Düşünce dünyamızın özgün ismi Sevan Nişanyan, okurlarının karşısına bu kez anılarından oluşan Aslanlı Yol ile çıkıyor.
Yanlış Cumhuriyet'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu mitlerini sorgulayan, Sözlerin Soyağacı'nda Türk dilinin tarihi köklerini titiz bir araştırmayla ortaya çıkaran, Küçük Oteller Kitabı'yla Türk turizmine yeni bir ufuk kazandıran Nişanyan, aynı zamanda Ege'nin Şirince köyünde kurduğu ütopya dünyası ile tanınıyor.
Nişanyan'ın anıları bizi Amerika'daki solculuk günlerinden Kafkasya'daki savaş meydanlarına, Etiyopya'da Nişanyan'ın bile tırmanmaya ürktüğü manastırlardan Isparta Askeri Mahkemesindeki duruşmalara, Amazon cangıllarında kaybolan arkadaşlardan Van'da kurulması hayal edilen köylere sürüklüyor. Yaşadığı hiçbir ortamda kendini evinde hissetmeyen, sınırları ölümcül risk pahasına zorlamayı tutku haline getiren bir insanla tanışıyoruz.
Bir macera romanı akıcılığıyla okunan hikâyelerin ardında ise, hayatı sürekli sorgulamanın manevi ağırlığına ve Nişanyan'ın kendi içinde bir bütünlük arayışındaki düşünce yapısına tanık oluyoruz.
İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’den sonra üniversite eğitimi için gittiği ABD’de felsefe ve siyaset bilimi okudu. Commodore-64 bilgisayarlarını Türkiye’ye getiren Teleteknik firmasını kurdu ve yönetti. Türkiye’nin ilk popüler bilgisayar dergisi olan Commodore’u kurdu. 1986’da orduyu isyana teşvik suçundan hapis yattı. İzmir’in tarihi Şirince köyüne yerleşti; bu köyün onarımına ve tanıtımına emek harcadı. Restore edilmiş köy evlerinden oluşan Nişanyan Evleri adlı oteli kurdu ve büyüttü. Türk turizmine değişik bir bakış açısı getiren Küçük Oteller Kitabı’nı on yıl süreyle yayımladı. Çağdaş Türkçenin bilimsel esaslara dayanan ilk etimoloji sözlüğü olan Sözlerin Soyağacı’nı yazdı. 2004’te İnsan Hakları Derneği’nin Ayşegül Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü’nü aldı. Küçük Oteller Sitesi ile 2006’da web tasarımı dalında Altın Örümcek Ödülü’nü kazandı. Şirince’de Ali Nesin ile birlikte Nesin Matematik Köyü’nü inşa etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihine ilişkin sistemli bir eleştiri denemesi olan Yanlış Cumhuriyet’i 2008’de yayımladı. Türkiye’de adı değiştirilen yerlere ilişkin envanter çalışması olan Adını Unutan Ülke 2010’da, Nişanyan’ın Aslanlı Yol adlı otobiyografisi 2012’de yayımlandı. Halen Şirince köyünde oturmakta ve otel yöneticiliğiyle iştigal etmektedir. Beş çocuk babasıdır.
Bence insanların yüzde 99'u hayatlarının bir aşamasında "Dünyaya bir kere geliyorum" huzursuzluğunu yaşıyordur. Bu durum, çoğunlukla yaşanamamışlıkların vermiş olduğu gerilimin bir sonucudur. Kısa vadeli durumlarda ortaya çıkar ama uzun vadeli durumlarda bunun boyutu daha da ürkütücüdür. Yani 25 yaşına gelmişsin ama hayatının en güzel dönemlerinde sevdiğin bir kız ya da erkek olmamış ve bunu o an fark etmişsin gibi. İşte Sevan Nişanyan bunu hiç yaşamayacak sanırım. Mutlaka tavsiye ediyorum. Ön yargıyla yaklaşmıyordum aslında kendisine, zira "Ben buyum" diyen birine katılırsınız veya katılmazsınız. "Ben buyum" deyip "bu" gibi davranmayanlar asıl sorundur. Nişanyan öyle biri değil. Otobiyografisini kaleme almış, hem eğlenip hem de yaşadığı hayata özeneceksiniz. En azından belirli dönemlerine. Ben özendim. Mesela ABD Başkanı Carter'ın Milli Güvenlik Danışmanı Brzezinski'nin asistanı olmuş bir dönem. Mutlaka okuyun ve okutun. Bazı yerlerde kızacaksınız belki ama ufuk da açacak.
