Jump to ratings and reviews
Rate this book

Böcek

Rate this book
Türkçe edebiyatın ustalarından Erhan Bener’in beyazperdeye de aktarılmış, en önemli romanlarından biri Böcek.

Yapıtlarını benzersiz psikolojik çözümlemelerle kuran Bener’in bu çarpıcı romanı, ana karakterinin “polis” olması ve konusunun güncelliğini hiç yitirmemesi ile dikkat çekiyor.
Polis figürü edebiyatta ele alınması en güç karakterlerden biri olsa gerek. Bener, kahramanla düşman arasında gidip gelen genel algıyı çok dengeli bir şekilde ele alarak, her tür bakışa olanak tanıyan derinlikli bir kurmaca ortaya koyuyor. Böcek, etrafındaki herkesi böcek gibi görmeye başlayan temizlik hastası bir polisin tüm psikolojisini, açmazlarını büyük bir başarıyla dile getiriyor.
Siyah ile beyaz arasında hiçbir ara renge tahammül edilmediği, cümlelerin genellikle “Ama o da…” şeklinde başladığı bugünlerde Erhan Bener, bir polis üzerinden bize hümanizmi hatırlatıyor.

“Kolunun altındaki ilaç paketini sıkıyor. Elinde yeterince ilaç olsa, bu kentteki bütün böcekleri temizlerdi. Yalnız hamamböceklerini değil. Hamamböceklerinden farksız bütün yaratıkları. O Mutemedi, o doktoru, o Haşmet orospusunu, o kayınpeder olacak ayyaş pezevengi, o blucinli kızları, o pis sakallı oğlanları, sokakta kızak kayan çocukları, hepsini..”

225 pages, Paperback

First published January 1, 1982

Loading...
Loading...

About the author

Erhan Bener

53 books14 followers
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.

Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.

GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI
Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.

Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.

BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI
Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.

Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.

Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
31 (33%)
4 stars
46 (49%)
3 stars
13 (13%)
2 stars
3 (3%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 19 of 19 reviews
Profile Image for Elif.
96 reviews9 followers
July 24, 2017
Geç olsa da Erhan Bener'in Böcek'ikini okumuş olmak güzel! Okuyun, okutun!
Profile Image for Fulya.
581 reviews210 followers
February 27, 2020
Erhan Bener'i ilk kez okudum ama kesinlikle bundan sonra da okuyacağım. Böcek kitabını okuma listeme almıştım, eski kitapçıda görünce kapıverdim.

Böcek, bilinç akışı tekniği ile yazılmış bir kitap. Ancak dünyadan tamamen kopuk bir kitap değil. Recai Bey'in dışında gelişen olaylar var ancak hepsi hep Recai Bey'in gözünden anlatılmış. O çarpık, kaleydoskopik olaylar zinciri, gelgitlerle kafamızı karıştırıyor ancak her şey sonlara doğru yavaş yavaş çözülüyor.

Polislik leş bir meslek. Recai Bey eleştirilen polis tipi. Şiddet yanlısı, kendinden farklı olana tahammülü olmayan, devletin ona emrettiğini sorgulamayan türden. Kitabın 1982'de yazılmış olmasının payı büyük tabii ki bu portrede. Ama benim anlatmak istediğim leşlik öyle bir şey değil. Düşünün ki her gün ama hayatınızın her günü insanların sadece en kötü yanlarını görüyorsunuz. Aslında insanların en kötü yanlarından başka bir şey görmüyorsunuz. Nice sapıklar, psikopatlar karşınıza çıkıyor. Hırsızlık, kapkaç, münakaşa falan bunlar hafif şeyler gördüklerinizin yanında. İnsandan nefret etmemek elde mi? Ya da paranoyak olmamak? İçinde insan sevgisi ya da insana olan inanç kalır mı acaba insanın?

