Il fallait un roman pour incarner les passions de la jeune mendiante qui, après avoir suivi son père, le roi aveugle oedipe, des années durant, prend contre toute prudence le chemin de Thèbes avec l'espoir d'empêcher la guerre entre les fils de Jocaste, ses deux frères tant aimés. Commence alors pour elle une suite d'épreuves, de doutes, de joies, de déchirements. Lumineuse, intrépide, féministe, l'Antigone d'Henry Bauchau est, selon les mots de son auteur, "la femme d'un monde nouveau qui, à travers une longue initiation, trouve le courage d'agir et de penser sans modèle". Cette oeuvre à l'écriture resplendissante, qui chante l'ambivalence des désirs, les mystères de la filiation et l'amour inconditionnel des vivants, s'inscrit avec force dans l'histoire de la réécriture du mythe. Car, contrairement à toutes celles qui l'ont précédée, Antigone fait ici le choix de la transmission. Et ouvre ainsi une voie inédite aux générations futures.
Henry Bauchau was a Belgian political activist and psychoanalyst who is best known as an author of poetry, novels, and plays in French language. He was born in Mechelen, Belgium on in a French-speaking family of the Catholic bourgeoisie. He studied law at the Catholic University of Leuven between 1932 and 1939 and became a regular writer for the influential Christian Democrat periodical "La Cité Chrétienne". He was also involved in the "Action catholique de la jeunesse belge" (AJCB). Although ideologically opposed to Nazism, Bauchau was inspired by the communitarian and youth movements established over the same period in Nazi Germany. As a reserve officer, Bauchau was called at the outbreak of World War II and served in the Belgian Army during the German invasion of Belgium in May 1940. He was "profoundly humiliated" by the rapid defeat and embraced the call from King Leopold III to assist in national reconstruction under the German occupation. In this end, he helped to establish a small paramilitary youth movement in September 1940 which became known as the "Service des Volontaires du Travail pour la Wallonie" (SVTW). The movement was inspired by Christian youth organisations and was ideologically royalist and patriotic. In spite of this, it was widely seen as a collaborationist movement and popularly associated with the Rexist Party. Opposed to the influx of Rexists into the movement, Bauchau left the SVTW in June 1943 and became part of the Belgian Resistance. He joined a group in hiding in the Ardennes and later fled to the United Kingdom. After Belgium's Liberation, Bauchau's wartime activities led to him being stigmatized as a collaborator. He emigrated to Switzerland where he began to focus as a writer after undergoing psychoanalysis with the French analyst Blanche Reverchon. Profoundly influenced by his experience of psychoanalysis, Bauchau's first collections of poetry was published as "Géologie" (1958). He subsequently wrote a number of well-received poetry editions, plays, and novels which he combined with his work as the director of a Swiss international college. He moved to Paris in France in 1973 and continued to publish a number of works while devoting himself increasingly to psychoanalysis. He was a friend of Albert Camus, André Gide, Jacques Lacan, and Jacques Derrida. After 1990, Bauchau's literary work received increasing recognition. He was admitted to the "Académie royale de langue et de littérature françaises de Belgique" in 1991 and won the Prix Victor-Rossel for Antigone (1997). He remained active until his death on 21 September 2012. Bauchau married Mary Kozyrev in 1936. Their son is the actor Patrick Bauchau.
Karakterler o kadar derinlikli, o kadar tutarlı ki sanki hepsini tanıyormuş gibiyim. Anlatı yine büyüledi beni. Dehşeti, ölüme gidişi bu kadar güzel anlatabilmek nasıl başarılır aklım almıyor. *Karakterleri daha yakından tanımak için öncesinde Oidipus Yollarda okumanız tavsiye olunur.
Henry Bauchau, ölümünden yaklaşık 2500 yıl sonra Sophocles'in aziz hatırasını muhteşem bir eserle taçlandırmış. Kral Oidipus üçlemesinden yola çıkıp aradaki boşlukları kusursuz bir şekilde doldurarak bize 3 güzide eser bırakan yazarı saygı ve rahmetle anıyorum.
Henry Bauchau est un artiste des mots. L'histoire d'Antigone est raconté dans un style magnifiquement épuré et d'une élégance admirable. J'ai pris tout mon temps de lire ce livre et ceci tout simplement pour le plaisir de lire une belle écriture. Un délice!