Kitap sade ve muhabbet dili ile yazıldığı için hemen sarıyor. Her ne kadar otobiyografi de olsa mümkün olduğunca objektif bir bakış açısıyla yazılmış.
Okurken devlet denen yapının ne kadar uyduruk bir şey olduğunu bir kez daha ve büyük bir coşkuyla anladım. Ben kitabı satın aldığımda hapis cezası henüz kesinleşmişti. Kitaba başladığımda ise çoktan içeri tıkılmıştı kendisi. Bu kitabı okumayı -belkide o hırsla- sanki devlete baş kaldırma eylemi olarak gördüm. Bittiğinde "vatan borcunu ödemiş azimli yurttaş" gibi hissettim kendimi.
Uzun yıllar sonra bu coğrafyada adından söz edilecek bir insanı geç olsa da tanımaktan mutluluk duydum.
Çok rahat okunan bir otobiyografi. Yazarın daha önce Agos gazetesinde yayınlanan yazılarından alınmış. Hayat hikayesinin yanısıra genel kültür açısından oldukça aydınlatıcı bir kitap. Bazen Türkiye'nin geçmişi üzerinde tekrar düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Bazen de Nişanyan'ın çeşitli ülkelere yaptığı geziler sayesinde oraları gezmiş kadar oluyorsunuz. Şirince matematik köyü, Ali Nesin ile dostluğu, Hrant Dink hakkındaki düşünceleri, boşandığı eşi Müjde Tönbekici dikkat çeken konuları.Ayrıca kitabın sonuna bir belgesel cd'si iliştirilmiş.
Kitabı okuduktan sonra hayatı nasıl dolu dolu yaşamak gerektiğini farkediyorsunuz.
Bu kitap, keskin zekalı bir karakterin, vitrine hikayelerden oluşan bir labirent örüp arkasına saklandığı biyografisidir. Bu keskin zekalı kişi, birkaç on ömrü dolduracak hikayeleri yaşayabilme yeteneğini benliğini sağlam inşa etmesine, bu sağlamlığı sağlayacak zırh ve silahla donanmış olmasına bağlar. O kişi mekandan bağımsız her yerde kendidir. Her mekan ve ortama uyum sağlar. Lakin işte o rahatlık bu fasit daireyi oluşturur. O kadar rahat olduğu için istediği zaman basıp gidebilmektedir. İstediği zaman basıp gidebildiği için o kadar rahattır... Anlattıklarının yüzde onu gerçek olsa dahi, insanın "ben bu hayatı yaşadım" demesi için kafi gelirdi.
Yaşadığı anıları özetleyecek değilim, kitabın içindekiler kısmı bu amaca hizmet ediyor zaten. Ama şunu söyleyebilirim ki, bir insan gezi yazarlığından sözlük yazarlığına, doğu avrupa göçmenleri için Amerika'da vize danışmanlığından Türkiye'ye kişisel bilgisayarı getiren şirketin kuruculuğuna, Brzezinski'nin asistanlığı ile akademik kariyerden Amerika'da avukatlığa, İzmir'de rock bar işletmeciliğinden otelciliğe, inşaat ustalığından kaça turist rehberliğine, köşe yazarlığına insan kaç farklı kariyere başlar, yarım bırakır, başarılı olur? Tüm bunları yaparken kırk kere devrialem eder, üstelik kimsenin gitmediği yerlere, kimsenin cesaret edemediği zamanlarda, kimsenin niyetlenemeyeceği şekillerde. Tüm bunları yaparken araya kaç kere hapis sığdırır, kaç ilişkiye başlayıp bitirir, kaç evlat büyütür, kaç dil öğrenir?
Kolombiya'da, Gürcistan'da, Rusya'da Etiyopya'da, Azerbaycan'da kendisinin, eşlerinin hatta çocuklarının hayatını kaç defa tehlikeye atmak övünülecek bir şey midir? Müjde, ilk çocukları Arsen'e hamile iken kafkas dağlarında savaşın ve gerillaların ortasına araba sürüyorlardı. İris'e hamile iken ise Sri Lanka'da(!?) tutuklular.
