Düğün-bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden günlük yemeklere, tatlılardan tuzlulara, salatalara onlarca yemeğin akıcı, sohbet eder gibi bir uslupla yazıldığı Sofranız Şen Olsun geleneksel yemek kitabı kalıplarının ötesine geçerek, bugün artık "geçmiş" mertebesine erişmiş günlere götürüyor bizleri usul usul. Takuhi Tovmasyan'ın satırları arasında gezinirken, bir yandan onunla, yapmayı ve yemeyi çok sevdiği yemeklerin tarifleri, püf noktaları, alternatif sunumları hakkında hasbıhal ediyor, bir yandan da kulaklarınızda 1920'lerden 1950'lere İstanbul'un, Trakya'nın sesini duyuyorsunuz. Birinci Dünya Savaşı günlerinde Çorlu'dan Der Zor'a, Çatalca'ya, daha sonraki yıllarda ise İstanbul Yedikule'ye göçen Tovmasyan ailesinin hüzünlerine ve sevinçlerine ortak, dahası, sofralarına misafir oluyor, Çorlu'da bir çiftliğin temiz havasını, Yedikule veya Samatya sahillerinde denizin kokusunu çekiyorsunuz içinize.
Aile hikayeleri ve özel anlarıyla anlatmış yemekleri yazarımız. Hepimizin vardır bizi bir yerelere götüren yemekleri. Mesele ben hirisi yemeğin de ailemin daha dinsel zamanlarına yolculuk ediyorum. Ziyaretelerde adanan adakları, sabaha kadar kaynayan kazanları ya da büyükbabamın bayram tutmasını hatırlıyorum. Hirisinin yapışkan kokusu bana yükseklik korkuma rağmen, damda, yıldızların altında yattığım yaşlarıma götürüyor. Aile geleneği yemekleri. acılarla dolu bir hayatın yemekleri de daha kıymetli oluyor sanırım.
Bayıldım. İlham verici. Finalde ölmüşleri bir bir anarak irmik helvası kavurma hikayesi hem gülümsetiyor hem insana ağır koyuyor, kendi ölmüşlerini ve geçmişiyle bağlarını anımsatıyor. Bu bildiğiniz yemek kitaplarından değil. Kaybolan İstanbul mahalle yaşantısını, Ermeni kültürünü, yitirdiğimiz Marmara denizinin her biri henüz civa küpü haline gelmemiş midyeleri başta olmak üzere, çok çeşitli faunasının nineli-yayalı çoluklu çocuklu misafiri eksik olmayan ahşap bir İstanbul- Ermeni hanesinin mutfağı etrafında anlatılan öyküsü. Biraz buruk, biraz tatlı, ama çok keyifli bir kitap.
Kitabı takip ederek yazarından dinledim ve iyi ki de öyle yaptım yoksa bu kadar keyif almazdım☺️ Ermeni bir yazar olunca kendi ses tonuyla okuması çok eğlenceliydi. Ermeni mutfağına ait birçok tarif mevcut ama yazar için değerli tüm hatıralarıyla anlatıyor bunları. Bir ailenin geçmişine hatta birkaç kuşak sofrasına konuk oluyorsunuz. Ayrıca fotoğraflarla da bunu desteklemiş. Pilaki ve Dalak dolması hikayeleriyle beni epey güldürdü. Dalak dolmasında Can Yücel'de konuk oluyor☺️ Yayaların hikayeleri ve onlara irmik helvası kavurma hikayeleri de çok hoşuma gitti. Kesinlikle yazarın sesinden dinleyerek okuyun kitabı!
