Bundan 250 sene kadar önce, 1769 yılında kaleme alınan Muhayyelât, bütün Tanzimat edebiyatını ve o günden bugüne kadarki edebî verimlerimizi etkilemiş değerli bir eserdir. Doğu ile Batı hikâye ve romancılığını birleştiren vazgeçilmez bir edebiyat klâsiğimizdir. Hayal ile gerçeğin kol kola yürüdüğü bu harikulâde biz insanların bütün ruh dünyası yansıtılır.
Ahmet Kabaklı'nın sadeleştirdiği Muhayyelât okuyucusuna çok zevkli anlar geçirtecek, hem hülyalara daldırtaca, hem de düşündürtecektir.
Hayaller Âleminde Muhayyelat 1769 yılında Giritli Ali Aziz Efendi tarafından yazılmış fantastik kurgu tarzında bir kitaptır. Fantastik kurgu denildiğinde şimdiki tarzlar aklımıza gelmekte ancak bu kitabı biraz daha Binbir Gece Masalları hikâyeleri gibi düşünebilirsiniz. Özellikle Türk kültürü ile ilişkili yaklaşık 250 senelik bir kitap olması benim dikkatimi çekti ve büyük bir heyecanla okudum.
Kitap o dönemlerde moda olan hikâye içinde hikaye anlatma tarzında yazılmış ve her hikaye kendi içinde farklı bir hikayeye dönüşmekte. Çinli prensesler, İranlı prensler, Cinler ve birçoğunu bu kitapta bulabilirsiniz.
Katre-i Matem okuyanlar için burada anlatılan “Molla Emin’in Hikâyesi’nin” orada olan cinayet ile ne derece benzediğine dikkat etmesini isteyeceğim. Sanırım Türk Edebiyatı’nı zenginleştirmek için burada olduğu gibi eski hikâyelerimizden beslenmemiz gerekmekte, ne derece eskilerden beslenirsek o derece Dünya Edebiyatında farklı bir yer edinme şansımız olacaktır.
Reviewed on December 29, 2014 Plot 8/10 Characterization 7/10 Style 8/10 Setting 8/10 Entertainment 8/10 Overall 3.9/5.0
Genel olarak cok sacma sapan hikayelerle dolu bu kitap. Buyuler, periler, vs. Ucan, kacan hic bitmiyor. Ayrica varsa yoksa, mecazi ask hikayeleri. Guzel erkekler, guzel kadinlar, mucevherler, defineler vs. Ve her hikayenin sonunda herkes cok mutlu yasiyor sonsuza kadar. Sanki bu dunya esas kalinacak yer ve burada rahat edilmesi gerek gibi. Bu haliyle pek de tasavvuf yazarinin elinden cikmisa benzemiyor.
Ama ille de olumlu bir seyler cikarmam gerekse bu kitapdan o da, kaderin garip cilvesi olurdu. Hikayedeki kahramanlarin hepsi hic ummadiklari olaylarla karsilasiyorlar. Bunda ilk bakista ser var gibi gorunuyor. Yemen’e yola cikarken, yanlis gemiye binip ta Seylan adasina gidiyor vs. Ama sonunda bunun, tam da ihtiyaci olan sey oldugu ortaya cikiyor. Belki bu gozle bakilrsa, insan kadere biraz daha fazla tevekkul etmeyi ogrenebilir.