35 yaşında aşk ile ilgili aldığı üç karar güzel. Bir, akıl ve tecrübe uyumu bekleme. İki, ilişkini iş, hobi gibi binbir ağ ile birbirine bağla. (bunu tabi aile, namus, toplum baskısı gibi etkenlerle birbirlerine zaten bağlanmış insanlar için söylemiyor) Üç, çok çocuk yap. Çocuk meselesinin felsefesini kitabın satır aralarından okumalısınız. Çocuğun ana babanın rahatına feda edilemeyecek kadar kutsal olduğu, çocuğun ölümsüzlüğün devası ve en büyük eser olduğu fikirleri mevcut. Hiçbirine çok katılmıyorum.
Kitap ne Müjde ile meşhur kavgaları, ne de Aynur ve hasret kaldığı evlatları bölümünde; Hrant Dink ve suikastinden bahsettiği bölüm kadar duygusallaşmadı. Bu bölümde dahi Hrant Dink'e duygusal olmanın zayıflık olduğunu, güvercin ürkekliğini gizlemesi gerektiğini söylediğini belirtmesine rağmen; kendisinin saklayamadığı his yoğunluğu satır aralarına sinmiş. Bu noktada suikastten kimi; daha doğrusu neyi sorumlu tuttuğunu açıkça yazmış. "Doksan yıllık karanlığın kurucu figürü" olarak nitelendirdiği antagonistiyle, bu suikastten sonra halka açık olarak hesaplaşmaya girişmiş. Atatürk ile ilgili kitabının yayınlanış sürecini, bu süreçte kimlerle danıştığı ve kimlerle işbirliği yaptığını okumak ortak düşmana karşı benzemezlerin ne şekilde bir araya gelebildiğini göstermesi açısından enteresan.
İnşaatın kendisinde bir tutku olduğu belli. Acaba inşaat tutkusu yüzünden mi bürokrasi-asker-mahkeme üçlemesiyle yani Devlet ile hep karşı karşıya gelmiş, yoksa mi içten içe Devlet ile karşı karşıya gelme "erdem"ini yaşamak için mi inşaatla uğraşmış? Eh tabi biraz fantastik bir soru ama düşünmek için iyi. Hapishane ile ilişkisi de hemen hemen bu ruhsat izin meselelerinden ibaret. Bu konuda ve konunun özneleri hakkında okunmaya değer tahliller var. Nişanyan evleri, matematik köyü ve kaya anıtmezarı projelerinin tamamında kaybedeceği kafkaesk savaşlara girişmesi, idealizm ve gayret açısından düşünülmesi gereken dönemeçler.
Bu tarz insanların kaderinde bu mücadele var diye düşünüyorum. Yaşamalarının başka bir yöntemi olması imkansıza yakın. Kozmopolit, dünyayı bilen bir azınlık ailesinde yetişen, gerçekten keskin zekalı, zekasına oranla azimli, gayretli; farklı düşünme becerisine sahip bu insan, ait olamadığı yapı ile mücadele etmeden varlığını sürdüremez. Onun adaptasyonunun bileşeni bu. Gidip yurtdışında itibarlı bir üniversitede hoca da olabilir lakin Ali Nesin'in aksine Nişanyan'da var olan "vigor" işte bunu da imkansız kılıyor. Şirince'ye hodri meydan kulesi dikmesiyle sonuçlanan çekişmede de bu durum izleniyor işte. O inatçılık bu karakterlerin esansı.
Esas olarak, Nişanyan'a kimin söylediğini şimdi unuttum, ama bahsettiği bir "adam olma" testi var. Adam olmak için bir, askere gideceksin. İki sevip ayrılacaksın. Üç birinin yanında çalışacaksın. Dört, iş kurup batıracaksın. Beş, hapse gireceksin. Kendisinin deyimiyle ne kadar adam olmuştur bilinmez ama, bu test bu otobiyografinin temasıdır. Ayrıca, bu testi kendime uygulamak istemediğimi söyleyebilirim...