Recai Bey'in hayata başladığı nokta zaten sorunlu. Kardeşi yanarak ölmüş, annesi onu suçlamış. Babası ölmüş. Ona bakan dayısı onu hep dövmüş. Polis bile olmak istememiş aslında. Güzel bile olmamış. Bir gün bile sevilmemiş. Bu sevgisizliği işine yansıtmış. O da hep dövmüş. Ama insan ayırmamış. Protestocu öğrenciyi de dövmüş, 15 yaşındaki kızın ırzına geçen adamı da. Başka bir şey bilmiyor.

Bir de karısı var. Binnur. Asalağın teki. Üstelik lezbiyen ama evlenmişler. Binnur'a da bi şeyler olmuş ama biz sonunda öğreniyoruz. Belki de ikna olamıyoruz, Recai Bey'in aklına güvenimiz tam değil çünkü.

Recai Bey ilk banyoyu polis okulunda görmüş. O yüzden temizliğe takıntılı. Bedenden nefret ediyor. Pislikten midesi bulanıyor. Tüm bu nefreti de banyoda öldürdüğü hamam böceğinin üstüne boca ediyor. Sonra herkes onun gözünde bir böcek kadar tiksindirici ve mide bulandırıcı bir hale geliyor.

Katman katman bir kitap Böcek. Mesela bu yorumu yazarken kitaba dört vermiştim ama kitap yazarken daha da açıldı sanki. O yüzden beş veriyorum.

Sana hem acıyorum, hem de oh olsun diyorum be Recai Bey! Bunu bana dedirten Erhan Bener'in kalemi tabii, ikilemlere düştüm. İlahi Recai ve Erhan Beyler!
Profile Image for Bahar.
247 reviews45 followers
July 21, 2024
Erhan Bener'in "Böcek" adlı romanıni şimdi bitirdim. Okurken ister istemez aklıma Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" öyküsü geldi. Her iki yazar da insanların toplumdan yabancılaşmasını ve iç dünyalarındaki karmaşıklığı anlatırken bilinç akışı tekniğini çok başarılı şekilde kullanmış.

"Böcek"te Bener, karakterin zihnindeki karmaşık düşünceleri ve duygusal dalgalanmaları çok güzel yansıtıyor. Üstelik bunu yaparken gereksiz duygusallık ve klişelerden uzak duruyor. Bu da romanı hem gerçekçi hem de özgün kılıyor.

Bener'in sade ama etkili anlatımı ile Türkçe'yi kullanımı müthiş. Dil kullanımı, karakterlerin duygusal durumlarını ve psikolojik derinliklerini çok iyi yansıtıyor.

Romanının sonu ise gerçekten etkileyici. Bener, okuyucuyu tatmin eden, hakkaniyetli ve anlamlı bir sonla bitiriyor romanı: Etkileyici ve düşündürücü bir son.

Uzun lafın kısası, Erhan Bener, okuyun, okutun.
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,617 followers
September 28, 2016
Erhan Bener çok büyük bir yazar. Gerçi bütün ailesi de öyle :)
Böcek, Yalnızlar'dan sonra en beğendiğim romanı oldu. Normalde nefret edeceğiniz Komiser Recai'yi bile "insan" haline getirebilen bir psikolojik tahlil ustası Erhan Bener.
Seçtiği imgeler, simgeler ve tekrarladığı takıntılar ve sözcüklerle çok büyük bir dil emeği sarf etmiş.
Oğlunun yazdığı önsöz ayrıca duygulandırıyor insanı.
Profile Image for Memed Koz.
280 reviews12 followers
February 18, 2017
Önsözünde oğlu Yiğit Bener'in yazdığına göre, kendi adına babasının en sevdiği ve en farklı tarzda yazdığı romanıydı bu. Okuyunca o farklı tarzı anlıyorsun elbette.
Yazıldıktan yıllar sonra Halil Ergün'ün başrolünde filmi de çekilmiş ve ödül almış.
Kitap nedense bana Kafka'nın Dönüşüm romanını da anımsattı okurken ama bu benzerlik veya öykünmeyle alakalı değil.
Erhan Bener'in en üretken olduğu yıllarda, 80'li yıllarda yazılmış bir roman ve psikolojik unsurların bol olduğu, kurgudaki bunaltıcı havaya okuyanı da sokabilen, başarılı, farklı bir roman.
Profile Image for shutterbug423.
147 reviews18 followers
December 2, 2012
“Beni soymana gerek yok. Bütün kokuşmuşluğumla oradayım. Alırsan alırsın, almazsan almazsın. Aldatmaca yok bende…”


