Örikle arzuların karanlık dünyasında... Oğlak Yayınları, Nahid Sırrı Örikin eserlerini yayımlamaya devam ediyor: Gece Olmadan!
Nahid Sırrı Örik, Gece Olmadan!da, 1920lerin Ankarasındaki bir pansiyona yolu düşen kadın ve erkeklerin arzu dolu hayatlarını anlatıyor bu defa. Evlilik dışı ilişkiler, aşklar, aldatma ve aldatılma üzerinden anlattığı insan hikâyelerindeki sahicilik, hemen yanı başınızda yaşanıyormuşçasına güçlü bir etki uyandırıyor. Kıskanmakın yazarı, bu romanında da insan ruhunun derinliklerine inerek, arzuların karanlık dünyasındaki gezintisine devam ediyor...
"Çünkü, dediğimiz gibi, o tarihlerde Ankara hakikaten kadınsızdı. Kocalarıyla beraber İstanbuldan gelmiş olup sayıları asla kabarık bulunmayan İstanbul hanımlarının maceraya düşkünleri de günahkârlığa cesaret edemiyor, şehrin ufaklığından korkuyorlardı: Evde unutulmuş bir şeyi almak üzere kocalarının her an bastırıvereceklerini, kendilerini evde bulmamaları yahut soyunup dökünmüş erkek misafirleriyle bulmaları ihtimalini hesap ediyorlar ve iştihalarını İstanbul yazlarına, aylarca sürdürdükleri hava tebdili zamanlarına bırakıyorlardı. Ankara yerlilerinin teşkil ettikleri âlemle İstanbuldan gelmiş bekârlar arasında ise bir demir perde vardı. Kendilerine en hafif tabirle, hafif meşrep tabir olunup bu işin ticaretiyle meşgul olan kadınlara gelince, onlar da ihtiyaca göre pek az, bu itibarla da yanlarına yaklaşılamayacak derecede pahalıydılar."
Writer and translator (b. 22 May 1895, İstanbul – d. 18 January 1960). After he finished Beşiktaş Secondary School, he studied at Galatasaray High School but discontinued his education.
He graduated from the Sun Education High School. He studied at Law School for some time (1913) and then educated himself.
He lived abroad for eight years in Tiflis, Berlin, Paris, Vienna, Rome and Copenhagen (1915-28). He worked as a translator at the Ministry of National Education.
He translated and wrote columns for various newspapers and journals beginning with Cumhuriyet. He traveled around many cities in Anatolia.
He published his first story, Zeynep la Courtisane (Zeynep the Courtesan), in the journal Les Oeuvres Libres in Paris (1927). He wrote many works in almost all kinds of literature except poetry in the following years. Generally, he was known for his stories, travel notes and research related to literature and history.
Selim İleri, in his novel Cemil Şevket Bey Aynalı Dolaba İki El Rovelver (Cemil Şevket Bey, the Mirrored Cupboard and Two Hand Guns), introduced the character Cemil Şevket, inspired by the personality of Nahid Sırrı Örik. His books were republished by Oğlak Publications since 1994.
WORKS:
SHORT STORY: Kırmızı ve Siyah (Red and Black, 1929), Sanatkârlar (The Artists, 1932), Eski Resimler (Old Pictures, 1933), Eve Düşen Yıldırım (Lightning That Hit the House, 1934).
NOVEL: Colere de Sultan (Anger of the Sultan, in French, 1932), Kıskanmak (To Be Jealous, 1946), Sultan Hamit Düşerken (While Sultan Hamit Fell, 1957, staged by Kemal Bekir with the name “The Fall”, 1976, adapted for the cinema, 2003), Kıskanmak (Being Jealous, 1995), Tersine Giden Yol (The Road Going in the Opposite Direction, 1995).
TRAVEL LITERATURE: Anadolu'da Yol Notları (Travel Notes in Anatolia, 1939), Bir Edirne Seyahatnamesi (A Travel Book of Edirne, 1941), Kayseri Kırşehir-Kastamonu (Kayseri Kırşehir-Kastamonu, 1955).
PLAY: Sönmeyen Ateş (The Undying Fire, 1933), Muharrir (Writer, 1934), Oyuncular (Players, 1938), Para Uğrunda (For the Sake of Money, performed at İstanbul City Theaters, 1949), Alın Yazısı (The Fate, performed at the State Theater, 1952).