Sıradışı zekaların sıradışı hayatları, hele bir de kendi kalemlerinden olursa muhakkak okunmaya değer. Eğlenceli ve sivri bir üslup var. Esasında Türk toplumu için antisosyal denebilecek görüşlerinden neredeyse hiç bahsetmemesine rağmen, rahatsızlık duyulacak ifadelere rastlanılacaktır. Bu sebeple olanı olduğu gibi kabul edemeyenlere tavsiye etmiyorum. Farklılıkların farkında ve bununla barışık olanlara ise kesinlik derecesinde tavsiye ediyorum.
İnspayring. Şu ana kadarki 23 yıllık hayatımın toplamı Nişanyan hayatında bir dakikaya denk geliyor yaklaşık. Göze aldığı riskler hayatını o kadar çekici kılan. Bunu da ölümle bir kere yüzyüze geldikten sonra hayatı piyangodan çıkmış gibi yaşamaya bağlıyor.
Ölümle yüzyüze gelip Kolombiya manastırları gezesim var.
bir entellektuelin macerali yasam yolculugu. her bolum, insani satlerce google basinda mesailere zorluyor. her hikaye insanda bir baska merak sayfasi aciyor.
Sevan Nişanyan görüşlerine büyük oranda katılmadığım, oldukça megaloman bulduğum ve herhalde gerçek hayatta tanışsak büyük ihtimalle hoşlanmayacağım biri. Ama tüm bunlara rağmen olağanüstü entelektüel seviyesi, üstün zekası ve sürdürdüğü neredeyse inanılmaz maceralı hayatıyla takip ettiğim ve akıcı kalemi nedeniyle de kesinlikle kayıtsız kalamadığım bir yazar. Bu nedenle de otobiyografisini okumaya "cesaret ettim" ve itiraf etmeliyim ki gerçekten de büyük bir zevk aldım.
Anlattığı bazı olaylara inanmakta çok zorlansam da tüm yazılanların gerçek olduğu konusunda şüphem yok, çünkü ancak Nişanyan'ın başına gelebilecek şeyler bunlar. Dünya görüşü ve ahlaki duruşunda kendime yakın öğeler bulsam da tarih, toplum ve siyasete çok farklı pencerelerden baktığımız da aşikar. Gene de bu durum kitaptan hoşlanmamı engellemedi.
Nişanyan'ı tanımak isteyenlere ve akıcı bir kitap okumayı özleyenlere tavsiye ederim.
Nişanyan'ın sıradışı bir insan olduğunu bildiğim için severek ve ilgi ile okudum Aslanlı Yol'u. Bugüne kadar, sadece, Ağaçkakan Yayınları'ndan çıkan 100 Güzel Kelime isimli kitabını okumuş ve kendisini biraz da itici bulmuştum gerçi. Bu kitabı okumanın amacı da sıradışı bir insanı anlama çabasından başka bir şey değildi açıkçası. Sadece çok sert ya da ne bileyim aykırı çıkışlar yaptığı bir kaç makalesini okuyarak bu farklı insanda var olan samimiyeti, sıcaklığı hissetmek mümkün değilmiş, bunu anladım bu kitabı okuyunca. Daha önce hiç bir kitabını okumamışsanız kesinlikle bu kitaptan başlamanızı öneririm. Bu kitabı okurken en güçlü dürtüsünün merak olduğunu düşündüğüm Nişanyan'ın, klişe deyişle, hayatı seyredenlerden değil gerçekten yaşayanlardan olduğu kesin. Aslanlı Yol'u okurken seyahat ediyorsunuz ama sıkça duyduğunuz yerlerde ve bildiğiniz araçlarla değil. Gerçekten macera yüklü yolculuklara tanık olacaksınız. Ayrıca, daha önce duymadığınız ve merakınızı uyandıracak isimler ve eserler yolunuza çıkacak ve onlarla da farklı yollara revan olacaksınız. Tarihe, siyasete ve gündelik hayata dair çok farklı bakış açılarını yansıtan bu kitapta okuduklarımı ve Nişanyan hakkında yapılan eleştirileri karşılaştırdığımda aslında anlaşılamayan bir insan olarak gördüm Nişanyan'ı.
Eski eşi ile arasında geçenleri eski eşinin kendisi ile ilgili verdiği röportaja da yer vererek açıklaması anlattıklarında objektif olduğunu düşündüren örneklerden sadece biriydi benim için.