Onlarca yıl sonra ‘28 Mayıs Gezi Direnişi’ diye belki de tarihte yer edecek olay polisin toplum hayatındaki rolünü bir kez daha sorgulamamıza neden oldu. Ülkemizde polis, eskiden beri adına ister ‘radikal sol’, ister ‘devrimci’, ister ‘anarşist’ belirli politik gruplar için birçok vakit bir nefret kaynağı olmuştur ve bu nefret hiçbir zaman tek taraflı olmamıştır. Süreç içinde oluşan karşılıklı şiddet nefreti körüklemiştir. Şiddete bulaşan eylemciler polis faşizmini haklı çıkarmak için biçilmez kaftan olurken, gözaltında hayatını kaybeden muhabirlerin katilleri, suikast kurbanı aydınların ve gazetecilerin failleri ya hiç bulunamamış ya da layıkıyla hesap vermemiştir.
Gezi Parkı olaylarına katılanlar ise toplumun farklı kesimlerinden farklı dünya görüşlerine sahip insanların nasıl bir araya gelebileceğini, bir araya gelen marjinal veya değil, eşcinsel ya da heteroseksüel, Kürtçü ya da ulusalcı, başörtülü ya da mini etekli bu insanların ne kadar barışçıl olsalar da polis şiddetine maruz kalabileceğini, polis şiddetinin yalnızca anarşistler için var olmadığını, polis şiddetinde nasıl da kahramanlık ve destan kotarıldığını gösterdi bize. Yine, ‘gördüğüne yapıştıran, kahraman’ polislerin niye yatacak bir yerinin olmadığının, neden kaldırımlarda sere serpe yatmak zorunda kaldıklarının, belki de saatlerce uykusuz kalıp gösterici peşinde koşarken yaşamını yitiren bir polisin yaşamındaki kahramanlığı kimin yarattığının hiç sorgulanmadığına şahit olduk.
Bütün bu umarsızlık ve umursamazlık içinde, Gezi Parkı izleğinde Erhan Bener’in ‘Böcek’ romanını tekrar okudum. Böcek polis komiseri Recai Bey’in yaşamının son deminde gözaltında bir senatörün oğluna uyguladığı kötü muamele nedeniyle kendi deyimiyle ‘bir küçük odaya kapatılıp önüne dosyalar koymak’ la cezalandırılınca bunalıma girmesini işkenceci bir polis olarak geçmişini sorgulamaya başlamasını konu ediniyor. Recai Bey’e göre ateş olmayan yerden duman çıkmazdı. Hangi nedenle olursa olsun, karakola gelen herkesin bir şekilde suçlu olduğu kuşkusuzdu. Onları oraya getiren nedenler farklı bile olsa… Recai Bey’e göre bir pisliği temizlemek için ateşten daha etkili daha kesin sonuç veren başka bir çare yoktu. Ona göre, haklılık, haksızlık ayrı konuydu ama elinde güç olsa bütün anarşistleri öyle bir odu yığınının üstüne yığar, yakardı cayır cayır… Bir ikisi ipe çekmek kökten çözüm değildi, yakmalıydı topunu birden… Giyimi kuşamı, davranışlarında kusursuzluk timsali olan Recai Bey’in yaşamında kayda değer hiç kimse ya da hiçbir olay olmamakla birlikte kariyeri boyunca toplumda beğenmediği, mücadele ettiği herkes