Son yirmi yıl içinde çıkan ve beni etkileyen bazı romanlar ve öykü toplamları üzerine yazmaya başlamıştım, bunları belli bir tema üzerinden birbirine bağlamayı aklımdan geçirmeden. Ama yazdıkça hep belli bir soruna doğru çekildiğimi hissettim. Sonra bu sorun dikkatime el koymaya başladı ve artık başka kitapları da bu gözle okur oldum. Bu kitapların ortak noktası belirli bir kaygıydı, bazen alttan alta sürüp giden bazen de görünür bir “telaş” veya “mecburiyet hissi” biçiminde romancıyı / öykücüyü yakalayan bir sıkıntı: romancıdan çok önce oraya varıp da onu orada çoktan şekillenmiş (denebilirse “paketlenmiş”) olarak bekleyen bir konuyla uğraşma ihtiyacı, zorunluluğu, zorlanması. Orhan Koçak
Orhan Koçak 1948, İstanbul doğumlu. ODTÜ’de iktisat ve sosyoloji okudu. 1987-2002 yılları arasında yayımlanan Defter dergisinin yayın kurulunda yer aldı. Psikanaliz, Marksizm, eleştirel teori, Frankfurt Okulu ve edebiyat eleştirisi alanındaki yazılarıyla tanınmaktadır. Metis Yayınları’nda bir edebiyat kuramları ve eleştirisi dizisi başlattı (Metis Eleştiri) ve yayın yönetmenliğini üstlendi. Virgül dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. T. W. Adorno, Max Horkheimer, Melanie Klein ve Samuel Beckett çevirdi: Minima Moralia (1998), Akıl Tutulması (1986), Haset ve Şükran (1999) ve Proust (2001). Yayımlanmış diğer kitapları: Mithat Şen’in resmini konu alan incelemesi İmgenin Halleri (Metis, 1995) ve Modern ve Ötesi: Elli Yılın Sanatına Kenar Notları (Bilgi, 2008)
Yazma çabasına yeni başlayanlar, ilgili romanları okumayanlar hatta bu tür kitapları yıllardır okuyan ben için bile oldukça yoğun, derinlikli tahlillerle dolu bir kitap oldu. Orhan Koçak değerli bir edebiyat insanı, bu çok belli ama okurken her cümlede başımdan aşağı bilgi bocalanıyormuş, bir sonraki cümlede kendimi, biraz önce okuduğumu kaybediyormuş gibi hissettim. Tavsiyem donanımlı ve hatta bu kitabı edebiyat, yazmak konusunda sona bırakmanız ve muhakkak ilgili eserleri okuyarak mücadeleye girişmeniz. Size kolaylık sağlamayacak.
Baş döndürücü bir gezi bu; edebiyattan söz ederken psikanalize, sosyolojiye, siyasete, tarihe, müziğe göz atılıyor ama sonunda mutlaka romana bağlanıyor. Yazarın değindiği tüm alanlardaki hakimiyetini zarifçe espriye vurması da dahil, bir şaheser bu kitap.