ESSAY-RESEARCH: Edebiyat ve Sanat Bahisleri (Literature and Art Topics, 1932), Roman ve Hikâye (Novel and History, 1933), Tarihi Çehreler Etrafında (Around Historical Faces, 1933), Hayat ile Kitaplar (Life and Books, 1946), Yüzelli Yılın Türk Meşhurları Ansiklopedisi (Encyclopedia of Famous Turkish People of a Hundred and Fifty Years, 3 fascicles, 1953), Abdülhamid'in Haremi (The Harem of Abdülhamid, 1989), Bilinmeyen Yaşamlarıyla Saraylılar (People of the Palace and Their Untold Lives, prepared for publishing by Alpay Kabacalı, 2002).
MEMOIR: Eski Zaman Kadınları Arasında (Among the Women of Old, 1958).
nahid sırrı’nın kitaplarının hak ettikleri itibarı görmekten bu denli uzak olmaları çok ilginç. iyi bir hikaye kurucu örik. öte yandan dile hakimiyeti de takdire şayan. yine de kanonun bu denli dışında sayılması bana hep tuhaf gelir.
gece olmadan, cumhuriyetin ilk yıllarına dair bir olma mücadelesi hikayesi. herkes tıpkı genç cumhuriyetin kendisi gibi, “olmaya” çabalıyor. bunun sancıları her yerde ve her şeyde açıkça hissediliyor. romanın öyküsü istanbul’da başlayıp ankaralı bir yahudi ailesinin, cumhuriyetin sunduğu fırsatlar içinde hızla zenginleşen bir yahudi ailesinin evinden geçiyor. bu aile türk romanında okumaya alışık olduğumuz (ki pek de alışkın sayılmayız çünkü bizde yahudi genellikle karikatürize bir figürdür edebiyatta) yahudi ailelerine benzemiyor. son derece patırtılı, fevkalade ankaralı, tabiri caizse avam bir aile. nahid sırrı da karikatürleştirmekten pek kaçamamış olsa da yine de ankaralı bir yahudi ailesini okumak ilginç bir deneyimdi. yazarın hemen fırsatta ankara’nın nasıl olup da başkent olmaya layık görüldüğüne şaşırıp durması da tatlı bence. ben bu kitabı okurken dünya bu kadar’ı yazarken duyduğuma benzer tuhaf bir coşku ve heyecan duydum. sanırım tam manasıyla bir baş kişiden yoksun olması ve hikaye zemininin durmaksızın değişmesi yol açtı biraz buna.
nahid sırrı kendi çağını çok iyi izleyen ve aktaran bir yazar. gölgede kalmış bir romanı olmasına rağmen bence çok başarılı. bir filminin yapılmasını isterdim şahsen bu hikayenin. çok derinlere inmeyen ama insanın hırsları ve dahi zaafları noktasında çok ince yerlere dokunan akıcı bir roman. sevdim, “bize beş/on roman önerir misiniz?” diye soran mülakatlara verilecek cevaplar arasına tereddüt etmeden alınır. bu romanlar nahid sırrı külliyatını tamamlamaya bir adım daha yaklaşmış oldum.
Gece Olmadan önce Son Telgraf gazetesinde tefrika edilmiş. Sonra Nahid Sırrı Örik el yazısıyla üzerinde düzenlemeler yaparak Her Şey Bitmeden adını vermiş kitaba. Yakın zamanda Bahriye Çeri'nin editörlüğünde iki nüsha karşılaştırılarak hazırlanmış bir baskı yapıldı. Gayet yerinde olmuş çünkü kitabın Oğlak Yayınlarından baskısı oldukça özensiz. Başka bir yorumcu da yazmış imla ve noktalama hataları var. Ayrıca yazarın dili bazı yerlerde okumayı zorlaştıracak derecede tumturaklı.
Hikayeye gelecek olursak olaylar İstanbul'da başlayıp yoğunlukla 1920'lerin Ankara'sında geçiyor. Varlık görüp fakirliğe düşmüş bir paşa ailesinin oğulları Adnan'ın çapkınlık maceralarını ve kızları Semiha'nın zengin koca arayışını okuyoruz. Adnan, Behlül'den sonra edebiyatımızda en güzel çizilmiş f*ckboy portresi; arsız, bencil, kaypak. Semiha ise tam bir femme fatale. Bunlara yine iyi ve kötü yönleriyle anlatılmış Yahudi aile, zavallı dul Ermeni kadın, Semiha'nın annesi, işgüzar doktor gibi renkli ve çarpıcı karakterler eşlik ediyor.
Benim için kitap çok iyi başladı fakat orta kısımdan itibaren klişe femme fatale hikayesine döndü. Yazarın bazı yerlerde kullandığı anlatım dili bunalttı. Baskının kalitesizliği de okumayı güçleştiriyor. Fakat 1920'lerin insan ilişkilerine ve toplumsal yapısına dair dikkat çekici ayrıntılar, özellikle kadın karakterlerin psikolojilerine dair etkileyici çözümlemeler mevcut metinde.
