Jump to ratings and reviews
Rate this book

Çok Yaşasın Ölüler

Rate this book
Unutulmaz bir şair ve tiyatro adamının hayatı... Tiyatro ile şiiri hayatının anlamı kılan Cahit Irgat, 1930'lardan 1960'lara uzanan sanat yaşamında tanıdığı sahne, sanat, edebiyat ve meyhane dostlarını, 1968'de Akşam gazetesinde bir yazı dizisiyle anlatmıştı: "Çok Yaşasın Ölüler".

Cahit Irgat, hep eşitlikçi ve barıştan yana bir dünya özlemiyle sahneye çıktı, şiirler yazdı. 1940 karanlığında kalemiyle acı acı konuşmaktan çekinmedi. Devlet Konservatuvarı'ndan İstanbul Şehir Tiyatroları'na, Küçük Sahne'den Dormen Tiyatrosu'na uzanan sahne yaşamından insanlarla ve çağdaş Türk edebiyatının en seçkin ve en önemli kişilikleriyle geçirdiği yıllar...

Hayatın acılarına, tiyatro ile şiirin derin ve sonsuz gücüyle dayanan Cahit Irgat, bir bakıma bu sahne ve edebiyat adamları üzerinden kendi hayatını da anlatıyor.

Çok Yaşasın Ölüler ilk kez kitap olarak yayımlanıyor.

Bu karnavalda kimler yok ki: Neyzen Tevfik, Orhan Veli, Hâzım Körmükçü, Sabahattin Ali, Sait Faik, Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Yesari, Nurullah Ataç, Raşit Rıza, Vâlâ Nurettin, Ercüment Ekrem Talu, Peyami Safa, Halide Edip Adıvar, Naşit Özcan, Suavi Tedü, Ferdi Tayfur, Orhan Boran, Cahit Sıtkı Tarancı, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Kutsi Tecer, Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Hasan-Âli Yücel ve daha pek çok kişi...

305 pages, Paperback

First published November 1, 2011

28 people want to read

About the author

Cahit Irgat

6 books4 followers
Şair, yazar ve oyuncu, Edirne Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda son sınıfa kadar okudu. Ödenekli ve özel tiyatrolarda ve sinema alanında oyunculuk yaparak yaşamını kazandı. Kendini geliştirmek için kısa süreler Paris ve Londra’da yaşadı, İlk şiirlerini 1935’te yayımladı. Tiyatro için eleştirel ve kültürel yazılar; hikâye ve romanlar yazdı. 1940 Kuşağı şairleri arasında yer aldı.

Yapıtları: Şiir: Bu Şehrin Çocukları (1945), Rüzgârlarım Konuşuyor (1947), Ortalık (1952), Irgatın Türküsü (1969), Seçme Şiirler (1999). Roman: Geri Dönemezsin (1948), “İnsan Kafesi” (Milliyet-Tefrika, 1971). Anı: “Çok Yaşasın Ölüler” (Akşam-Tefrika, 1968).

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
8 (34%)
4 stars
13 (56%)
3 stars
2 (8%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 9 of 9 reviews
Profile Image for Josefina Wagner.
601 reviews
January 1, 2023
https://edebiyatdanostalji.blogspot.c...

