Güzel bir kitap, güzel düşünen bir kitap ama ne yazık ki içeriği çok kısır.
Belki bu kitabı bir büyük şairler resmigeçidi olarak hayal edip her bir ismi tekrar anmaktan mutluluk duyulabilir. Bununla birlikte kitap bittiğinde, üzerinden de birkaç gün geçtiğinde geriye kalacak olan nedir? Ne istediğinize bağlı biraz bu.
Kendi payıma kimin kime aşık olduğunu, Lavinia'nın kim olduğunu, hangi şairin kaç kadınla evlendiğini ve babasının ne iş yaptığını bilmekle ilgilenmiyorum. Genç kadın yemleri genç kadınlara, ben müsaadenizle es geçeceğim.
Fotoğrafları siz sevebilirsiniz. Kimi zaman ben de severim. Her ne kadar şairlerin şiirleri kendi el yazılarıyla nasıl yazdığı beni alakadar etmiyor olsa da, bunların kitapta yer almasını kınayacak değilim. Yalnız bunun için bile okumak isteyen olabilir zira. Yalnız mektupları anlarım da, zarfların fotoğrafları kitapta ne arıyor onu pek anlayabilmiş değilim. Böylesi fotoğraflar da o an için hoş ama kitap okumuş olmakla okumamış olmak arasındaki farkı belirlemeyen unsurlar.
Kitabın hatrı sayılır bir bölümü belli şiirlerin zaman içinde nasıl değiştirildiği üzerine. Buradaki usulden kesinlikle hiç hoşlanmadım. Neredeyse bir buçuk sayfa tutan bir şiiri, beş defa -bir iki kelimelik farklarla- tekrar tekrar yazıp, iki kere de fotoğraf olarak koyduğunuzda okuru bunaltan bir tabloya ulaşıyorsunuz ve aslında pek de bir şey söylememiş oluyorsunuz. Bu da doğrusu benim ilgilenmediğim kısımlardan biri oldu.
Bunun haricinde bir-iki güzel anekdot, birkaç enteresan bilgi var. Üç gün sonra senin aklında ne kalacak derseniz, bir Ahmed Arif'in Hasretinden Prangalar Eskittim'in adını aslında Dört Yanım Puşt Zulası koymak isteyip de arkadaşının ısrarıyla vazgeçmesi ve aslında "eskittim" yerine "çürüttüm" kelimesini kullandığı halde sonradan gönül kulağını tırmalaması hasebiyle değiştirmiş olması, bir de Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar ile katıldığı roman yarışmasının o yıl hiçbir eseri büyük ödüle layık görmemiş olması sanırım, aslında bu bile edebiyat tarihinin en klişe hikayesidir.
Kitabın en güzel yeri Orhan Veli-Yahya Kemal bölümüydü. Her ikisinin de şiir hakkında düşüncelerini okumak, yaklaşımlarını örnekleriyle görmek güzeldi. Keşke bütün bir kitap böyle çözümlemelerle dolu olsaydı.