"Bu ne biçim “biyografi” demeyin. Hani okuduğun okullar? Aldığın diplomalar? Yazdığın köşe yazıları? Gazete tefrikaları? Katıldığın yarışmalar? Aldığın ödüller? Yayınlanmış diğer eserlerin? Yayınlayacakların... Yok, vallahi yok. Olsaydı yazmaz mıydım? Siz elinizdeki bu kitaba bakıp beni yazar zannetmeyin. Bana “yaz” dediler, ben de yazdım. Evimin duvarını süsleyecek ne bir üniversite diplomam var, ne odamın köşesini değerlendirecek antika bir yazı masam, ne de ayaklarımın altında dolanan bir mırnav kedim... Olan biten, varım yoğum, orta halli, temiz pak bir ortaokul diploması, Bakırköy’ün yüz altmış yıllık çınarı, Dadyan Okulu’ndan. Bu kitabı ister anı diye okuyun, ister yemek kitabı niyetine. Yemekleri yapıp sevdiyseniz, aile hikâyelerinden de tat aldıysanız, ne mutlu bana...
"Tahuki için yemek gerçekten bir bahane. O, bu vesileyle Ermeni sofralarındaki yaşamı aktarıyor asıl; hüznün sevinçle, gülüşün ağlayışla sarmalandığı eski zaman yaşanmışlıklarını duyumsatıyor bizlere. Geçişleri öyle belli belirsiz ki, komik ya da trajik bir öyküden bir yemeğin tarifine ne zaman ve nasıl geçtiğinin ayrımına varamıyoruz."
Kategorize edemeyeceğim enfes bir kitap. Takuhi hanım ailesiyle ve akrabalarıyla olan anılarını yemek tarifleriyle o kadar güzel harmanlamış ki, büyük bir zevkle kitabı okudum. Kitabın önemli kısmı geçmişi yad etmenin verdiği tatlı bir üzüntü barındırsa da, tehcirle ilgili olan atıflar pek fark ettirmese de büyük acılar içeriyor. Abidin Ege’nin Harp Günlükleri kitabını okurken, savaş zamanı tehcire dair yaptığı bir kaç gözlem beni dehşete düşürmüştü. Aklımda sorular bırakmıştı. Bu kitapla o sorular iyicene pekişti. Şimdi sıra cevapları aramakta.
Yöresel veya uluslararası, hiç fark etmez, yemek düşünmeyi, yemek konuşmayı, yemek yapmayı ve belki de en önemlisi yemek tariflerini çok seviyorum. Tahuki Tovmasyan, aynı benim anneannemin yaptığı gibi, tarif verirken araya anekdotlar sıkıştırmış. Anekdotlar arasına tarifler sıkıştırmış demek daha doğru olur. :) Kitabı dinlerken aklıma hep rahmetli anneannem geldi. Aşure kazanını uzun tahta kaşığıyla karıştırırken, aşureyi, Alevi, Rum ve Arap Alevi komşularının nasıl yaptığını uzun uzun anlatırdı. Hangisi daha sulu yapar, hangisi tuzlu yapar, hangisi pilav gibi sever, hangisi içine nohut fasulye koyar, hangisi koymaz, hangisi hangi kapta dağıtır... Bayıldım, bayıldım.
Hayatın aslında anılardan itibaret olduğunu hatırlatan bir kitap. Söz gelimi yemek tarifleri etrafında biriken ne güzel anılar ne zarif yaşanmışlıklar var. Her irmik helvasında Mardik amcayı unutmayacağım gibi Takuhi Hanım'ın yayalarını, annesini, babasını ve kardeşlerini de hep anacağım. Melina'nın söz töreninde Berdosların planlarını, iştah kabartan güpgüzel yemek tariflerini de. Tarifleri denerken Yedikule'de yaşayan bir ailenin sofrasına konuk olduğumu düşüneceğim.
Yemek yemenin, yemek yapmanın, sofra kurmanın nasıl hayatın tam orta yerinde olduğu, insan olmakla nasıl ilişkili olduğu daha iyi, sade ve dümdüz anlatılamazdı sanırım. Acılar biryanda, hatıralar biryanda okurken pat diye irmik helvası tarifine geçiş tam da böyle birşey işte. Hayat devam ediyor, etmiş bir yandan.. İnsan olmak demek de bu demek işte, elinizde tahta kaşık aç karınları doyurmak için tencereyi karıştırırken birşeyler hatırlamak acı tatlı. Eline diline sağlık Takuhi hanımın, irmik helvası yerken ben de hatırlayacağım Mardik amcasını artık..
