There are any number of books about Expressionism in English but very little primary material available. The anthology concentrates on the speculative and exhilarating part of the movement, particularly the writing seen as a forerunner of literary surrealism. (back cover copy)
*** Ekspresyonizm, 19.yy sonları ve 20.yy başlarında, Berlin-Münih'de doğan ve dünyaya yayılan, bu iki kentteki 1918 devrimlerine katılan, eskiye itiraz edip "yeni insanı" arayan, kabul ve temsil yerine yeniyi yaratan ve deneyim aktaran, empresyonizmin fazla burjuva, estetik ve melankolik havasının değişen dünyayı anlatmadığını düşünen, rasyonalizm, bilimin ve teknolojinin mekanikleştirdiği dünyayı aşmaya yönelik eserler yaratan, üslupta şiirselliği ve mizahı kullanan, sürrealizm ve Dadaizmi besleyen bir akımdır. -Çevirmen Zehra Aksu Yılmazer
ALTIN BOMBA (Franz Held, 1890) Lüksemburg Müzesi'ndeki, bilimin "daha güçlülerin zaferi" diye tanımladığı idealize edilmiş "Kendini Kendini Yaratmış İnsan" heykelinden yola çıkan öykü, insanın yarattığı altın bomba ile Paris'in "sizlere ömür oluşunun" ironisini yapar.
TAVISTOCK MEYDANI'NDAKİ SUÇ (Oskar Panizza, 1891) "Sırf insanı suçlamaktan imtina edelim; her yerde, tüm doğada, ince bir tülün altında bile gizlidir günah." (Swedenborg) Öykü, insanın idealleşmesine giden yoldaki en büyük engel olarak gördüğü şehvet ve şehvetle ilgili her şeyi, üremeye zarar vermeden yok etme iddiasındaki yargıçla, parktaki gül ve manolyaların döllenmesi parodisiyle alay eder.
PATLAYAN KUYRUKLUYILDIZLAR (Paul Scheerbart, 1902) Bilim ve teknoloji yaratılarını bir Patlayan Kuyrukluyıldız'ın tozlarıyla sembolize eden öykü, bu tozları doğanın rüzgâr ve yağmurlarıyla dünyaya yayar; tozları yutanların önce hareketleri kısıtlanır, sonra...
SATÜRN'ÜN HALKASI (Gustav Meyrink, 1908) Ruhunu incelemek için, vicdan azabı duymaksızın öldürecek kadar lüzumsuz birini arayan bir bilim adamı nihayet bir papazın lohusa karısını bulur (bütün diğer papazların karıları hamiledir) ve geliştirdiği özel şişesine hapseder. Teleskopundan, şişeden kaçan kadının, kadınlara özgü o feci el sanatlarının marifetiyle Satürn'ün etrafına yeni bir halka ördüğünü görür ve intihar eder; öykücü ise, bir kadının, marifetini ortaya koymasa bile, kendini çoğaltabildiğini düşünür.
TEŞRİH (Georg Heym, 1911) Bir kadın bedeninin otopsisi esnasında, ölü bedeninin bölümlerini canlıymışçasına renklendirerek gözden geçiren öykü, kadının geçmişinde aşık olunan biri olmasına sıcacık insani göndermeler yaparak sonlanır.
FAGOT (Wassily Kandinsky, 1912) Kandinsky, kentin doğadan uzaklaşmasını, insanların yalnızlığını ve etraflarıyla ilgisizliklerini, yani yaklaşan tehlikeyi fagot çalarak haber veriyor.
BİR ÇOCUĞUN KAHRAMANLIĞI (Mynona, 1913) Doğa Tarihi Müzesi müdürünün bakış açısından, bilimin faydacı, duyguya yer vermeyen, tasnif edici tavrına ciddi eleştiri parodisi.
KALBİM SAĞLIKLI OLSAYDI (Kinematografi, Else Lasker-Schüler, 1913) Aslında hayat, bir döner merdiven trajedisi, döne döne yukarı çıkıp çıkıp iniyorsun; yıldızlar gibi hep kendi etrafında.
RÜYA VE CİNNET (Georg Trakl, 1914) Yaşamın bütünlüğünü bölen tüm kategorilere isyan eden, okurken bile başedilmesi zor, gerçek/rüya arası bir cinnetin öyküsü.
SON ADAM (August Stramm, 1914) Savaşla ve savaş düşüncesiyle alay eden bir öykü.
BACAK MUHABBETİ (Alfred Lichtenstein, 1915) "Önemli olan ruhun ve zihnin yapısıdır" tanımıyla insanı bölen klişeye, kariyer elde ettikçe bacaklarını kaybeden profesörün bacaksız bedeninin bir kadında tiksinti uyandırabileceğiyle cevap veriyor öykü.
