Jump to ratings and reviews
Rate this book

Edebiyat Mutluluktur

Rate this book
Zülfü Livaneli ebedi ve edebi metinler arasında dolaşıyor

Evrensel müzisyen kimliği bir yana, sanat hayatına edebiyatçı olarak başlamış, öykü, roman ve denemeleriyle de bütün dünyada kendine okur bulmuş usta kalem Livaneli’den ufuk açıcı denemeler.
Zülfü Livaneli’nin Vatan gazetesinde “Edebiyat Notları” üstbaşlığıyla çıkan yazılarından yapılmış bir seçmeyi temel alan Edebiyat Mutluluktur, okurunu edebiyatın zengin dünyasında büyük bir yolculuğa çıkarıyor. Romanlar, yazarlar, edebi tartışmalar, dil sorunları, yazmanın etrafında dolaşan birçok konu yer buluyor kitapta. Tolstoy da görünüyor satır aralarında, Eco da, Cervantes de… Yazılarda Don Kişot’tan edebiyatta burjuvaziye, depremin edebiyata yansımasından “öz Türkçe” ve “Güneş-Dil Teorisi”ne, sinemada edebiyat uyarlamalarından film müziklerine, Nobel’den @ işaretine kadar, edebiyatın alanına giren her konu hakkında yazarın fikirlerini bulmak mümkün. Edebiyatseverler, genç yazar adayları, kısaca hayatında kitaba yer ayıran herkes için müthiş bir okuma zevki. Kitapta ayrıca Zülfü Livaneli’nin “Benim Gözümden Yaşar Kemal” ve “Edebiyat Üzerine” başlıklı iki de konuşması yer alıyor.

244 pages, Paperback

First published November 1, 2012

17 people are currently reading
349 people want to read

About the author

Zülfü Livaneli

68 books1,769 followers
Müzisyen, Yazar, Yönetmen, Politikacı.

Tam adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. 1946 yılında Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, yazarlık kimliğinin yanında saygın bir müzisyendir. Müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül almış ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlanmıştır. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmeran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon şirketine satıldı.

Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.

Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.

1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978’de çıkan "Nazım Türküsü"adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığına yaptı. Bir dönem CHP'den Milletvekili olarak aktif siyaset hayatına da katıldı.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
141 (32%)
4 stars
156 (36%)
3 stars
110 (25%)
2 stars
19 (4%)
1 star
4 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 39 reviews
Profile Image for Oguz Akturk.
290 reviews739 followers
September 11, 2022
YouTube kanalımda Edebiyat Mutluluktur kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/dR12B0gIkhg

UYARI! AĞIR ELEŞTİRİ İÇERİR.

Livaneli, Livaneli
Cebindeki para kaç haneli?


Bu kitap için Livaneli egosu mu desek, kibri mi desek bilemedim. Maalesef ki adam kendisini bir Proust, Dostoyevski ya da Eco sanıyor. Kendisini yazın dünyasının Mevlanası ilan etmiş desek yanlış olmaz.

18. sayfada "İnsanlar kitapları ilaç niyetine değil, zevk almak için okuyorlar." demiş kendisi.
Katılmıyorum.
Salt pragmatist bir bakış açısıyla okunulduğu sürece kitapların hedonizme hizmet eden haz oyuncaklarından farkı kalmazdı. Hem kitaplar, neden ilaç niyetine okunmasınlar ki? Benim için bir Vermidon, Parol, ağrı kesici ya da vitaminin veremediği mental etkinin çok daha fazlasını bir kitaptan alıp, kendi auramı iyileştirebiliyorsam misal olarak bir Zweig ya da Dostoyevski kitabını insanın dünyasını geliştiren bir ilaç olarak düşünmenin nasıl bir sıkıntısı olabilir?

18. sayfanın hemen yan sayfasında, bir kitabı okumaya zorlanmak saçmalıktır, düşüncesini savunuyor.
Katılmıyorum.
İnsan artık bir süre sonra akıcılıktan uzak, okumanın çetin olduğu Karasu, Musil, Proust gibi yazarları okumanın özlemini duyuyor. Bu tip yazarlar insanın beynini sanki unutulmuş bir makine odasına uzun yıllar sonra ilk kez girildiğinde tekrar çalıştırılıyormuş gibi bir etki veriyor diye düşünüyorum.

25. sayfada Türkiye'deki bazı yayınevlerinin edebiyatı salt ticari bir kurum, ürünün niteliğiyle değil daha çok edeceği piyasa değeriyle öne çıktığını savunan kapitalizmi eleştiriyor. Ama kendisi Türkiye'nin kapitalizm yayınevlerinin babası olan Doğan Kitap'ta kitaplarını yayımlıyor.

49. sayfada Dostoyevski'nin romanlarındaki St. Petersburg sokaklarını esrarengiz ve çılgınca olduğunu belirtip sonrasında yazarın bize bu durumu belirten bir tek cümle sunmadığını söylüyor.
Yoo, katılmıyorum ki.
Beyaz Geceler'de Dostoyevski'nin şehirdeki binaların farklı karakteristikleriyle konuştuğu bölümlerden tutun da, Budala'daki idam mahkumunun son saniyelerini 3 parçaya ayırıp şehri detaylı bir şekilde tasvir ettiği bölüme kadar Dostoyevski anlattığı şehirleri gayet de belirten cümleler sunuyor aslında. Kemiklerin sızlama partisine hoşgeldiniz.

66. sayfada Umberto Eco'nun Prag Mezarlığı'nda anlattığı kişilik bölünmesine diss atıyor. Eco'ya klişe falan demeye kalkışıyor. Eco, mezarından Livaneli'nin bunu dediğini duysaydı sanırım Livaneli, Eco'nun önünde diz çöker tövbe isterdi. Bir tarafta göstergebilim, mimari mekan anlatma ustalığı ve Hristiyan dünyası ustası Eco, diğer tarafta halk tarafından sürekli beğenilecek şeyler yazan popüler kültür hizmetlisi Livaneli? Kemiklerin sızlama partisine 3. aranıyor...

73. sayfada, Postmodern edebiyatın modasının bittiğini savunuyor, hatta postmodernizme gönül vermiş yazarlara siyasi suçlar ve toplumsal trajediler konusunda edebi yazım kısıtları sunuyor. Yahu Livaneli, bırak da insanlar istediklerini yazıp, istediklerini okusunlar. Sana mı kaldı, eksperimental tarzda ürün vermek isteyen yazarları tek tipleştirme sevdası?

81. sayfada Fransız basını tarafından göklere çıkarılan Livaneli'yi ben, gökteki bacaklarından aşağı tutup Dostoyevski, Eco, Musil ve Proust'un mezarlarının başında dua etmeye yollamak istiyorum.

96. sayfada Türk-İslam geleneğinin düşünceye önem vermediğini belirtip sonrasında Gazali gibi isimler yüzünden bilime bile kuşkulu gözlerle bakıldığını belirtiyor ama kendisi her fırsatta Elif Şafak gibi bir Mevlana alıntısı paylaşıp, popüler halk onayını kazanmayı pek bir vizyon sanıyor. Bu kısımda kendisinin bu Gazali görüşü, yine kendisinin sürekli kullanmakta olduğu Mevlana vizyonuyla çelişiyor.