Oidipus Yollarda'nın ardından okuduğum Antigone'de de benzer bir ihtiyaç duydum. Kitabın sayfalarında yeniden yürümek ve sevdiğim bölümlerini toplamak. Antigone'de de muazzam analizler var. Onun Thebai'ye dönüşündeki yüzleşmeleri, annesi babası kardeşleri ile ilgili yeniden yakınlaşmaları çok güzel aktarılmış. Okurken zaman zaman bu yoğunluktan yorulmuştum, düşünüp hissetmekten sıkılmıştım. Ama bırakamadım her iki kitabı da elimden. Kitaplar bitti ama dönüp durdum. Bu hali bitirmek başka kitaplara geçmek için yazmayı denediğim çok olmuştur ama bu kadar kitaptan cümle cümle toplayıp aktararak yazma ihtiyacını ilk kez yaşıyorum; kitabın dilinin ve temalarının çekim gücünden diye düşünüyorum.
"Antigone babasının yasıyla Atina'da iken annesinin sözlerini anımsar: "Babanın her şeyden önce bir denizci olduğunu asla unutma” Baş döndürücü yolculuğunda beni o çok korktuğum yere kadar götüren denizciydi. Oidipus aniden bana dönüp şöyle demişti:Sen hiç denize açılmadın Antigone, oysa gerçek bir denizcisin. Yelkensiz, dümensiz, yıllardır denizlerde yol alıyorsun, benim körlüğümde, baş dönmelerimde, Klios’un ve benim cinnetlerimde alabora olmadan”. Durmadan birbirimizi kaybettiğimiz görünmez yoldaki o mutluluk anını yeniden hissediyorum içimde. Klios'un freskine bakarken: ...Oidipus’un bulmayı başardığı ve içinden şarkısının yükseldiği in gibi. Acaba yeni tanrı eskisini çocuksu inden kovabilir mi, onun elşnden ışığı ve kırmızıdan payına düşeni alabilir mi?
...Yolculuk ikimizin de dilediği gibi yavaş. Dolambaçlı uzun merhalelerde çoğu zaman tek başımızayız, zira Klios da benim gibi insanlardan uzak kalmayı arzu ediyor ve en tenha yolları seçiyor. Yeniden birlikte yollara düşmenin mutluluğu matemimize karışıyor ve Oidipus’un yokluğunun üzerimize çöktüğünü hissediyoruz ...Klios birbirimizden yeniden ayrılmayı öğrenmek için birbirimize doğru katetmemiz gereken uzun yola tıpkı onun gibi benim de ara vermeyi düşünmediğimi biliyor. ...Seni burada kaybettim Antigone. Oidipus sen çağırdığın için, senin çağrının gücüyle yendi beni.Bunu biliyor muydun..? Biliyordum, bilmiyordum. Bizi ayıran bu amansız, belki de gerekli yara. Beni kaybettiğine, beni kaybedebileceğine nasıl inanır? Sen burada yeni bir hayata başladın, seni İo’ya ve kabilenin yeniden doğuşuna götüren hayata” Benim istediğim Antigone olmadın, bir daha da asla olmayacaksın” Klios ve Antigone Bize vadedilmiş olan kor halindeki aşkı tanımak için bu riski göze almak gerekiyordu.
Klios’a her şeyi vermekten aciz oluşumun doğurduğu korkuya dokunuyor.
Thebai’ye girişten itibaren İsmene ile başlayan erkek kardeşleriyle devam eden anneleri İokaste ve Thebai özdeşliği üzerinden anne çocuk ilişkileri heykele söze eyleme savaşa dökülür. Antigone’nin babasıyla kurduğu ilişki,Athenavari hali, Thebai’de annesi İokaste’yi ve kız kardeşi İsmene’yi yeniden bulması kendi kadınlığının ayrıştığı birleştiği yanları çok incelikle anlatılıyor.
İsmene: "Oidipus’un Kolonos’ta Polyneikes’e söylediklerini unutan asıl sensin:”Sizler birbiriniziz öldürdüğünüzde kim kral olacak? Kreon. Antigone’nin onun tiranlığına katlanabileceğini mi sanıyorsun?” Tabii İsmene’den bahsetmedi, o her şeye katlanabilir nasılsa."