Her ne kadar sıradışı bir insanın yazdıkları da olsa sıradan insanların kaygılarını da taşıyor bazı satırlar bana göre. Yanlış anlamadıysam, ölümsüzlük Nişanyan için de önemli bir amaç, pek çok fani için olduğu gibi. Hatta o kadar önemli ki, geçmişte yapılmış ve günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış örnekleri olan kaya mezarlarından bir tane daha yapabilmek onun için çok önemli oluyor. Ölümsüz olma isteği benim için çok anlaşılır bir istek olmasına rağmen geçmişte yapılanların bir şekilde kopya edilmesi konusunda Nişanyan'ın aklından geçenler beni biraz şaşırttı ve okuduğum diğer özellikleri ile çelişkili olduğunu düşündürdü. Zamanının materyalleri ve sanat anlayışı ile zamanının ruhunu çok ama çok sonraki yıllara taşıması bu sıradışı ve çok zeki bir insan için neden imkansız olsun ki? Sözcüklerin, neredeyse ilk kez kullanıldıkları en eski zamanlara kadar izini süren, inşa edilmiş bir binayı çok eskiden beri varmış gibi gösterecek şekilde yeniden inşa eden bir kişinin nostalji sever olduğunu düşünüyor insan ister istemez.
Sevan Nişanyan'ın bu kitapta işaret ettiği diğer tüm kitapları ilgimi çekti. Özellikle muhalif kişiliği ile yazdığı tarih incelemelerini okumayı çok isterim. Yanlış Cumhuriyet bundan sonra okuyacağım ilk kitabı olacaktır. Nişanyan'ın, "insanın ruhunda elli sene iyileşmeyecek yaralar açan cinsten" diye tanımladığı roman Adolphe'i de okuma listeme ekledim.
Bence Sevan Nişanyan eserleri insanın kendisi ile yüzleşmesi için de çok güzel fırsatlar veriyor. Çoğu, sadece bunun için bile okunmayı hak ediyor!
Aslanlı Yol'un anlatımı son derece akıcı ve yalın, kaçırmayın.
Aslanlı Yol'u okuyunca vardığım kanaat; Sevan Nişanyan, "nevi şahsına münhasır" tabirini tam anlamıyla doldurabilecek az sayıda insandan biri. Neden seveninden çok sevmeyeni olduğunu anlamak zor değil.
Ben Nişanyan'ı Şirince Köyü'ne yaptığı evler nedeniyle hapse girmesinden sonra duymuştum. Daha sonra da hazırladığı sözlükle.
Aslanlı Yol'da Nişanyan çocukluğundan itibaren hayatının belli başlı dönemlerini lafı hiç uzatmadan anlatıyor. Sade, kolay okunan ama vurucu bir üslubu var. Otobiyografi olsa da kronolojik ilerlemiyor, bazen geleceğe de atlıyor. Kitaptaki yazıların bazıları daha önce Agos Gazetesi'nde yayınlanan seyahat ve anı yazıları.
Otobiyografilerin sorunu kişinin kendisini ister istemez haklı çıkarma ya da kusurlarını gizleme çabasıdır. Ancak Aslanlı Yol'da Nişanyan bu hataya düşmemeyi belli ölçüde başarmış. Örneğin eşinden ayrılma sürecini kendi gözünden anlattıktan sonra karısının bakış açısını da bir röportaj üzerinden kitabına almakta beis görmemiş.
Yazmak ve okumak yalnızlık işidir, hayattan ve diğer insanlardan kopmayı gerektirir. Kısacası yaşamdan uzaklaşmadan hakkını vererek yazamaz ya da okuyamaz insan. Ama Nişanyan hem dibine kadar yaşamış hem de okuyup yazmış.
Otobiyografi, seyahat ve anı okumayı sevenler Aslanlı Yol'u mutlaka okumalı.
