23 Ocak 1913... İttihat ve Terakki'nin iktidarını pekiştiren Babıâli Baskını'nın ertesinde, yeni sadrazam, Cemal Paşa'yı başkentin asayişini sağlaması için İstanbul Muhafızı olarak görevlendirir.
Cemal Paşa, 1919'da yazdığı anılarını, "memleketin umumi siyasetinde" doğrudan doğruya etkili olmaya başladığı bu andan itibaren başlatmıştır.
Hatıralar imparatorluğu yöneten üç büyük paşanın arasındaki hassas dengelere dair ipuçları sunarken, Cemal Paşa'nın baş aktörü olduğu pek çok tarihi olayı ilk ağızdan anlatıyor:
Fransızlar ve Almanlarla ittifak çabaları, nüfus mübadelesi düşüncesinin doğuşu, I. Dünya Savaşı'na giriş, Gazze savunması, Arap isyanı, Suriye ve Filistin'in işgali...
Cemal Paşa (1872-1922) 1895'te Harp Akademileri'ni bitirerek orduya katıldı. 1899'da Selanik'te, geleceğin Talât Paşa'sı ile birlikte İttihat ve Terakki'nin temellerini attı. Meşrutiyet'in ilanında İstanbul'a giden İttihat ve Terakki heyetine katıldı. 1909'da Adana valisi oldu. Balkan Savaşı'nda cephede görev yaptı. 1913'te kurulan İttihat ve Terakki hükümetinde, önce İstanbul Muhafızı, ardından da nafia (bayındırlık) ve bahriye nazırı oldu. Osmanlı-Fransız ittifakı için yaptığı girişimler sonuçsuz kaldı. I. Dünya Savaşı'nda Suriye ve Filistin'in güvenliğini sağlamak için yörede görevlendirildi. Onun komutası altında Mısır'ın işgali için düzenlenen Kanal Harekatları sonuçsuz kaldı. Yörenin İngiliz ve Fransız işgaline uğraması üzerine görevden alındı. Mondros Mütarekesi'nin ardından hükümet ve parti arkadaşlarıyla birlikte ülkeden ayrıldı. Almanya üzerinden, İngilizlerle mücadelede destek vermek üzere Afganistan'a geçti. Yöredeki dengelerin değişmesi üzerine Tiflis'e gitti. Burada Anadolu'ya geçmek için çalışırken, 21 Temmuz 1922'de iki Ermeni komitacının düzenlediği suikastte hayatını kaybetti; Erzurum'da Karskapısı Şehitliği'ne defnedildi.
Osmanlı Devleti'nin son dönemini anlamak için İttihat ve Terakki'nin önde gelen üç figürü olan Enver, Talat ve Cemal Paşa'ların kafa yapılarını anlamanın son derece önemli olduğu düşüncesiyle, ideolojik olarak benden son derece uzak olsalar da, kendi düşün dünyamdaki mahkemede kendilerine söz hakkı vermeyi entelektüel ve ahlaki bir görev saydığım için ilk olarak Cemal Paşa'nın hatiratini hayli merakla da okuduğumu söylemem gerekiyor.
İlk olarak, hatıralar Osmanlı'nın bekası açısından en önemli dönemleri ve hususları kapsadığı için son derece önemli. Kitabı okurken Cemal Paşa'nın perspektifinden Balkan savaşları, Birinci Dünya Savaşı'nda neden ve nasıl Almanya tarafında yer aldığımız, Kanal ve Filistin cephelerini nasıl kaybettiğimiz, Şerif Hüseyin'i isyana götüren sebep ve olaylar ile kısa da olsa Ermeni tehciri ve acı sonuçlarına ilişkin epey bir konuda içeriden bilgi alma ve tahlil etme imkanına sahip oluyoruz.
İkincisi, döneme ilişkin ikincil ve dış kaynaklardan epey bir okuma yapmış olsam da bu hatırat bana bu üç paşanın gücünü ve imparatorluğu kendi kafalarına göre nasıl idare etmeye çalıştıklarını daha net bir şekilde gösterdi. Padişahın ve meclisin islevsizligi bir kenara, dönemin sadrazamı ve bakanlar kurulununun dahi sembolik olarak çalıştığını hatıralardan daha net cikarabiliyorsunuz. Bunun böyle olmasının her nedense son derece tabii olduğunu Cemal Paşa kitabın ruhuna da sindirmis. Kendisine göre daha mütevazi dursa da Enver Paşa'da da olan bu narsist ruhu ve dikta arzusunu Cemal Paşa'da rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Üçüncüsü, aynı narsizm üst üste yapılan türlü ahmaklıklar ve hatalara karşın kitapta en ufak bir özeleştiri yapilmamasinda da kendini gösteriyor. İttihat ve Terakki'nin gücü eline geçirdikten sonra diğer toplumsal gruplara yönelik katı ve yıkıcı tutumu, askeri ve ekonomik olarak savaşa girilmemesi aşikarken savaşa hele de Almanya safında girilmesi, savaşta Cemal Paşa komutasındaki cephelerde üst üste alınan mağlubiyetler, Paşa'nın Suriye'deki diktatöryal idaresi, Arapların göz göre göre isyan etmesi, Ermeni tehcirinin çığrından çıkmasını normal kabul etmesi, tehcirin kendisinde bir yanlışlık görmemesi, vb. vb. bu hususlar uzatılabilir.