Nahid Sırrı Örik'in kitaplarını okumaya devam edeceğim.
Nahid Sırrı yeterince değeri bilinmemiş, görece yakın zamanda keşfedilen, üstelik çok iyi bir yazar. Bir çok kitabını Oğlak Yayınları bastığında okumuştum. Tefrika edilmiş bu romanın basılması da bir nevi hediye gibi oldu. Her zamanki gibi çok sevdim...
Mükemmel bir Türkçe ile bir Örik romanı daha okumanın mutluluğunu yaşıyorum. Şiir gibi yazıyormuş kendisi. Ve o kadar gerçek ki. Tıpkı daha önce okuduğum “kıskanmak” romanında olduğu gibi insanın içindeki bütün kötü duygular ve planlar gün yüzüne çıkmış yine.
"Gece Olmadan", Nahid Sırrı Örik’ten okuduğum ikinci roman. Bir Ankara seyahatinde tesadüfen yanıma almıştım. Roman da tesadüfen 1920’lerin Ankara’sında geçiyordu. Daha önce onun “Kıskanmak” romanını okumuştum. İki romanda da benzerlikler göze çarpıyor. İstanbul, romanların bir tarafında hep var, fakat öyküler İstanbul dışında geçiyor. “Kıskanmak” romanı Zonguldak’ta, “Gece Olmadan” ise Ankara’da geçen romanlar. İlkinde merkezde Seniha karakteri var, bu romanda ise Semiha’nın hikâyesini okuyoruz. Her iki kadın da dönemin diliyle “hafif meşrep” sayılacak kadınlar. Her iki romanda da derinlerde duran, ama zaman zaman dışarı çıkan bir şehvet vurgusu var. Şehvet aslında iki romanın da ana kahramanı sanki. Aldatılmak, sadakatsizlik, duyguların esiri olmak üzerinde çok duruyor Örik; iki romanı da bu olgular çerçevesinde kurguluyor. Roman, kendisine zengin bir kısmet bulmak için Ankara’ya giden Semiha’nın öyküsünü anlatıyor. Burada, Semiha Ankara’nın zengin tüccarlarından Jozef Tudela ile tanışıyor.
“Heyecanından titriyordu. Aman, bu ne toy âşık, ne hassas, ne santimantal ve ne romantik bir kart Yahudi’ydi!”
Semiha'nın Jozef Tudela ile olan ilişkisi, tam evlenmek üzerelerken, Tudela’nın karısının zehirlenerek öldürülmesiyle son buluyor. Roman vasatın üzerine pek çıkamasa da, 1920’lerin Ankara’sından canlı manzaralar sunuyor olması ilgimi çekti. O günlerin Yenişehir’i, Karaoğlan Çarşısı, Ankara Palas Oteli, Bend Deresi’ndeki Ermeni mahallesi gibi unutulmaz fotoğraflar bıraktı zihnimde. Alıntı: Nahid Sırrı Örik, Gece Olmadan!, Oğlak Yayıncılık, İstanbul, 2012, s.147.
Nahid Sırrı'nın en iyi eserlerinden. Yine bir çırpıda okudum. Türk edebiyatının en güçlü kalemlerinden; ama maalesef hakettiği yerde değil. Yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum Örik'in. Cumhuriyetin ilk yıllarında günlük yaşamı, şehir manzaralarını ondan daha iyi yansıtan kimseye rastlamadım henüz.
"Hemen hemen unutulmuş sanılan şeylerin, hem hiç de mühim olmayan bir sebebin tesiri altında birdenbire canlanıverişleri, hayatın en olağan şeylerinden biridir…"
Pek beğendim…
Her Şey Bitmeden 1951'de Son Telgraf'ta tefrika edilmiş, Nahid Sırrı Örik'in sağlığında kitaplaşmayan bir eser. Roman Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara'da, kısmen de İstanbul'da geçiyor, maddi zorluklarlar nedeniyle çalışmak için İstanbul'dan Ankara'ya gelen Semiha'yı ve yanlarına pansiyoner olarak yerleştiği Yahudi aileyi, onun için karısından boşanmaya karar veren Josef ile ilişkisini anlatıyor. Nahid Sırrı Örik'in anlatımını beğenir, insan ilişkilerini iyi tahlil ettiğini ve anlattığı döneme gerçekçi bir ayna tuttuğunu düşünürüm. Bu romanın arka planında anlatılan Ankara ve Cumhuriyet'le birlikte gelen sosyal, kültürel, ekonomik değişimlerle ilgili detaylar özellikle ilgimi çekti. Nahid Sırrı Örik yeterince tanınmıyor, konuşulmuyor, Everest'in külliyatını toparlayarak basması değerli ve önemli bir hizmet, umarım daha çok okura ulaşır...
