"Var mısın? Yok musun?"
Olasılıksız, Fawer'in en beğendiğim kitabı.
Sezgizel yeteneklere sahip idiopatik epilepsi hastası ikiz kardeşler David ve Jasper Caine, onlar üzerinde yürütülen çalışmalar, kurtarıcı Nava Vaner ile Martin Crowe ve elbette "HerAn" kavramı...
Bu kitabın beni en çok etkileyen yönü, başlarda parça parça ve dağınık gibi görünen olay örgüsünün sonunda büyük bir ustalıkla birleşerek çarpıcı bir bütün oluşturması oldu. Olasılıksız; tesadüflerin ardındaki gizli düzeni ve küçük olasılıkların bile hayatlarımızı nasıl kökten değiştirebileceğini hatırlatan güçlü ve etkileyici bir roman.
bazı, tazı, sızı, yazı, pazı, kazı, razı....
Herkese keyifli okumalar.
İdiopatik sözcüğünün kökeni eski Yunancadır. İdio 'garip, bir kişiye ya da şeye özgü, ayrı, farklı' anlamına gelir, path ise 'duygu' veya 'acı' demektir. Yani idiopatik 'garip bir acı' anlamına gelir ki, bunun çağdaş tıptaki geniş tanımı nedeni bilinmeyen bir hastalıkla ilgili veya bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan'dır.
Yani başka bir deyişle, tıp her ne kadar son birkaç yüzyıldır çok ilerlediyse de, doktorlar hâlâ insanların neden epileptik nöbetler geçirdiklerini bilemiyor.
Bu konuda tek bir fikirleri dahi yok.syf12
Olasılık teorisi, bilim adamlarının bir cevaptan yüzde yüz emin olmasalar da doğru olduğunu söyleyebilmelerini sağlar. Çünkü olasılık teorisine göre vanılma payı çok ama çok az olduğu zaman gerçeği buldunuz demektir."
Caine bir an için sustu ve her şeyi anlamaları için bekledi. Sonra sözlerine devam etti.
"Bu da bizi Laplace'nin en tartışmalı teorisine getirir. Buna sıklıkla "Şeytan' adı da verilir. İlk eserinden iki yıl sonra Essai Philosophique Sur les Probabilities adlı bir eser yazdı Laplace: Olasılık Hakkında Felsefi Denemeler. Bu eserden bir alıntı yapmak istiyorum." Caine notlarına dönüp okumaya başladı:
Bir an için doğanın tüm güçlerini ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir canlı olduğunu düşünürsek -ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de düşünürsek aynı anda evrendeki en büyük varlıkları ve en küçük atomları da hesaba katarak bir hesap yaparsa, hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecek de, aynen geçmiş gibi, gözlerinin önündedir.
"Yani başka bir deyişle," diye devam etti Caine, "Laplace evrenin deterministik olduğunu varsaydığı için, biri eğer fizik kurallarını ve bir an için evrendeki her şeyin konumunu bilirse, o kişi olan her şeyi bilebilir ve gelecek tüm tarihi de bilebilir diyor."
"Ama her şeyi bilmek imkânsız," dedi Colleen.
"Hiçbir şey imkânsız değildir," dedi Caine, "Ama belirli şeyler olasılık dışıdır ya da olasılıksızdır." Herkesin bu dediklerini düşünmesine fırsat vermek için durup kolasından bir yudum içti. "Bilim adamları bu teoriye Laplace'nin Şeytanı diyor."
"Neden şeytan diyorlar?" diye sordu Steve. "Onu rahatsız eden bir şey mi bu?"
"Hayır, bu bir yanlış anlama," dedi Caine. "Bu onu rahatsız etmedi çünkü o haklı olduğuna emindi. O öldükten sonra bilim adamları 'Laplace'nin Şeytanı' deyişini her şeyi bilebilen, geçmişi ve gelecekte olabilecekleri bilebilecek bir varlığı tanımlamak için kullandılar."
"Bu Tanrı gibi bir şey," dedi Colleen.
"Evet," dedi Caine düşünceli bir şekilde. "Onun gibi bir şey."syf276
"Tamam, zam, bam, lam," dedi Jasper. "Hızlı anlatayım."
"Einstein iki şey söyledi: Birincisi, ışık hızı nerede olduğuna göre veya ne yaptığına göre değişmiyordu," dedi Jasper bir parmağını kaldırarak, "İkincisi, 'fizik kuralları birbirine göreceli olarak sürekli aynı hızda hareket eden iki gözlemci için de aynıdır' dedi. Yani ikimiz de bir trendeysek ve tren hızlanıyorsa, dışarıyı aynı şekilde görürüz. Ama sen trendeysen, ben de rayların yanında duruyorsam, o zaman faklı görürüz. Bu çok basite indirgemiş bir örnek, ama ne demek istediğimi anladın değil mi?"