İsmene’ye cevap veremiyorum, sözlerinin doğruluğunu ve kabul edilmesi imkansız geleceğin ağırlığını fazlasıyla hissediyorum. Tekrar sözü alıyor: “Hala ümit eder gibi bir halin var Antigone, ama ikizlerin çılgınca inadından ne umuyorsun sahiden?"
“Bilmiyorum İsmene, yollardayken nereye gittiğimi bilmiyordum, bütün geçmişi işgal eden ve bütün geleceği yutan Oidipus’u izliyordum. Geriye sadece şimdiki zaman kalıyordu, hala da şimdiki zamanda yaşıyorum. İnsan şimdiki zamanda yaşayabilir ama tasarılar yapmaya vakti olmaz.”... K.’nın sesinden çocuk sesi mi genç bir kız sesi mi yoksa aşk ağacının kökleriyle şarkı söyleyen erkek sesi mi olduğunu bilemedikleri sesinden şarkı dinliyorlar. Anlaşıldığını anladığını hissettiği ezelden beri tanıdığı bu ses erişilmesi imkansız kapılarındangeç,iyor ruhunun. Sesin verdiği aşırı mutluluktan memnunlar... Nasıl da ışıldıyorsun" İsmene:"Sen de İçimize müzik girdi." ....K. Bitkin ve solgun İhtiyatsızlık ettin. Bize verdiğin mutluluk çok büyük ama çok uzun süre şarkı söyledin”
K.: Mutluluğun zamanı durdurulabilir mi ölçülebilir mi?
Heykelleri İsmene’nin anlatısı eşliğinde yontan Antigone, İokaste’nin güneşinin yanında ve ölümcül bir yıldızın da olduğunu ve bu yansımalarının ikizler arasında paylaştırıldığını anlar. (Gün ve Gece isimli atlar ikizler birbirlerine hediye olarak gönderirler.) Eteokles'e başka bir duyguyla yakınlaşır Antigone. Onun tercih edilmeyişinin gözde olamayışının acısını kendinden bilir. İokaste heykellerini tamamladığındalk olarak İsmene’ye gösterdiğinde: “Güzel, Antigone. Tıpkı o ve onlar. Annemizin güzelliği orada, olduğu haliyle değil, onların gözündeki haliyle. Büyülnediğini, neredeyse kör olduğunu bilen Eteokles ile aynı durumda olan ama kendi şanının tutsağı olduğundan bunu görmezden gelen Polyneikes. Aynı zamanda o kadar sensin ki Antigone, muhteşem mi yoksa sadece budala mı olduğu bilinmeyen hakikatin gücüne olan tükenmez güven. İnsanın aklını kaçırmadan senin ümit ettiğin gibi ümit edebileceğine inanıyor musun?... Heykellerin bir sebgis eseri. İkizlerri etkileyecek, onları yaralayacak onları durdurmayacak. Yıkım onları büyülüyor. Tıpkı bir gün annemizi büyülediği gibi. Bugün seni de büyülemiyor mu?"
Antigone: "İkizlerin deliliğinde, bana yöneltilmiş bir çeşit çağrı ya da bir emir olduğu doğru. Yıkıma doğru gitmiyor bu çağrı,... Kadınlar erkeklerin çılgınlığına daima boyun mu eğmeliler? Onları sweviyoruz ama akıllarından geçen tahammül edilmesi imkansız bir düşünce. Kreon’unki de öyle. Düşünceleri savaşa ve ölüme götürüyor bizleri. Kendi düşüncemizi gizli tutmaya hakkımız var mı?”
Ve sonra korkulan önlenemeyen savaş ve iki kardeşinin ölümüyle Sofokles'in bildiğimiz Antigone'sinin sözde yargılanma süreci başlar:
"Evet, ben Antigone, kör kralın dilencisi, vatanıma isyan ettiğimi beyan ediyorum; Thebai'ye, onun erkek kanunlarına, aptalca savaşlarına ve kibirle ölüme tapınmasına kesin olarak isyan ediyorum. Aniden gözüm açılıyor, hayatımın gerçek anlamının bu olduğunu görüyorum...
Sitenin kanunlarını reddetmiyorum, bu kanunlar yaşayanlar için, ölülere uygulanamaz. Ölüler için kadınların bedeninde yazılı başka bir kanun var. Hepimizin bedeni, yaşayanlarınki de ölülerinli de bir gün bir kadından doğdu, onun tarafından taşındı, bakıldı ve sevildi. Kadınlar bu bedenlerin hayat onları terk ettiğinde cenaze merasimine ve hem unutuluşa gömülmeyee hem de sonsuz saygı görmete hakkı olduğuna dair kesin bir bilgiye sahiptir."