GRAND HOTEL METAFİZİK (Hugo Ball, 1917) Sürrealizme giden bir harmoni: Nesne, duygu, renk, amorf, canlı, düşünce iç içe: tam bir Absürt.
AKBABA (Franz Kafka, 1920) Kafka'nın bacaklarını yemekte olan sembolik acımasız ve güçlü akbabası, kendisinin öldürüleceğini duyduğunda kaçmak yerine yazarı öldürecek hamleyi yaptınca, yazarın tüm derinlikleri dolduran, tüm kıyılardan taşan kanında umutsuzca boğulup gider; Kafka rahatlamıştır.
DEV AGOAG (Robert Musil, 1929) Beden gücünün makina gücü yanında, makinaya sahip olma gücünün ise bir kadının başka erkek için sırt çevirmesinin yanında nasıl komikleştiğini anlatan Musil, erkeğin kaderini ifade eden "Güçlü kişi, yalnızken daha da kudretlidir!" sözüyle de ironisini bitirir.
Türkiye İş Bankası bu güzel toplama öykü kitaplarına devam etmeli Önsözü okuyunca kitabın çevirmeni Zehra Alkan'ın bu derlemeyi yaptığını sandım. Aşağıdaki yorumlardan asıl derlemeyi Malcom Green diye bir editör yapmış gibi duruyor . Onun yazdığı önsözü de okumak hoş olurdu. Çeviri de çok iyi.
İş Bankası'nın Modern Klasikler Serisi'nde çıkardığı "Kısa Öykünün Büyük Ustaları" kitabında okumadığım yazarlarla tanışmış, okuduklarımın da okumadığım öykülerini okuma fırsatı bulmuştum. Bu sebeple arayı açmadan bu öykü seçkisini de okumak istedim.
İtiraf etmem gerekirse ekspresyonizm ilgiyle takip ettiğim bir akım değil. Yine de bu derlemede tahmin etmediğim kadar keyif aldım diyebilirim. Kitabın benim için en büyük artısı adını duymadığım yazarları okuma fırsatını elde etmiş olmam oldu. İlgimi çeken öyküler ise şunlardı:
* Franz Held, Altın Bomba * Oskar Panizza, Tavistock Meydanı'ndaki Suç * Gustav Meyrink, Satürn'ün Halkası * Mynona, Bir Çocuğun Kahramanlığı * Alfred Lictenstein, Bacak Muhabbeti
Patlayan Kuyrukluyıldızlar, dışavurumcu yazarları içeren harika bir derleme. Bazı metinler düzyazı şiir ile öykü arasında duruyor; bazıları absürd/grotesk mizahıyla, avangardın bir sonraki adımı olan Dada’ya göz kırpıyor. Zorlu bir çeviri olduğunu tahmin ettiğim bu derleme için, ayrıca özlü önsöz ve sondaki birer paragraflık (ama gayet isabetli) yazar biyografileri için, Zehra Aksu Yılmazer’e teşekkürler. Kitaptaki öyküler, 1890 - 1929 arasındaki bir zaman dilimine yayılmış. 15 yazardan birer metne, kronolojik sırayla yer verilmiş: Held, Panizza, Scheerbart, Meyrink, Heym, Kandinsky, Mynona, Lasker-Schüler, Trakl, Stramm, Lichtenstein, Daubler, Ball, Kafka, Musil.
Aslında bu kitaba iki yıldız verirdim ama beni Else Lasker-Schüler ile tanıştırması bile onu çok sevmem için yeter. Lasker-Schüler'in ve Kalbim Sağlıklı Olsaydı'nın bende yarattığı etkiyi size şöyle özetleyeyim: Öyküye başladığımda metrodaydım, birkaç satır okuduğum sırada durağıma geldik. İnene kadar ayakta okumaya devam ettim, indikten sonra da eve koşarak gittim. Bakın bayanlar baylar, ben öyle kitapların beni heyecanlandıracağı bir yaşta değilim, öyle bir temayülüm de eskiden beri olmadı fakat bu öyle bir hikaye ki aklım başımdan gitti.
Eve dönüp öyküyü tamamladıktan sonra ilk işim Lasker-Schüler'in hayatını araştırmak ve neler yazdığını öğrenmek oldu. Ne yazık ki yazdığı hiçbir şey Türkçeye çevrilmeyen bu muhteşem kadının İngilizce oyun metinlerine sıkı bir araştırmayla ulaştım. Şu an bu oyunlardan başka hiçbir şey okumak istemiyorum. Siz kitabı soruyordunuz değil mi? Kusura bakmayın, heyecanım hala sürüyor. Cahit Zarifoğlu şöyle yazmış: "Sana canı gönülden aşık oldum meleğim/Kollarına gümüş bilezikler düşündüm/Dostlar buldukça onlara/Kalın kaşlarını övdüm." Ben de dostlar buldukça bu öyküden bahsedeceğim galiba.