Caine, Philadelphia'ya gelirken gördüğü manzaraları aklından geçiriyordu başını sallarken.
"Şimdi. Saniyede 186.000 mil olan ışık hızına yakın bir hızda-ki bir rokette gidersem garip bir şey olur. Sana kıyasla benim için zaman yavaşlar. Roketten indiğimde senden genç olurum."
"Einstein bunu kanıtladığında zamanın bile göreceli olduğunu kanıtladı. Sonra da enerji ve kütlenin içsel olarak bağlantılı olduğunu gösterdi: Bir kütle ne kadar ivme kazanırsa durağan bir kütleye kıyasla daha ağır olacaktır, sır, tır, kır."
"Bir örnek ver," dedi Caine kardeşini yavaşlatıp düşünebilmek İçin.
"Peki. Kalkan bir uçakta bedenin koltuğa yapışır değil mi? Sanki birden..."
"Ağırlaşmışsın gibi," dedi Caine ne demek istediğini anlayınca.
Aynen öyle. Ama uçak yükselip de hızı azalınca yine normaledönersin. E= mc² formülü de buradan geliyor. E enerji, m kütle, cise ışık hızı. C hep aynı olduğuna göre, enerji arttıkça kütle de artar de mek. Bu yüzden de bir uçaktaysan, kalktığında, hızlandığında, çevrendeki her şeye oranla daha fazla kinetik enerjin oluyor; bu nedenle de göreceli olarak sanki ağırlığın da artmış gibi oluyor."
"Anladım," dedi Caine. "Peki, bunun dalgalarla ne ilgisi var?"
"Daha önce de söylediğim gibi Newton maddenin zamanda ve uzayda belli bir yeri olduğunu düşünmüştü, ama Einstein her şeyin göreceli olduğunu gösterdi; fizikçiler de hiçbir maddenin tam bir konumu ya da tam bir yaşı olmadığını anladılar. Bu da özel göre-celik dediğimiz maddenin enerji emilimini ve dağıtımını inceleyen dalın geliştirilmesini sağladı."
"Bu da tüm maddelerin temel taşları olan temel partiküllerin bulunmasını sağladı, bunlara da 'kuark' denir. Fizikçiler on iki farklı kuark bulabildiler: Üst, alt, çekici, tuhaf, tavan, taban ve de antipartiküllerini..."
"Dur," dedi Caine elini kaldırarak. "Bunlar maddenin temel taşlarının adları mı?" Caine, Jasper konuşurken sözünü kesmeyen Doc'a baktı. Kardeşinin tamamen keçileri kaçırıp kaçırmadığından emin olmak istiyordu.
Doc başını salladı. "Doğru söylüyor Yağmur Adam."
"Tamam," dedi Caine şakaklarını sıvazlayarak. "Devam et."
"Peki. On iki farklı kuark olmasına rağmen, bizim gerçekliğimizdeki maddelerde bir tek üst ve alt kuarklar var ve kuark benzeri leptonlar." Jasper nefes aldı. "Önemli olan kuarkların ve leptonların madde olmadığını anlamaktır."
"Nedirler?" diye sordu Caine.syf354
"Enerji. Anladın mı? Kuantum fizikçilerine göre madde aslında yoktur. Klasik fizikçilerin madde sandıkları şey aslında bir takım elementlerin bileşimidir, onları da atomlar oluşturur, onları da kuarklar ve leptonlar oluşturur yani enerji. Yani aslında madde enerjidir." Jasper söylediklerini anlamaları için sustu ve sonra devam etti. "Şimdi bil bakalım başka ne enerjidir?"
"Düşünceler," dedi Caine.
"Aynen öyle. Tüm bilinçli ve bilinçsiz düşünceler beyinden elektrik sinyalleri yollayan nöronlar tarafından oluşturulur. Anladın mı? Madde enerjiyse ve düşünce de enerjiyse, o zaman tüm madde ve düşünceler birbirine bağlıdır, ilişkilidir. İşte toplu bilinçaltı da bundan gelir; bu yaşayan, yaşamış ve yaşayacak her canlı tarafından paylaşılan, birbirine bağlı, bilinçsiz zihindir, bir, kir, pir."
"Peki," dedi Caine kardeşinin dediklerini anlamaya çalışarak. "Diyelim ki toplu bilinçaltının fiziksel bir boyutu olduğunu kabul ettim, ama bunun zamanı aşabilmesini anlayamadım."
