“Kendi karşısına çıkıverse kendi de kendinden korkardı; çok iriydi bir kere, gördüğün göreceğin en iri köpeği bununla mukayese et, o ince belli çay bardağıysa bu on sekiz bardaklık semaverdi, öyle bir iri, öyle bir iri. Bir hırlasın, elli kiloluk hiltiyle asfalt deliyormuş, bir havlasın, gök gürlemiş sesi çıkarırdı. (...) Korkunçtu, bunu kabul ediyordu, ama şunu da kabul ediyordu, gördüğü onca eziyete rağmen ne insan ne hayvan, kimseye bir kastı olmamıştı. (...) Fenalık etmekten ısrarla çekinir, mecbur kalmadıkça insan olsun hayvan olsun kimseye ilişmez, bırak ilişmeyi, yan gözle bile bakmazdı.”
Üç köpeğin, arafta bir merhumun, bir düz dünyacı meleğin, bir de apartman sakinlerinin hikâyesi bu.
Köpeklerden biri “nasıl temiz, nasıl saf, nasıl güzel avanak” bir kara azman... Biri Angara’nın cello bello takımından bir beyaz... Biri yürek yakan bir âfet. Böyle bir üçlü çete.
Araftakinin dünyası ahireti birbirine dolanmış, feleğini şaşırmış.
Apartman sakinleri ve dahi mahalle halkı, “recm şehvetine” kapılmış, “itlaf ekibi” duasına çıkmışçasına köpek taşlıyor.
Düz dünyacı melek, “kurt çakal bir, börtü böcek bir, çalı çiçek bir, dal budak bir, ağaç orman bir, orman insan bir, her şeyin bir” olduğunu anlatıyor sabırla.
Bütün bunların birbiriyle ne alakası var peki? İşte, düz dünya hikmeti.
1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim’den): Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008). Hikâyeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013).
Sezgin Kaymaz son romanında yine beni fethetti. Hikayeye başlamadan önceki ilk otuz sayfada felsefik dil kullanmadan varoluşun felsefesini dibine kadar anlatıyor. Romanda anlatımı yapan “Düz Dünyacı” bir melek veya cebrail, dinleyen ise takla atan dört çeker Porche’sinde ölmüş bir adam, aslında sonunda kim olduğunu anlayacağımız bu adamın şahsında tüm kötü insanlar.
Diğer kitaplarında olduğu gibi köpekler hikayenin kahramanları. Üç köpek, cins ve konumlarına uygun olarak konuşan ve insanlık öğreten hayvanlar. Sezgin Kaymaz dini konulara ve tasavvufa oldukça hakim, öncelikle hümanist sonra da solcu bir yazar. Bu özelliğini belki de hentbol antrenörlüğünün öğrettikleri ile harmanladığından hikayesini ortadan başlatıyor, sağ ve sol kanatlardan ataklarla destekliyor. Gollerini de mutlaka ters köşe yaparak atıyor.
Kendine özgü dili ve etkileyici kurgularıyla, insanı sarıp sarmalıyor. Bu kısa sayılacak romanı hüzünlü bitse de verdiği mesajlar ve dersler ile edebiyatımızda yepyeni bir yerde konumlanan S. Kaymaz’ın tüm kitaplarını okuyacağım.
İlk kez bir Sezgin Kaymaz kitabını okumam çok uzun sürdü. Hayatta en zor okuduğum kitaptı belki. Durdum, bıraktım, kendimi toparlamaya çalıştım, okumaya öyle devam ettim. Bitti ama ben de bittim.
Akşamdan sabaha üç sokak köpeğinin hikâyesini anlatıyor kitabımız ama o üç köpek biz oluyoruz, biz yaşıyoruz o saatleri.
İnsanın ciğerine kast ediyor yine Kaymaz. Bu roman pek çok diğer romanına göre daha kısa, daha keskin, sözünü biraz daha net söyleyen bir roman. Kalbimi bıraktım derler ya tam olarak öyle. Küfürlü diye eleştiren varsa çimuçin gibi dalmaya geldim ama neyse ki yoktu:)
Kitap benim deizm ve evrendeki tekamül anlayışıma çok uyuyor. Aşağıdaki metin yıllardır anlatmaya çalıştığım Tanrı konusunun bir özeti gibi adeta:
"Hikâyenin burasında biraz durmak, sadede bu radde yaklaşmışken şu hakikâtin altını çizmek isterim Kardeşim: Cennet cehennem falan deyip duruyorsun ya... Diyorsun ya cennette tek dertleri senin sonsuz libidona ve haşmetli ereksiyonuna hizmet etmek olan el değmemiş huriler gılmanlar olacakmış, kucağından inmeyecek, altından üstünden kalkmayacaklarmış, cehennemdeyse aman ha aman güneşten sıcak kor alevler, derini diri diri yüzüp karşında böğüre böğüre kahkaha atacak öcü gibi zebaniler olacakmış falan...