Ölüme mahkumiyetinde kendi kendine yaşamı üzerine düşünmeye devam eder: "Taşın üzerinde uyuyorum ve aynı zamanda, üstüne uzanmış kendimi seyrediyorum. Uykunun kefenine sarılmış, ne kadar da bedbaht ona nasıl da acıyorum. Daima bölünmüş durumda başkalarına olan o bitmez tükenmwz meşakkatli sevgisi ile kendi içine dalarak kuşkusuz bir düşten başka bir şey olmayan o biricik varlıkla meşgul olarak yaşamanın derin arzusu arasında. Nasıl da imkansız bir hayat nasıl da ıskalanmış sürüp giden bu dağılmada.."
Klios ve İo'nun Antigone'si ile son nefesler: “Yiğitliği ve sadakati her şeyden üstün görüyorum belki ama İo’nun şarkısı yaşama cesaretinin ölme cesaretinden daha büyük olduğunu söylüyor. Hayata olan bir sadakat vardır ki bu bütün sadakatlerin ötesindedir. İo’nun Antigone’si bunu benden daha iyi biliyor, bitkinliğimi yaşıyor, toprakta benim çığlığımı atmasını sağlayan tükenmez inancı buluyor.... bu çığlık kadınların, çocukların ölmesini reddediyor, askerlerin ölümünü reddettiği gibi. Antigone için barikatlar kurulmasın, kan dökülmesin. Bu dava uğruna diyor İo’nun Antigonesi ölebilirim gerçöekten. Bunun şarkısını nasıl kuvvetle, nasıl sade nasıl umutla söylüyor. Ben, gücü tükenmiş zavallı kız, ağabeylerimin katledilmesiyle umudunu kaybetmiş olan ben, beni savunmak isteyenlerin huzurunda barışı ve kavgadan vazgeçilmesini bu kesinlikle dilenebilmiş olmam mümkün mü?”
Çağrıları duyan, olduğu gibi sevilmek isteyen, umutsuzluğa rağmen umudu canlı tutan dışarıdaki savaşa zorluğa direngen içindeki çağrılara itaatkar Antigoneler...
Yazarın dili ve betimlemeleri etkileyici, incelikli, derinlikli. Bazen Şiir okuduğumu da düşünmedim değil :) Antigone karakteri çok güçlü işlenmiş ama tabi anlatıcı bakış açısından da kaynaklanabilir ama kardeşlerinin pek iyi işlendiğini düşünmüyorum.
3,5/5 A beautiful story, although I can see that henry Bauchau's wriritng is stunning but it wasn't quite my style. I wish we had more scenes between the twins, because those were great.
Encore une fois, Bauchau est un putain de poète. Son Antigone est sublime, et c'est peut être là qu'est le problème. Antigone soigne les malades, Antigone aide les pauvres, Antigone aide son prochain, quitte à se rabaisser, Antigone dit non, Antigone refuse que le sang soit versée pour elle, Antigone agite les foules, Antigone divise, Antigone fédère. Antigone, Antigone, Antigone. Sculptrice, archère, soigneuse, danseuse. Antigone est tout, et c'est trop. Mais peut être que Bauchau ne veut pas tant nous parler des Labdacides que de la beauté et l'horreur de ce monde. De la poésie dans son essence la plus pure. Peut être que c'est ça son dessein, et dans ce cas, c'est plus que réussi. Qu'on ne se méprenne pas, j'ai adoré lire la vision de Bauchau sur ce mythe si écrit et ré-écrit, ses versions sont incroyables. Mais elles sont trop belle pour que je puisse les aimer pleinement. (Et aussi, Créon le grand méchant ??? NOT ON MY WATCH)
"Avec toi, on croit aux dieux, à ceux qui éclairent et à ceux qui transpercent. On croit au ciel, aux autres, à la vie, à la musique, à l'amour à un degré inépuisable. Toujours tu es celle qui s'élance dans l'espérance de l'infini et qui nous entraîne grâce à tes yeux si beaux, à tes bras secourables et à tes grandes mains de travailleuse qui ne connaissent que compassion" p.161
"Vous vous aimez tant, pourquoi la guerre entre vous ? - c'est notre façon à nous d'être libres. Ma pauvre soeur, je crois que tu ne comprendras jamais rien à la haine. La haine, c'est l'amour en dur" p.170
L'auteur a une très belle plume, le récit est magnifique mais parfois je m'y suis un peu perdue.