onun için bir böcek olmuştur aslında. İşyerindeki yemekhanedeki kalabalığı görünce kendini civardaki lokantalardan birine atan Recai Bey’in etraftaki gençleri gözlemlerken sarf ettiği cümleler şöyledir : ““Şu adam, şu koca kıçlı kız, şu dazlak kafalı, kalın katmerli gözlük camları arkasında iyice küçülmüş gözleriyle ufacık bir taburenin üstüne tünemiş belediye tahsildarı kılıklı adam, şu saçlarını alaca bulaca boyamış, bol allıklı, morumsu dudak boyalı, suratı çizik çizik kadın, daha ötedeki henüz lise çağında olmalarına karşın, kaşarlanmış orospu tavırlarıyla oğlanlara kırıtan kızlar, hepsi aynı çamurdan. Hamamböceklerinden farkları yok. Her yana bulaştırıyorlar pisliklerini.”
Recai Bey’e aktif meslek yaşamı boyunca yaşadığı düzeni, karşısında mücadele ettiği bu insanları hiç anlamaya çalışmamış ve içinde bulunduğu düzenin çarklarından biri olagelmiştir. Bir kâtip olarak o odaya tıkılmadan önce gazete bile okumayan Recai Bey vakit doldurabilmek için günde iki gazete okur. Apolitiktir ama kendisinin gene de siyasi bir erkin parçası olduğunu da hiç aklına getirmez. Karısı Binnur’la ilgili anımsadığı bir ayrıntıda şöyle söylenir; “ Bütün suç o kitaplardaydı. Önce kitapları yakmalıydı. Ders kitaplarını bile. Bir sür, kimsenin kitap okumasına izin vermemeliydi…” Ne zaman ki adına yıllarca çalıştığı o düzen onu elemiş, bir kenara itmiş işte o zaman Recai Bey hayatını gerçek anlamda sorgulamaya başlamıştır… İşte o vakit Recai Bey’in iç monologları ve buhranları başlamış dolu dolu yaşadığını düşündüğü hayatta aslında yapayalnız olduğunu görmüştür…
Erhan Bener Recai Bey’in geçmişindeki ayrıntılara inerken onu kesinlikle yargılayıp ona karşı tavır almadığı gibi onu savunur bir hali de yok. Yaptığı iş aslında işkenceci bir polisi insanileştirmek, onun da bir insan olduğunu anımsatma çabası. Onun polis oluşuyla ilgili şunu belirtiyor; “ Polis olmayı o istememişti ki. Otomobil tamircisinin yanında çıraklık yapmayı da istememişti. Okumak da istemiyordu. Basımevinde çalışmak da istememişti bu yüzden. Tek isteği aşçı olmaktı. Şimdi anımsadıkça gülmek geliyor içinden. Neden aşçı olmak istiyordu? Belki de karnı hiçbir zaman yeterince doymadığından… Belki de o küçük aşçı dükkânında yemek yiyenlere öykündüğünden…” Yazar insanların durduk yere planlayarak polis olmadığına vurgu yapıyor. Bir şekilde insanların polis olmaya itildiğini söylüyor. Polis faşizminden bahsedenlerin ‘polis simit sat, onurlu yaşa’ demesi tevekkeli değil zaten ama polisi insanileştirmek adına yazarın, Recai Bey’in geçmişi hakkında neden bu kadar çok detay kullandığına ben anlam