Deme.
Etme bu kötülüğü kendine, aklının ermediği şeylere aklın eriyormuş gibi yapma!
Kâinâtı var ettiğine inandığını söylediğin Allah'ı, düşünse düşünse senin düşündüğün kadar düşünebilen, görse görse senin gördüğün kadar görebilen, dese dese senin aferin diyeceğin şeylere aferin diyebilen, çekse çekse senin yuh çektiğin iş ve oluşlara yuh çekebilen, çalışsa çalışsa senin gibi ödülle cezayla taraftar toplamaya çalışabilen senin kadar aciz bir varlık olarak tasavvur etmekten vazgeç.
Bak uyarıyorum, sonu fenaya varır.
Kes artık şunu.
Nasıl? Cennet cehennem diye bir yerler yok mu? Ciddi miyim mi? Kitapta yazmıyor mu mu? Ben nasıl melek miyim mi?
Tamam yaa tamam, var, tamam, yazıyor, kitapta da yazıyor defterde de yazıyor, hii, evet evet."(s. 192)
uzun zamandır beni bu kadar huzursuz eden, merakta bırakan bir kitap okumamıştım sanırım. yazarla ilk tanışmam olduğu için başta diline alışmam zaman alsa da hikâyeye öyle kapıldım ki. her gün sokakta karşılaştığım köpeklerden biriymişim gibi hissettim. dokundu, öyle.
Neredeyse bütün külliyatını okuduğum Sezgin Kaymaz, son romanı “Düz Dünyacılar” da insanları lâyık oldukları yere bir kenara bırakıp köpekleri konuşturmuş. Ankara mahallelerinde üç köpek, arafta kalmış bir mevta ve hayvan düşmanı mahalleliler ile dümdüz bir dünya kurmuş. Tüm canlıların bir olduğu, hiç birinin diğerinden daha iyi ya da daha kötü, daha önemli ya da daha önemsiz olmadığı bir dünya.. Dümdüz işte… Değil evlerine barklarına, üzerinde yaşadıkları planete bile sığamayanlara, kendi küçük dünyalarını herşeyin üzerinde tutan, doymak bilmez fanilere, bu işlere hiç kafa yormayan kıymeti kendinden menkullere verip veriştirmiş. İyi de yapmış…Ellerine sağlık.. “Hatırlatayım… Kimileyin titrek bir el uzanır sana, düştüm tut da kalkayım diye uzanır. Hatırladın mı ? Hatırladın, evet, fitreni zekâtını tastamam verdiğini, hastaya çorbanı gönlün coşa coşa verdiğini gururla hatırladın, tebrik ederim. De işte, hatırlaya hatırlaya sencileyin insan hatırladın be kardeşim. Uzanan o titrek ellerin ucunda hep insan sûreti hatırladın, pislikten gözü kapanmış, çamurun içinde can çekişen bir kedi hatırlamadın, açlıktan kaburgaları derisini delmiş bir köpek hatırlamadın. Hatırlayamadın. Gene çuvalladın be kardeşim..!”
Ay allah senin belanı vermesin ya… içim çıktı, kalbim güm güm her sayfada, hele malum yer gelince ben sen bir ağla ay asla duramıyorum, dedim ne bu ya. Benim de bir bebeğim vardı o da golden retrieverdı, biz de Ankara’da yaşadık, ben Amerika’ya taşınınca Şeri’yi yakın bir arkadaşım evlat edindi, ve benim adım da Fuat. Ay dedim yeterr!! Dili inanılmaz güzel, insanlardan bir kez daha nefret ettim gerçekten. Bir de Timuçin’i okurken hep gözümde bir Zafer Algöz.. bu kitap benim canıma yetti. 🥹
İki köpeğim var. Birini sokaktan yavruyken kurtardım, öbürünü dayımın doğurduğu köpeğinin yavrularından evlat edindim, koynumda büyüttüm. Her gün içim eriyor yüzlerine baktıkça. Sezgin Kaymaz'ın daha önce Farfara'sı gibi sandım, bu kitabı elime aldığımda. Değilmiş, içim koptu yıkıldı üzüntüden bitiresiye. Bencileyin köpekçiler okumadan evvel iki defa düşünsün, yahut hemen arkadan şifa niyetine aynı yazarın Farfara'yı okusunlar. Bir golden retriever olan Betül'ün insanlara şapşalca güvenine sevgisine kadar (köpeklerimden biri golden, oradan biliyorum), çok gerçekçi bir roman. Hikayenin düzdünya tarafını bilemeyiz tabii, fakat umarım bir ilahi adalet vardır.