107. sayfada Türkiye'nin son yıllarda müzik konusunda içine sürüklendiği yaratıcılık fukaralığını ve genç müzisyenlerin deneme yapmadığını belirtiyor. Bu bölümün altına gerçekten de kocaman bir "NE?!" yazdım. Livaneli kendi müziğini gözleri kapalı icra etmeye çalışırken bilmiyor ki, Türkiye'de elektronik indie deneyen Büyük Ev Ablukada, thrash metal, garage rock, alternatif rock, ska-punk, psychedelic rock deneyen Athena, reggae deneyen Sattas, Komik Günler, Luxus, rap deneyen Mode XL, İndigo, elektronik rock deneyen Nihil Piraye, Rebel Moves, Jazz deneyen Dolunay Obruk, Eylem Pelit, Volkan Öktem, 123, İlhan Erşahin, Elif Çağlar, anadolu Rock deneyen Flört, indie rock deneyen Palmiyeler, The Revolters, The Away Days, southern metal deneyen Black Tooth, punk rock deneyen Cemiyette Pişiyorum ve alternatif rock deneyen Gaye Su Akyol, Alarga, Peyk, Malt, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Adamlar, Bubituzak, Ayyuka, Kalben, hard rock deneyen The Ringo Jets gibi isimler var. Türkiye müziği Livaneli ve onun sevdiği müzik tarzlarından ibaret değil!

219. sayfada sanatın oyun olmadığını kesin bir dille belirtiyor, zaten sırf bu yüzden yanlış bir kere. Küçük bir çocuğun legoları birleştirmeye çalışıp yaptığı şey bir oyundur ve aynı zamanda sanattır. Kumdan kaleler bir sanattır. Mimarlık aynı zamanda mekanlarla ve labirentlerle bir oyun oynama sanatıdır. Eğer sanat, bir oyun ya da bir arayış hiyerarşisi olmasaydı bu kadar -izm çıkamazdı canım Livaneli.

Kitapta anlatılan aslında çok güzel şeyler de olmasına rağmen sırf bu dediklerimin varlığı, genellemelerin çok isabetsiz ve güncellikten uzak olması Livaneli'nin kendisinden soğumamı fazlasıyla sağladı. Doğan Kitap'ın Livaneli'ye ayarladığı evler kaç haneli ya da Livaneli'nin cebindeki para kaç haneli bilmiyorum ama kesin bir şey var ki, Livaneli popüler kültürün bug'ını bulmuş. Para vanaları onun elinde ve o bu vanaları istediği gibi yönetmeyi çok iyi biliyor. Yani, "En doğru, en iyi ve en okunabilir edebiyat, en dinlenebilir müzikler seninki be tamam işte kardeşim!" demeden bu adamı anlayamıyorsunuz, benden söylemesi.
Profile Image for Josefina Wagner.
596 reviews
November 6, 2023
https://edebiyatdanostalji.blogspot.c...

Bir kaç gündür okuduğum kitabı burda paylaşmaktan da mutluluk duyacağım bence her okuma tutkusu olan okumalı. Kitabın şu açıdan iyi olduğunu düşünüyorum , malzeme bolluğu var ve okuru biraz provake ediyor sende araştır diye.
Livaneli'yi severim ama her kitabını çok beğendiğimi söyleyemem Ayrıca her defasında bir dolu soru işaretleri ile boğuşurum. Kitabın anlaşılması zor derinlikli olduğundan değil kesinlikle ; sadece ya bu kadar adı sanı belli bir kesimde yer etmiş yazarın neden bunları yazıyor ben başka biliyordum lar la ikileme düşerim. Yine de okurum ama kesinlikle satın almam zamanında benimde satın aldığım kitapları oldu tabanın bu kadar sevdiği yazarı merak ettiğimden....

2023/11/05 de tekrar dinledim aslında 3 yıldızı hak etmiş kesinlikle.
Profile Image for Amir .
592 reviews38 followers
September 25, 2021
زولفو لیوانلی در این کشکول سرمقاله هایی رو که برای روزنامه ها نوشته یک جا جمع کرده. به طور کلی نمیشه یک خط کلی برای کتاب در نظر گرفت. اما بیشتر سرمقاله ها سرکی می کشن به ادبیات و ارتباط اون با تاریخ و موسیقی و فیلم. مقاله ها مایه نظری دندون گیری ندارن و خرده جذابیتی هم اگر باشه برمی گرده به خاطرات نویسنده. تفرعن پنهان نویسنده هم که دیگه اصلا نگم براتون. از این جنس تفرعن ها که نویسنده برگرده بگه داشتم با فلانی -مدیر انتشاراتی گالیمار که یکی از معتبرترین انتشاراتی های دنیاست و آثار بسیاری از بزرگان رو چاپ کرده و ناشر فرانسوی کتاب های من هم هست- حرف می زدم
...
تنها جمله ی به درد بخور کتاب:
شب ها دن کیشوتیم، روزها سانچوپانزا
Profile Image for Özlem Güzelharcan.
Author 5 books348 followers
April 11, 2020
Kişiliğine ve müziğine büyük hayranlık beslediğim, bazı kitaplarını da çok, çok sevdiğim Livaneli’nin bu kitabını okurken açıkçası kafam allak bullak oldu, şöyle ki:

Öncelikle okurken kitabın bir bütünlüğü olmadığını hissettim, sanırım bu, yazıların ayrı zaman dilimlerinde ve Vatan gazetesi köşesi için yazılmış olan metinlerin derlemesi olduğundan kaynaklanıyor.

Kitabın ilk çeyreğini Livaneli’nin önyargılarına sinir olarak tamamladım. Kendisinin ilk gençlik yıllarında Hemigway’i çok okuduğunu ve ona hayran olduğunu biliyoruz, bunu her fırsatta yineliyor, lakin yazılan her kitabın “gerçekçilik” akımına uyması gerektiğini, gerçek edebiyatın ancak böyle faydalı olacağını ima eden tonlar var kitapta ki bu beni rahatsız etti.

İlk bölümde postmodern edebiyatı yerden yere vurmuş. “Bakkala giderken yaptığı alışveriş listesini yayımlayanlar bile oldu.(Gülmeyin, bu bir gerçek.) Sonra da bu ‘beceriksizliği’, bu ‘tıkızlığı’ postmodern gibi cafcafları lafların arkasına saklayıp..” böyle devam ediyor cümleleri. (Buraya deviren göz emojisi yerleştirelim ve liste paylaşan Knausgard ve Erlend Loe’ya selam çakalım) Livaneli vampir romanlarını, ucuz aşk romanlarını, polisiyeleri falan sevmiyor ve ona göre “yani tam bir şarlatanlar döneminin göbeğindeyiz”. Oysa lisede çalışan bir öğretmen olsa benim gibi, gençlerin hiç okumamaktansa vampir romanı okumalarının bile iyi bir şey olduğunu, bu okumaların zamanla diğer edebi okumalara da er geç evrileceğini düşünebilir, anlayabilirdi.

Bir yerde kendisi de öz eleştiri yapmış, “Bunları yazarken fazla aşırı, keskin genellemeler mi yapıyorum diye kuşkuya kapılmıyor değilim” diye yazmış.

