Herkesten çok da Obama teşekkür üstüne teşekkür etti, biliyor musun?! Niye mi? Belli değil mi, niye olduğu?! Genç adamın en büyük korkusu, iktidarının fare doğurması. Dakka bir, gol bir, Gazze de dikildi mi, karşısına?! Bakar mısın, kör talihe?! Bu saatten sonra da kim yutar, yok Hamas terör örgütüydü de, yok İsrail’in Gazze katliamı meşru müdafaaydı da şeklindeki lafazanlıkları?! Ben sana söyleyeyim: Miss “Mommy! Who is doing this to us?” Mc Kee, bile yutmaz! Endonezya’da büyüdü Hüseyin, kimsenin yutmayacağını, o çocukluğundan beri biliyor. American citizens’e gerçekleri anlatabilmesine bağlı olduğunu da biliyor.
Alev Alatli was born in 1944 in Izmir, Turkey. After finishing her high school education in Tokyo she went on to gain an undergraduate degree in Economy and Statistics at the prestigious Middle East Technical University in Turkey. After gaining a Fulbright scholarship, she traveled to America and attended the Vanderbilt University in Nashville, Tennessee where she completed her MA degree in Economics. After this Alatli undertook a Doctorate in Philosophy at Dartmouth College, New Hampshire. Her research interests spread to Religion, religious thoughts and the history of civilisation.
In 1974 she returned to Turkey as a lecturer and an economist for the government. Alatli has also served as co-researcher at California Berkeley University looking at psycholinguistics.
Alev Alatlı (d. 1944, İzmir) Türk yazardır. Liseyi Tokyo, Japonya’da okudu. Ekonomi & İstatistik lisansını ODTÜ, Ekonomi ve Ekonometri Yüksek Lisansını Fulbright bursu ile gittiği ABD, Vanderbilt Üniversitesinden (Nashville, Tennessee) aldı. Bunu takiben, felsefe öğrenimine başlayan Alatlı doktora çalışmalarını New Hampshire, Dartmouth College’de sürdürdü. İlahiyat, Düşünce ve Medeniyet Tarihi üzerinde yoğunlaştı. 1974’de Türkiye’ye döndü, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde öğretim görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı'nda kıdemli ekonomist olarak çalıştı. California Üniversitesi (Berkeley) ile ortak psiko-dilbilim çalışmaları yürüttü. Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde Bizim English dergisini çıkaran Alatlı, daha sonra Türk Yazarlar Kooperatifinde (YAZKO) başkan yardımcısı olarak görev aldı.
“Hollywood perdesinde kadın, yalnızca bir görüntüdür; gençliği, güzelliği ve cazibesiyle bir aksesuar gibi kullanılır. Kendi hikâyesi yoktur, sadece erkeğin arzularını ve hayallerini yansıtır. O, izlenmek ve tüketilmek için vardır; düşünmek ya da karar vermek için değil. Kadın, birey olmaktan çok, bakılan ve tüketilen bir şeye dönüştürülmüştür. Sinema perdesinde güzellik, cinsellik ve çekicilik; kimliğin, iradenin ve düşüncenin önüne geçmiştir.
Erkek yıldızlar, ‘tall, dark and handsome’ idealine göre biçimlendirilir; zeki, güçlü ve yenilmez kahramanlar olarak sahnededirler. Ancak bu imaj, gerçek bir insanın karmaşıklığını siler; onları mitolojik bir kalıba hapseder ve duygusuz bir kukla haline getirir. Hollywood’un sunduğu erkek figürü, gerçeklikle bağını koparmış bir mitos. Güçlü, yakışıklı ve yenilmez. Erkek de bu imajla eziliyor, insan olmayı unutuyor.
Siyahilerin sinemadaki rolleri, varoluşsal gerçekliklerinden ziyade beyaz egemen söylemi destekleyen simgeler haline gelir. Mammy ve Aunt Jemima gibi figürler de bu süreçte araçsallaştırılmış, kimliksizleştirilmiş ve mitleştirilmiş temsillerdir.
Mammy, kara derili kadınların ikonografı olur. Yani? Yani, beyaz kadın, kariyer edinir, iktidarını eril sahaya taşırken, annelik işlerini delege ettiği kara derili kadın çocuk bakacak, ev temizliği yapacaktır. Kocalarının hayırsız, serseriler olduğu şeklindeki bilgi bir biçimde nakledilir. Uşak ruhlu bir zenci ki, sadakati beyazlaradır. Her türlü yalakalığı yapar, çıkarlarını korur. Mammy, siyahları bugün bile rencide eden bir ideagraftır ama ne gam?
Hollywood, zenci kadınlara devasa bedenler, anaçlık gibi la-cinsel bir imaj öngörmüş, su perisi misali incecik, ideal kadının temsilcisi beyazların karşısına yerleştirmiştir. Diğer bir deyişle, harem ağalarının dişi versiyonları, Mammy’ler. Ne kocaları, ne sevgilileri, ne de kendi çocukları olur. “
Hollywood’u Kapattığım Gün, Amerikan kültür endüstrisinin dayattığı “popüler dünya”yı izlemeyi bırakma kararından mülhem bir metafor. True woman, new woman, free love ve hippy akımları süreç içinde analiz edilirken; Alatlı, bireyin ve toplumun kültürel hegemonya karşısında nasıl düşünmesi, sorgulaması gerektiğini tartışıyor.
Hollywood’un iç yüzünü ve Amerikan ideolojisinde sinemanın kullanılışı üzerine kitap. Çok bilinmedik bir içerik değil. Özellikle, yazarın tepeden bakan üslubunu rahatsız edici buldum. Samimi olacağım diye alayın dozunu fazla kaçırınca gayriciddi bir üslup olmuş. Bir de doğrudan ingilizce alıntılar konusu var, çevirisinin dipnotta da olsa verilmesine tenezzül edilmemiş, herkes yabancı dil bilmek zorundaymış gibi.
Yine de, kim kiminle,kaç yaşında,nerede şa'aparmış Amerikalıların kendilerinin bilecekleri iştir.Yeni Dünya'nın 'free love' kuşağı da eninde sonunda öğreneceklerdir, aşkın ne özgür ne de bedelsiz olduğunu. Gelin görün ki ne zaman cinsellik insani işlevlerden kopuyor, kadın ya da erkek birey,kendisi olmaktan çıkıp, her an başkasıyla ikame edebilir bedene indirgeniyor, işte orada müdahale etmek lazım! Tarih şahittir ki, bireyi haz nesnesine indirgeyen mekanizma, aynı kolaylıkla nefret nesnesine indirgeyebiliyor.
uslûbu biraz zorlasa da, büyük bir hevesle devirdiğim harika bir inceleme olmuş. bilgi bakımından çok yoğun, seyreltmek için zamana yayarak geniş bir okuma yapılmasını tavsiye ederim.
Yine Alev Alatlı yine daldan dala atlayan düşünceler. Yazacak çok şeyi olan bir insanın 3 haftada bitirdiği bu kitapta bazı hatalar (isimler, vb) var ancak ABD'yi ve Hollywood'u farklı açılardan okumak için ideal.