İnsan hayatında normal koşullar altında bazı şeyler kaçınılmazdır: büyümek, yürümek, konuşmak. Vakti gelince okur yazarsınız; yıldızlar sizden yanadır aşık olursunuz; işler yolunda giderse iş güç- ev bark sahibi bile de olabilirsiniz. Bunca dünya yılı sonunda kabul edelim ki bunlar biraz rutindir, tekniktir. Peki farklılık nereden gelir? Artistik puanlardan! İşte bu kitapta bunun en güzel örneklerinden biri: "İstedim yaptım!" " Okudum anladım!" " Merak ettim, dere tepe düz eyledim dünyayı!" " Dinledim!" "Anlattım!" "Aşık oldum!" "Yılmadım!" "Ölmedim ama anıt mezarım var!" Böyle akıp gider! Anlatım dili o kadar akıcı bir o kadar da tertemiz bir Türkçe. Yaşadığını anlatanı, üşenmeyip yazanı severim bu kitabı da öyle çok sevdim. Düşünmek ve gülmek birbirine nedense çok yakışır, tıpkı bu yaşam öyküsünde olduğu gibi. Aklıma düştü; " Deneyim hayallerin geldiği yerden gelir." Jimi Hendrix "Serbest yaşamak arzusu, insana ne kazandırır, öğren... Alphonse Daudet - Mektuplar" İşte Aslanlı Yol kitabında anlatılanların özünü bu iki söz çok iyi özetliyor.
Şöyle diyor sayfa 191’de: “Onca git gel arasında düşüncenin değişmeyen ekseni özgürlüktür. Gençliğinde, ihtilalin verdiği sarhoşlukla, toplumun ortak iradesine dayalı kolektif bir özgürlüğü hayal eder. 28 yaşına gelmeden o rüyadan uyanır. Tek gerçek özgürlüğün, kişinin kendi aklı ve vicdanıyla baş başa kalma özgürlüğü olduğunu anlar.” 192. sayfayı da şöyle bitirir: “alabildiğine duyarlı, ama aynı zamanda acımasız; akılcı, ama aklın çaresizliğini bilen.”
türkiye'nin en sıradışı entelektüelinin ( ki bu kendisinin zengin şahsiyetini dar bir kalıba sokmak olur -- aynı zamanda mimar, seyyah, ithalatçı! vesair de denebilir ) hayatını hakkını vererek yansıtan bir otobiyografi. berrak bir türkçeyle dünya vatandaşlığını anlatmak ( kolombiya'dan etiyopya'ya ), pek örneklerine rastlanılacak bir şey değil. bir hayatı kapsamlı bir şekilde -- başarıları ve kusurlarıyla -- yansıtmış. kitabın tek büyük kusuru ise köşe yazılarından derlenmiş olması. bazı yazılar arasında kopukluk olabiliyor
Nişanyan'ın sıradışı bir insan olduğunu bildiğim için severek ve ilgi ile okudum Aslanlı Yol'u. Bugüne kadar, sadece, Ağaçkakan Yayınları'ndan çıkan 100 Güzel Kelime isimli kitabını okumuş ve kendisini biraz da itici bulmuştum gerçi. Bu kitabı okumanın amacı da sıradışı bir insanı anlama çabasından başka bir şey değildi açıkçası. Sadece çok sert ya da ne bileyim aykırı çıkışlar yaptığı bir kaç makalesini okuyarak bu farklı insanda var olan samimiyeti, sıcaklığı hissetmek mümkün değilmiş, bunu anladım bu kitabı okuyunca. Daha önce hiç bir kitabını okumamışsanız kesinlikle bu kitaptan başlamanızı öneririm. Bu kitabı okurken en güçlü dürtüsünün merak olduğunu düşündüğüm Nişanyan'ın, klişe deyişle, hayatı seyredenlerden değil gerçekten yaşayanlardan olduğu kesin. Aslanlı Yol'u okurken seyahat ediyorsunuz ama sıkça duyduğunuz yerlerde ve bildiğiniz araçlarla değil. Gerçekten macera yüklü yolculuklara tanık olacaksınız. Ayrıca, daha önce duymadığınız ve merakınızı uyandıracak isimler ve eserler yolunuza çıkacak ve onlarla da farklı yollara revan olacaksınız. Tarihe, siyasete ve gündelik hayata dair çok farklı bakış açılarını yansıtan bu kitapta okuduklarımı ve Nişanyan hakkında yapılan eleştirileri karşılaştırdığımda aslında anlaşılamayan bir insan olarak gördüm Nişanyan'ı.
Eski eşi ile arasında geçenleri eski eşinin kendisi ile ilgili verdiği röportaja da yer vererek açıklaması anlattıklarında objektif olduğunu düşündüren örneklerden sadece biriydi benim için.