“Unutmayın, çağın hakkını vermek, çağınıza uyum sağlamakla değil, ona direnmekle mümkün olabilir.” cümlesinin de altını çizmişim yine göz devirmek adına. Büyülü gerçekçiliği yerdiği (ama sonra akımın ustaları Marquez ve Borges’i de övdüğü?) ve “şairane betimleme romanı zayıflatır” cümleleri de sinirlerimi oynatmış ama yılmayıp okumaya devam etmişim.

Bu darbelerden sonra eğer okumaya devam edecekseniz “Edebiyatta Diktatörler”, “Edebiyat ve Sol”, “Edebiyatta Köpek Teması” başlıklı yazılara geleceksiniz ama burada Livaneli’nin kişisel edebiyat yolculuklarından ziyade bu türde hangi eserlerin yazıldığla ilgili daha çok teorik bilgilere ulaşabileceksiniz. Ben ilkini okuyacağımı düşündüğümden burada hayal kırıklığına uğradım. Livaneli (kitap 2012’de basılmış) bugünün Türkiye’sinde iyi şiirin olmadığını da düşünüyor.

Bu sebeplerden ötürü ve genel anlamda beklentimi karşılamayan bir okuma oldu.



Profile Image for Tuna Turan.
409 reviews57 followers
June 17, 2019
Eğer bir masa başında oturduğunuzda arkadaşlarına anlattığın zaman ilgilerini çekecek, seni en azından yarım saat dinlemelerini sağlayacak kadar ilginç bir konun yok ise hiç yazmayın daha iyidir diye kitabına başlıyor Livaneli.

Edebiyat ile ilgili her konuya değinmesi, kendi kişisel fikirlerini paylaşması okurken beni mutlu etti. Ne Okumalı? Nasıl Yazmalı? Edebiyatta geçen filmler, müzikler, oyunlar, diğer sanat dalları hakkında bilgiler vermesi okuyucunun ufkunun genişlemesini sağlıyor. Nazım Hikmet ve Yaşar Kemal'e de ayrı bir bölüm açması beni sevindirdi.

Popüler edebiyatı bayağı bir yerin dibine sokmuş ki haklı da. Hiçbir zaman okuyamadığınız, ilerlemeyen, anlayamadığınız kitapları okumaya anlamayın diyor. Dünyada o kadar çok okunacak kitap var ki, hoşunuza gitmeyen şeyleri anında bırakalım. ''Bugün iyi bir okur, köklü edebiyattan Raskolnikov, Prens Adrey, Mişkin, Karamozov, Goriot Baba gibi yüzlerce karakteri sayabilir, onları ailesinden daha iyi tanır ama popüler edebiyattan tek bir karakter bile hatırlayan var mıdır?'' diye söyleyerek son zamanlarda çok satanlar listesinde olan kitapları çok güzel eleştirmiş.

Kitapları seven, edebiyatla iç içe olan kişilerin mutlaka okunması gereken bir kitap.
Profile Image for Tankut Yıldız.
126 reviews7 followers
January 5, 2015
"Zaman zaman yazılar arasında tutarsızlıklar göze batsa da (bir yazıda yerden yere vurduğu post-modernizmi diğer yazıda göklere çıkarması, büyülü gerçekliği "gelip geçici bir moda" olarak nitelendirmesine rağmen, Murakami'yi severek okuduğunu söylemesi gibi) genel anlamda insanı düşünmeye teşvik etmesi ve "edebiyat yapmak" ile gerçek edebiyat arasındaki ince çizgiyi belirginleştirmesi açısından ziyadesiyle faydalı buldum. Edebiyatın hayattan süpürülmeye çalışılmasına, kitapların piyasa değeri ve edebi değeri olmak üzere iki farklı eksende ele alındığı kapitalist düzenin yanlışlığına, basit şairaneliğin kalitesizliğine ve daha pek çok konuya dair söylediklerinin, her okurun hakkında düşünmesi gereken konular olduğuna inanıyorum. Hepsinden çok da edebiyatın zevk alınacak bir mecra olduğunun, yazanın da okuyanın da en önce zevk alması gerektiğinin altını çizmesi, kitleler üzerinde etkili bir isim olduğunu düşündüğüm için, sevindirici."


http://ebediyenedebiyat.blogspot.com/...
Profile Image for Burak.
Author 3 books41 followers
July 30, 2016
Zülfü Livaneli'nin edebiyat yaklaşımını, post-modernizme bakışını sevemediğimi, kitabın derinliği olan hemen hiçbir metin içermediğini söylemeliyim. Buna karşın, "Edebiyat Mutluluktur" samimiyet içeren, kolay okunabilir, keyifli bir edebiyat makaleleri derlemesi olmuş.
Profile Image for fundaerman.
50 reviews7 followers
September 21, 2016
Livaneli ile karşıklıklı oturup sohbet ettik sanki hafta sonu."Edebiyat Mutluluktur" dedi.Ben sordum o anlattı."Bazı kitapları okumaktan zevk almıyorum ama bıraktığımda huzursuz oluyorum"dedim.
"Cevap basit"dedi."Çünkü bunlar sıkıcı.Eğer bir kitap kendini okutamıyorsa,ilerlemiyorsa,o zaman derhal o kitabı kaldırıp atmak ve dünyada okunmayı bekleyen nitelikli eserlere yönelmek en iyisi "dedi.
"Ne okuyalım,çok satanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?"dedim. "Edebiyat ve moda yanyana gelmemesi gereken iki kelime.Modaların peşine takılmak umut verici görünebilir.Ancak unutmayın;çağın hakkını vermek,çağınıza uyum sağlamakla değil,ona direnmekle mümkün olabilir" dedi. "Okudukça,bilinçlendikçe mutsuzlaşıyoruz sanki.."dedim.
"Elbette bilinci yüksek olanın derdi daha çok.Çünkü bir gerçeğin farkına varan insan,bir daha onun farkında olmadığı zamana dönemez.Mecbursunuz hep ileriye gideceksiniz.Geldiğiniz yer sizi huzursuz edince "Bilinç beni mutsuz etti,önceki halime döneceğim" diyemezseniz.Zaten "mutluluk" dediğiniz nedir ki? Biraz güvenlik,biraz da can sıkıntısı değil mi?" dedi."Neden iyi yazarlar intihar ediyorlar?" dedim."Normal insanlara göre çok daha duyarlılar,hayatın acılarını ve sevinçlerini herkesten daha fazla ve daha derinden duruyorlar.Bu kişilere yazma yeteneği yanında bir de ilahi ceza verilmiş sanki depresyona daha açıklar"dedi.
Uzun uzun konuşuyoruz.Yeni kitaplar öğreniyorum,kült yazarlarla ilgili bilgiler ediniyorum.Lütfen siz de sohbetimize katılın ve mutlaka bu kitabı okuyun.
Profile Image for alper.
210 reviews63 followers
May 14, 2019
Zülfü Livaneli ile şahane sohbetler. Hepsinin üzerinde uzun uzun düşünülmüş; yıllar yılı demlenmiş olgunlaşmış görüşler. Sanatla edebiyatla iç içe geçmiş bir hayat için zaten son derece normal bir durum değil mi? Şunu da belirteyim: Livaneli, ennn sevdiğim sanatçılardan biridir. Tam bir "rönesans sanatçısı"dır. Kitabın bir bölümünde bu tarz ”çok farklı sanat dallarında hüner gösteren” sanatçılardan bahsetmiş, tam olarak kendisinin tarifi. Benim de bir sanat eserinden aldığım keyfi katlayan bir maharet olduğu için özellikle belirtmek istedim. Detaylarını sıra gelince konuşuruz. Nelerden bahsettik onlar üzerinden gidelim, ben çok keyif aldım, yer yer dibim düştü, bazen içimin yağları eridi. Uzun bir yazı geliyor hissediyorum :)
(O kadar uzun olmuş ki bir kısmını atmak zorunda kaldım, çıkardığım kısımlardan özür diliyorum )