Takuhi hanım aynen göründüğü gibi naif ve içtenlikle yazmış bu kitabı. Anlatımı öyle keyifli ki anılarını sanki sofrasında ağırlandığım bir günde dinliyormuş gibi okudum. Yemek tariflerinden ziyade yakın tarihimizi sofra hikayelerinden izleyebileceğimiz bir panorama olmuş. Sıklıkla kaybettiğimiz/unuttuğumuz bu kültürel zenginlik adına üzülsem de hayat devam ediyor, dursa bahsedilen acıların yaşandığı günler dururmuş, diyerek anılara sığınacağım. Elinize ve kaleminize sağlık Takuhi hanım.
Nasıl severek, nasıl içime katarak okudum bu kitabı, anlatmak güç. "bitecek!" korkusunu uzun zamandır yaşamamıştım, şimdi fark ediyorum. sanmam ki okuyan herhangi bir insana dokunmasın, öylesine evrensel bir duygusallığı ve keyfi barındırıyor içinde.
Harika sımsıcacık bir hikaye! Geriye dönüp dönüp hem anıları, eski İstanbul’u, azınlık yaşamı ve tarifleri uygulamaya çalışmak üzere okumak istenesi ♥️
Yemeklerden çok hikayelerin eslerine takıldığım bir kitap oldu. Yemek bu esler sayesinde bir toplumsal hafızanın harcı / aracı olabilir mi? Bazılarını uzaklaştırarak, diğerlerini yakınlaştırarak olacaktır muhtemelen. Asla tam ortak bir zemin olmayacak. Gıda romantiklerinin gözden kaçırdığı bir şey bu yani. Duyular bizi her zaman bölüyor. Diplomasi ve temel arayışı baki kalır, ama yemek —çünkü burun, çünkü eller— hep ayrıklık, farklılaşma, siyaset aracı olacak.
Bu kitaptaki bir anlatı da, yerinden edilmeye rağmen, devletin ve modernliğin zamanına rağmen, mutfağın sabitleyici bileşen olduğu idi. Çok severek okudum. Dönüp ara sıra anacağım sayfaları var. Yazarın mağruriyetten uzaklığı ise birçoklarına örnek olmalı.
Sofranız Şen olsun kanaatimce salt bir yemek kitabı değil; kaşığın ucuyla hafızaya dokunan bir masal. Tariflerin arasında bir ailenin sesi var, kahkahalar, hüzünler, bayram sofraları... Ermeni kültürüne, ait tarifler, yaşanmışlıklar, kocaman bir ailenin yemek masası etrafında anlatılan hayatları, dilden dile aktarılan hikâyeleri, geçmişten bugüne taşınan tatları var içinde. Zamana yön veren hadiseler, derin izler, komşuluğun kalbi, kolektif hafızadaki mihenk taşları, tarifler, geçmişin yankıları, avlu hikayeleri, paylaşmanın sokağı ve daha neler neler Masallar kadar büyülü, sofralar kadar samimi. Ne olur okuyun. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. Nefis ve çok leziz.
Corlulu Ermeni bir ailenin sofra muhabbetleri. Huzunlu hayat hikayelerinin yanında şen oldukları mutlak yerlerden biri sofra ve mutfak. Bir kültürü sofra hikayeleri üzerinden okumak ve anlamak adına güzel bir kitap.
Yemek kitabi olmasinin yaninda bizleri gecmis zamanda yolculuga cikaran, ozellikle istanbul ve trakya hakkinda guzel bilgiler edinmemi saglayan, harika anlatimi olan bir eser.