"Kıskanmak" adlı romanını çok sevmiş ve çok şaşırmış , yazarın diğer eserlerini de okumak istemiştim. Unutulmanın eşiğinden dönmüş bu yazarın okurların gündemine girdiğini görmek mutluluk verici. Aynı şeyi Suat Derviş için de düşünüyorum. . 1951 yılında Son Telgraf gazetesinde tefrika edilmiş, yazarın ölümünden sonra kitaplaşmış Ankara'da geçen bu romanda bir arkası yarın havası seziliyor 🤓 ama tuhaf bir biçimde zamanın ve mekanın havasına giriyor, günümüzden uzaklaşıyor okur... Başlangıçta dil zorlarken birkaç bölüm sonra ona da alışılıyor. . İstanbullu, genç, güzel, iyi eğitimli Semiha kardeşinin tavsiyesi ile zengin bir eş bulmak amacıyla Ankara'da Hariciye Vekaletinde memuriyete başlar.Ankara'da kadın nüfusu az, dolayısıyla kadınlar çok kıymetlidir.Hele İstanbul'dan gelmiş ,modern kadınlar. . Daha önce Adnan'ın da evinde kaldığı Yahudi Josef Tudela , küçük bir nalbur dükkanı sahibiyken zenginleşmiş, Ankara'nın yeni gözde yerleşim yeri Yenişehir'de bir apartman yaptırmıştır. Semiha kıymetli bir misafir edasıyla buraya yerleşir. . Benim için kitabın en keyifli yeri Ankara'ya dair bilgi ve izlenimlerdi. Bataklıktan modern şehre dönüşen Yenişehir, gar, Ankara Palas... İstanbulluların hala devam eden Ankara nefreti... Ankara-İstanbul arası gidip gelen trenler... . Tabii bir de Ankara'nın yerlisi olacak kadar eski Yahudilerin varlığı...Ermeniler...Dönemi için kozmopolit sayılabilecek çeşitliliğe sahip Ankara... . Kitabın sonunda bir de hikaye var.Romanla benzerlikler gösteriyor... . Nahid Sırrı Örik oldukça ilginç bir karakter bence...Kitapları kadar onu da tanımak istiyorum 🙏 .
Ankara'nın başkent oluşundan hemen sonra, devlet memurlarının ve bürokratlarının atanmaya başlamasıyla veya iş bulup gelmesiyle, erkek nüfusunun artmasından dolayı kadınlara yönelik rağbetin gayri ahlaki ilişkileri (zaten orta üst sınıfta var olan bu ilişkileri) besleyişinin etrafında, bir yahudi ailesinin hikayesi sayılabilir.
Nahid Sırrı Örik iyi bir ustadır gözümde. Soyutlama becerisi tipiktir, tipik olduğu kadar yetkindir. Üstelik tarihsel anlamda tipik olmasına rağmen, tipik olanı verebilmesine rağmen, özgün ve soğukkanlı biçimde kavrayışlıdır. Ve bu özgünlüğünü, üslubunda değil kavrayışını aktarabilmesinde buluyorum.
Nitekim, "mülk en ciddi sorumluluklardan biridir" cümlesini kurduracak, tarihsel anlamda bu cümleyi kurduracak bir romana çok az rastlamışımdır. Zor bir beceridir.
Bireyi ve toplumla ilişkisini çok iyi analiz etmiş. Özellikle de kadın erkek ilişkilerini ve aileyi, kadın karakterler üzerinden. Karakterlerin hepsine eşit mesafede.Tam herhalde bu ana karakter demişken siz, bir başkasına da aynı uzamı ayırıyor. Hemen hiçbiriyle özdeşleşin istemiyor sanki. Bu ilk kitabı okuduğum. Dönemi için oldukça aykırı. Sevdim. 8️⃣
Nahid Sırrı Örik'in gazetede tefrika halinde yayınlanan unutulmuş bir eserini bulup çıkaran ekibe saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum. Nahid Sırrı Örik Türk Edebiyatında hakettiği yerin çok çok altında bir yazar.
Başlarda eski Türkçe okumayı zorlaştırsa da müthiş bir anlatım ve hikayeye hakim olma durumu vardı. Konu itibariyle çok sıkıldım, aynı kalemden daha farklı bir şeyler okumayı tercih ederdim ama İstanbul ve Ankara tasvirleriyle birlikte karakter çözümlemeleri okumaya değerdi. (Erkeklere nazaran kadınları bu kadar kötü detaylandırmasını da escinsel erkeklerin evrensel kadın nefretiyle bağdastırıp sineye cekmeyi tercih ediyorum