Evli ve çocuklu amiralin bir otel odasında "açıklanması zor şartlar altında" aniden ölümü bir anda tüm orduyu, politikacıları, basını ve giderek ülkenin genelini ilgilendiren bir sorun haline dönüşür.
Bütün çıplaklığıyla gözler önünde olsa kabul edilmek istenmeyen olay, ülkenin o bilindik "hassas dengeleri" arasında hızla büyür; ikiyüzlülüğün, aklıselimin yok oluşunun ve görünenin dahi kabul edilmeyişinin kanıtı olarak gerçeğin değil ama gösterilmek istenenin kabulüne doğru yol alır.
Mehmet Murat Somer'in hınzır dili ve sansürsüz yaklaşımı ile elbette son beklendiği gibi olmayacaktır. Sürprizlerle dolu karanlık bir eğlencelik.
Mehmet Murat Somer was born in Ankara in 1959. After graduating from university, he worked for a short time as an engineer, and for an extended period as a banker. Since 1994, he has been a management consultant, conducting corporate seminars on management skills and personal development. When not working out in the hammam, he writes books in the Hop-Ciki-Yaya series, of which there are now 6.
Okudum, okudum, sonra bıraktım bitmesine 20 sayfa kala, sonra o 20 sayfayı tamamlamak için bir türlü istek gelmedi içimden. Okuyayım da bitsin diye bitirdim. Polisiye değil, hopcikiyaya serisi değil. TSK'da eşcinsellik gibi ilginç bir konusu var ama bence meşhur olacağım diye fahişe olan gençler daha ilginç bir konuydu. Öteki çok protokoldu; savcılar, bürokratlar, rütbeler, istihbarat, sorgu odası, genelkurmay, bakanlık, Ankara ve medya patronu vardı. Devlet dairesinde geziniyormusum gibi bir his geldi bana. Hikayenin sonu "garibanlar hep ezilir"e bağlandı. Ortada suç olabilecek bir şey yoktu, suç askerin eşcinsel olmasıydı sanırım. Bir de arada söylensin diye söylendiği belli olan cümleler vardı. "Dünya Sağlık Örgütü eşcinselliği hastalık olmaktan çıkardı." ve "NATO'da eşcinselliğin yasak olduğu tek ordu TSK." gibi.
MMS den daha iyi bir roman beklerdim ama bu kitabı zaten başka bir isim yazmış olsaydı hiç okumaya kalkismazdim veya bitirmek için ugrasmazdim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Mehmet Murat Somer en sevdiğim yazarlardan biridir ama bu kitap olmamış. Hopçikiyaya veya podyum serisi ile kıyaslanmaz bile. Vaad ettiğinin çok altında bir hikaye anlatmış.
Hopçikiyaya ve pek sevdiğimiz canımız burçak veral ile karşılaştırılmış genelde ve beklentileri de haklı buluyorum ancak bu kitapta çok başka şeyler vardı.
Öncelikle inanılmaz sosyolojik merak ve çözümlemelere itiyor insanı. "İnsani" ama Türkiyede nedense "politik" olmak zorunda kalan mevzulara bir polisiye romabında girebileceği kadar girmiş. Türkiyede böyle bir kitap yazılmasına da şaşırıyor insan ve "vay be!" diyerek tam puan veriyorum.
Mehmet Murat Somer'i tanımadığımıza şaşırmıyor ve gündemde ancak elif şafak ve benzeri tırtları görmek zorunda kaldığımız bir dönemde daha çok okunmasını ve duyulmasını umuyorum..
O kadar hayal kırıklığına uğradım ki... Özgün bir yerli kitap, hele LGBTİ konulu bir kitap olduğu için açıkçası biraz beklentiyle başladım. Aslında ilk elli sayfasıyla da bu beklentiyi karşılamıştı ama sonrasında bir şeyler oldu, kitaptan koptum, çok fazla rütbe, çok fazla gereksiz figürasyon ve gerçekten yazarın işlemeyi unuttuğundan şüphelendiğim birkaç başka şey çıkmaya başladı. Kitabın sonuyla alakalı hiçbir sıkıntım yok ama anlatımla alakalı olarak kitabın sonlarında yazarın biraz sıkıldığını ve her şeyi olabildiğince çabuk noktalamak istediğini düşündüm. Son bölümler olabildiğince üstünkörü geldi. Eğer herhangi bir beklentiyle başlamayacağınız özgün ve akıcı bir yerli roman arıyorsanız Pembe Tütülü Amiral'den çok keyif alabilirsiniz.
Beklediğim gibi bir kitap değildi, konu ve duygu olarak ağırdı biraz kitabın tamamına yayılmış gerilimi hissedebiliyorum okurken. Bir gecede bitti zaten dili de çok rahattı olaylar da sürükleyiciydi biraz polisiye okuyormuşum gibi bir his verdi. Gayet gerçekçi parçaları olan bi hikayeydi yani böyle şeyler yaşanıyor da olabilir ama yine de okurken tokat givi geldi böyle hiç beklemiyordum. Biraz kara mizah olacak sanmıştım ama bu hali de gayet güzeldi. Herkesin severek okuyabileceğini sanmıyorum ama
Bir konu yazılıyorsa korkmadan, çekinmeden yazılabilmeli. Tutuk, kararsız olmamalı. Somer iyi bir konu yakalamış, ama olmamış. Eski kitaplarıyla ilgisi yok. Hop çiki yayalar nerde pembe tütülü amiral nerede? Bu arada kendisinin kültürlü biri olduğunu sanıyorum. O yüzden hatırlatmak isterim, puana kalkmak diye bir deyim yok balede, onun adı point. Zaten bir erkeğin pointa kalkması diye bir şey de pek mümkün değil, herhalde hiç de olmamış. Keşke Somer bu öyküyü hakkıyla işleseymiş.
3.5 - mehmet murat somer'in belki de politik düzlemi en ayan beyan kitabı pembe tütülü amiral. tsk içerisindeki eşcinsel kimlikleri yine (varlıklarıyla) hem anlayışla (abusive ilişkilenmeleriyle) hem de eleştiriyle ele almış. bir yandan da bu kitabın ergenekon öncesi olsa ASLA yayınlanamayacağını düşündürmesi de kitabı iyice ikircikli yapıyor. kurgu olarak ya da anlatım olarak ise belki de en eksik kitabı somer'in. ancak son derece önemli buluyorum konusu, zamanı, hicvi ve açıksözlülüğüyle.
Yazarın anlatımına bayıldım ki yorum yapanlar bu kitabı zayıf bulmuşlar. Olayın akışı, geçişler mükemmeldi. Kitapta kurgu biraz zayıftı ama yine de ben çok sevdim. Kesinlikle diğer kitaplarını araştırıp alıcam.
Gercek olmasi cok muhtemel bir “kurgu”. Konu ilginc ve anlatim sade ancak farkli insanlarin hayatlarina, gecmislerine yapilan geri donuslerin baglantisi ustalikla yapilmamis biraz kopukluk hissi veriyor.
Yanlis anlasilmasin, oy verdigim belli olsun diye 1yildiz. Yoksa 0 yildizi en cok hak eden kitaplardan biri. Ozensizce yazilmis, son derece klise. Neler neler yapilabilecekken son derece komik olabilecek bir konu, son derece kotu bir yazima kurban olmus. Okumayin!