Ah ah derin icten bir ah Insanin acimasiz kotulugunun, vicdansizliginin dunyanin tek sahibi gibiymis gibi davranmasinin hikayesini anlatiyor. Bir hayvansever olarak okurken inci gibi gozyaslarim akti kalbimi derinden yaraladi Betul,Nejat ve Timucin'in hikayesi. Bu kadar kotuluk fazla diyecek oldum ama gercek hayatta daha da kotu hikayelerin oldugunu duydugumdan insan olmaktan utandigim anlar oldu yine.
Tam da konunun gündemine denk gelmesi açısından okumakta zorlandığım bir kitap oldu. Romanda, insanların yaptıkları karşısında oldukça duygusal hiasedişimden bahsediyorum. Külliyatına hakim olduğum için yine de okumayı dilediğim bir kitaptı, lakin ilk kez Sezgin Kaymaz okuyacaklar bu kitapla başlamamalı.
Sezgin Bey'in hikaye anlatmaktaki ustalığı zaten tartışmasız. ama bu sefer insan denilen varlığın vahşiliğini, acımasızlığını, rezilliğini öyle bir anlatmış ki. ağlamadan, utanmadan okumak mümkün değil. çok yaşayın Sezgin Hocam, varolun.
Bazı kitaplar vardır, etkisini uzun süre üzerinizden atamazsınız, okurken hayatınız gözlerinizin önünden film şeridi gibi geçer. Unutulmaz! Düz Dünyacılar’da bu kitaplardan biri. Düşünmeden aldığımız kararların bizi etkilemese de, fark etmesek de sonuçları üzerine kalbe dokunan bir anlatı.
Kitaptan tek bir alıntım var bu defa, eseri okumayanların hiçbir şey anlamayacağı, okuyanların boğazına düğümlenen o cümle, Nejat’ın o haykırışı: Betüüüüüüüüüüüüllllllll
Ölmeden okunacaklar diye bir listeniz varsa bu kitap o listenin tepesinde bir yerde olmalı. Eyyorlamam bu kadar.
Nietsche'nin bir sözü geldi aklıma: Hayvan olmak için mükemmel olmak gerekir. Terki dünya edenler eğer kamil insan olmamışlarsa tekrar dünyaya gelip tekrar sınavdan geçecekler. Tabi ki, gelmeden önce tüm yaşadıkları ve öğrendikleri sıfırlandıktan sonra dünyaya geri gönderiliyor. Dünyaya dümdüz gönderiliyor. Dünyadan gelenlere de dümdüz bakıyorlar. Sonunda bir ödül var diye kamil insan olmaya çalışmak bu yolda çaba sarf etmek doğru bir şey değil. Kamil insan olmanın kendisi amacımız olmalı. Kitapta üç kafadar köpeğin başına gelenler de anlatılıyor. Betül, sahibi tarafından terkedilmiş bir golden olup insanlara yine de tam bir güven ve sevgi beslemektedir. Nejat ise azmani boyutlarıyla insanları korkutan ve sürekli eziyet gören bir köpek. Çetenin üçüncüsü ise Timuçin isimli bitirim bir köpek. Yazarın bir diğer kitabı (Nefha) melekler arasında geçiyordu. Köpek ise nerdeyse tüm kitabında olmazsa olmaz unsur; hem de konuşan köpekler. Bu son kitabında çok güzel dialoglar ve bakış açıları var. Türkiye'den en sevdiğim iki yazar İhsan Oktay Anar ve Sezgin Kaymaz. İkisinin de tüm kitaplarını okumuş durumdayız. Kendilerinden yeni eserler üretmelerini bekliyorum.