veremedim. Recai Bey’in fukara doğması, daha çocukken babasını kaybetmesi, dayısının babasını aşağılarken hep onu da bir yük olarak görmesi, kardeşinin ayağının mangala takılıp yanarak ölmesinden ötürü annesinin hep onu suçlaması, Recai Bey’in gerçek bir anne sevgisinden hep yoksun olmasının yanı sıra, kırk yaşından sonra kalkıştığı evlilik macerasından karısının bir alkolik ve lezbiyen çıkması vs. bir polisin değil her insanın yaşayabileceği şeyler. Ha tam da demek istediği şey de buysa onu bilemiyorum…
Filme gelince… Erhan Bener’in Böcek’i 1995’te Ümit Elçi tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Bir ana karakterin yaşamının son demlerinde geçmişiyle hesaplaştığı monologlarla geçen bir romanı beyaz perdeye aktarmak hiç de kolay olmasa gerek. ‘Böcek’ izlenmek için yazılmamış derim. Eğer kitabı okumadıysanız filmi anlamlandırmanız, hikâyeyi sevmeniz, filmin sonunu getirmeniz mümkün olmayabilir. Recai Bey’i oynayan Halil Ergün seçimini oyunculuğundan (1995 Antalya Altın Portakal Film Festivali- 1995 Adana Altın Koza Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu) ötürü makul bulmakla birlikte Nurseli İdiz ve Meltem Cumbul seçimlerine anlam veremedim. Nurseli İdiz Recai Bey’in alkolik, tembel, pis ve lezbiyen karısını oynarken, Meltem Cumbul apartmanda yalnız yaşayan Recai Bey’e eksiksiz selam veren, hastayken ona çorba yapana kızı oynuyor. Mesela, Recai Bey’e göre Binnur (Nurseli İdiz) pis ve çirkindi. İri bir ayvadan büyük olmayan büyük olmayan kıçı, mandalina kadar memeleri, daracık oğlan kalçaları ve çöp bacakları vardı. Her ne kadar bu Recai Bey’in gözlemi olsa da etine dolgun, şuh İdiz’in bu rol için biçilmiş kaftan olmadığı belli….Belli Meltem Cumbul’u birçok farklı rolde izlediğim için olacak ama gene Recai Bey’in tahayyül ettiği profile yakın saf, temiz ve yalnız kız rolü için Meltem Cumbul’u biraz yapmacık bulduğumu söylemeliyim. Bir de bunlara film boyunca çalan ve hiç değişmeyen piyano parçası eklenince kendinizi ‘Yahu şu kitabı okuyayım da öyle izleyeyim şu filmi’ derken bulabilirsiniz.
Profile Image for Nurbahar Usta.
232 reviews95 followers
June 15, 2022
Yeterince okunmamış olmasından mı bilmiyorum ama hakkında kötü hiçbir şey görmedim ve duymadım bu kitabın. "Kötü insansa da bir sebebi var" savını merkeze almış, gittikçe zihni bulanan bir kurgu diyebiliriz. Orta yaşlarının sonunda, rütbesi düşürülmüş bir polisin, aslında bir-iki günlük zaman diliminde geçmişine döne döne hayatını okuyoruz. Bastırılmış cinsellik, mizantropi gibi açılardan okunabilir gayet. Ama "kötü insan da insandır"dan ben çıkamadım kolay kolay.