Bu Denizin Balığı (9)

Kitapta bolca edebiyat nedir, ne anlatır, derinliğini nasıl kazanır, yüzlerce yıl bu eserler nasıl aynı duygularla hayatlarına devam eder onlardan bahsediyor,

Edebiyat insanı anlatma sanatıdır. Bunun da temeli psikolojidir. Gılgamış’tan Homeros’tan bu yana değişmeyen bir gerçektir bu. (15)

Paralelde "İnsan Olmak"ı okuduğum için orada da gözüme çarptı. Engin Geçtan'ın yapmış olduğu tahlilleri (misal) Gonçarov'da Oblomov karakteri üzerinden kitapta ilmek ilmek örüyordu. Çok daha edebi bir üslupla yapması da cabası :) Birçok Shakespeare eserinde de benzer durum görülebilir; 3.Richard, Hamlet, Machbeth, Iago, Othello hepsinde benzer tad bulunabilir. Örnekler arttırılabilir...

İçimin yağlarının eridiği kısımlardan; hocam yer mi hiç, içeriksiz biçim kasmalarınızı :)) İçerik-biçim bütünlüğünü önemserim. Hocamın da bu fikri bu şekilde hararetle savunması hoşuma gitti.

Marifet derken hüner sergilemek amacı anlaşılmamalı. Marifet bir sonuç olarak ortaya çıkmalı. Söyleyecek sözü anlatacak hikayesi olan insanların bu amaçlarını gerçekleştirmek için kullandıkları özellikleri olarak anlaşılmalı marifet.
Çünkü hüner sergilemek kendi başına bir amaca dönüşünce eser hayattan kopuk hale geliyor.
Hayata dair değil de daha çok edebiyat kuramlarına dair bir yapıt oluyor. Sadece yazar çizer takımının ilgisini çekebilecek günlük hayatını yaşayan insanları ilgilendirmeyecek konular ele alınıyor.
Oysa edebiyatı öncelikle bir yol olarak kabul etmeliyiz. Müzik gibi resim gibi başka birçok yol gibi yazmak da hayatı algılamanın anlamaya çalışmanın ve dolayısıyla hayata müdahale etmenin bir yolu. Duygu ve düşünceleri paylaşmak gibi basit bir şey değil.
Büyük romanlara baktığımız zaman bazı ortak özellikler görüyoruz.
Bunların başında sağlam bir konu geliyor. Bir ara hikayenin önemli olmadığı edebiyatın sadece üslup demek olduğu tartışıldı ama bütün tartışmalarda olduğu gibi insanların birbirini aşırı noktalara ittiği anlamsız bir ağız dalaşıydı bu.
Sanki insan iyi bir hikayeyi güzel bir üslupla anlatamazmış gibi. (12)

Evet, sanat eserinin bir marifet sonucu ortaya çıkması gerekir. Ama, bu “hüner sergilemek”
amacıyla boş laf üretmek anlamına gelmiyor. Edebiyatta en büyük marifet, süsleme başarısını veya yazar yeteneğini değil, hikayenin duygusunu hissettirmektir. (49)

Şiir, Bilinç ve Hastalık (51)

“Şu Bizim Kırılganlığımız”da değindiğim konuyu tam ters açıdan ele almış, yazımı bütünleştirmiş oldu böylece, Livaneli’ye yazıdan da bahsetmediydim kendi açtı konuyu:

Çünkü duyarlılık bir bütündür. Vicdanlarını köreltmek için gerçekleri görmeyecek bir kişilik yapısına bürünenler, vicdanlarını sağırlaştıranlar, evet, rahatsız olmaktan kurtulabilirler; ama güzelliklere karşı da körleşirler sağırlaşırlar. Duyarlı olmak, sadece acıları ve çirkinlikleri değil, sevinçleri ve güzellikleri de algılamamızı
sağlar.
En diğerkam insanlar, aynı zamanda müzikten ve romandan en çok keyif alanlar değil mi?
Doğanın bozulmasına en çok dertlenenler güneşin doğuşundaki güzelliği en iyi görebilenler… Mutluluk uğruna bilincinizi ve vicdanınızı bastırmak gerekiyorsa durup düşünmek gerek. Zaten “mutluluk” dediğiniz nedir ki? Biraz güvenlik biraz da can sıkıntısı değil mi? (56)

Edebiyat ve Diğer Sanat Dalları (75), Roman Film Müzik (79)

Dibimin düştüğü bölümler bunlar, farklı sanat dalları arası etkileşim, sinerji, zorluklar bunlardan bahsediyor.

...Bu sanat dalları biribirini besler. Yaratıcının kavrama gücünü arttırır, kişiyi evrensel insan tipine bir parça daha yaklaştırır. (77)

Çok boyutu olan, derinlik sahibi eserler çıkarmak için birçok sanat dalını kesiştirebilmek çok büyük bir maharet, artık eskisi kadar bulunmuyor, insanların bir alanda ihtisas sahibi olmaya yönelmesi bu çok yönlülüğü kırıyor:

"20. yüzyıl insanı başarıya odaklanmış bir kariyer ve uzmanlaşma saplantısı içine düştüğü için bu kavrama sırt çevrildi. Tek boyutlu yaratıcılar normal karşılanmaya başlandı. Oysa önceki yüzyıllarda böyle bir şey düşünülemezdi bile." (76)


Farklı sanat dallarının birlikte ele alınmasından, karşılaştırılmasından, birinin diğerinin yöntemleriyle ele alınmasından büyük zevk duyarım. Çokça bunları konuştuk. En sevdiğim sanatçılardan biriyle bunları konuşmak müthiş bir keyif. Çok güzel bir şans. (83)

En çok bu bölümleri sevsem de açık itirazlarım yine bu bölümlerde, (az buçuk bir şeyler okumuşum ya)

Yerel aydın terörü
Bir ressamın beste yapması, yazarın heykel sergisi açması film yönetmeninin tablolarını sunması neredeyse suç haline getirilmiş. Bu düşünce terörünün ne kadar zararlı olduğunu bir örnekle anlatmak isterim: Rahmetli Onat Kutlar, bu ülkede tanıdığım ender evrensel aydınlardan biriydi. Müthiş bir hikaye yazarı olmanın yanı sıra sinemadan da çok iyi anlardı. Bir gün ona bu kadar yaratıcı bir insan olduğu ve sinemayı da çok iyi bildiği halde niye bir film yapmadığını sordum. Çok istiyorum ama yapamam dedi. Nedenini ise Bir alanda tanınmış olan bir insanın başka alanda ürün vermesini kabul etmezler diye açıkladı. Film yapmak istiyordu ama bu konuda yaratılmış olan entelektüel terörden çekiniyordu. İşte size bu dar kafanın sebep olduğu bir sanat cinayeti. Onat Kutlar çapında bir yaratıcıdan kalan bir veya birçok film yok elimizde. Belki de o güzelim İshak hikayesinden uyarlamak isteyeceği bir filmden yoksunuz. Tek sebep yerel aydın terörü. (78)