Takuhi Tovmasyan’ın Sofranız Şen Olsun kitabı, bir yemek kitabı gibi başlar ama kısa sürede sofradan kalkıp tarihin tozlu albümüne dönüşür. Tariflerin arasına sıkışmış anılar, bir zamanlar Yedikule’nin sokaklarında gezinmiş, Çorlu’nun toprağında mayalanmış Ermeni kimliğinin hem mutfaktaki hem de kalpteki izdüşümünü yansıtır. Tarif dediğin şey burada gramla değil, hafızayla ölçülür. Mesela topik tarifi verirken bir yandan limon suyu kadar hüznü, bir fiske tarçın kadar geçmişe duyulan özlemi de serpiştirir üstüne. O topik, mutfaktan ziyade geçmişin bir bohçası gibi sarılır streç filme. Takuhi'nin yazdıklarıyla "yemek" bir eylem değil; kolektif hafızanın, bastırılmış bir azınlık kimliğinin sofrada yeniden doğuşudur.
Bu kitap, sıradan bir yemek kitabı değil; sanki Halil İbrahim Sofrası’na oturmuş da soğanı soyarken dedikodu dinliyoruz: dedeler, yengeler, kiliseler, midye dolmaları ve memleket hasretleri. Her tarifin arasında, Takuhi’nin dedesi Gazaros Efendi bir yanda rakısıyla fasulye pilakisine kaşık çalarken, bir yandan da Varlık Vergisi’nin gölgesinde sarsılıyor. İstanbul’un arka sokaklarındaki azınlık hayatı, kahkahalarla yoğrulmuş bir hüzün olarak dökülüyor satırlara. Ve en ironik olan da şu: bir azınlığın unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirası, muhtemelen marketten alınan bir nohut konservesi eşliğinde ev hanımlarına tarif gibi sunuluyor. Ama Takuhi’nin asıl pişirdiği şey yemek değil; bir halkın sesi, sesi kısılanların kalbi. Ve inatla şunu söylüyor: Hatırlamak da bir tür direniştir, hele ki bu kadar lezzetliyse.
Takuhi Tovmasyan‘ın “Yemek-Anı” başlığı altında değerlendirilen “Sofranız Şen Olsun, Ninelerimin Mutfağından Damağımda, Aklımda Kalanlar” isimli kitabını eşimle beraber iki kere imzalatmaya çalışmamız hoş bir anı olarak aklımızda yer etti. Bizim kitabımız 24 Aralık 2016’da “Sevgili Süray ve Doğu’ya Yedikule’den sevgi ve selamlar.” yazılarak imzalandı. Ancak Takuhi Hanım, çoğu yazar gibi kitabının başını değil de sonunu imzalıyor. Tabii imzanın ardından zaman geçti ve biz yine bir etkinliğe Takuhi Tovmasyan’ı dinlemeye gittik ama öncesinde kitabımıza baktık ve baş kısmında herhangi bir imza göremeyince şaşırdık. Halbuki imza aldığımıza emindik…
Demek ki insan aklına güvenmemeli, bak imza aldık diye biliyoruz ama almamışız diye içimizden geçirdik ve yanımıza kitabımızı alarak yola koyulduk. Takuhi Hanım konuşmasını bitirdi, yanına sokulduk, kitabımızı imzalamasını rica ettik. Kitabı eline alan Takuhi Hanım, bir anda son sayfayı açtı ve kendi imzasını gördü. Sonra bize baktı, şaşkındık.
Ben yemek kitaplarını eğer yalnızca tariften ibaretseler okurken pek keyif almıyorum. Evet, yemek yapacağım zaman tariflere açıp, bakıyor, feyz alıyorum ama bu da o kitabı sevmem için yeterli değil. Kitap, o tariflerin kültürel olarak ortaya çıkışları veya tarifi verenin anılarıyla bağlantılı ise lezzetleniyor. Türkiye için Takuhi Hanım’ın kitabı bu “Yemek-Anı” meselesinin öncülerinden. İlk basım tarihi 2004. Kesinlikle mükemmel bir eser, anılar o kadar güzel ki insan okumaya doyamıyor. Ayrıca Takuhi Hanım kitabını seslendirdi, isteyen sesli kitap olarak dinleyebilir.