Başlarda çok sevmeme ve başyapıt olduğuna ikna olmama rağmen, bazı bölümlerin sürekli tekrarı bende yarattığı akışkanlık hissini kırdı maalesef. Ama onun dışında gerçekten güzel bir kurgu. Edebiyatta çok karşılaşmadığımız bir kişiyi merkeze almasıyla da önemli bir yerde duruyor bende hala.

Sadece birinin kötü olmasını açıklamak için öyle bir sürü travmaya gerek var mı ondan emin değilim. Çok benim tarzım olmasa da yine okuduğuma ve bildiğime memnun olduğum bir Bener Familyası kitabı.
Profile Image for Sercan Şayık.
129 reviews1 follower
March 31, 2024
Erhan Bener'in Böcek kitabının ikinci baskısını sahaftan almıştım. Alalı çok oldu ama okuması bugünlere kısmet oldu. Tam da ülkenin tekrar girdiği dar boğaz söz konusuyken devletin zararlı vatandaşı "temizlenmeli" olarak bakması açısından da incelenecek bir roman okudum. Bireyin gerçeğinden toplumun gerçeğine yumuşak geçişlerle 12 Eylül'e giden süreci çarpıcı ele almış. Karikatürize edilen baş kahramana bir süre sonra acımaya başlıyorsunuz. Öyle ki eşinin bile ona yaptıklarını duyunca engel olasınız geliyor. Sonunda ne düşüneceğinizi ise roman boyunca yaptığı gibi size bırakıyor Erhan Bener.
Profile Image for James.
351 reviews5 followers
January 2, 2013
İlginç bir çekiciliğe sahip, klostrofobik bir kitap. Bir polisin bambaşka açısı.
Profile Image for Terss.
728 reviews35 followers
April 13, 2024
İşkenceci bir polisin hezeyanlarını sayıklama gibi anlatan bir roman. Boşa geçen bir zaman...
Profile Image for Emre.
86 reviews3 followers
May 30, 2022
Yiğit Bener'in İÜ Edebiyat Fakültesi'nde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği söyleşiden hareketle merak ettim babası Erhan Bener'i.
1981'de yazılan Böcek, '80 Darbesine giden süreçte kendine has bir polis memuru olan Recai Bey'in geçmişle psikolojik hesaplaşmalarını, insanlara bakışındaki 'anlaşılır' şüphe ve tiksinti hâlini, haklı veya paranoyakça merakların kendi sonunu hazırlayışını işliyor. Zorba ve faşist polis memuru imajını sorgulatan, robocop çağrışımlı soğuk üniformanın ardında yatan insana has karanlık deneyimlerin, tabiatın, hislerin ve baskıların ortaya serilişine dair beklediğimden daha başarılı bir metinle karşılaştım.
Profile Image for Anıl Arda.
15 reviews2 followers
June 4, 2025
Bener, işkenceci faşist bir polisi neredeyse her yönüyle önümüze sunmuş, sergilemiş. Aynı zamanda bir dönemin portresini de ortaya çıkarmış. Böyle bir polisi, Recai Bey'i kimi anlarda anlayabileceğim -empati kurmak anlamında değil de- aklıma gelmezdi. Romanın finalini de çok beğendim. Yiğit Bener'in oldukça iyi yazdığı önsözünde bahsettiği gibi şiirsel bir sondu. Yiğit Bener'i okumaya devam edeceğim.
Profile Image for eu.
6 reviews2 followers
May 10, 2026
Yazar politik olarak karşısında konumlandığı karakteri mental hastalıkları ve gizli eşcinselliği bağlamında kurmuş. Yetmezmiş gibi bunları bir tür damgalama aracı olarak kullanmış. Türkiye’de aydın sayılanların bile zihninde derin bir çamur deryası var.
Profile Image for Izzet Ağaner.
4 reviews1 follower
September 19, 2019
İnanılmaz bir modern kurgu tekniğiyle yazılmış kitap, öyle ki karakterin bütün geçmişi bilinç akışı kullanılarak okuyucuya aktarılmış.
Profile Image for Emel Muzac.
180 reviews3 followers
November 20, 2023
Kitap bir başlıyor, sayfalarca paragraf paragraf gidiyor da gidiyor. Hiç soluk yok =) ama okutuyor kendini.
Profile Image for Betul.
48 reviews
October 6, 2023
“Duraktaki büfeden gazeteleri aldı. Şöylece bir göz attı başlıklara. Hep aynı havadis. On altı ölü. Kimliği bilinmeyen kişilerin açtığı ateş sonucu… Başbakan, “Çok elim bir hadise,” demiş. Kömüre zam yapılmış.”

“İnsanın yaşadığına inanması ve ona bir değer vermesi için, ölümden sonra arkasından birilerinin ağlayacağına inanması gerektiğini düşünürdü.”

“Kolunun altındaki ilaç paketini sıkıyor. Elinde yeterince ilaç olsa, bu kentteki bütün böcekleri temizlerdi. Yalnız hamamböceklerini değil. Hamamböceklerinden farksız bütün yaratıkları.”
Profile Image for Cey.
64 reviews
February 11, 2019
Yoğun betimlemeler sayesinde her sahne insanın gözünde rahatlıkla canlanıyor.
Displaying 1 - 19 of 19 reviews