Hocam, sanatçı her şeyden önce cesur olacak. Yeni fikir öne sürmekten, denenmemiş olanı denemekten bunları yaparken de "sanatçı ruhu"ndan başka kimseyi takmamayı bilecek. Onat Kutlar geçsin bu ayakları !! (zaten aydın demişsin sanatçı dememişsin, niye celallendiysem)

Mutluluk en sevdiğim kitaplardandır, fakat filmi yavan bulmuşumdur. Onun sinemaya aktarılamamasından bahsediyor,

Bütün bunlar filme yansıtılamadı. Çünkü insanları en gizli düşünceleriyle kendilerine bile itiraf edemedikleri duygularıyla anlatmak, sinema yoluyla mümkün olmuyor. (80)

Hocam, şimdi yapan yapıyor. (Kabul ediyorum çok çok zor iş). Gel senle “Persona”yı izleyelim, “Güz Sonatı”nı izleyelim. İki şahane Bergman filmi, tabii -kim olursa olsun- Bergman ile kıyaslamak o insana büyük haksızlık olur ama "mümkün olmuyor" diyince (bazen anlaşıyoruz bazen tartışıyoruz)

Bir de kendi çektiği ilk filmdeki roman - sinema uyumsuzluğu:

Yer Demir Gök Bakırın senaryosunu yazarken ben de aynı sıkıntılarla, hatta daha fazlasıyla karşılaşmıştım. Çünkü kitap bir üçlemenin ikinci romanıydı. Hikaye Ortadirekle başlıyor, Yer Demir Gök Bakır’la devam ediyor Ölmez Otu’yla sona eriyordu.
Oysa ben sadece Yer Demir Gök Bakır’ı çekiyordum yani bir anlamda hikayeye ortasından başlıyordum. Dolayısıyla izleyicinin olup biteni anlaması için bazı sinema tekniklerine ve betimlemelere ihtiyacım vardı.
...
Sanatta değişik disiplinler arasında çalışmak zordur. Çünkü hepsinin kendine özgü ayrı kuralları vardır ama galiba en zoru roman-sinema ilişkisi. (88)

Bunla ilgili de Kubrick'ten örnek verebilirim. Hocam haklı olabilirsin, "ama" her kitap sinemaya aktarılabilir olmayabiliyor. Tercihin yanlış olabilir. Yoksa Kubick'in her filmi bir kitaptan uyarlanmış. O kurgu yazamıyor mesela, onun için harıl harıl kitap okuyordu yeni filmleri için.

86-87 izleyici ne kadar yönlendirilmeli?

Anlam kapalılığı insan zekasının, hayal gücünün sanatta özgür bırakılması. Bunu yapabilmek büyük bir maharet:

Onlar genellikle filmlerinin melodramatik sahnelerini seviyorlardı. Ve o sahneleri daha da kuvvetlendirecek müzikler istiyorlardı. Örneğin bir cenaze sahnesi oluyordu filmde. Ve orada, tam o görüntünün müziği olarak düşündükleri şeyleri bekliyorlardı. Ney sesi, ağıt falan. Ben buna karşı çıkıyordum. İkisi üst üste gelince izleyiciyi fazla yönlendiren, fazla hazır bir duygu ileten sahneler ortaya çıkacağını düşünüyordum.
Aslında böyle düşündüğüm, diğer müzik çalışmalarımdan ve romanlarımdan da anlaşılabilir. Ayrıntılı tarif etmek üslubuma aykırı. Sözü tamamlamak anlamı yaratmayı okuyucuya bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Bir nefes alma alanı kalmalı okuyucuya, dinleyiciye.
Bir tür mesafeli anlatım kabul edilebilir bu. İçtenliği kanıtlama çabasını içtenlikli bulmuyorum. Abartılı hareketlerle aşırı tariflerle anlatmayı sevmiyorum. Küçük bir hareketle de duyguların anlatılabileceğine, okuyucular-izleyiciler-dinleyiciler tarafından öyle de anlaşılacağına güveniyorum. (86-87)


Şiir ve Müzik (89)
Bunlar ne güzel yazılar ya !!!!

Bu iki dal birbirine çok yakın görünse de ayrı disiplinlerin birbirine çevrilerek işlenmesi sorunlarını fazlasıyla taşır. Çünkü şiir zaten kendi içinde bir müzik barındırmakta şairin iç ezgisini taşımaktadır. Bestecinin bu iç ezgiyi alıp bir besteye dönüştürmesi çok riskli bir iştir. Buna rağmen nitelikli şiirle nitelikli müziğin buluşması o kadar büyük bir ödüldür ki pek çok besteci kendini bu sanatsal ödülün peşine düşmekten alıkoyamamıştır.(89)

Her şiirin kendi içinde bir melodisi olmasının işi zorlaştırmasını en sevdiğim müzisyenle tartışma hadsizliğinde bulunmayacağım.(Peki,) Hocam bu durumda şiirin suyuna gitmek doğrusu olmaz mı? Mesela Sabahattin Ali - Dağlar şiirini çok kötü bestelemişler, şiirin kendi ritmiyle alakası yok. Bu da sırıtıyor??

Çeviri (99)

Aydınlandığım bir yazı daha. Ya okuma sürecimde "ışıl ışıl" gezdim zaten :)

Eğer bir kültürün oturmuş kavramlarını bambaşka bir kültüre olduğu gibi çevirirseniz ortaya saçmalık çıkar. Çünkü önemli olan dilden dile değil kültürden kültüre çevirmektir.(100)

İyi çevirmenler eseri kendi dillerinde tekrar yaratırlar. Biz bu açıdan talihli bir ülkeyiz. Çünkü şairlerimiz yazarlarımız çeviri işine eğilmiş ve bazen orijinalinden bile daha güzel metinlere imza atmışlar...
Sabri Esat’ın Cyrano de Bergerac çevirisi, Can Yücel’in Shakespeare’den çevirdiği kendi deyişiyle Türkçe söylediği Bahar Noktası ve Hamlet oyunlarıyla 66. Sone Melih Cevdet’in Edgar Allan Poe’dan Annabel Leesi çevirinin unutulmazları arasına girmiştir. (100)

Cyrano de Bergerac'ı da hararetle tavsiye ederim.

Edebiyat ve @ işareti (127)

Süper bir yazı daha, bayıldım !!!

İyi ama @ ne demek Nereden çıkmış Ne anlama geliyor
Bu konuda çeşitli teoriler atıldı ortaya. En son ve kabul gören teoriye göre @ işareti amforanın simgesi. Hani bizim Akdeniz Ege sularında deniz altından çıkan batıklarda rastladığımız testiler. (127)

Ama bir anı kitabında rastladığım güzel bir anekdota göre büyük şairimiz Yahya Kemal amforanın Türkçesinin sebû olduğunu söylüyor. (128)

Dil kuyumcusu, büyük şair Yahya Kemal de çok seviyor bu kelimeyi. “Ne güzel kelime” diyor, “Sebû. Bûsenin de tersi.”
Keşke biz de Batılılar gibi kendi kültür geçmişine sahip çıkan insanlar olsaydık da interneti öğrendiğimiz zaman @ işaretine “sebû” deseydik.