Una storia interessante e ben riscritta, nonostante io abbia trovato spesso antipatici molti personaggi, è oggettiva la grande capacità di caratterizzazione dell'autore. Un libro dai toni fortemente femministi, pieno di riflessioni interessanti. 4 stelle e non 5 solo perché la lettura mi è imposta per l'università e confesso che finire il libro è stato un incubo, ma solo appunto a causa dell'esame.
Books rarely move me to tears as this one did. Bauchau writes a beautifully poetic and moving version of the Antigone myth, blending Aeschylus, Sophocles, and Anouilh's works in this novel under his own distinctive style. In Bauchau's version, Antigone is not just a myth but a reality that women live in the world.
Un petit pincement au cœur en finissant ce livre. J’en voulais encore ! Henry Bauchau manie les mots avec une grande finesse et nous fait revivre l’histoire d’Antigone tout en douceur et en élégance. Le format roman donne une grande place aux émotions et aux relations entre personnage ce qui permet de redécouvrir un mythe que l’on pensait pourtant si bien connaître. À libre absolument.
Je l'avais déjà lu, mais il fait croire que je l'avais oublié puisque je l'ai redécouvert avec une toute nouvelle énergie. Très beau livre, avec des sujets tels que l'amour et le conflits intéressants, et des personages prenants.
J’ai du lire ce livre pour l’école et malgré le cadre scolaire, j’ai bien aimé. Alors certes les descriptions sont parfois longues et trop détaillées mais Antigone est très attachante, l’écriture est belle est l’histoire pas mal rythmée aussi. C’était chouette a lire !
L'art contre la violence? C'est une des méthodes qu'emploie Antigone pour surmonter le conflit entre Polynice et Etéocle - malheureusement, elle échoue, et c'est probablement là la vraie tragédie. Il revient à Henry Bauchau d'avoir su rendre toute la complexité au personnage d'Antigone. Antigone, donc, qui guérit au lieu de blesser, qui crée au lieu de détruire, qui finalement se sacrifie et refuse d'être sauvée - on irait sans doute trop loin (ou pas assez) de la qualifier de "Jésus au féminin", mais il y a bel et bien une redoutable dimension christique dans ce personnage...
Je viens de finir la lecture du 3ème tome de "A song of ice and fire" (Trône de fer de George R. R. Martin); j'enchaîne avec "Antigone" de Bauchau. Et je retrouve le même type d'intrigue, de récit... Le traitement de Bauchau est plutôt austère et épuré, ses héros montrent moins de faiblesses que ceux de Trône de Fer, alors que l'épopée de Martin est agrémentée de touches d'humour et d'un tel foisonnement de détails, particulièrement dans la construction des personnages et le récit de leurs interactions, qu'on est persuadé d'avoir affaire à des personnes réelles. Et ce malgré la nature fantastique de leurs aventures. Ce commentaire est donc plus un hommage à la qualité mythologique et tragique de "Trône de fer" qu'une opinion sur l'Antigone de Bauchau. J'ai fini maintenant, et l'ai lu comme une réflexion très intéressante sur l'émancipation féminine, sur l'atavisme inhérent au caractère complémentaires et conflictuels des forces masculin/féminin. Pour continuer la comparaison avec Trône de Fer, on peut évoquer d'autres complémentarités: lumière et obscurité, jour et nuit, amour et haine, feu et glace, guerre et paix, sacrifice de l'individu pour le bien collectif. Etude de genre, alors? Drame d'une femme qui n'a pu enfanter (malgré son rêve d'enfant avec Hémon) parce qu'elle avait une autre mission, mais qui a trouvé sa voix et sa voie. "Pas de sang pour Antigone", dit-elle. En ce sens elle a réussi mais c'est au prix de sa propre vie.
Trés beau récit servi par une écriture impeccable : je ne connaissais rien de l'auteur et je vais désormais explorer son œuvre. Le personnage de Creon, qui m'intéresse tant, est ici peu traité - mais cette remarque n'est en rien une critique d'un récit remarquablement construit.