Öyle sanıyorum ki, kendisi eğer anlattığı hasletlere sahip ise, bu hatıratı daha geç bir yaşta yazma imkanı olsaydı kendisine ve içinde bulunduğu gruba karşı daha dürüst ve eleştirel bir tutum takinabilirdi. Ancak öyle zannediyorum ki hatıratı yazarken (sanıyorum İsviçre'de sürgünde kaleme almış) bazı siyasi hırsları ve endişeleri devam ettiği için kendisini ve eylemlerini meşrulaştırma amacı güdüyordu. Sonuç olarak beni ikna edemedi, tarihe de adını pek hayırlı şekilde yazdiramadi.
It inspired me to read the memories of one of my idols, His death is sad and sad, but God does not grant everyone such a heroic and honorable mortal. May his soul rest in the presence of God.
İttihat ve terakki partisinin ileri gelenlerinden Cemal paşa,bu hatıratında Bahriye nazırlığına ilaveten 4.ordu komutanı olarak tayin edildiği suriye mıntıkası ve civar vilayetlerde cihan harbi öncesi ve sırasında yaptığı faaliyetler ve bu sırada yerel liderler ve istanbul ile olan ilişkilerden çokça bahsetmiştir. Suriye'de bulunduğu dönem Osmanlı devleti'nin çöküş sürecinin nihai aşamasına denk geldiğinden, yaşanan olayları kendisinden okumak farklı Bir bakış açısı kazandırdı diyebilirim. İttihat ve terakki fırkasının çokça tartışılan savaşa katılma,tehcir gibi uygulamalarından kendisinin son dakikada haberi olduğunu ve olayların gelişiminde dahlinin bulunmadığını iddia etmektedir. Hatırat olan bir kitabın subjektif değerlendirme kapsamında görülmesi gereklidir ve bu şekilde okunmasının faydalı olacağını düşünüyorum.
Hatıralar, Cemal Paşa'nın perspektifinden dönemin tarihiyle ilgilenenler için okunması gereken bir eserdir. Cemal Paşa'nın hatıralarında Mahmut Şevket Paşa suikastinin iç yüzünü, İttihat ve Terakki içerisindeki yapılanmaları, Türkiye'nin Umumî Harb'e girişini, Kanal Cephesi Harekatlarını, Arap isyanlarını ve Ermeni zorunlu göçünü vs. belgelerle ve samimi bir şekilde ele alıyor, bize de bu büyük şehit Türk kumandanını saygıyla yâd etmek düşüyor. Ruhu şad olsun.
Osmanli’nin cokus donemini, daha 1. Dunya Savasi oncesi bile aslinda elbisenin dikislerinin atmaya basladigini anlatiyor, uzun uzun Arap cografyasinin Ingiliz ve Fransiz’lara kaybedilisinden bahsederken Ermeni olaylari cok yuzeysel, benim de cok bilgim yok naifliginde veriliyor
Babıali Baskını ve sonrası Türk siyasetine ilgi duyan herkes için çok önemli ve değerli bir kitap.
Dönemin İttihat ve Terakki içinde ileri gelenlerinden Cihan Harbinin Bahriye Nazırı ve 4. Ordu kumandanı Cemal Paşa'nın 1919 senesinde yani harpten bir yıl anıların başladığı tarihten 6 yıl sonra kaleme aldığı anıları.
Paşa Babıali baskını ve ardından İstanbul Muhafızlığı'na geldiği dönemden itibaren özellikle 4. Ordu Kumandanı olarak Suriye'de yaşadıklarına kadar ki anıların büyük kısmı burada yoğunlaşır, çok ama çok güzel bir üslupla kendini de nahifçe eleştirerek akıcı bir şekilde anlatmıştır.