Kitapta bir de Satürn'ün Halkaları isimli, hayatımda okuduğum en iyi kısa öykülerden biri var. Onu da bir kenara ayırmak isterim. İkisi dışında ne yazık ki pek kendime göre bir şey bulamadım.
Ekspresyonisler, vay vay vay ne güzel isim, ne diyolar genel olarak, eski hikaye anlatımlarından sıkıldık daha yenilikçi daha sürrenal biraz da absürt hikayeler yazalım diyorlar, kitapta 15 kısa hikaye var hepsi birbirinden acayip ve farklı, alıştığımız insan davranışları yada tepkileri pek yok, genel olarak bilmediğim bir akımı bu şekilde özet halinde okumaktan memnun oldum, çok uzun olmaması yerinde olmuş, genel okuyucu kitlesine tavsiye ederim
Sanıyorum ekspresyonist edebiyat çok bana göre değilmiş. İçinde en çok sevdiğim ve okurken takip etmekte güçlük çekmediğim öykü Panizza'nın "Tavistock Meydanı'ndaki Suç"u (1891) oldu.
Bir iki hikaye dışında çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Tuhaf buldum, pek bana göre değilmiş. Gotik seviyorum ama grotesk biraz fazla kaçtı diyebilirim. Hele bu okültizm ilgisi bende hiç karşılık bulmuyor. Yalnıza kitap bende Dadaistlerle de tanışma isteği uyandırdı.
hayal gücü ve absürtlük çok kararındaydı bence çok hoş bir derleme olmuş. döneme bağlı olarak sanırım karamsarlık çok var gibiydi onun dışında kolay aktı.
Ekspresyonizmin edebiyat üzerindeki yansımasını hiç merak edip de araştırmamıştım, bu seçme ilgimi çekti. İlginç bir deneyimdi. Bazı öyküler hoşuma gitti bazı öykülerden çok uzak kaldım.
Güzeldi, aralarında ilk başta anlayamadığım öykülerde vardı ama çok garip bulduğum ve okuduğum an zihnim de beliren o duyguyu hemen kavrayabildiğim öykülerde oldu. Genel olarak güzeldi. Beğendim.
PATLAYAN KUYRUKLUYILDIZLAR - EKSPRESYONİST ÖYKÜLER Kitapevinde rafları gezerken tesadüfen gördüm bu kitabı, içeriği ilgimi çekti; Eksprestyonist öyküler... Bir empresyonist resim / ressamlar hayranı olarak merak etim. İsimleri yanlış yazmadım; Eksprestyonizm, Empresyonizme tepki olarak doğmuş, detaylar yorumda olacak. Eksprestyonizm, 20. yüzyılın başında edebiyat ve görsel sanatlar dünyasını altüst eden, zihin açıcı ve ilham verici olağanüstü avangard bir akımdı. Önce Almanya'da, hemen ardından diğer Avrupa ülkelerinde Empresyonizme bir tepki olarak ortaya çıkan bu sanat hareketi, sadece resim ve heykel gibi görsel sanatları değil; edebiyat, mimari, dans, müzik ve sinemayı da kapsıyordu. Özellikle de ekprestyonist edebiyat, sürrealizm ve Dada akımlarından da önce, cesur yaklaşımlarıyla ezberleri bozmuştu. Almanya kökenli olan ilk ve son önemli uluslararası sanat hareketi ekspresyonizmin en aktif olduğu dönemin Die Brücke dergisinin yayın hayatına başladığı 1906 yılı ile son ekspresyonist filmlerin çekildiği 1926 yılı olduğu söylenebilir. Diye açıklanmış önsözde. Empresyonizm / İzlenimcilik 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkmış ve bütün sanat hareketlerini etkilemiş bir akımdır. İzlenimcilik doğadaki unsurların kişinin kendisinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Bu akım içerisinde yer alan sanatçılar doğayı objektif bir gerçek olarak değil, kendilerinde yarattığı izlenimi resme (veya edebi esere) aktarırlar. İzlenimcilikte yorumlar ve izlenimler, sanatçıdan sanatçıya değiştiği ve her sanatçı eserinde kendinde oluşan duyguyu ve izlenimi anlatacağı için, yaratılan edebi eser, yazarın veya şairin kişiliğine dair izler taşır. Bu akıma mensup sanatçılar genellikle hayale ve soyut betimlemelere yer verirler ve kendilerini dış dünyanın etkilerinden uzak tutarlar. Kitaba dönersek; her şeyi açıklayan harika bir önsöz, on beş yazarın kısa öyküleri ve yazarların kısa biyografimsileri yer almakta. Bu isimlerin en ünlüsü Kafka ve Kandisky. Georg Trakl ve Mynona ( Saloma Friedlaender) bildiğim ama