Bilmiyorum geçmişe dönük bu istek size çok mu yersiz görünüyor? “Türkiyenin bunca sorunu varken eski kelimelerin peşine takılmakla ne kazanacağız?” mı diyorsunuz yoksa? Ama ben, sık sık tekrarladığım gibi, bizi ancak “özgün kültürümüz”ün kurtaracağına inananlardanım.
Bugünkü sıkıntılarımızın temelinde kimliğimizi, kişiliğimizi yitirmenin, bizi biz yapan değerleri dışlayıp taklit değerlerin peşine takılmanın kısacası bir kültür krizinin yattığına inanıyorum.
Çünkü kültür, insanın insanla ilişkisinin tümü.
İnsan yaşamı ancak kültürle derinleşir, boyutlanır, tatlanır. Biyolojik yaşam süreçlerine ve kısacık insan ömürlerine bir anlam katan boyut kültürdür. (129)

Yine dibim düştü, sağa sola bakınalım, bir yardım edin :)

Ayaktakimi Doğruyu Bulur (145)

Şahane bir yazı !!! Demokrasiyi bir konserinde gelen seyircilerin şarkılara eşlik etmesi üzerinden anlatmış. Nefis !! :

Benim demokrasi konusunda en çok gözümü açan şey, bir okur mesajı oldu. Okurum diyordu ki:” Siz konserlerde şarkılarınızın bir bölümünü halka bırakıyorsunuz. Ama biz sahneden gelen ses yerine kulağımızın dibinde avaz avaz bağıran birçok çatlak sesi dinlemek zorunda kalıyoruz.”
Bu mektup beni şaşırttı
Çünkü bana göre kitlenin şarkı söyleyişi mükemmeldi, yüz binlerce hançereden çıkan ses her zaman doğruydu.
Bunun sağlamasını yapmak için konser kayıtlarımızı stüdyoya götürdüm: seslerin doğruluğunu ölçen ve bunu grafikle gösteren gelişmiş bir aygıta yükledim. Sonuç inanılmazdı! Çıkan ses tam olarak doğruydu: Ne bir milim tiz, ne bir milim pes, tam çizginin üstünde.
Bunun nasıl olabildiğini düşündüm uzun uzun. Elbette ki o topluluk içinde herkes doğru şarkı
söylemiyordu. Kimi daha tiz kimi daha pes ses çıkarıyordu. Küçük bir grubun sesini kaydetsek bu yanlışları duyacaktık.
Ama yüz binleri kaydettiğiniz zaman artı eksi birbirini götürüyor doğru bir ses çıkıyordu
ortaya.

Hem kulakla, hem makineyle saptadığımız kesin bir doğruluk söz konusuydu.
İşte bence demokrasi budur. Bunun için vazgeçilmezdir. Ama...
Demokrasi
İşin aması var. Halkın doğru sesle ve doğru ritimle söylemesi için sahne kitleyi yönlendirecek kural koyacak çok güçlü ses sistemleriyle şarkının melodisini tonunu ve ritmini onlara duyuracak. Halk bu kesin kurallara uymak zorunda kalacak.
Eğer kural olmaz da herkes kendi başına takılır Ben istediğim havadan çalarım! derse sonuçta ortaya koskoca bir kakofoni çıkar. (146-147)

Ancak bir sanatçının ifade edebileceği basitlikte, derinlikte, çarpıcı !

Edebiyatta Köpek Teması (149)

10 numara yine.

“Bir ulusun büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara nasıl davrandıklarına bakarak anlaşılabilir.” (151)

Romanda Gerçek ve Kurgu (177)

Serenad ile ilgili karakterleri gerçek sananlar olmuş. Karakterler o kadar iyi kurgulanmıştı ki bazı noktalarda ben de gerçek mi kurgu diye bir ikileme düştüydüm.

Tarihe bakan romanlar ise hiçbir nesnellik kaygısı duymadan anlatırlar olayları. Bu anlatı bütünüyle kurgu da olabilir bir kısmı kurgu bir kısmı gerçek bir biçimde de ele alınabilir. Bu konu kişilerle ilgili olmasa bile roman gerçeğini anlatması bakımından ilginç bir anekdot getirdi aklıma.
İnce Memed romanı yayımlandığı zaman, Behice Boran’ın aklı dağ başında yanan ateşe takılmış. Yaşar Kemal’e kimsenin bulunmadığı o dağ başında ateşi kimin yaktığını sormuş. Yaşar Kemal’in Boran’a verdiği cevap roman dünyasını ve kendi gerçeğini açıklar nitelikte
“O ateşi ben yaktım Behice Hanım.” (179)

Büyük Sevdaların Şairi (193)

Karacaoğlan’a dair ne varsa okumak istiyorum. Sanırım yeterince ifade edebilmişimdir yazıya dair hislerimi :)

Şiir devam ederken umutsuzca bekleyen aşık yürek paralayan bir yargıya ulaşıyor:
Benim mecbur olduğumu fark etti.
Zalım garaz etti kaçtı gelmedi.

Yoksa zamanın soldurduğu bir aşkın son izlerini anlatan şu dizeleri mi duymak daha iyi:
Adın ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı.

Ya Çukurovaya baharın gelişini anlatan şu şiirdeki büyük imge gücüne ne demeli:
Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken (195-196)

Dil (207)

Tam puan, tam puan, tam puan. Ben de hocam gibi düşünüyorum, okurken de kendimden geçiyorum:

Bugün bile yazılarıma bazı öztürkçeci okurlardan itirazlar gelir ve niye kelimelerin Türkçesini
kullanmadığımı sorarlar.
Cevabı gayet basit: Yazdığım dili yoksullaştırmak istemiyorum da ondan. Bir yazar metinlerinde ne kadar çok kelime kullanırsa o kadar değerli sayılır. Fransız edebiyatında Victor Hugo’nun kullandığı kelime sayısına hiçbir yazar erişememiştir (209)
...
Gençlik dönemimin tartışmaları içinde bulduğum çıkar yol, hangi kökenden gelirse gelsin her güzel kelimeyi kullanmak, zengin bir kelime haznesine sahip olmak ve aynı metin içinde bir kavramın eskisine ve yenisine yer vermekten çekinmemekti.
Bu bakımdan şimdi, “medeniyet” de derim “uygarlık” da. “Fakir” de derim “yoksul” da.
Yazdığım cümleye ahenk olarak hangisi yakışıyorsa, hangisi istediğim nüansı duyurabiliyorsa onu seçmekte sakınca görmem. (Bakın burada “mahzur” da diyebilirdim ama “sakınca” demenin bir mahzurunu görmedim.)
Kendi elimizle kendi dilimizi yoksullaştırma çabasını hiçbir zaman anlayamadım demiştim.
(Burada da “çaba” kelimesi iyi gitti ama hemen sonraki cümlede “gayretkeş” demem gerekirse hiç çekinmeden kullanırım.)(210)

Benim Gözümden Yaşar Kemal (217)

Yine çok sevdim, Yaşar Kemal söyleşi çok güzeldi, “Gözüyle Kartal Avlayan Yazar” i da en kısa sürede okuyacam !!!