Anıların sonradan yazılması, 19 yydan itibaren yazılan anılarda "ileride okunacak" bilincinin olması vs de gözetilerek incelenmesi gerektiği malum ancak Arap İsyanı ve Kanal Cephesi ile Suriye ve Lübnana bu kadar hakim olacak daha ilk ağzıdan bir metin zor ele geçer. Bu eserin elbette Falih Rıfkı'nın Zeytindağı ile okunması şart. Cemal Paşa edebiyat yapmadan olayları anlatıp öfkesini ve kanaatini samimiyetle açarken Falih Rıfkı aslında aynı gerçekleri edebi bir dille çok daha çarpıcı olarak anlatmış.
İttihat ve Terakki'de başarısızlığa giden yolları aslında Cemiyetten uzaklaştırdığı dönemde Atatürk çok güzel anlatır ki bunlar Ali Fuad Cebesoy'un Sınıf Arkadaşım Atatürk kitabında oldukça net biçimde ortaya konmuştur. Cemiyetin tek hedefi Abdülhamid'i devirmektir ve "ya sonra?" sorularına hep "bakarız" cevabı verilmiştir. İşte bu gençlik, toyluk, acemilik, plansızlık ve düzensizliği buna bağlı olarak da ardı arkası kesilmeyen hataları getirmiştir. Cemal Paşa da anılarında sık sık "öyle sandık" "hiç ummazdık" tahmin ve tahayyül edemezdik" gibi devlet yönetiminde yeri olmayan çokça kelime kullanır. Arap isyanını engelleme imkanı belki de elbette tek sebep değil ama bu acemilikler irtibatsızlıklar vsden kaynaklanır belki de bunu asla bilemeyeceğiz. Ancak şu kesin ki bu çok vatansever azimli gençler öyle veya böyle başarılı olamamışlardır.
Paşa'nın Ermeni olaylarına ilişkin son bölümü de önemli zira bu kararın alınmasına bir şey diyemem diyerek karara karşı tutumuna bir açık kapı bırakması, hepsinin topyekün tehciri ne kadar gereklidi demesi ve kendi mıntıkasındaki bazı Ermeni ahalinin tehcirine engel olma çabası ile yerleştirildikleri yerleri zar zor değiştirmeye çalışmasını üstüne basa basa anlatması önemli. Gerçekten de sorumlu bir devlet adamı olarak İstanbul'un da emirlerine uygun şekilde tehcire tabi Ermenilerin güvenliği ve iaşesi için çalıştığı Ermenilerce de takdir edilir, şehit edilmesi de belgelere göre daha çok Rus işidir ki Rus politikası ve Çarlık nefreti her satırda canlı desek abartmayız.
Arap İsyanına giden yol, Arapların devamlı ikili hatta üçlü oynamaları, Şerif Hüseyin ve oğullarının iki yüzlüğü derken bugün "Araplar bize isyan etmedi olsa olsa üç beş bedevi" diyenlerin Cemal Paşa ve şehit olan askerlerimizi mezarlarında huzursuz ettikleri aşikardır. Kitapta öyle sahtekar öyle iki yüzlü ve nankör yazışmalar ve talepler var ki Müslüman Müslüman'a bunu nasıl yapmış dedirtir. Tarihi yaşayanların anıları ve belgelerden okuyanlar bu bölümde bana katılırlar diye umuyorum.
Sadeleştirme ve derleme de oldukça başarılı. Yerli yerinde dip notlarla kaliteli bir okuma deneyimi sağlanmış. Tarih özellikle de Türk yakın tarihi meraklılarının olmazsa olmazlarından bir kitap, keyifli okumalar
Cemal, İttihatçılar arasında benim en alakamı çeken simadır. Bu hatıratı da epey apolojik bir karakteri haiz olsa dahi onun fikriyat ve fiiliyatına dair epey malumat veriyor. Enver ve Talat’ın gerisinde kalan biri gibi görülse de hiç öyle olduğu kanaatinde değilim. Cihan Harbi'nde Talat parti, Enver orduyu idare ederken o ise bir ülkeyi idare ediyordu. Harbin neticesi başka türlü olsa idi, 1918 sonrası hayatı bambaşka olabilirdi. Üzerinde kesinlikle daha çok durulmayı, tartışılmayı hâk eden bir kişilik. İlgimi çeken ve nispeten sempati beslediğim nadir tarihi şahsiyetlerden biri olduğu için büyük bir ilgiyle birkaç kez okudum bu metni. Ama tabii orijinali değil bu basım ama idare eder.
Okunabilecek en dürüst biyografilerden biri. Yaptığı hatalara da bolca yer vermiş. Ucuz sloganlara ve yalanlara başvurmamış. Aynı zamanda kendisiyle yüzleşme kitabı. Paşanın bu yaklaşımından ötürü 5 yıldız.