklısının çok sevdiği bir hikaye anlatma biçimine çizer olarak Alex Ninno eşlik ediyor. Açıkçası çok sevmiyorum Ninno'nun çizgilerini ama bu hikayeye yakışmış gibi geliyor bana. Çinileme tarafı ise biraz zayıf. Hikaye çok iyi kurgulanmış değil, basit ama tatlı fakat asıl önemlisi bana Michael Moorcock'un Eternal Champions serisini hatırlattı ve başta Elric olmak üzere, yoğun biçimde tekrar Moorcock okuma isteği yarattı.
Zamanın Merkezindeki Tapınak - John Buscema (1975): ve Yine çöle geri dönüyoruz, bu sefer Buscema ile. Muhafız yüzbaşılığından umduğunu bulamayan Conan, çöl haydutluğu kariyerine devam ediyor. Belli ki çöl sıkıcı bir yer, bizimkisi de rahat duramıyorum, "vay efendim neden artık yağmalardan eskisi gibi olmuyor", "kesiyoruz kesiyoruz hep mavi item düşüyor" gibi boktan boktan nedenlerle olay çıkarıyor. Zaten zor şartlarda elden geldiğince bilim yapmaya çalışan dönemin alim sınıfına tebelleş oluyor, siyasal islam gibi çöküyor milletin üstüne arsız herif.
Sonsuzluk Şişesi - Tim Conrad (1975): Geldik kitabın çirkin kısımlarına. gelecek iki hikaye ile birlikte, kitabın en dandik hikayelerinden biri bu. Çizimlerinden o kadar nefret ettim ki hızlı hızlı okudum zaten. Mütemadiyen anatomik hatalar Tim'in dandik kağıt israfını acele değil ama çabuk çabuk geçiyorum.
Stygia'ya Karşı Korsan Gemileri - Gil Kane & Young Montano (1975): Yine kötü çizimler, "Editörünüz falan yok muydu lan sizin?" diye bağırır mı bir insan elindeki kitaba? Gil Kane sayesinde bağırıyormuş işte demek. Tutarsız da bir adam Gil, arka arkaya inanılmaz dandiklikte 10 panel sonra, muhteşem bir portre falan çizebiliyor herif. Neydi derdi acaba, neyse. Hikaye Kral Conan döneminden ve Kimmeryanın gülü, eski korsan arkadaşlarını esir olarak buluyor. Esirlerden biri "biz hepimiz senin için ölürüüz Amraa! Ama kişiliğimiz olmadığı, tam da güzel yazılamadığımız için, hepimiz adına sembolik olarak hep ben konuşucaaam, bana denizdeki kölelerin kolektif bilinci adam diyebilirsin Amraaa" diye bağırıyor. Arada siyahlar, kara derililer falan diye hitaplar giderek sertleşiyor falan filan. Şahsen zaman zaman tek kaşım havada baktım kitaba, "70ler öyleyse demek..." diye kapattım sonra.
Kimmeryalı Conan'ın Ölüm Şarkısı - Jess Jodloman (1975): Bu da Lin Carter'ın bir şiirinin uyarlaması. Tek sorun, çizer Jess Jodloman'ın matematik dersinde sıkıntıdan infilak etmek üzere olan arka sıradaki sözelci oğlanın defterine çiziktirdiği Conan kalitesindeki görselleri.
Kedi Tanrıça'nın Laneti - Pablo Marcos (1975): Nihayet dandiklikten biraz olsun kurtuluyoruz. Klasik bir cursed item hikayesi ki bayılırım. Çizimler de üzmüyor. Yine kararında, yine klişeden doğan güzellik var.
Fatih Conan - John Buscema (1976): Ve son hikaye Buscema çizgileriyle. Stygia'ya Karşı Korsan Gemileri'nin sonundan devam ediyoruz. Donunun üzerine ekstra bir de havlu sararak kimliğini gizleyen, büyük kılık değiştirme üstadı olan Conan Sets rahiplerinin mekanına sızıyor ve Ahriman'ın Kalbi etrafında şekilleniyor hikaye. Akılsızlıkları, göz devirme noktaları elbette var ki Conan'ı muhteşem mantık silsilesindeki olaylar veya inanılmaz akıllıca kurguları yüzünden seviyor da değiliz hoş. Ama İlkel çağların yenilmez savaşçısı adını taşıyacak bir hikaye.
Bütünü itibariyle güzel bir (veya iki) kitap. Arada bazı sıkıcı hikayeler olsa da, kimi dandik çizimlere maruz kalsak da sonuçta o pırıltıyı taşıyor. Ben vol 2 ile devam ediyorum yola. Sizin de canınız sırtınızı sağlam bir duvara verip, canınızı pahalıya satmayı" çekerse, çekinmeyin gelin. Başta biraz soğuk ama girince hemen alışıyorsunuz.