Bu eserinde bahsettiği bir çok yazar ve şair ayrıca sanatın başka dallarında da yer alan tanıdığımız ya da adını duyduğumuz bir çok sanatçının eserlerini yaratırken nasıl bir yaşam mücadelesi içinde olduklarını nasıl bu kadar verimli olduklarını da ortaya koyarken aynı zamanda onların davranış ve düşünüş tarzlarıyla daha yakından tanıma fırsatı sunan bu eser insanı geçmişe sürüklerken yanımızda onların yapıtları gezdikleri içtikleri dertlerini paylaştıkları ve yaralarını sardıkları yerleride ziyaret ediyoruz '' küllük ten tutunda Çiçek pasajına Kumkapı daki meyhanelere '' kadar uzanıyor onlarla tekrar yaşıyoruz gözlemliyoruz onları. Bence edebiyata gönül veren geçmişteki yapıtlarıyla bizi yanında taşıyan bu sanatçıları okumak oldukça elzemdir. kesinlikle tavsiye ederim.
Profile Image for Özgür Daş.
98 reviews
September 3, 2016
Kitap, Cahit Irgat'ın 1968 yılında Akşam gazetesinde yazdığı yazılardan ve Turgut Çeviker'in derlediği ek metinlerden oluşuyor. Az bilinen fotoğraflar ve çizimlerle içerik zenginleştirilmiş ortaya nitelikli bir çalışma çıkmış. Cahit Irgat yazılarında Türk tiyatro ve edebiyatının ünlü/ünsüz ölmüşlerini insancıl diliyle yâd ediyor (İki isim hariç: Halide Pişkin ve Peyami Safa). Ek metinler bölümünde genel olarak Irgat üzerine yazılmış yazılar bulunuyor. Anı okumayı sevenlere tavsiye ederim.
Profile Image for Koray.
310 reviews59 followers
May 30, 2025
55 yaşında akciğer kanserinden ölen şair Cahit Irgat, Mina Urgan’la evlilik yapmış. Türk entellektüel dünyasına giriş 101 kitabı tam. Benim gibi bir edebiyat severseniz okunması gereken kitaplardan. Türk entelektüelleri birbirlerine bir şekilde temas etmiş, yolları bir yerde mutlaka kesişmiş. Cahit de onlardan. Ben Cahit Irgat’ı ilk kez tanıdım -bu da benim ayıbım olsun- Şiirleri gerçekten çok iyi. Dönemin tüm aydınlarıyla dirsek temasını hiç yitirmemiş. Rakıdan önce bir fincan zeytinyağı içen Neyzen iyi bir fikir verdi.
“...Çiçek verdi gülesiye / Şiir verdi kıyasıya / Yaşaması ölesiye..”
Orhan Veli için “güzel konuşmazdı, daha çok güzel susardı”, demiş.
Sabahattin Ali’den tam kıçına güzel bir tekme yemiş. Üstelik Cevdet Kudret’i dövmeye çalışırken… Sabahattin Ali’nin abisi ve kızkardeşi ne kadar iğrenç insanlarmış bir kez daha görmüş oldum.
Mahmut Yesari’yle beş liralık pansiyon odacığında mezelerini hazırlamış olması canladı gözümde.
Peyami Safa’ya korkak ve dönek demiş haklı olarak. Çünkü Safa jurnalci bir pezevenkmiş. Dahası onu tanımlarken “ıslak bir fare kadar çirkindi” diyor.
Tiyatroda açların karnını doyurmak, tokların burnunu kırmak adetmiş. Bunu zamanla öğrendim.

Ölülere toprak lazım
Zengine para,
Diriye ekmek,
Deşile deşile
Koşulmuşum yeşile
Cam yeşili, göz yeşili, aşk yeşili
O yeşil lazım

Aşksız yaşayamam ben, derdin!.. Aşkla yaşadın, hızlı yaşadın. Aradan on yıl geçti, mezarının numarası belli ama yerin kaybolmuş. Sen bir şarkı getirmiştin tiyatromuza. Bu şarkı unutuldu. Ölümden öte köy yok. (Nevin Seval’e yazılmış 1920-1958)

Talat Artemel hakkında “O’nu para öldürdü, dedi, para hırsı. Belki de doğruydu bir bakıma. Mademki bir evi, bahçesi vardı, mademki altında arabası vardı, mademki tiyatrodan maaşı vardı, ve mademki bir kalp krizi yoklamıştı onu; Bolu dağlarına çıkıp film çevirmek için yormamalıydı kendini” demiş.

Dekora, spotlara, saksılara, çiçeklere nasıl ihtiyaç varsa tiyatroda, güzel kadına da var elbet. (Perihan Yanal hakkında 1916-1954)

Dinsel tören, kutsal temsil, yaratmanın oluşu, edebiyat türü, bütün bunlar tiyatrodur, tiyatro olarak kalmıştır.