Her ne kadar sıradışı bir insanın yazdıkları da olsa sıradan insanların kaygılarını da taşıyor bazı satırlar bana göre. Yanlış anlamadıysam, ölümsüzlük Nişanyan için de önemli bir amaç, pek çok fani için olduğu gibi. Hatta o kadar önemli ki, geçmişte yapılmış ve günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış örnekleri olan kaya mezarlarından bir tane daha yapabilmek onun için çok önemli oluyor. Ölümsüz olma isteği benim için çok anlaşılır bir istek olmasına rağmen geçmişte yapılanların bir şekilde kopya edilmesi konusunda Nişanyan'ın aklından geçenler beni biraz şaşırttı ve okuduğum diğer özellikleri ile çelişkili olduğunu düşündürdü. Zamanının materyalleri ve sanat anlayışı ile zamanının ruhunu çok ama çok sonraki yıllara taşıması bu sıradışı ve çok zeki bir insan için neden imkansız olsun ki? Sözcüklerin, neredeyse ilk kez kullanıldıkları en eski zamanlara kadar izini süren, inşa edilmiş bir binayı çok eskiden beri varmış gibi gösterecek şekilde yeniden inşa eden bir kişinin nostalji sever olduğunu düşünüyor insan ister istemez.
Sevan Nişanyan'ın bu kitapta işaret ettiği diğer tüm kitapları ilgimi çekti. Muhalif kişiliği ile yazdığı tarih incelemelerini okumayı çok isterim. Yanlış Cumhuriyet bundan sonra okuyacağım ilk kitabı olacaktır. Nişanyan'ın, "insanın ruhunda elli sene iyileşmeyecek yaralar açan cinsten" diye tanımladığı roman Adolphe'i de okuma listeme ekledim.
Bence Sevan Nişanyan eserleri insanın kendisi ile yüzleşmesi için de çok güzel fırsatlar veriyor. Çoğu, sadece bunun için bile okunmayı hak ediyor!
Aslanlı Yol'un anlatımı son derece akıcı ve yalın. Kaçırmayın.
Inspiring, amazing life story from Sevan Nişanyan. To be honest, it was best and fluent autobiography book that I read. I finished the book in 8 hours, paused for only eating and toilet break. Thanks to lack of internet ;)
Kendini tamamen vererek hazırlayacağı bir otobiyografi daha verimli olurdu sanırım. Bölümlerin çoğu zamanında Agos’ta yayınlanmış köşe yazıları. Sevan kendisinin de kabul ettiği çelişkilerin adamı. Anadolu insanına itham ettiği birçok özelliği kendisinde barındırıyor aslında. Bruckner dinler ama o müziği dinlerken insanların hayatını hiçe sayarak trafik canavarına dönüşebilir. Ölsem gam yemezdim diye de ekliyor. Peki diğer insanların hayatları? Yolda gördüğü domuzun hayatını kurtarır evine götürür ama bira, şarap, rakı içirir. Sarhoş olup devrilen domuzun felsefi tavırlar sergilediğini söyleyerek alay eder. Büyüyünce de jamboncuya satıp iyi para kazanır. Benim genel görüşüm Sevan Nişanyan’ın doktorayı bırakmakla büyük hata ettiği yönünde. Amerika’da kalıp eğitimine devam etseydi hem kendisi hem bilim dünyası adına daha iyi olurdu. Türkiye’de, özellikle de Şirince’de yıllarını boşa harcamış. En kötü 91’de Oxford’da girdiğin o kütüphaneden hiç çıkmasaydı keşke.
Great biography. Requires Internet access to research all the names and footnotes. Felt enlightened afterwards. Loved the pics. Cried at the end.
Unfortunately the author doesn't explain his point of view on the b*k olayı, but yeah the involved people are still alive, so there are probably private reasons. Some other stories ended too soon/were missing important parts.
I Wish the author would have written more books instead of engaging into kacak mimarlık in a village at the end of the world.
I am definitely looking forward to a part two dealing with 2012-today.