kalemleriyle tanışamadığım isimlerdi. Kandisky öyküsü olunca tablolarını anmadan geçmek olmaz. Onun tabloları bana matematik, fizik gibi sayısal bölüm ders ve test kitapları kapağını anımsatıyor. Sevenleri kusuruma bakmasın, ne de olsa ben empresyonizme yakınım eserlerin bende oluşturduğu izlenimleri, duyguları önemsiyor, öne çıkarıyorum. Altın Bomba ( Franz Held) ve Teşrih ( Georg Heym) adlı öyküler, grotesk öğeler taşıyan ekspresyonist eserler olsa da bende yeraltı edebiyatına aitlermiş hissi uyandırdılar. Patlayan Kuyrukluyıldızlar (Paul Scheerbart) ise süper bir distopya ama bugün yakından yaşadığımız ekolojik dengenin bozulmasıyla oluşan iklim dengesizlikleriyle yaşanan küresel felaketlerin sonuçlarını 120 yıl önce anlatmış. Hugo Ball'un Grand Hotel Metafizik adlı öyküsü içinde geçen, 'Mulche - Mulche laleler ve sümbüllerden yapılma bir asansörle Grand Hotel Metafizik'in terasına çıktılar.' 'Otel lastikten yapılmıştı, her tarafı gözenekliydi.' 'Gözlerinin parıltısı göğü renklere boğduğunda.' gibi cümleler ve adıyla bana Grand Hotel Budapeşte'yi hatırlattı; filmin rengarenk sahneleri gözümde canlandı. Kalbim Sağlıklı Olsaydı - Kinematografi adlı öyküyü yazan Else Lasker-Schüler'in biyografimsini okuyunca duygulandım. Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı'nı (1932) yazdıktan sonra Else, Filistin'e göç etmiş (1940) ve Kudüs'te kalp krizi geçirip (1945) Zeytindağı'na defnedilmiş. Tavistock Meydanı'ndaki Suç (Oskar Panizza), Patlayan Kuyrukluyıldızlar ( Paul Scheerbart) ve Satürn'ün Halkası ( Gustav Meyrink) adlı öyküler beğendiğim ilk üç oldu. Fagot adlı öykü ise yazarı Kandisky'ye göreydi. Çünkü öykü bir tablo tasviri gibiydi, anlatılanları rahatlıkla gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Kitap İş Bankası - Modern Klasikler Dizisinden. Hem edebi akımı hem de on beş yazarın kalemini tanımak için okunması gereken bir eser.
öyküler hakkında kafam karışık. pek çoğunu beğendiğimi söyleyebilirim, bazıları beni güldürdü, ama bazıları gerçekten kafamı karıştırdı ve ne okuyorum ben dedirtti. belki de ekspresyonizmin yaptığı bir şeydir, bilmiyorum. bir daha ekspresyonizme ait bir şey okur muyum ondan da emin değilim.
en rahatça okuduğum tabii ki kafka oldu, şaşırdım da onun burada olmasına. son sayfadaki biyografimsilerde de yazdığı gibi kafka burada akıma en uzak kalem. ben akbaba'yı daha önce okuduğumda çok daha farklı çerçevelerden anlamaya çalışmıştım. ama burada karşılaşmak, tanıdıklık hissettirdi ve bu hoş bir şeydi.
belki daha yavaş, sindire sindire okumam gerek. belki tekrar okumadan önce ekspresyonizm hakkında bir şeyler öğrenmem gerek.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Beklediğim gibi olmasa da( söz konusu savaş zamanı olunca beklentilerim isteklerim düşüncelerim çok üst seviyede oluyor), içinde barındırdığı birkaç öykü gerçekten çok güzeldi. Bazılarını çok beğenemedim ancak bu demek değil ki kötüler. Okuyabilirsiniz ama muhteşem bir beklenti içine girmeyin benim gibi.
Hangi kafayla yazılmış olduğunu anlayamadığım, 1-2 tanesi dışında gerçekten çok kötü öyküler. İş Bankası hangi akla hizmet basmış bu kitabı. Sırf yazarlar ünlü diye öykülerini yayımlamak zorunda değilsiniz.
Kesinlikle herkes için olmayan bir kitap. İlginiz gerçekten yoksa çok saçma bulacaksınız büyük ihtimalle. O yüzden ne kötü diyebilirim ne iyi. Sizin için olup olmadığına bakmakta bir mahsur yok merak ediyorsanız alıp okuyun çok kısa zaten.
Kitabın çıkış noktası çok güzel. Bir akımı anlayıp hissetmek için o akıma ait bir çok öykü okumak fikri çok iyi. Ama bu akım benlik değilmiş. Fantastik olmasına fantastik ögeler var tabii ama bana sanki daha sonra gelecek fantastik öge içeren kitapların henüz olgunlaşmamış hali gibi geldi.