Köyün insanına tiyatro gerek. Halka daha çok, daha çok tiyatro götürmek gerek. Tiyatro okuldur. Tiyatro kültür aracıdır.

(Nisuaz’daki meyhane tasviri ancak bu kadar samimi biçimde anlatılabilirdi): Moskova’ya da giderdik, Petrograd’a da. Ama daha çok Nisuaz’dı asıl yerimiz. Şimdi bir banka olan yer. Masalarda müşteri bekleyen efendi orospular, ressamlar, şairler, odaları sıcak olmadığı için bu kahvede çalışan bekârlar, aynı evin insanları gibi birbirlerini tanırlardı. Geceleyin orospular işlerin kesatlığından dert yanarken bir öbürü umudunu Allaha bağlamıştır. İyi tanıdıkları fakir şairlerle, ressamlarla, aktörlerle kardeş kardeş geçinirler. Bir şair kırk sekiz saattir ağzına bir şey koymadığından dert yanar, bir orospu ona borç verir, çay ve pasta ısmarlar. Ve patrondan bir plak çalmasını ister. Bu sırada üstü başı düzgün bir sarhoş yalpalayarak orospulara yaklaşır, yanlarına izinsiz ve teklifsizce çöker: – Bu gece efkârlıyım, fazla kaçırmışım. Hanginiz gelirsiniz? diye sorar. Bir seçme yapmamıştır. O hepsine razıdır. Hepsi de ona. Geçim dünyası.

Bu akşam ilk olarak ağladım
Bekâr odamın penceresinde.
Hani ev bark? Hani çoluk çocuk?
Ne geçti elime bu hayatın
Meyhanesinde, kerhanesinde?
Yatağım her gece böyle soğuk.
Saadet bu ömrün neresinde? (Cahit Sıtkı Tarancı)


İnan kardeşim inan
Gök mavidir, dal yeşil
[Omuzun omuzumda]
[Nefesin nefesimde]
Gökyüzünü yıldız yıldız
Dilim dilim bölüşürüz yeryüzünü,
Payına düşen dertler
Payıma düşer
Sen benim günümdesin
Ben senin gecende,
Bir ucu sende denizin
Bir ucu bende
İnan kardeşim inan
Aynı suda yüzer bindiğimiz gemiler (Cahit Irgat)


İnsanla şiiri birleştiren Baudelaire gibi, “Her zaman sarhoş olmalı. Biricik mesele bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zamanın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamaca sarhoş olmak. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle. Nasıl istersen öyle, ama sarhoş olmalı!”

Besbelli ölümüm sabahleyindir.
İlk ışık korkuyla girerken camdan,
Uzan, başucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.
Sonra koş terlikle haber vermeye,
“Kiracım bu sabah can verdi” diye,
Üç beş kişi duysun ve belediye
Beni kaldırmaya gelsin odamdan.
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
Sen de eller gibi adımı unut. (Ahmet Kutsi Tecer)
Profile Image for Tuna Turan.
409 reviews60 followers
February 3, 2021
Cahit Irgat; Türk sinemasının ve tiyatrosunun unutulmaz oyuncusu ve şairinin portreler üzerinden anlattığı anılarını 1968 yılında otuz sekin gün süren bir tefrika olarak Akşam gazetesinde yayımlanmıştır.

Bu yazıların hepsi giden arkadaşlarının arkasından içini döktüğü yazılardan oluşuyor. Kimler yok ki hayatında o dönemler; bazen Lambo’nun meyhanesinde Sait Faik, Orhan Veli, Neyzen Tevfik oturuyorlar, bazen bir okulda Peyami Safa, Halide Edip ve Sabahattin Ali, Reşat Nuri Güntekin ile karşılaşıyorlar, bazen de Türk tiyatrosunun unutulmaz isimleri ile aynı sahnede bulunuyor; Ferdi Tayfur, Küçük Kemal, Muhsin Ertuğrul, Naşit Özcan, Neyyire Neyir, Sait Köknar, Suavi Tedü, Talat Artemel gibi.