"Çünkü zaman görecelidir," dedi Jasper. "Düşünsene. Işık hızından hızlı olan tek şey..."
"Düşünce hızıdır," dedi Caine sanki bir bulmacanın son parçasını oturtmuş gibi.
"Evet, özellikle de bilinçsiz düşünce. Partüküller ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşladığı için duranlara göre bilinçsiz zihnin sonsuz olduğunu düşünebiliriz. Yani, bir anlamda, zaman diye bir şey yok."syf355
Gelecek, onu görene kadar şekilsizdir. Bir parayı havaya attığında iki olası gelecek vardır, birinde para yazı gelir, diğerinde tura, ama sen görene kadar ikisi de değildir.
Kadın: Evet. İşte bu yüzden partiküller aynı anda her yerdedir, çünkü aynı anda tüm geleceklerdedirler.
Caine: Ama bu Laplace'nin Şeytanı ile ters düşüyor. Laplace, Simdi'de her şeyi bilirsen, geçmişte ve gelecekteki her şeyi bilebile ceğini söylüyor. Laplace'nin teorisi doğruysa o zaman gelecek önceden belirlenmis-tekil- ama gelecek tekil değil, sonsuz.
Kadın: Laplace'nin teorisi tamamlanmamış. An'ın geçmişi için doğru, ama geleceğini kapsamıyor.
Caine: Laplace'nin Şeytanı geçmişteki her şeyi biliyor, çün kü geçmiş hep tekil, çünkü tüm ayrımlar ileri doğrudur. Ama Laplace'nin Şeytanı tam olarak geleceği bilemez, çünkü birden fazla var. Laplace'nin Şeytanı tüm olası gelecekleri bilir.
Kadın: Evet. An'ın geleceği olasılıklıdır. Şimdi'lerin hepsini çok belirgin bir şekilde gördüğün için tüm olası gelecekleri görebi-lirsin, ama bunlar sonsuz. Gerçek, düşüncenin bir yansımasıdır, her öne atılan dalda kendi gerçeğini seçersin, çünkü hangi An'ı düşün mek istediğini seçersin.
Caine: Anlıyorum. Bu Yüzden HerAn'ı gözlerim açıkken göre-miyorum, çünkü evreni görürken Şimdi'ye kilitleniyorum ve olası gelecekleri göremiyorum.
Kadın: Evet.
Caine: Ama... Neden ben? Neden ben Şeytanım? Neden başkası değil?
Kadın: Bu da olasılık ile ilgili, aynen çan eğrisi gibi. Herkeste şeytana özgü güçler var aslında. Bazılarının güçleri zayıf, bazıla-rınınki güçlü. Çok az kişide hiç yok, bu yüzden de birkaçında hepsi olmalı. İşte bunlar da şeytanlar.
Caine: Eğer herkeste bir nebze yetenek bile olsa, bir şeyler varsa, ben neden HerAn'da başkalarını bilmiyorum.
Kadın: HerAn onların bilinçaltında var. Görebiliyorlar, ama anlayamıyorlar. Bazen bir yankı olarak var sadece.
Caine: Bir olayı önceden yaşamışsın veya görmüşsün gibi his-setmek gibi mi?
Kadın: Evet. Bu, An'ın geçmişinde görüldüğü şekliyle olası geleceklerden biri. İnsanlar gördükleri geleceklere giden yolu her zaman izlemezler. Ama izlerlerse ve bu gerçekleşirse, bu bilinçte bir-den ortaya çıkar; işte deja vu denilen şey de budur.
Caine: Herkesin faklı yetenekleri var demek.
Kadın: Evet, bazılarınınki zayıf, bazılarınınki güçlü. Zayıf olanlar ileriyi göremez. Olası gelecekleri göremedikleri için hare-ketlerinin sonuçlarını tahmin edemezler. Hayat boyu kör ve aptal-mış gibi yaşarlar. Kararları gelişigüzeldir, kararlarının sonuçları da öyle.syf459
Kadın: Evet. HerAn'ı gören Şeytanlar, An'da acı çekerler.
Caine: An'da ne yapmam gerekiyor?
Kadın: Ne istersen onu. Kendi geleceğini seçme ve böylelikle çevrendekilerin de geleceğini değiştirme olasılığın var.
Caine: Ama hangi kararların doğru olduğunu nereden bileceğim? Her şey bir diğerine bağlı. Benim için doğru olan bir şeyi seçip başkasına zarar verebilirim.
Kadın: Kararlar doğru veya yanlış değildir. Kararlarlar karardır. Sen, sana göre en iyisini seç.
Caine: Ama nasıl seçeyim?
Kadın: O sana bağlı.syf460