Latin Amerika’dan Uzakdoğu’ya kadar, kitap okurları Çukurova adını öğrendi. Çünkü Yaşar
Kemal Çukurova mikrokozmosunda insanlar yarattı ve hareket ettirdi. Bu zenginliği bir tipler
galerisi karakterler galerisi olarak gözünüzün önüne getirin. Onun romanlarındaki insanlar,
ihtirasla kıvranırlar, zengin olma hırsına kapılırlar, onur mücadeleleri yaparlar ,kendilerini
kanıtlamak için adam öldürürler, korkarlar korkunun üstüne giderler, cinsel şiddetle doğadaki
şiddeti birleştirirler ve bütün bunlardan ortaya bir insanlık senfonisi çıkar. (220)

Muhabbet sırasında okumadığımı söylemeye utandığım, sessizleştim kitaplar, en kısa sürede okuyacam, şuraya da bırakayım listeyi,
Yaşar Kemal - Yılanı Öldürseler, İnce Memed (oki, 1. cilt oki)
Bir tane Borges (masamda "Ficciones Hayaller ve Hikâyeler" bana bakıyor)
William Faulkner, Ağustos Işığı
Lev Tolstoy - Anna Karenina. (yıl içinde okuyacam hocam)
Gustave Flaubert - Madame Bovary (valla bunu da yıl içinde okuyacam)
Montaigne - Denemeler
Marquez, Başkan Babamızın Sonbaharı
Yeraltından Notlar (masamda)
Livaneli - Gözüyle Kartal Avlayan Yazar (masamda)
Aymatov - Cemile (oki)

Şuraya birkaç tane Livaneli şarkısı bıraksam nasıl olur :)

Ennn sevdiklerimden birkaçı:
Özgürlük
Bilmem Şu Feleğin
Gözlerin
Nefesim Nefesine

"EN BÜYÜK ÖDÜL" ile tamamlayalım:

Kırk yıllık müzik hayatım boyunca, kurulu düzenin bu şarkılardan çok korktuğunu gördüm.
Mesela 1972 yılında yaptığım ve 12 Mart zulmüne karşı çıkan ilk albümüm Demirel’in
başında bulunduğu kabine tarafından yasaklanmıştı, hala yasak. Sanırım “Dünyanın en uzun
süre yasaklı kalan albümü” olarak Guiness rekorlar kitabına girer.
Yine de ne mutlu bana ki henüz yaşarken yazdığım şarkıların halka mal olduğunu bu ülkenin mayasına harcına karıştığını görmek bahtına eriştim.
En büyük ödülüm budur. (92)


Ne mutlu bize ki senin gibi bir sanatçıya sahip olmuşuz :)
Profile Image for Peri Kitapları.
138 reviews1 follower
November 9, 2014
"Bir kitap ne kadar zor okunursa derinliği o kadar fazla olur anlayışı yanlıştır. Buna karşı hepimiz mücadele edelim... Edebiyatın malzemesi doğrudan hayattır ve edebiyat sıkıcı bir şey değildir, bir zevk meselesidir. İnsanlar zevk aldıkları için kitap okurlar."

Bu kitap içinde yer alan yazıları , çok keyifle okuyacak ve böylece edebiyat dünyasını da daha yakından tanıyacaksınız... Ben çok beğendim.
Profile Image for Renklikalem.
541 reviews174 followers
August 12, 2021
her edebiyat severin mest olarak, buyuk keyifle okuyacagina ve edebiyat okurlarina sahane bir kaynak kitap olacagina hic suphem yok. okurken sanki livaneli’nin akici ve anlasilir uslubuyla yaptigi bir konusmayi dinler gibi ve ayni zamanda icinden muthis tespitler ve bir cok yazar, kitap ve cesitli sanat eseri fiskirdigindan altini satir satir cizerek, notlar alarak keyifle okudum.
Profile Image for Mertan Deniz.
109 reviews3 followers
February 25, 2019
bazen Zülfü Livaneli okurken huysuz bir yaşlıyı dinliyormuşum gibi hissediyorum. Sonra fark ediyorum ki Zülfü Livaneli zaten yaşlanmış. Görüşlerine katılıp katılmamak kişisel bir mesele ama her edebiyat sever için başka kapılar açabilecek bir kitap.
Profile Image for İlkay Demir.
21 reviews2 followers
January 15, 2019
Zülfü Livaneli ile türk/kürt okuyucusunun arasındaki perdenin nedenini bilmiyorum. Okumayı seven ve kendisini okumuş bir çok arkadaşımla neden bu kadar temiz başarılı işler yapan bir sanatçı ile aramızda bu kadar mesafe var diye soruyorum. Kitaplarının büyük kısmını 2018 de okuduğum ve çok sevdiğim yazarın bu kitabı da çok güzel.
Profile Image for Baris Ozyurt.
919 reviews31 followers
October 16, 2016
“İnce Memed romanı yayınlandığı zaman Behice Boran'ın aklı, dağ başında yanan ateşe takılmış. Yaşar Kemal'e kimsenin bulunmadığı o dağ başında ateşi kimin yaktığını sormuş. Yaşar Kemal'in Boran'a verdiği cevap, roman dünyasını ve kendi gerçeğini açıklar nitelikte: "O ateşi ben yaktım Behice Hanım.”
Profile Image for Can Küçükyılmaz.
174 reviews36 followers
July 11, 2015
Cemal Süreya'nın günübirlikler kitabıyla çapraz olarak okudum. Sanki Cemal Süreya'nın entelektüel derinliği daha fazla. Bu kitap da özellikle Rönesans Aydını tahlilini çok beğendim.
28 reviews
August 21, 2017
Dağınık bir kitap, gerçek yazar, gerçek entelektüel gibi klasik (öznel) saptamalar birkaç ilginç bilgi dışında yeni birşey yok.
Profile Image for zzz zzz.
65 reviews1 follower
January 26, 2022
Kitabın İnkılap yayınevine ait olan son baskısının kapağında “Yazar adaylarına tavsiyeler” ifadesi yer alıyor. Bu ifadenin sonraki baskılardan kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın kapsamını daraltıp, yazar olmayı düşünenler icin teknik bilgiler yer alıyormuş gibi bir önyargı yaratıyor. Halbuki, kitap deneme türünde yazılmış ve edebiyata ilgi duyan tüm okurlara hitap edecek bir içeriğe sahip. Yazar adaylarıyla kısıtlamak bu esere haksızlık olur.

Livaneli’yi ciddi anlamda tanımadığımı, düşünceleri daha önce hiç incelemediğimi fark ettim ama sevdiği novellaların hepsini okuduğumu düşünürsek, sırf bu yüzden bile, onu kendime daha yakın hissediyorum.

Bu kitap sayesinde, okunması gerekenler listeme birçok güzel eser ekledim ve okuduğum eserlerdeki bazı derinliklere daha iyi hakim oldum. Kesinlikle tavsiye ederim.