İnişli çıkışlı ve eşine kolay kolay rastlanmayan bir hayat hikâyesi var Cahit Irgat’ın. Çocukluğu bolluk içinde geçmiş, büyüdüğünde de çok para kazanmış buna rağmen meteliğe kurşun attığı dönemlerde olmuş. Tiyatro ve filmlerde başrol de görmüş küçük rollere razı gösterdiği de. Bir odaya kapanıp aylarca içki komasına da girmiş bunu fark edip kendi ayaklarıyla tedavi olmaya kendi gittiği de olmuş. Döneminde soyadı Mutlu imiş, isteyerek Irgat olarak seçmiş. Sebebi sorulduğunda ise ‘Kişi yalan söylememeli, soyadıyla bile’ demiş.

Aslında kendi hayatı film gibi olan Cahit Irgat’ın eşleri, dostları, arkadaşları arkasından yazdığı yazılar bir döneme tanıklık ediyor. Kesinlikle okunmalı.
Profile Image for Cemressa.
182 reviews5 followers
March 4, 2018
Okudukça okudukça kocaman bir kültür elimizden akıp gitmiş gibi hissettim. Ne eski Beyoğlu kaldı, ne şair ressam tayfasının takıldığı meyhaneler ve çay bahçeleri, ne hepsi şahsına münhasır o insanlar. Bir yanda bu adamlar bir yanda "sonunda t yoookk" diye bağıranlar. Sanatı geçtim de yokluğun ve imkansızlığın olduğu o dönemlerdeki yaşama zerafetine aklım çıktı. Bu his bir de Salah Birsel'in 'Kahveler Kitabı'nda gelmişti. Sevdim ve hüzünlendim.
Profile Image for K. E..
174 reviews7 followers
December 23, 2022
“Dostluk öylesine dostluktu ki bende, türkülerim türküleriyle iç içeydi sanırdım. Hepimizin hepimizde ter muhabbeti, ömür hakkı, ölüm hakkı, dostluk canı vardı sanırdım. Dostsuz yaşanılmaz bu şehirde sanırdım. Sensiz yaşanılmaz bu şehirde sanırdım. Ve bir gün dost sandığım dostlar gölgemi süpürmeyi düşündüler şehrin caddelerinden... Gölgemi çamur gibi fırlattılar peşimden. Sanmıştım ki bana öyle geliyor. Sanmıştım ki sen gidersen, ben gidersem, o giderse şehrin başı döner hasretten.”
Profile Image for Pelin Tekneci.
36 reviews
January 7, 2022
1930-1960 arasinda yasamis ve hatiri sayilir sohrete ulasmis aktorler, aktristler, sairler, yazarlar hakkinda kisa oykulerden olusan bir kitap. Hem farkli kisilere hem de donemin etosuna isik tuttugundan, okuyucusunu yormadan hizlica okunuyor. Bazi hikayeler ilgimi o kadar cok cekti ki, internette o kisiler icin ekstra arastirma/okuma yaptim. 5 yerine 4 yildiz vermemim sebebine gelirsek: hikayelerin akisi zaman zaman sekteye ugramis ve o kisimlarda okumaya odaklanmak benim icin zor oldu.
41 reviews
March 8, 2020
Bir dönemin, ağırlıklı tiyatro sanatçıları, yazarları, şairleri üzerine değerlendirme yazıları. Peyami Safa hakkında yazdıklarını okurken kahkahamı tutamadım. Huysuz adamın olabildiğince subjektif düşünceleri; ne de okunası.
Profile Image for Mikail Şahin.
11 reviews
May 31, 2020
Sanatçı arkadaşları için ki hepsi ölmüş yazılmış yazılar,samimi bir kitap ;yer yer sanatçılar için ilginç bilgiler de var.
Displaying 1 - 9 of 9 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.