Kitap Topik ile açılıyor ama bu başlığı görünce lütfen “Eh, konu Ermeni mutfağı olunca tabii ki topik ile açılacak.” diye düşünmeyin. Çünkü bu fazla indirgemeci bir yaklaşım. Buna karşılık tabii ki Topik müthiş bir yiyecek. Ancak iyi yapılmazsa da ilk deneyeni “Topik dedikleri bu muymuş?” dedirtecek kadar zor ve meşakkatli bir yemek. Ama Topik’in sırrı belli. Bolca soğan kavurmaktan kaçınılmayacak ve dış katmanı çok kalın olmayacak.
Bu tariften ve güzel anılardan sonra Midye Dolmasına geçiliyor. Takuhi Hanım’ın ifadesiyle “midya dolması”na. Tabii Ermenilerin dolması, dışarıda ağırlıklı olan satılanlardan farklı, içerisinde kuş üzümü, çam fıstığı, tarçın gibi değişik lezzet unsurları var. Çok lezzetli! Hazır konusu açılmışken Levon Bağış‘ın “Midye Değil, Midya Dolması” yazısı da mutlaka okunmalı.
Tabii kitaptaki her tarif üzerinde böyle detaylıca durmayacağım ancak bu ikisi olmazsa olmazdı diyelim ve devam edelim. Kitabı okudukça Takuhi Hanım’ın akrabalarını, ailesini, nasıl hayatlar yaşadıklarını, neleri önemsediklerini yavaş yavaş öğreniyoruz. Birinin hayatına böylesine keyifli bir noktadan, mutfaktan nüfuz etmek mutluluk veren bir deneyim. Hele benim gibi yeme içme aşığı biriyseniz iyice keyfe geliyorsunuz. Kitapta yemekten zevk alan, masaya iştahla oturan karakterlerin hikayelerine denk geldikçe yüzümdeki gülümseme genişledi diyebilirim. Çoğu sofraya gıpta ettim, orada olmak istedim. Şimdi size kitaptan bir alıntı yapayım da nasıl sofralardan söz edildiğini anlayın. 109. sayfa, “Zerde” bölümü:
“Takuhi Hanım’ın gelinleri Ankine’yle Mari, kafa kafaya verip ziyaret mönüsünü hazırladılar. Zeytinyağlı midye ve yaprak dolması şarttı. Topik muhakkak olmalıydı. Fasulye pilakisi, patlıcan kebabı, patatesli havuçlu beyin salatası, bakla ezmesi iyi olurdu. Masaya soğuk et de konmalıydı. Ya kasaba rosto ısmarlanacaktı, ya iki üç tavuk haşlanıp söğüş olarak ikram edilecekti, ya da dil haşlanıp dilim dilim kesilip sofraya konacaktı. Salata, sucuk, pastırma, kaşar peyniri, beyaz peynir ve zeytin, tarama, lakerda, likorinos, bol dereotlu çiroz salatası soğuk meze olarak yeter de artardı bile. Sıcak mezelerden, kızarmış beyaz peynirli muska böreği, sarımsaklı sucuk köftesi olacaktı. Ciğer tavası da güzel giderdi rakıyla. Bu gibi ziyafetlerin değişmeyen üst yemeğiyse zerde pilavdı. Ne de olsa bu sıradan bir ziyafet değildi, düğünün ilk adımıydı. Zerdesiz olur mu?”
Şimdi ağzınızın akan sularını silin, acıkan karnınızı kontrol edecek mesajları telepati yoluyla gönderin, yutkunun ve şöyle bir durun. Ama en yakın zamanda şöyle güzel bir ziyafet sofrası kurmayı da ihmal etmeyin.
Takuhi Tovmasyan’ın Sofranız Şen Olsun’u harikulade, kesinlikle dilimizde yazılmış en iyi yemek kitaplarından birisi ki içerisinde yemeklerin fotoğrafı bile yok, yalnızca Takuhi Hanım’ın aile albümünden çıkan fotoğraflar var. Ayrıca dediğimiz gibi bu kitapta sadece tarifler yok, anılarla bezeli tarifler, yaşanmışlıklar var.