Die atemberaubende Autobiografie von Sevan Nişanyan, eine einzigartige Ausnahmeerscheinung der heutigen Türkei. Sn diesem Intellektuellem, Publizist, Historiker, aber auch Hotelier und Baumeister scheiden sich die Geister, denn er macht keine gefälligen Kompromisse. Einer der größten Kenner und Kritiker der heutigen politischen und kulturellen Landschafter der Türkei. Wenn man seine Lebensgeschichte liest, dann weiß man auch woher das rührt. Sohn einer armenischen Familie aus der Istanbuler Oberschicht, las er bereits früh die Klassiker Europas und der Welt, führte als erster die Commodore 64 in der Türkei ein, bereiste weite Teile der Welt, wurde als Restaurator eines ganzen Dorfes berühmt, gründete mit dem Sohn von Aziz Nesin das Mathematikdorf, legte sich immer wieder mit dem Bürokratieapparat der Türkei an und saß auch im Gefängnis.
Aslanlı Yol Nişanyan'ın çeşitli gazetelerde çıkmış yazılarının gözden geçirilmiş bir toplamı. İçinde özgeçmişi, gezi yazıları, çeşitli gözlemleri içeren farklı yazılardan oluşuyor. Hareketli hayatı ve çevresindeki insanlarla ilgili samimi anektodları, dünyanın pek çok farklı ülkesindeki tecrübeleri, filtresiz anlattığı kişisel tarihi eğlenceli bir okumaya olanak veriyor. Lakin her zaman her şeyin en iyisini herkesten bilen bir adamın anıları bunlar. Kendisi gibi düşünüp yapmayanlar ya korkak ya da aptal, hatta genellikle her ikisi birden.
Kitabı 70'lerden Gezi olaylarına kadar Türkiye tarihi ile alternatif bir bakış arayanlara, gezi ve anı kitapları sevenlere öneririm. Koyu Atatürkçü iseniz boş verin.
Kitabi Amsterdam'dan Berlin'e giderken 6 saatte okudum. Yalin ve akici. Belli ki Nisanyan hayat hikayesini yazarken "vay sen neymissin abi ya" diye dusunmemizi veya kitabi adadigi cocuklarinin boyle dusunmesini istemis. Eh ne yalan soyleyeyim, zaman zaman gozlerimi de devirsem amacina ulasti. Cok ilham verici bir hayat. Kendisinin yasina geldigimde umarim ben de boyle bir birikime ve hikayelere sahip olurum. Cocuklarim da arada bir gozlerini devirsin - olur o kadar.
İsyankar, otoriteye baş kaldıran bir ruhun otobiyografisi. Kendini hiç azınlık hissetmiyor. Çünkü dünyanın her yerinde onları görmüş. Çoğunluğun ezberlerine karşı çıkmak normal rutini olmuş. Keskin bir zeka. Belki bu nedenle insanlara, toprağa, inançlara bağlı hissetmiyor kendini, olabildiğince bencil. Kadınlara düşkün. İlk bulduğu fırsatta terkeden maceraperest bir gezgin.
Sevan Nisanyan'ı tanımak ve anlamak için ideal bir kitap. Zeki ve başarılı bir eğitim hayatı olan birinin aykırılık uğruna kendini heba etmesi üzücü. Birçok düşüncesine katilmamakla birlikte önemli bir düşünür eğlenceli üslubu ile kolay okunan bir kitap duruma gore ileride başka kitaplarından da okuyabilirim.
Keyif aldım hayatından bayağı. Kafasının içine de girmiş oldum biraz, merak ettiğim bir kişilikti. Anılar, gezi yazıları, kitap önerileri, fikirler, kendine dair dürüst/samimi söylemleri vs. hoş. 2000 sonrası politik görüşlerinden az çok bahsettiği yerler bazen ekşitti ama kitabı zaten politik bir yakınlık/uzaklık amacıyla okumadım.
Gezi yazısı gibi başladı, minecraft ile devam etti, arada tutmayan aşklar ile drama döndü, kutsallarıma hakaret edilmesiyle gerdi, sonda soğuk bira için karasınırının geçilmeye çalışıldığı macerada gerilim had safhaya çıktı ve zirvede final yaptı.
Görmemeye, işitmemeye, düşünmemeye zorlanıyoruz. At gözlüklerimiz var. Bu kitap bunları nasıl çıkaracağımızı anlatmıyor ancak bunları baştan takmayı reddetmiş birinin nasıl yaşadığını anlatıyor. Güzel. Gençken okunmasında fayda var.