Arafta kalmış bir insan, onunla konuşan Düz Dünyacı bir melek ve üç sokak köpeğinin hikâyesi... Sezgin Bey'in her kitabında olduğu gibi yine bir yanım çok keyif alırken diğer yanım duygular içinde kayboldu. Köpekleri mi insanlaştırmış, insanları mı köpekleştirmiş orayı siz düşünün okurken. Canım hayvanlar ve rezil insanlar. Sezgin Kaymaz'ın bu dünyaya bakışını çok seviyorum. Tavsiyedir. =)
Sezgin Kaymaz’ın gözünden bakabilmeyi, onun kalbi gibi bir kalple dünyayı kucaklayabilmeyi çok isterdim. Yazdıklarının, insanın vahşiliğinin, eksiği var fazlası yok. Bakınız #gebzekatliamı
Boğazımda bir düğüm, içimde patlayan öfkemle bir kez daha insan soyundan nefret ettim…
Bak kardeşim, şu kâinatta her ne şey var ise var olan diğer herhangi bir şeyden ötürü var. Birbirinin tamamlayıcısı, devamıdır şeyler. Bütün mekânlar bir ve bütün, bütün mekânlar tek ve yekmekân, bütün mekanlar yok ve lâmekândır. Her şey birdir, çünkü her şey bir minnacık şeyden gelir, dağ taş bilir bunu çayır çimen bilir, yayla yatak bilir, bulak koytak bilir, ova deniz bilir, canlı cansız her nesne bilir. Hepsinin sebebi-i memâtı olan sen hariç. Sebeb-i hayat olabilirdin halbuki. Olmadın. Utan! Varoluş denen yığma duvarın birbirini itmeyen, tutmayan, birbirine koltuk çıkmayan tuğlası yoktur Kardeşim. Ne olur oynatma şunları yerinden, harçlarını kazıma, kirişlerini kırpma, kolonlarını budama. Uyan! Sezgin KAYMAZ
Bunun üstüne ne denir bilmiyorum. Kalemine, emeğine, yüreğine, kelimelerine sağlık Sezgin KAYMAZ
Tek kelimeyle mukemmel. Yazarin bir cok romanini okudum. Dilini ve kurgularini hep begenmisimdir ama bu romani cok daha fazla sevdim. Sonlarda katilircasina hungur hungur agladim. Herkes okumali.
3 köpeğin gözünden insanların çirkeflikleri ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.Bu kadar güzel de ancak Sezgin Kaymaz anlatabilirdi. Bu kitabı okuyup da köpeklere,kedilere, yaratılan tüm canlılara bakış açısını değiştirmeyen kalbi kötü,beyni kör insanlardır.Ancak Düz dünyacının gözünden hiç birisi kaçmayacaktır.
Umarım sokaklardaki ve barınaklardaki tüm canların yüzü güler. Fuat'lerden ve tüm acımasızlardan esirgenir tüm Betül-Servinaz, Nejat ve Timuçinler. Terkedildiği için annem ve babamın sahiplendiği ve çocukluktan gençliğe geçerken hayatımın 14,5 yılında bana kardeş olan Peggy, eşimle daha evlenmemişken barınaktan sahiplendiğimiz bize 8 yıl evlat olan ama kansere yenik düşen Rom, ve şimdi de 8 kiloluk bedeniyle hiç bir yere sığdırılamayan barınaktan geçici yuvaya uzanan hayatıyla şu an ailemizin minik kızı olan Raven adına SATIN ALMA SAHİPLEN!
Okudukça içim acıyordu, her ara verdiğimde tekrar elime almakta zorlanmam bundan, bitirdiğimde başımı masaya koyup ağlamamın sebebi sensin Çümüçün, hangi roman karakteriyle arkadaş olmak istersin sorusuna hep “iyinin ve kötünün ötesindeki yerde ben Çeto ve Hüdai Nabit Ağa ile buluşacağım” diyordum, şimdi orada seni de bekliyorum. Yaşasın Betüllerin, Nejatların, Çümüçünlerin onurlu mücadelesi, var olasın Sezgin Kaymaz💜
Yazara ait okuduğum ilk kitaptı. Keyifli ve öğretici dili, hikayenin özü, kitapta yazarın yaptığı alıntılar.. Hepsi tam tadındaydı. Bittiğinde var olan ağlama isteğimi nereye koyacağımı bilemedim. Varlıkla, var olmakla ilgili güzel bir kitaptı.