Kitabın dağınık, akla gelenin söylendiği, güncelliği olmayan ve köşe yazısıvari olduğu yönünde olumsuz eleştirilerde bulunanlar belki de deneme türünde bir eser olduğunu gözden kaçırmış olabilirler. Ayrıca, farklı alanlarda uzmanlıkları olan ve akademik unvanalara da sahip olan Doğan Cüceloğlu veya İlber Ortaylı’nın da bilimsellikten uzak sadece kendi görüşlerini (ve evet yanlı olarak) açıkladıkları eserleri var. Her kitaptan mutlak bir kurgu ya da bilimsel bir düzey beklemek ne kadar doğru o kısmı bilemiyorum.
Profile Image for Yasemin Ilkay.
217 reviews6 followers
July 4, 2021
Keyifli ve verimli bir okuma/dinleme oldu. Engin bir tarihi ve edebi bilgiyi ve zevki damıtarak rahatlıkla yazılmış bir Metin gibi kitap. Evet bütünlüğü yok, farklı zamanlarda yazılmış gazete yazılarından ya da yapılan konuşmalardan oluşuyor; evet Zülfü Livaneli birazcık kibirli bir ton takınıyor ancak değerlendirmeleri ve özellikle edebiyatın, sanatın psikolojiyle olan ilgisine yaptığı vurgu şahane. Bilmediğim bir şey olmasa da o kadar güzel, o kadar derinlikli ve incelikle anlatıp örneklerle ilişkilendirmiş ki tam da benim farklı sözüm nerden nasıl çıkacak diye düşünürken bana ilham oldu, yol açtı. Tekrar daha farklı bi çerçevede çalışarak yazma aşkıyla doldum. Üstelik bu sefer bilim insanı kimliğimle yazar kimliğimi (yani kadim ikizlerimi) birbiriyle barıştırarak. Bi de Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet okuyasım geldi bu kitaptan sonra... ve halk edebiyatına tekrar dönmek.. liseden beri hiç okumadım. Yunus Emre şiirlerini çocukken ne çok severdim oysa.. Benim için içimden yeniden doğuracağım o yeni entellektüel için bir başucu kitabı.. yazmayı, okumayı, edebiyatı, hikayeleri neden sevdiğimi hatırladım. Kibrine ve bazı noktalardaki genellemelerine takılmasanız çok çok keyifli, öğretici, ilham veren bir kitap... 🦋😊
Profile Image for Perihan.
480 reviews135 followers
November 8, 2016
"Edebiyat bir laf ebeliği değil, insan ruhunun derinliklerine ulaşma sanatı."
"Edebiyatta en büyük marifet , süsleme başarısını veya yazar yeteneğini değil, hikayenin duygusunu hissettirmektir."

"Derin bir romanı sürükleyici bir dille anlatmak çok ama çok zor bir iştir. Bunu ancak kendisine güvenen ve metnini entelektüel bir maske arkasına gizlemeye yeltenmeyen yazarlar başarabilir. "

"Çok derin ve entelektüel görünmek isteyen yazarlar, sanki biz zavallı faniler için gönül indirerek yazmak lütfunda bulunuyorlardı. Kitaplarda uzun, upuzun, içinden çıkılmaz cümlelerle. Olay örgüsü olmayan ve karakterlerin ancak silik bir gölge gibi kaldığı biçimsel denemeler yaptılar. Sonra da sayfalarını bin bir gereksiz ayrıntıyla doldurdular."

“Bütün mesele maharette. Gabriel Garcia Marquez, Franz Kafka, Jorge Amado, Jorge Luis Borges gibi yazabiliyorsanız, edebiyat sanatına yenilik getirmenize kimsenin itirazı olmaz. Çünkü bir yazarın temel görevi olan okutmayı başarıyorsunuz demektir. Bundan ötesi ıkına sıkına, zorla yazılan metinlere bahane üretmekten ibarettir.”

Kesinlikle okurken her yönden çok faydalandığım bir kitaptı.
Kitapseverler ve sanatseverler mutlaka okumalı.
Profile Image for Idris Yilmaz.
42 reviews2 followers
January 20, 2018
Livaneli'nin edebiyat mutluluktur'unu okurken, yıllar geçtikçe artık deneme gibi kurgusal olmayan metinlerden daha çok keyif almaya başladığımı fark ettim. Ama bunun için elbetteki metinlerin iyi yazılmış olması gerekiyor. Edebiyat mutluluktur montaigne'nin denemeleri kadar olmasa da türü ciddi biçimde sevdirecek kadar iddialı metinlere sahip bir eser. Livaneli'nin yazım kabiliyeti dışında çevresi ve dış dünyadaki kitapçı, yayımcı vs. ile olan etkileşimi de bunda etkili olmuş. Eser yazım işi ile uğraşmak isteyenlere çok güzel sırlar vermekle birlikte, aynı zamanda edebiyat dünyasında daha önce (en azından benim) pek duyulmamış yaşanmış ilginç olaylara da yer vermekte. Ayrıca livaneli'nin okuma listelerini de beğendiğimi eklemeliyim. Kısaca okuma, yazma ve edebiyat dünyasına dair kaliteli deneme metinleri okumak isteyene kesinlikle tavsiye olunur.
Profile Image for Emin Yiğit.
41 reviews10 followers
May 16, 2018
Bütüne baktığımda keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Keyif almamış olsam Livaneli'nin de önerdiği üzere bitirmeden bırakırdım.
Yazarın önerileri, karşılaştırmaları, değerlendirmeleri değerliydi fakat bazı konulara çok ön yargılı yaklaştığını düşündüm kitabı okurken. Bu keskin ifadeler kimi zaman rahatsız etti.
Profile Image for Yasemin Ugur.
163 reviews14 followers
July 23, 2018
“Edebiyat mutluluktur.” diyor Livaneli. Cevaben ben de: “Biliyorum, kendini rüzgara bırakan şu ağaca dönüşmek gibi özgürleştiren, iyileştiren, içine içine aktıkça derinden yalnızlaştıran ve özünü sağlamlaştıran da bir şey! Biliyorum çünkü o mutluluğu yaşıyorum.” diye fısıldayarak kitabı bitiriyorum. Edebiyat dünyasına yakından mercek tuttuğu köşe yazılarından derlenerek hazırlanan bu kitapta, yazar bir çok konuda tekrara düşse de kısaca;
-Dünyada yayınevlerinin tutumlarındaki hataları,
-yazar olmak güdüsünün oluşum sürecini,
-doğru bir yazarın nelere sahip olması gerektiği konusundaki görüşlerini,
-Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Karacaoğlan, binbirgece masalları, Borges, Hemingway... ve daha nice konuları işliyor. Birçok kitabı okumak konusunda merak uyandırması bile bu kitabı okunmaya değer kılıyor.
Profile Image for Tahir Yıldız.
117 reviews2 followers
October 26, 2017
Livaneli'nin bu deneme derlemesini romanlarından daha çok sevdim. Romanlarındaki temel eksiklik olan "sığlık" bu makalelerde yok. Oldukça faydalı, değişik bakış açılarına haiz oldum. Tavsiye ediyorum.
6 reviews1 follower
July 3, 2020
Tam bir OK boomer.
Vasatlık abidesi Zülfü Livaneli'nin retorik zafiyetiyle bezenmiş, çelişki ve cehaletle dolu eleştiriden geçilmeyen, arada fırsat buldukça kendini yücelttiği, mastürbasyonla karışık bir tümceler dizisi. Keşke sırf müzik yapsa.
Profile Image for Orhan Gülek.
221 reviews19 followers
March 27, 2019
Edebiyat denemeleri okumayı sevenler için güzel kitap.Livaneli'nin bilgi birikimini fark ediyorsunuz.
Profile Image for Ferhat Elmas.
891 reviews18 followers
May 23, 2020
Gazeteden derleme oldugu icin tekrarlar var ama yazari tanimak icin faydali. Zaman zaman fikirleri ve hareketleri arasinda celiskiler gorulse de, hizlica okunabilir.
Displaying 1 - 30 of 39 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.